Kusur Arama Hastalığı

Lefty

Aktif üye
Çağımızın en önemli sorunlarından birisi, sosyal medyanın da hayatımıza girmesi ile beraber kusursuz olmaya zorlanmak ya da var olmayan kusurları varmış gibi gösterenlerin, taciz ve baskısına maruz kalmaktır.

Oyuncu Hazar Ergüçlü (25) bu baskının en son mağdurlarından birisi olarak, haklı olarak isyan etti çünkü mutlu yaşamını kıskananların, onu da kendi mutsuzluklarına çekmek için uğraşmalarına artık katlanamamaya başladı.

Mutsuz ve karamsar insanların ne yazık ki başka insanlara zararı çok büyüktür. Kendi mutsuzluklarının içine başkalarını da çekebilmek için sürekli kusur arar veya haksız eleştirilerde bulunurlar. Başkalarının hayatına sürekli burnunu sokan ve kusur arayan bu tiplerden uzak kalmak en güzel çözümdür. Sizin ruh halinizi bozmalarına asla izin vermemeli ve bildiğiniz yoldan dönmemelisiniz.

Mevlana'nın da dediği gibi: "Kusur bulmak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun. Kusuru örtmeyi marifet edin kendine, işte o zaman kusursuz olursun."

Estetik ve güzel-yakışıklı görünüm baskısı ile insanlar sürekli birbirinin aynı görünmeye zorlanıyor. Dışarıda karşımdan gelenler; sanki aynı mağazadan giyinmiş gibiler ya da aynı saç şekline sahip oluyorlar çünkü özgünlük yok olmuş durumda.

İnsanlar sadece görsellikten ibaret değildir, karakter güzelliği ve donanımlı olmak çok daha önemlidir fakat ne yazık ki bu değerler yok edilmeye çalışılıyor.

Hazar Ergüçlü, 25 yaşında olmasına rağmen sahip olduğu mimik çizgileri sebebi ile eleştiriliyor ve botoks yaptırması tavsiye ediliyormuş. Bu kadar genç bir insana bu öneriyi yapanların, kendi beyinlerine estetik yaptırması çok daha sağlıklı olacaktır.

İnsanlar kendini nasıl mutlu ve rahat hissediyorsa öyle yaşamalıdır, başkalarının kendi takıntılarını sizlere empoze etmeye çalışmasına asla izin vermeyiniz.

*****
Hazar Ergüçlü: Ben de herkes kadar özgürüm
Yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Ahlat Ağacı’ filmindeki Hatice karakteriyle izleyicide derin bir iz bırakan Hazar Ergüçlü, henüz 25 yaşında, genç bir sanatçı. Ergüçlü, “Birtakım doğrular var, onlardan değilsen yanlışsın. Yanlış değilim. Herkes kadar özgürüm. Asla uyumlu, hanım hanımcık biri olmayacağım” diyor.

‘Bizi var eden şey farklılıklarımız’
Bedeninizle ilgili zorbalıklarla karşılaştınız mı; daha zayıf olmanız, daha çok makyaj yapmanız istendi mi hiç?

Maalesef. Bundan kaçamıyoruz. Bizi var eden şeylerin, farklarımız olduğunu görmezden geliyorlar. Bir dar kalıp var. Eğer onun içinde değilsen star olamazsın. Bana hiç tanımadığım bir kadın gelip “Gördüm yalnız hiç de fit değilsin. Kilo almışsın, göbeğin var bayağı” dedi mesela. Bu bir kadın! Beni izliyorsun diye bana bunu söyleme hakkı buluyorsun. Ben yanımdan geçen adam koluma çarptığında dönüp özür diliyorum. Sen bu hakkı nereden kendinde bulabiliyorsun?

Bu nasıl etkiliyor sizi?
Benim de gerçeklik algım son derece deforme olduğu için, dışarıdan gelen saldırılara çok açık biri olduğum için sürekli diyetlerle boğuşuyorum. Bir ara yüzümdeki çizgilere taktılar mesela, ben de “Çok güldüğüm için çizgilerim var” diyordum. Botoks mu yaptırayım yani? Yaptırmayacağım. Estetiğe direniyorum, direneceğim. Ben olacaksam bunlarla olmalıyım. Neden bu çirkinlik olarak algılanıyor, neden 50 kat filtre atılıyor suratıma, neden photoshop içinde tanınmaz halde buluyoruz kendimizi? Neyse ki o algı özellikle dergi kapaklarında, reklam filmlerinde kırılmış durumda. Bakın, kimin sizin için imaj yarattığı çok önemli bir soru.

Hazar Ergüçlü: Ben de herkes kadar özgürüm - Cumhuriyet Kültür-Sanat Haberleri

 

M3CSL

Üye
Sosyal darvinizmin, batı kültürünün etkileri.İnsanlar birbirini rakip görüyor.Kıskanıyor,farklılıklara saygı birmiş.
 

Lefty

Aktif üye
Sosyal darvinizmin, batı kültürünün etkileri.İnsanlar birbirini rakip görüyor.Kıskanıyor,farklılıklara saygı birmiş.
Farklılıklara tahammül etmek çok büyük olgunluk ve eğitim düzeyi ister yoksa bu örnekte gördüğümüz gibi bir oyuncuyu; oyunculuk yeteneği ile değil de dış görünüşü ile değerlendiren, eleştiren bir kitle çıkar karşımıza.
Oysa ki bir oyuncunun kilo alıp-vermesi ya da yüzündeki kırışıklık önemli değildir, önemli olan yeteneğidir ve manken bile olsa bu tip eleştiriler yapmak haksızlıktır, kaldı ki manken kilo alırsa, büyük beden mankenlik yapar, bu kadar basit.

Görsellik takıntısı ile sürekli insanlarda kusur arayanlar, karşıdaki kişinin nasıl bir insan olduğuna ya da karakterine bakmazlar sadece kafalarındaki algıya göre haksız değerlendirme yaparlar.

Nice tiyatro oyuncuları var, hiçbiri sıfır beden olmadığı gibi yakışıklı ya da güzel görünmek zorunda da değiller, onlar oyunculukları ile varlık gösterirler, fizikleri ile değil.

Sıradan insanlarımız da bu yaratılan sahte algıya direnmeli, sağlıklı olduğu sürece başkalarının lafı ile huzurunu bozmamalıdır. İnsanların kendi kafalarından uydurdukları kalıplara uymak zorunda olmadıklarını bilmeli ve özgünlüklerini ne pahasına olursa olsun korumalılardır.

 
Son düzenleme:

Lefty

Aktif üye
Haziran ayının başında, Buse Terim de benzer bir isyanda bulunmuştu. Onu da doğum sırasında aldığı kilolar için eleştirmişler ve kendisi de bu duruma çok üzülerek, sosyal medya üzerinden açıklama yapmak zorunda kalmıştı.

İnsanlar bu hayatta başkalarının kafasındaki imaj ile var olmak zorunda değiller fakat bazı takıntılı ve kompleksli insanlar, herkesi kendileri gibi zannettikleri için bu önemsiz detaylar ile insanları yaralamaya çalışıyorlar.

Sosyal medya üzerinden insanların özel hayatına karışan bu tipler yüzünden de çoğu insan hesabını kapatıyor.

İnternet harici de insanlara belli kalıpları dayatmaya çalışanlar var tabii ki ve sürekli bir yerden karşımıza çıkıyorlar. Bu insanlardan uzak durmak en sağlıklısı olacaktır çünkü anlatsanız da anlamayacak kadar dar bir zihniyete sahipler...

Kendi problemli düşünceleri sebebi ile başka insanlara yüklenip, onları mutsuz etmeye çalışan bu insanlar, dilerim bir gün hatalarını fark ederler.


***

Buse Terim'in doğum kiloları takipçilerini ikiye böldü.
Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim'in kızı Buse Terim nisan ayında ikinci bebeği Naz'ı dünyaya getirmişti. Buse Terim'in son videosundaki görüntüsü takipçilerini doğum kilolarıyla ilgili ikiye böldü.

İşte o yorumlar:

*Çok kilo almışsın.

*Yahu size ne kadınım kilosundan herkes 90 60 90 olmak zorunda mı incecik bir beli mi olmalı belki kadın rahatsız aldığı kiloyu veremiyor belki vermek istemiyor kendini böyle beğeniyor milletin ağzı torba değil büzülmüyor.

*Tanrim bu nasil bir kilo almaktir :/

*Elestiriler korkunc çocuk onun kilo onun zayiflayacak olan o ister zayiflar ister zayıflamaz nedir bu dayatma arkadas.lafi sokunca mutlu oldunuz mu? Size yapılsa hoşunuza gider mi ? Takipcisi olmaniz laf sokmanizi mi gerektirir biraz saygi ya

*Ne biçim insanlarsınız ne biçim yorum yapıyosunuz size ne milletin kilosundan yeni doğum yapmış bi anneye söyledikleri lafa bak. Kadının güzelliği yeter.

Buse Terim'in doğum kiloları takipçilerini ikiye böldü - Son Dakika Haberleri

***

"Bugün saçımdaki ilk beyazı gördükten sonra biraz size içimi dökmek istedim. Burada var olmaya başladığım günden beri fiziksel görüntüm hakkında yorum yapanlara kısaca bir son 3 senemi özetlemek istiyorum. 26 yaşında yani bundan 2 sene önce ilk kızımı doğurdum, onu 6 ay emzirdim, tam büyütme safhasına geçmişken yeniden hamile olduğumu öğrendim, sil baştan henüz hormonlarım kendini toparlamamışken aynı yola yeniden girdim. Hamilelik uzaktan çok eğlenceli gözükse de bir kadın için tamamen değişim demektir. Ben bu değişimi 1 sene arayla iki kez yaşadım. İkinci kızımı 50 gün önce kucağıma aldım, şu anda onu da emziriyorum. Sizin için uzaktan çok şahane gözüken o hayatımın içerisinde bir yandan kendi kurduğum işimi yürütmeye, benimle birlikte çalışan 10 tane genç arkadaşım için para kazanmaya ve üretmeye çalışıyorum. Elbette bana yardım edenler var ama 28 yaşında bu kadar yakın iki çocuk annesi olmak ve bu süreçte hep ayakta kalıp hem evimi, hem işimi, hem çocuklarımı hemde tüm hayatımı idare etmek hiç kolay olmuyor bazen. Biz kadınların hayat boyu omuzlarında taşıdığı yükler hep ağır değil mi zaten? Hiç birimizin hayatı dışarıdan göründüğü gibi değil ve hiç birimiz özellikle kadınlar bu mecrada acımasızca yorum yapılmayı hak etmiyoruz. Yeni çıkacak beyazlarıma ve size sevgilerimle." Buse Terim

 

elbiss

Yeni üye
Benim bildiğim insan önce kendisi için hayatına daim olur Sonrasında ise etrafına yaşam enerjisi katar kanaatındeyım. kendisini bilen bir insanın başkalarının dediklerine kulak asmaması bence oldukça önemli

Kusur yada hata her ınsanda olabilir önemli olan böyle süreçleri olumlu ve pozitif bir akış içerisinde değerlendirebilmek diye düşünüyorum..

Eleştiriler günlük hayat içerisinde her daim olabilir nitelikte önemli olan eleştirileri dinlemek belki ama son kararı yine kişinin kendisi verebilmesidir ve en önemlisi kişi kendini nasıl mutlu hissediyorsa bence hayatına o şekilde mutlu bir şekilde devam edebilmesidir diye düşünüyorum..

Böyle.
 

Lefty

Aktif üye
Benim bildiğim insan önce kendisi için hayatına daim olur Sonrasında ise etrafına yaşam enerjisi katar kanaatındeyım. kendisini bilen bir insanın başkalarının dediklerine kulak asmaması bence oldukça önemli

Kusur yada hata her ınsanda olabilir önemli olan böyle süreçleri olumlu ve pozitif bir akış içerisinde değerlendirebilmek diye düşünüyorum..

Eleştiriler günlük hayat içerisinde her daim olabilir nitelikte önemli olan eleştirileri dinlemek belki ama son kararı yine kişinin kendisi verebilmesidir ve en önemlisi kişi kendini nasıl mutlu hissediyorsa bence hayatına o şekilde mutlu bir şekilde devam edebilmesidir diye düşünüyorum..Böyle.
Kalbi kararmış ve kötülükle beslenen insanlar için bu yazdıklarınız geçerli olmuyor. Yapıcı olmak gerekir, yıkmak kolay olandır fakat çoğu insan fesat bir zihin yapısı ile başka insanları mutsuz etmeye çalışmaktan zevk alıyor. Başkalarının sahip olduklarını ya da mutluluğunu kıskandıkları için böyle davranıyorlar genelde ya da farkında olmadan kendi saplantılarını yansıtıyorlar. Kendi yaşamımdan bir örnek vermek isterim;

Bir bayan arkadaşım vardı, erkek arkadaşı ile beraber kahvaltıya gittik. Ben ve erkek arkadaşı rahatça kahvaltı yaparken, bu bayan arkadaş lokmalarımızı saymaya ve yediğimizin kalorisini söylemeye başladı, tabii ki ikimiz de rahatsız olduk. İşi daha da ileri götürüp, erkek arkadaşına kilo alırsa onu terk edeceğini söyledi ve doğal olarak kahvaltı kabusa dönüştü. Erkek arkadaşı hesabı ödedi ve masadan sadece bana veda ederek kalkıp gitti, giderken de arkadaşıma "Beni bir daha sakın arama." dedi. Arkadaşım şok oldu ve yaptığı yanlışı bile anlamadı. Kendisi genel olarak salata ve kalorisiz beslendiği için herkesten bunu beklemesi bencillikti ve sonradan öğrendim ki her yemekte aynı şeyi yapıyormuş. Kimse başkası gibi yaşamaya mecbur değildir, siz kendi kurallarınızı ya da takıntılarınızı başkasına dayatmaya çalışırsanız itici olmaya başlarsınız ve çevrenizde insan kalmaz.

Kısacası her insan sıfır beden dolaşmak, güzel-yakışıklı algısına uymak ya da spor salonunda sabahlamak zorunda değildir, bu tip dayatmaları yapanlar kendilerinde sorun olduğunu fark etmelilerdir. İnsanların sempatik ve iyi niyetli tavırları, şımarık ve kasıntı tiplerden çok daha fazla ilgi görür.
Çoğu insan iş-güç derdinde ya da daha farklı konulara kafa yorarken bu detaylarla ile zaman çalanlar, komik ve itici görünüyorlar.


***
Başkalarının Olumsuzluklarını Size Yansıtmalarına İzin Vermeyin

Şu hayatta hiç eleştirilmeyen biri olmuş mudur acaba? Hepimiz, hayatımızın bir noktasında, işimizi, yaşam tarzımızı ya da sahip olduğumuz karakteri kıskanan veya kafalarından geçen kötülükleri ve olumsuzlukları bize yansıtmak isteyen insanlar ile karşılaşmışızdır. Belki de sizin bile başkalarına bu göz ile bakmışlığınız olmuştur.

“En kötü düşmanlarınız bile, size kendi düşünceleriniz kadar zarar veremez.”Buddha

Eleştiri bize çok zarar verebilir. O günün şartlarına ve kendimize olan saygımıza bağlı olarak, bunu görmezden gelebilir veya bizi incitmesine engel olamayabiliriz. Evet, size karşı yöneltilen tüm o olumsuzlukların, sizi nasıl etkileyeceğine karar verecek olan yine sizsiniz. Başkalarının davranışlarını kontrol edemediğiniz için ancak bunların sizi ne kadar etkileyebileceğini kontrol edebilirsiniz.

Sizi eleştiren insan kendini anlatmış olur
Hepimiz birbirimiz ile aynı değiliz. Belki en yakın arkadaşınız, başkalarının kendisine yöneltmiş olduğu eleştiriyi takmazken, siz bu durumdan etkilenebilirsiniz. Bunu değiştirmek için, durumu doğru bir perspektiften görmeye başlamanız önemlidir. Neden sizi incitmek için birileri sizi eleştirir ki? Belki de sizi eleştiren insan, kendisini tanımlayan kriterleri eleştiriyordur.

Sık sık kendi güvensizliklerimizi ve korkularımızı başkalarına yansıtırız. Başkalarına zehirli oklar fırlatma ihtiyacımız, kendimize dair kapanmamış davalarımız, ulaşılamamış hedeflerimizden gelir. Bu şekilde, başkalarını eleştirerek kendimiz hakkında daha iyi şeyler hissetmeye çalışıyoruz. Sorunu çözmek yerine, ondan kaçtığımızı fark etmiyoruz.

Bir insan aklındaki tüm olumsuzlukları sizin üstünüze yıkmaya çalıştığı zaman, bunun bir savunma mekanizması olduğunu düşünün. Bu kişi, kendine ait olan tüm dürtülerden, eylemlerden ve düşüncelerden sıyrılmaya çalışıyor. İçten gelen bu olumsuzluk hali, onu, sorunlarının üstesinden gelmeye uzaklaştırarak, onları kabul edip çözmek yerine sizin üzerinize yönlendiriyor.

“Kötü düşüncelerden, bana zarar veren insanlardan ve benim için iyi olmayan şeylerden uzak durduğum bir beslenme programım var.” Paulo Coelho

Şimdi bilinen bir soruna göz atalım. Romantik ilişkileri düşünün, buradaki çiftlerden biri, diğer kişiyi, herhangi bir kanıtı olmadan sadakatsizlikle suçlar. Bu durum için birçok açıklama yapılabilir. Bu durumda olan şey ise, somut olarak, suçlama yapan kişinin, sadakatsizliğe yönelik düşüncelere sahip olması, ancak bu düşünceleri olumsuz saydığı için kabul etmemesidir. Kendilerini daha iyi hissetme ihtiyacı duyduklarından, güvensizlik hallerini, eşlerine yansıtmayı tercih etmektedirler. Onlara, kendilerinin nasıl başa çıkacaklarını bilmedikleri ve korktukları düşüncelerini yansıtırlar. Ancak burada önemli olan şey, aslında bu duruma nasıl tepki vereceğinizidir. Üzerinize yönetilen tüm bu olumsuzluğun hepsinin sizi ele geçirmesine izin mi vereceksiniz? Size zarar veren sözcüklerden başka ağzından bir laf çıkmayan o insancığın yanınızda durmasına izin verirseniz, eğer yapmak istemediğiniz halde, bir işi yapmayı kabul ederseniz, sizi içinizden çıkamayacağınız bir çukura sokmak ve eleştirmek için başkalarının emirlerine boyun eğmiş olursunuz.

Olumsuzluğa karşı koymayı öğrenin
Bazen size kabaca davranan biri karşısında sakin kalmak zordur. Bununla birlikte, bu durumda bir çaba sarf etmeniz gerekli çünkü bunu yapmak, karşınızdaki kişinin korkularının ve güvensizliklerinin sizi etkilemesine engel olmak için dayanabileceğiniz en sağlam temel olacaktır. Bu şekilde, onların neden o şekilde davranmalarını daha sağlıklı bir şekilde analiz edebileceksiniz. En iyi durum senaryosunda, bu sorundan olumlu bir şey bile çıkarabilirsiniz.

Bu tür durumlar da fazla endişe yapmamanın en iyi yol olduğunu biliyor musunuz? Cevap olarak, gülmek size aptalca gelebilir, ancak kullanabileceğiniz önemli bir araç olacaktır. Zor bir zamanda bir gülümseme, ister inanın ister inanmayın, bize yardımcı olabilir. Bugün bunu uygulamaya başlayın ve her eleştirinin ya da kararın duygusal olarak size daha az etkisi olacağını öğreneceksiniz.

Aynı şekilde unutmayın ki size karşı yöneltilen bir eleştiri sadece bir fikirdir. Bu nedenle, herkesin bir durum veya bir eylem hakkında aynı görüşe sahip olabileceğinden, bu eleştiri sizi çok fazla etkilememelidir. Dahası, birileri sizin ile ilgili herhangi bir fikri olmadan sizi kaç kez eleştirmiştir? Bir düşünün bakalım.

Sizi eleştiren kişinin nasıl davrandığına da dikkat etmeniz sizin için çok önemlidir. Normalde, ihtiyaçlarını veya düşüncelerini başkalarına yansıtan insanlar çok duygusaldır. Sözleri, her şeyin gerçekte olduğundan çok daha ciddi görünmesine neden olan duygularla dolup taşar.

“Eleştiri ile ilgili en iyi şey, zarar verme arzusuna değil, yargılama özgürlüğüne tepki vermesidir.” Fernando Sánchez Dragó

Durum böyle olduğunda, sözleri size değil, kendilerine yönelik biriyle uğraşıyorsunuz demektir. Onların korkuları ve güvensizlikleri sizin üzerinize yansıtılıyor, ancak herhangi bir sorununuz ya da yanlış yaptığınız bir şey yok. Haklı olmadıklarını göremeyecek kadar korkak olan bu kimseler, düşünceleri ile boğuşup duruyorlar.

Hayatınız boyunca bu tarife uyan birçok insana rastlarsınız. Çoğu, sadece olumsuzluklar ile değil, aynı zamanda size zarar verecek duygular ve hislerle hayatınızı doldurabilecek zehirli insanlar olacaktır. Buna izin vermemek için en iyi yol sakin kalmak ve kendinize güvenmektir. Dedikleri her zaman doğru değildir, fakat bazen bu durum, kendilerine dair korkuları ve rahatsızlıklarının birer meyvesidir.

https://aklinizikesfedin.com/baskalarinin-olumsuzluklarini-size-yansitmalarina-izin-vermeyin/
 

elbiss

Yeni üye
Kalbi kararmış ve kötülükle beslenen insanlar için bu yazdıklarınız geçerli olmuyor. Yapıcı olmak gerekir, yıkmak kolay olandır fakat çoğu insan fesat bir zihin yapısı ile başka insanları mutsuz etmeye çalışmaktan zevk alıyor. Başkalarının sahip olduklarını ya da mutluluğunu kıskandıkları için böyle davranıyorlar genelde ya da farkında olmadan kendi saplantılarını yansıtıyorlar. Kendi yaşamımdan bir örnek vermek isterim;

Bir bayan arkadaşım vardı, erkek arkadaşı ile beraber kahvaltıya gittik. Ben ve erkek arkadaşı rahatça kahvaltı yaparken, bu bayan arkadaş lokmalarımızı saymaya ve yediğimizin kalorisini söylemeye başladı, tabii ki ikimiz de rahatsız olduk. İşi daha da ileri götürüp, erkek arkadaşına kilo alırsa onu terk edeceğini söyledi ve doğal olarak kahvaltı kabusa dönüştü. Erkek arkadaşı hesabı ödedi ve masadan sadece bana veda ederek kalkıp gitti, giderken de arkadaşıma "Beni bir daha sakın arama." dedi. Arkadaşım şok oldu ve yaptığı yanlışı bile anlamadı. Kendisi genel olarak salata ve kalorisiz beslendiği için herkesten bunu beklemesi bencillikti ve sonradan öğrendim ki her yemekte aynı şeyi yapıyormuş. Kimse başkası gibi yaşamaya mecbur değildir, siz kendi kurallarınızı ya da takıntılarınızı başkasına dayatmaya çalışırsanız itici olmaya başlarsınız ve çevrenizde insan kalmaz.

Kısacası her insan sıfır beden dolaşmak, güzel-yakışıklı algısına uymak ya da spor salonunda sabahlamak zorunda değildir, bu tip dayatmaları yapanlar kendilerinde sorun olduğunu fark etmelilerdir. İnsanların sempatik ve iyi niyetli tavırları, şımarık ve kasıntı tiplerden çok daha fazla ilgi görür.
Çoğu insan iş-güç derdinde ya da daha farklı konulara kafa yorarken bu detaylarla ile zaman çalanlar, komik ve itici görünüyorlar.


***
Başkalarının Olumsuzluklarını Size Yansıtmalarına İzin Vermeyin

Şu hayatta hiç eleştirilmeyen biri olmuş mudur acaba? Hepimiz, hayatımızın bir noktasında, işimizi, yaşam tarzımızı ya da sahip olduğumuz karakteri kıskanan veya kafalarından geçen kötülükleri ve olumsuzlukları bize yansıtmak isteyen insanlar ile karşılaşmışızdır. Belki de sizin bile başkalarına bu göz ile bakmışlığınız olmuştur.

“En kötü düşmanlarınız bile, size kendi düşünceleriniz kadar zarar veremez.”Buddha

Eleştiri bize çok zarar verebilir. O günün şartlarına ve kendimize olan saygımıza bağlı olarak, bunu görmezden gelebilir veya bizi incitmesine engel olamayabiliriz. Evet, size karşı yöneltilen tüm o olumsuzlukların, sizi nasıl etkileyeceğine karar verecek olan yine sizsiniz. Başkalarının davranışlarını kontrol edemediğiniz için ancak bunların sizi ne kadar etkileyebileceğini kontrol edebilirsiniz.

Sizi eleştiren insan kendini anlatmış olur
Hepimiz birbirimiz ile aynı değiliz. Belki en yakın arkadaşınız, başkalarının kendisine yöneltmiş olduğu eleştiriyi takmazken, siz bu durumdan etkilenebilirsiniz. Bunu değiştirmek için, durumu doğru bir perspektiften görmeye başlamanız önemlidir. Neden sizi incitmek için birileri sizi eleştirir ki? Belki de sizi eleştiren insan, kendisini tanımlayan kriterleri eleştiriyordur.

Sık sık kendi güvensizliklerimizi ve korkularımızı başkalarına yansıtırız. Başkalarına zehirli oklar fırlatma ihtiyacımız, kendimize dair kapanmamış davalarımız, ulaşılamamış hedeflerimizden gelir. Bu şekilde, başkalarını eleştirerek kendimiz hakkında daha iyi şeyler hissetmeye çalışıyoruz. Sorunu çözmek yerine, ondan kaçtığımızı fark etmiyoruz.

Bir insan aklındaki tüm olumsuzlukları sizin üstünüze yıkmaya çalıştığı zaman, bunun bir savunma mekanizması olduğunu düşünün. Bu kişi, kendine ait olan tüm dürtülerden, eylemlerden ve düşüncelerden sıyrılmaya çalışıyor. İçten gelen bu olumsuzluk hali, onu, sorunlarının üstesinden gelmeye uzaklaştırarak, onları kabul edip çözmek yerine sizin üzerinize yönlendiriyor.

“Kötü düşüncelerden, bana zarar veren insanlardan ve benim için iyi olmayan şeylerden uzak durduğum bir beslenme programım var.” Paulo Coelho

Şimdi bilinen bir soruna göz atalım. Romantik ilişkileri düşünün, buradaki çiftlerden biri, diğer kişiyi, herhangi bir kanıtı olmadan sadakatsizlikle suçlar. Bu durum için birçok açıklama yapılabilir. Bu durumda olan şey ise, somut olarak, suçlama yapan kişinin, sadakatsizliğe yönelik düşüncelere sahip olması, ancak bu düşünceleri olumsuz saydığı için kabul etmemesidir. Kendilerini daha iyi hissetme ihtiyacı duyduklarından, güvensizlik hallerini, eşlerine yansıtmayı tercih etmektedirler. Onlara, kendilerinin nasıl başa çıkacaklarını bilmedikleri ve korktukları düşüncelerini yansıtırlar. Ancak burada önemli olan şey, aslında bu duruma nasıl tepki vereceğinizidir. Üzerinize yönetilen tüm bu olumsuzluğun hepsinin sizi ele geçirmesine izin mi vereceksiniz? Size zarar veren sözcüklerden başka ağzından bir laf çıkmayan o insancığın yanınızda durmasına izin verirseniz, eğer yapmak istemediğiniz halde, bir işi yapmayı kabul ederseniz, sizi içinizden çıkamayacağınız bir çukura sokmak ve eleştirmek için başkalarının emirlerine boyun eğmiş olursunuz.

Olumsuzluğa karşı koymayı öğrenin
Bazen size kabaca davranan biri karşısında sakin kalmak zordur. Bununla birlikte, bu durumda bir çaba sarf etmeniz gerekli çünkü bunu yapmak, karşınızdaki kişinin korkularının ve güvensizliklerinin sizi etkilemesine engel olmak için dayanabileceğiniz en sağlam temel olacaktır. Bu şekilde, onların neden o şekilde davranmalarını daha sağlıklı bir şekilde analiz edebileceksiniz. En iyi durum senaryosunda, bu sorundan olumlu bir şey bile çıkarabilirsiniz.

Bu tür durumlar da fazla endişe yapmamanın en iyi yol olduğunu biliyor musunuz? Cevap olarak, gülmek size aptalca gelebilir, ancak kullanabileceğiniz önemli bir araç olacaktır. Zor bir zamanda bir gülümseme, ister inanın ister inanmayın, bize yardımcı olabilir. Bugün bunu uygulamaya başlayın ve her eleştirinin ya da kararın duygusal olarak size daha az etkisi olacağını öğreneceksiniz.

Aynı şekilde unutmayın ki size karşı yöneltilen bir eleştiri sadece bir fikirdir. Bu nedenle, herkesin bir durum veya bir eylem hakkında aynı görüşe sahip olabileceğinden, bu eleştiri sizi çok fazla etkilememelidir. Dahası, birileri sizin ile ilgili herhangi bir fikri olmadan sizi kaç kez eleştirmiştir? Bir düşünün bakalım.

Sizi eleştiren kişinin nasıl davrandığına da dikkat etmeniz sizin için çok önemlidir. Normalde, ihtiyaçlarını veya düşüncelerini başkalarına yansıtan insanlar çok duygusaldır. Sözleri, her şeyin gerçekte olduğundan çok daha ciddi görünmesine neden olan duygularla dolup taşar.

“Eleştiri ile ilgili en iyi şey, zarar verme arzusuna değil, yargılama özgürlüğüne tepki vermesidir.” Fernando Sánchez Dragó

Durum böyle olduğunda, sözleri size değil, kendilerine yönelik biriyle uğraşıyorsunuz demektir. Onların korkuları ve güvensizlikleri sizin üzerinize yansıtılıyor, ancak herhangi bir sorununuz ya da yanlış yaptığınız bir şey yok. Haklı olmadıklarını göremeyecek kadar korkak olan bu kimseler, düşünceleri ile boğuşup duruyorlar.

Hayatınız boyunca bu tarife uyan birçok insana rastlarsınız. Çoğu, sadece olumsuzluklar ile değil, aynı zamanda size zarar verecek duygular ve hislerle hayatınızı doldurabilecek zehirli insanlar olacaktır. Buna izin vermemek için en iyi yol sakin kalmak ve kendinize güvenmektir. Dedikleri her zaman doğru değildir, fakat bazen bu durum, kendilerine dair korkuları ve rahatsızlıklarının birer meyvesidir.

https://aklinizikesfedin.com/baskalarinin-olumsuzluklarini-size-yansitmalarina-izin-vermeyin/



Verdiğin örnek konusunda kızın yaptıgı durum aslında iyi niyetle başlayıp kabaca ve küstahca bir durum olmuş bu durumun kabul edilebilir bir yanı olması söz konusu bile olamaz...


Böyle bir durumda arkadaşınız aslında ruh ıkızıyle karşılaşmadıgı için hayatında bu anları yaşamış diyebilirim..


Kalbi kararmış ve egoları yüksek tavanda olan insanlar kötülük yapmaktan hoşlanırlar yada kötülük yaparlarken geçmişteki acılarını başkalarına yaşatıp rahatlamak isterler bu tarz insanlara sözler ve kelimeler kifayetsiz olur ...


Lakin kötüler oldugu kadarıyla iyilerinde oldugu bir dunya içerisinde yaşamaktayız belki denilebilinir ki iyiler dünyada az diye belki öyledir işin aslını bilemeyiz..


Lakin dünyada yaşam devam etmektedir hayatı yaşadıgımız süreç içerisinde yaşamı anlamaya yaşamın bize katıp sunduklarından istifade etmeye ve daim olabildiğince mutlu olabilmeye hayata pozitif gözle bakmalıyız....Hayat zor ve çetin ve bizi çogu zaman yorabiliyorda işte bu noktada önemli olan insanın kendi dünyasında iç huzuru ve güvenceyi, verebilmesidir diye düşünmekteyim bence insan önce kendiyle barışık olması ve kendisini iyi tanıması gerekir diye düşünmekteyim...


İnsan yaşarken yaşatmak için çabalarsa hayvanları canlıları ve insanlarıda sever ve yaşamını ona göre şekillendirir onca kötülük ve karanlık bulutlar içerisinde parıldayan bir fener olabilmek zordur işte insanın başarması gerekende bencede zor olanı başarabilmesidir diye düşünmekteyim..


İnsanın zoru başarmasındaki en güzel yol haritası ise bana göre düşüncesi ve kalbinin sesini dinlemesidir....Zorda kalana tekme atmak değil dogruyu göstererek el uzatıp kardeşleri aynı güzelliğe davet etmek bence en güzel olanıdır diye düşünmekteyim..


Böyle.
 

Lefty

Aktif üye
Verdiğin örnek konusunda kızın yaptıgı durum aslında iyi niyetle başlayıp kabaca ve küstahca bir durum olmuş bu durumun kabul edilebilir bir yanı olması söz konusu bile olamaz...
Böyle bir durumda arkadaşınız aslında ruh ıkızıyle karşılaşmadıgı için hayatında bu anları yaşamış diyebilirim..
Kalbi kararmış ve egoları yüksek tavanda olan insanlar kötülük yapmaktan hoşlanırlar yada kötülük yaparlarken geçmişteki acılarını başkalarına yaşatıp rahatlamak isterler bu tarz insanlara sözler ve kelimeler kifayetsiz olur ...
Lakin kötüler oldugu kadarıyla iyilerinde oldugu bir dunya içerisinde yaşamaktayız belki denilebilinir ki iyiler dünyada az diye belki öyledir işin aslını bilemeyiz..
Lakin dünyada yaşam devam etmektedir hayatı yaşadıgımız süreç içerisinde yaşamı anlamaya yaşamın bize katıp sunduklarından istifade etmeye ve daim olabildiğince mutlu olabilmeye hayata pozitif gözle bakmalıyız....Hayat zor ve çetin ve bizi çogu zaman yorabiliyorda işte bu noktada önemli olan insanın kendi dünyasında iç huzuru ve güvenceyi, verebilmesidir diye düşünmekteyim bence insan önce kendiyle barışık olması ve kendisini iyi tanıması gerekir diye düşünmekteyim...
İnsan yaşarken yaşatmak için çabalarsa hayvanları canlıları ve insanlarıda sever ve yaşamını ona göre şekillendirir onca kötülük ve karanlık bulutlar içerisinde parıldayan bir fener olabilmek zordur işte insanın başarması gerekende bencede zor olanı başarabilmesidir diye düşünmekteyim..
İnsanın zoru başarmasındaki en güzel yol haritası ise bana göre düşüncesi ve kalbinin sesini dinlemesidir....Zorda kalana tekme atmak değil dogruyu göstererek el uzatıp kardeşleri aynı güzelliğe davet etmek bence en güzel olanıdır diye düşünmekteyim..
Böyle.
İnsanların çevresinde kusur aramak yerine kendileri ile ilgilenmeleri gerekiyor ama çoğu insan için bu mümkün değil çünkü başkalarının moralini bozmaktan ya da olmayan şeyleri varmış gibi gösterip, birilerini incitmekten zevk alıyorlar.

İnsanları ya olduğu gibi kabul edecekseniz ya da sürekli eleştirecekseniz, uzak duracaksınız çünkü her insan olaylara sizin baktığınız açıdan bakmaya mecbur değildir. Sizi başka birisi olmaya zorlayan ya da kalıplara sokmaya çalışan şekilci insanlardan uzak durmanız, sağlığınız açısından çok faydalı olacaktır çünkü bu insanlar ömür törpüsüdür.

Kompleksleri olan insanlar sürekli bu durumu size yansıtırlar ve kusur sizde değil, onların zihnindedir.
 
Sn.Lefty biraz hanım sohbetine dönmüş ama beğendim sizin uslubunuz ve katılımcı arkadaslar konuya ayrı bir renk katmış konu ne,? eleştiri -kilolar- algı,güzellik takıntısı valla hepsi boş millet ekmek bulamıyor,okuyamıyor,sağlık hizmetlerinden faydalanamıyor umarım tez zamanda halkın gündemini paylaşırsınız...


Saygılarımla.......
 

Lefty

Aktif üye
Sn.Lefty biraz hanım sohbetine dönmüş ama beğendim sizin uslubunuz ve katılımcı arkadaslar konuya ayrı bir renk katmış konu ne,? eleştiri -kilolar- algı,güzellik takıntısı valla hepsi boş millet ekmek bulamıyor,okuyamıyor,sağlık hizmetlerinden faydalanamıyor umarım tez zamanda halkın gündemini paylaşırsınız...
Saygılarımla.......
Kusur arama hastalığı görsellik takıntısı üzerinden dönüyor ne yazık ki, bu sebeple bu çerçevede ele almak zorundayız. Boş olduğunu anlatmayı hedeflemiştik zaten...

Bahsettiğiniz konular da ayrı bir başlıkta ele alınabilir ve siz başlatırsınız, bizler de katkı sunarız.
 

elbiss

Yeni üye
İnsanların çevresinde kusur aramak yerine kendileri ile ilgilenmeleri gerekiyor ama çoğu insan için bu mümkün değil çünkü başkalarının moralini bozmaktan ya da olmayan şeyleri varmış gibi gösterip, birilerini incitmekten zevk alıyorlar.

İnsanları ya olduğu gibi kabul edecekseniz ya da sürekli eleştirecekseniz, uzak duracaksınız çünkü her insan olaylara sizin baktığınız açıdan bakmaya mecbur değildir. Sizi başka birisi olmaya zorlayan ya da kalıplara sokmaya çalışan şekilci insanlardan uzak durmanız, sağlığınız açısından çok faydalı olacaktır çünkü bu insanlar ömür törpüsüdür.

Kompleksleri olan insanlar sürekli bu durumu size yansıtırlar ve kusur sizde değil, onların zihnindedir.



Çok dogru ve guzel bir şekilde ifade etmişssin...İnsanların etrafında hayat dönüyor gibi olsada aslında her canlı önce kendinden sonrasında ise yakınlarından sorumludur....Her ne kadar yaşamımızı iş hayatı içerisinde ve sosyal yaşam üzerinden değerlendirip insanlar arasında olmayı ve yaşamayı düşünürsek bence insan önce kendiyle barışık olması gerektiğini düşünmekteyim...


İnsanın yaşam ömrü uzun gibi gözüksede aslında hızlı geçen ve kısa olan ömrümüzde kendi yaşam alanımız içerisinde olabildiğince barışık ve huzurlu olabilmeliyiz...Hayat ve yaşam içerisinde mücadele verebilmek kolay değil oldukça zorlu insanlarlada yada hayat içerisinde de mücadele vereceğiz önemli olan yılmak değil daim ayakta kalabilmek ve tıpkı onlar gibi seninde yaşam içerisinde dimdik kalabilmen gibidir..


Yaşamımızda hayat bize her zaman toz pempe olmuyor hayat içerisinde bir anda farklı senaryo ve durumlarada magruz kalabiliyor insan böyle durumlarda insanın en sıcak yuvası önce ailesi ve sonrasında ise yakındost ve akrabalarıdır diye düşünmekteyim...


Yaşam içerisinde mücadele verebilmek çok zordur her insanın düşünce yapısı ve algılaması bir değildir her insanın bakış açısı seninkiyle bir olamayabiliyor o yüzden demem o dur ki insan önce kendi yaşam alanında mutlu olabilmeli ve kendiyle barışık huzurlu olabilmeli diye düşünmekteyim



Lafın özü hayat devam ediyor o halde hayattan kıssaslar ve dersler çıkarıp yaşamımıza olabildiğince güzel devam edebilmeliyiz çünkü hayat bizim ve bu hayatı ancak biz şekillendirebiliriz bir başkası asla değil...


Böyle.
 

Lefty

Aktif üye
Çok dogru ve guzel bir şekilde ifade etmişssin...İnsanların etrafında hayat dönüyor gibi olsada aslında her canlı önce kendinden sonrasında ise yakınlarından sorumludur....Her ne kadar yaşamımızı iş hayatı içerisinde ve sosyal yaşam üzerinden değerlendirip insanlar arasında olmayı ve yaşamayı düşünürsek bence insan önce kendiyle barışık olması gerektiğini düşünmekteyim...

İnsanın yaşam ömrü uzun gibi gözüksede aslında hızlı geçen ve kısa olan ömrümüzde kendi yaşam alanımız içerisinde olabildiğince barışık ve huzurlu olabilmeliyiz...Hayat ve yaşam içerisinde mücadele verebilmek kolay değil oldukça zorlu insanlarlada yada hayat içerisinde de mücadele vereceğiz önemli olan yılmak değil daim ayakta kalabilmek ve tıpkı onlar gibi seninde yaşam içerisinde dimdik kalabilmen gibidir..

Yaşamımızda hayat bize her zaman toz pempe olmuyor hayat içerisinde bir anda farklı senaryo ve durumlarada magruz kalabiliyor insan böyle durumlarda insanın en sıcak yuvası önce ailesi ve sonrasında ise yakındost ve akrabalarıdır diye düşünmekteyim...

Yaşam içerisinde mücadele verebilmek çok zordur her insanın düşünce yapısı ve algılaması bir değildir her insanın bakış açısı seninkiyle bir olamayabiliyor o yüzden demem o dur ki insan önce kendi yaşam alanında mutlu olabilmeli ve kendiyle barışık huzurlu olabilmeli diye düşünmekteyim

Lafın özü hayat devam ediyor o halde hayattan kıssaslar ve dersler çıkarıp yaşamımıza olabildiğince güzel devam edebilmeliyiz çünkü hayat bizim ve bu hayatı ancak biz şekillendirebiliriz bir başkası asla değil...
Böyle.
Başkalarını mutlu etmeye odaklanan insanlar kendi iç huzurlarını yok ederler. Sokağa çıktığımızda her farklı görüşten insana denk geliyoruz, her birini tek tek dinlemeye kalkarsak asla kendimiz olamayız.
Aile ve yakın arkadaş çevresini bile tam manası ile memnun etmek mümkün değilken, insanlar bir de sosyal medyanın sorunlu-çok bilmiş tayfası ile uğraşmak zorunda kalıyor ve gereksiz yere stres oluyorlar.
 

elbiss

Yeni üye
Başkalarını mutlu etmeye odaklanan insanlar kendi iç huzurlarını yok ederler. Sokağa çıktığımızda her farklı görüşten insana denk geliyoruz, her birini tek tek dinlemeye kalkarsak asla kendimiz olamayız.
Aile ve yakın arkadaş çevresini bile tam manası ile memnun etmek mümkün değilken, insanlar bir de sosyal medyanın sorunlu-çok bilmiş tayfası ile uğraşmak zorunda kalıyor ve gereksiz yere stres oluyorlar.

Başkalarını değil insan ilk önce kendini mutlu etmesi ve kendiyle barışık olması gerekiyor.Sokağa çıkıldıgında farklı görüş kültür ve düşüncede dediğin gibi insanlar olabiliyor o insanları dinlemek insana yorma hissi verir lakin konuşmak sosyal etkileşimde kısa sürede olsa bulunmak insana katkı verebilir kanaatindeyim..


İnsanları memnun etmek esas temel değil esas temel olan aile eşraf lada olsa sosyal iletişim ve etkileşimde bulunabilmektir...Ailenin yeri herşeyden ayrı tutulması gerekir Ailenin insana katabileceği bir çok degerli hazineler olur önemli olan kazanımlarla birlikte hayata insanın yön ve şekil verebilmesidir.


Sosyal medyada insanları degerlendirirken kendi açımızdan biz nasılız bizler de öylemiyz diyerekten kendi penceremizide değerlendirmek gerekir...


Yaklaşık 8 yıldır sosyal medyada farklı platformlarda çeşitli şekillerde yazılar paylaşımlar ve konuşmalar yapan biri olarak söylemem gerekirse halen eksiklerim çok var diyebilirim ve o kadar fazla etkileşimde bulunup konuştum ki aslında konuşma şekli yazılarlada olsa birer sosyal etkileşim içerisinde oluyorsun çok farklı kültür ve degerde olan insanlarlada denk geliyorsun..


Yazılarla yanlış anlaşılma olasılıgın oldukça fazla olabiliyor o yüzden yazıları özenle ve dikkatle seçip kişiye göre insan bir reçete sunmak zorunda oldugunu insan zaman içerisinde ögrenebiliyor...


Her insanın bilgisi kendisinedir Sosyal aglarda insanlar kendilerini daha rahat ve daha özgur hissederler insanlara hangi platform olursa olsun saygı duymak gerekir karşı taraf sosyal agda saygısızlık yapsa bıle ınsana tatlı bır dılle guzelı anlatmak oldukça önemlıdır dıye dusunuyorum
 
Son düzenleme:

Lefty

Aktif üye
@elbiss

Sosyal medya artık amacından sapmış durumda ve bu konuda sanal polis bile bir şey yapamaz oldu. Yasa dışı birçok şey artık sosyal medya üzerinden yürütülüyor. Dünya genelinde de ülkemizde de yanlış kullanım sonucu hayatlar kararmaya başladı. Evliliklerin büyük çoğunluğu sosyal medya ihanetleri ile bitiyor. Sokakta herkesin elinde bir telefon ve önlerine bile bakmadan yürüyorlar. Teşhircilik, kandırılma, suistimal, popüler olma isteği, başkalarına benzeme takıntısı ile insanlar zehirlenmeye başladı.

Kredi kartı kullanımı gibi bilinçsiz kullanılma oranı çok arttığı için çoğu insan hesaplarını kapatıp kurtuluyor, şahsen ben de öyle yaptım.










 

elbiss

Yeni üye
@elbiss

Sosyal medya artık amacından sapmış durumda ve bu konuda sanal polis bile bir şey yapamaz oldu. Yasa dışı birçok şey artık sosyal medya üzerinden yürütülüyor. Dünya genelinde de ülkemizde de yanlış kullanım sonucu hayatlar kararmaya başladı. Evliliklerin büyük çoğunluğu sosyal medya ihanetleri ile bitiyor. Sokakta herkesin elinde bir telefon ve önlerine bile bakmadan yürüyorlar. Teşhircilik, kandırılma, suistimal, popüler olma isteği, başkalarına benzeme takıntısı ile insanlar zehirlenmeye başladı.

Kredi kartı kullanımı gibi bilinçsiz kullanılma oranı çok arttığı için çoğu insan hesaplarını kapatıp kurtuluyor, şahsen ben de öyle yaptım.













Sosyal medya bir çok kültür ve düşünceyi beraberinde barındırdığı gibi akabinde bir çok tehlikeleride ne yazık ki barındırabiliyor...


Sosyal medyanın zararları olabileceği gibi kısmen faydalarıda olabiliyor facebook Twitter instagram vb hesaplar aslında faydalıda olsa kullanımı iyi yapabilmek gerekiyor aksi halde zararları da olabiliyor...


Sosyal medyada insanların bence düşünce ve paylaşım forum platformlarında yer alması insanlara oldukça bilgi açısından güzellikler katabileceği kanaatindeyim..


Ben bir tek instagram kullanıyorum birde şimdi yazdığım felsefe net i kullanıyorum onun dışında başka platformlarda yer almıyorum..


Sanal alem benim gözümde SANAL BİR ŞEHİR dir bu şehirde herşey insanın başına gelebilir Sanal şehirde insanların dikkatli olması gerekir böyle platformlarda ünlü olma isteği ilk bakışta güzel gibi gözüksede aslında uzak durulması gereken bir özneti durumudur..sanal alemde kişinin oldugu gibi kendisi olabilmesi özenti yapmaması bence oldukça güzel diyebilirim...


İnsan hayatında yapmadığı birşey için sanal alemde hesaplar alınarak suçlanabiliyor böyle durumda insan çözüm üretmekte zorlanabiliyor lakin işin basit yolu varmış SİBER SUÇLAR dairesi diye böyle durumlarda sanal hesapların çalınmasında insanların SİBER SUÇLARA başvurması oldukça önemli...


Sanal dünya tehlikelidir Lakin faydalarıda vardır...Düşünce ve paylaşım forumlarında sadece paylaşım yapmadan insan yazıları okusa yine bilgi açısından faydalanabilir eğer kullanıcılar paylaşım yapacaksa yazılacak yazıları dıkkatlı özenli ve kırmadan hakaret veyahut suçlama yapmadan yazıları yazabilmesi oldukça önemlidir diye düşünüyorum neticede kim olursa olsun sanal kullanıcı dahi olsa karşımızda birer insan oldugunu ve saygıyı her ne sebep olursa olsun hakkettiğini düşünerek yazıları yazmak düşünce ve paylaşımları sunmak gerektiği kanaatindeyim..


Böyle.
 

Lefty

Aktif üye
@elbiss

Sosyal medya bilgi edinme ve fikir alışverişi için kullanılırsa faydalıdır fakat çoğu insan bu amaçla kullanmıyor. Bilinçli kullanım da ancak kişisel farkındalık ile mümkün olabilir. Öğretmen bir arkadaşımın şöyle demişti; "Öğrencilerimizi bilinçli kullanım konusunda uyarmaya çalıştığımız zaman karşımıza büyük bir engel çıkıyor, o da ailelerin bilinçsizliği. Bir öğrencimi ikaz ettiğim zaman bana başka bir öğrencinin de aynı şeyi yaptığını hatta ailesinin de izin verdiğini söylediği zaman çaresiz kalıyoruz, daha da korkunç olan ise çocuğun anne-baba ya da kardeşinin de hatalı sosyal medya kullanıcısı olmalarıdır. Kendini sosyal medya risklerine açık hale getiren anne-baba-abla-abiye sahip bir öğrenciye bu hatalıdır diye anlatmamız mümkün görünmüyor." demişti.

Hakaret ve tehdit davalarının büyük bir çoğunluğu sanal hesaplarla ilgili ya da boşanan çiftlerin çoğu, eşinin sanal hesap yazışma veya paylaşımlarını yakalamış insanlardan oluşuyor. Örneklerde gördünüz, insanlar katil oluyor ya da öldürülüyor, dolandırılıyor, kandırılıyor v.s
Çiftlik Bank olayı şayet insanlar bilinçli olsa mümkün olabilir miydi?
Kısacası bu bahsi geçen sosyal ağlar aracılığı ile insanlara bilgili-kültürlü olmak değil kolay yoldan para kazanmak adına sadece görsel olarak kusursuz olmaları ya da göz boyamaları gerektiği vurgusu yapılıyor. Belli bir süre sonra da insanla
r asosyalleşiyor, kendini beğenmemeye başlıyor ve mutsuzlaşıyor. Kendi özgünlüklerini kaybedip asla olmadıkları bir şeye dönüşmeye başlıyorlar.

****

İngiltere’de yapılan bir araştırma, gençlerin sosyal medya baskısı nedeniyle botoks ve dermal dolgu gibi kozmetik işlemlere yöneldiklerini ortaya koydu.

Araştırmayı yapan Nuffield Bioetik Konseyi hükümeti, gençleri bu işlemleri lisanssız yapanlara karşı koruması yolunda uyardı.Nuffield Bioetik Konseyi, 9 yaş altı çocukları hedef alan makyaj uygulamaları hazırlanmasını ve internette plastik cerrahi oyunlarına yer verilmesini de kınadı.

Uzmanlar, bu tür uygulamaların gençlerin vücutları konusundaki kaygılarını artırdığı görüşünde.

Nuffield Bioetik Konseyi, biyoloji ve tıp alanındaki araştırmalarda kaydedilen ilerlemelerin biyoetik üzerindeki etkilerini ele alıyor.

‘Dövme yaptırmanın bile bir yasal yaşı var’
Konseyin raporunda, gençlerin özellikle vücut imajlarına odaklanmasındaki birkaç faktör tespit ediliyor. Bunlar arasında, görünüm konusunda artan kaygılar, fotoğrafların olumlu veya olumsuz oy alabildiği sosyal medya ve üzerinde oynanmış fotoğraflar ve mükemmelmiş gibi görünen yaşam biçimleriyle ünlüler kültürü sayılıyor.

Konsey’in kozmetik işlemlerdeki etik sorunlarla ilgili araştırmasına başkanlık eden Manchester Üniversitesi’nden Prof. Jeanette Edwards ufak çocukları hedef alan oyunların kendilerini şoke ettiğini söyledi.

Edwards, “9 yaş altı çocukları hedef alan baştan yaratma uygulamaları ve kozmetik ameliyat ‘oyunları’ bizi çok şaşırttı. Reklamlar ve Facebook, Instagram ve Snapchat gibi sosyal medya kanallarından hiç durmadan, kadınların nasıl gözükmesi gerektiği konusunda gerçekçi olmayan ve sıklıkla ayrımcı mesajlar veriliyor” dedi.

Prof. Edwards ayrıca, 18 yaşından küçüklere farklı disiplinlerden doktorların ve psikologların ortak onayı olmadığı sürece kozmetik işlemlerin yasaklanması gerektiğini söyledi. Edwards “18 yaşından küçük çocuklar sokağa çıkıp, kozmetik işlem yaptıramamalı. Dövme yaptırmanın bile bir yasal yaşı var. Bu tür kozmetik işlemler de aynı şekilde düzenlemeye tabi olmalı” diye konuştu.

https://meraklihastalar.com/tr/sosyal-medya-genclerin-guzellik-algisini-etkiliyor-botoksa-yonlendiriyor.html
 
Son düzenleme:

Lefty

Aktif üye
Almanya'da yaşayan Mary Magdalene, "estetik bağımlılığının bu kadarına pes" dedirtti. 24 yaşındaki Magdalene, bu zamana dek yaptırdığı estetik operasyonlara yaklaşık 550 bin TL harcadı. Son yaptırdığı Angelina Jolie dudağıyla görenleri şaşırttı. -Alıntı-



Resimdeki kadın gibi yüzlerce insan ne yazık ki yaratılan sahte görsellik algısı sebebi ile hem akıl hem de beden sağlıklarını kaybediyorlar. Kendini bu hale getiren bir insanın normal olduğu düşünülebilir mi?
Bazı doktorların para uğruna bu işlemleri yapmaları ve görevde kalabilmeleri de hiç anlaşılır bir durum değil.
 
Son düzenleme:

elbiss

Yeni üye
@elbiss

Sosyal medya bilgi edinme ve fikir alışverişi için kullanılırsa faydalıdır fakat çoğu insan bu amaçla kullanmıyor. Bilinçli kullanım da ancak kişisel farkındalık ile mümkün olabilir. Öğretmen bir arkadaşımın şöyle demişti; "Öğrencilerimizi bilinçli kullanım konusunda uyarmaya çalıştığımız zaman karşımıza büyük bir engel çıkıyor, o da ailelerin bilinçsizliği. Bir öğrencimi ikaz ettiğim zaman bana başka bir öğrencinin de aynı şeyi yaptığını hatta ailesinin de izin verdiğini söylediği zaman çaresiz kalıyoruz, daha da korkunç olan ise çocuğun anne-baba ya da kardeşinin de hatalı sosyal medya kullanıcısı olmalarıdır. Kendini sosyal medya risklerine açık hale getiren anne-baba-abla-abiye sahip bir öğrenciye bu hatalıdır diye anlatmamız mümkün görünmüyor." demişti.

Hakaret ve tehdit davalarının büyük bir çoğunluğu sanal hesaplarla ilgili ya da boşanan çiftlerin çoğu, eşinin sanal hesap yazışma veya paylaşımlarını yakalamış insanlardan oluşuyor. Örneklerde gördünüz, insanlar katil oluyor ya da öldürülüyor, dolandırılıyor, kandırılıyor v.s
Çiftlik Bank olayı şayet insanlar bilinçli olsa mümkün olabilir miydi?
Kısacası bu bahsi geçen sosyal ağlar aracılığı ile insanlara bilgili-kültürlü olmak değil kolay yoldan para kazanmak adına sadece görsel olarak kusursuz olmaları ya da göz boyamaları gerektiği vurgusu yapılıyor. Belli bir süre sonra da insanla
r asosyalleşiyor, kendini beğenmemeye başlıyor ve mutsuzlaşıyor. Kendi özgünlüklerini kaybedip asla olmadıkları bir şeye dönüşmeye başlıyorlar.

****

Sözlerine katılmamak elde değil ailelerin özellikle anne babanında bilinçli olabilmesi ve çocuklarını dogru ve akıcı bir şekilde faydalı işlere yöneltebilmesi oldukça önemli..


Kendi çocukluk ve gençlik yıllarımı hatırladıgımda

Çocukluk yıllarım mahalle arasında sokakta geçti genelde mahalle maçları yapardık taştan taşa oynardık yada birdebir saklambaç körebe gibi oyunlar oynardır devamında artist ve taso oynardık birde cilliyle kuytu oynardık zamanımızda semtimize yakın park yoktu ta ki 12 li yaşlarımızda ilk parkla tanışmıştık deniz nedir fazla bilmezdik o zamanlar araba lüks ve pahalıydı şimdikilerde ki gibi herkeste araba yoktu haliyle babamız bizi arabasına bindirip gezdiremezdi...yazın sahilde kalmak akraba olunca anca mümkün oluyordu akrabamız vardı çok sukur yaz gelsede denize 1-2 günlüğüne gitsek diye iple çekerdim ailem fazla denizde kalamazdı(yatmada yer sorunu oldugu ıçın) onlar kalmayınca bende akrabamda kalamazdım...


İlk bilgisayarıma lise 2 de kavuşmuştum zar zor babayı ikna edip dersler ödevler var diye bilgisayarımı aldırmıştım babam almak hep isterdi ama mali olanaklar işte o zamanlar lise 2de nasip olmuştu sagolsun taksitle almıştı...


Hayatımda 1 tane bisikletim oldu oda ilkokul 4 te ablam taksitle maaşıyla alıp karne hediyesi yapmıştı orta sona kadar o bisiklete bindim ondan sonra ben büyüdüğüm için bisikletim küçük gelmişti mecbur birdaha binemedim sonrasında mahallede ki ufak çocuklara vermiştik oda binsin diye...


cep telefonu o zamanlar çok pahalı ve lükstü ilk ceptelefonuma lise 3 te staj paramla kavuşmuştum o da nokıa3310 du staj paramı neredeyse telefona vermıştım 8 aylık suresı ıcınde az bır para kalmıştı onlada pantolon ve tısort almıştım...


DEVAMINDA...


Kendime ait odam lıse 2 ye kadar hıç olmamıştı bir goz oda da abımle bırlıkte ders çalışırdık sonrasında hıç kendıme lıse 2 ye kadar aıt dolabım olmamıştı eşyalarım fazla yoktu pantolonlarım yırtılınca annem yama yapar bıze tekrar verırdı yamalı pantolonla gezınce hıç utanmazdım cunku esyalarımı sevıyordum...


arabamız olmayınca pkınıge fılan ancak babamın çalıştıgı fabrıka pıknık duzenlerse gıdebılıyorduk onun dısında pıknık bıze hayalden oteydı dıyebılırım...sonrasında aynı yemegı 3 gun boyunca aksam yemegı olarak yedıgımız gunlerımızıde hatırlarım..


Mahalleye Almancılar gelınce cocuklarına sokak arasında mahalle cocuklarıyla oynama dıye uyarılar yaparlardı bızde kendımıze bakardık bır zararımız yok kı derdık almancı cocuklar aramızda bızle oynayınca cocuklarını bızle daha ıyı yaşarlardı daha mutlu olurlardı...


Okula yuruyerek gıder gelırdık allahtan fazla uzak degıldı....Mahallede sık sık maç yapardık mahallemızın ortak topu varı onuda harclıklarımızla toplar alırdık...


Maçları kolasına yapardık kazanınca herkes bır mutlulukla ıcerdı macı kaybedınce boynumuz bukuk gelırdık...


Bır gun hıc unutmam kendımıze takım olarak o kadar guvenıyorduk kı x bır superlıg kulubunu(şehrimizin takımı) arayıp yaşıtlarımıza uygun takımla maç yapmak ıstedıgımızı soylemıştık bizi guzel telefondan karşıladılar beklememızı soyledıler ama telefonu ankresörluden arıyorduk :) bekledık çok şukur geçıkmeden yetkılı bırı geldı hangı kulupsunuz dedıler bızde kulup degılız mahalle takımıyız dedık...


Karşıdakı bıze teklıften öturu çok teşekkur ederız lakın sakatlanma rıskı olabılecegı ıcın anlayışla bızı kırmadan dıle getırmışlerdı...(Telefonda konuşan bendım yanımda arkadaşlarım vardı guzel bır anı kaldı)...Amacımız maç degıldı amacımız maç yapıp kendımızı begendırıp seçilebilmekti..


O zaman kuluplerde maç yapmak kolay degıldı yollar uzak ve servıs yoktu ama bu kulupte servıste vardı sahada amacımız hayalımız secılmektı bunun ıcın çaba vermıştık...


VSSS ...diye yazdıkça gider...


Buradan söz edeceğim husus...


Bizlerin zamanı zorluklarla ve yokluklarla doluydu ama mutluyduk neşemiz hiç kaybolmamıştı...


Şimdi zamana baktıgımda herşey var araba bilgisayar ceptelefonu vsss ...ama şimdilerde gençler ve çocuklar daha az hareketli ve daha az sosyaller...


Hayat yoklukta aslında daha guzel ımkanlar vermıyor ama az şeyle mutlu olmayı insana öğretebiliyor...Hayat bollukta insana çok şey veriyor ama insanlar bollukta ünlü olma özenme ve özentiden dolayı bir çok hataları yapabiliyor..


Şimdiki nesil çocukluklarını fazla yaşayamıyorlar bunda sorumlu ailelerde mutlaka var bir baba eve geldiğinde evladıyla en az 2 saat vakit geçirmesi gerekiyor devamında 1 saat de gezinti yaptırması hayatı yaşayarak anlatması gerekiyor kanaatindeyim...


Aslında her hata özentiden kaynaklanıyor olmasıdır aslında insan az şeyle mutlu olabilmeyi öğrenebilse aslında hayatın daha güzel yanlarınıda keşfetmiş olabilecek kanaatindeyim...


Sosyal aglarda hakaret suçlama itham gibi kelimeler klavye gerisinde perde altında yapılan süreçler lakin her süreç in bir hukuki boyutuda olabiliyor insan bunun bilincinde olabilmesi ve karşısında her kim olursa olsun insan oldugunu ve onunda bir ailesinin oldugunu unutmaması aslında SOSYAL FARKINDALIK esasıyla oldukça değerli olabileceği kanaatindeyim...


Herşeyin yolu BİLİNÇLİ VE İHTİYATLI olmaktan geçer diyebilirim..


Böyle.
 
Son düzenleme:

Lefty

Aktif üye
@elbiss

Yaşam şartları eskiye oranla çok zorlaştı çünkü lüks tüketim miktarı arttı ve insanların yaşadığı hayatlar arasındaki adaletsizlik çok belirgin hale geldi. Çocuklar özeniyor çünkü okul arkadaşının sahip olduklarını onlar da elde etmek istiyor. Ailelerin bazıları da görgüsüz oldukları için başkalarını imrendirmek pahasına çocuklarının her istediğini alıp, hava atmayı seviyorlar. Örneklerde gördüğümüz gibi birileri aç geziyor birileri de görüntüsünü değiştirmek için büyük paralar harcıyor çünkü estetikli olmak bir sınıf farkı gibi sunulmaya başlandı ve insanlar tarafından destekleniyor.

Estetikli kadınlar ya da erkeklerin sosyal medyada paylaştığı fotoğraflar ile büyük paralar kazanması çoğu insanın aklını çeliyor. Onlara benzemek ve kolay yoldan zengin olmak için 20 yaşlarına bile gelmeden estetisyen peşinde koşmaya başlıyorlar.

Paylaştığım fotoğraftaki kadının belli ki ruh sağlığı bozuk fakat o ameliyatı yapan doktorunki ondan daha da bozuk çünkü meslek etiğini hiçe sayıp, para için bu işlemi yapabilmiş olmasının başka bir açıklaması yok.

Komik olan da bu kadının benzemeye çalıştığı Angelina Jolie, Brad Bitt tarafından terk edildi ve doğal bir kadın için yani Angelina gibi çocuk yaştan itibaren estetikli olmayan bir kadına yöneldi. İnsanların algılayamadığı şey şu galiba; Estetik ile birbirinin aynı olmak yerine kendiniz olmanız çok daha çekicidir fakat sektör liderleri para için aksini iddia ettikleri için birçok insan bu tuzağa düşüyor. Olay iyi görünmek değil birilerinin kasasını doldurmak ne yazık ki.






Bu takıntıya sahip insanların hastanelerin yanık tedavi bölümüne gitmelerini ve o insanların acılarını görüp, utanmalarını tavsiye ederim.

Ekonomist Dergisi 2016-2017 verilerine göre estetik sektöründe ülkemiz 10. sırada ve Dünya genelindeki aç insan sayısı dikkate alınırsa bu para çok büyük bir israf fakat kime nasıl anlatacaksınız? Öyle bir devirde yaşıyoruz ki görüntü her şeymiş gibi sunuluyor ve birileri de kanıyor.




Kaynak
Estetik ekonomisi - Ekonomist
 
Üst