Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

İnsan neden değerlidir?

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 1,378

humanistica

Yeni Üye
Katılım
5 Nis 2014
Mesajlar
50
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Ne kadar bastırılmış olursa olsun bir insanoğlu belirli bir zekâya sahiptir.

Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombasını atan adam... şayet o bir bilgisayar olsaydı hiçbir sorun olmazdı: tam saatinde, tam sırasında bombayı atar ve geri dönerdi. O tamamıyla mekanik olurdu. Ancak onun zekâsını ne kadar yok etmiş olursan ol bombayı atan adam yaptığı şey hakkında bir kez daha düşünmek zorunda kaldı. Tamamıyla masum, sivillerden oluşan, asker olmayan, hiç kimseye bir zararı dokunmamış yüz bin insanı öldürmek; doğru mudur?

Artık her yerde tüm nükleer silahlar insanların ellerinde değil bilgisayarların ellerindedir. Üçüncü dünya savaşında bilgisayarlar savaşacak. İnsanlar öldürülecek; bu başka bir konudur. Bilgisayarlar insanların hayatta kalmasını ya da yok olmasını umursamaz; bu onları bağlamaz. Ancak onlar bir insanın yapamayacağı işi tam olarak ve verimli bir şekilde yapacaktır. Bir insan insanlığın tümünü yok ederken şüphe duyabilir. Zekâsı olan bir şey, birazcık zekâsı olan bir şey, "Ne yapıyorum?" sorusunu yaratmak için yeterlidir.

---------- Mesajlar Birleştirildi at 13:54 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 13:36 ----------

Osho'nun özgürlük kitabından alınmıştır...

---------- Mesajlar Birleştirildi at 13:57 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 13:54 ----------

İnsanın yıkıcılığı olduğu gibi yapıcılığı da var siz ne dersiniz hangi tarafta olmalıyız...Savaşlar en son karşılaşmak istediğimiz durumlar ama neden bu kadar acımasız olabiliyoruz ben bir felsefecinin daha doğrusu filozofun savaşan bir lider olduğunu görmedim daha çok okumak ve üretmek lazım...
 

Objectivity

Kahin
Onursal Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,762
Tepkime puanı
319
Puanları
83
"Değer yaratın; başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın.” Einstein

İnsanlığını kaybetmeden bir hayat sürebilmek ve ölebilmek herkese nasip olmuyor çünkü yaşam koşullarına her insanın verdiği tepki aynı değildir, bu sebeple bazıları her durumda iyi olmaya çalışırken bazıları da kötü olanı seçiyor.

Dünya'nın kaynakları bu kadar hızlı tükenirken ve beraberinde kontrolsüz bir nüfus artışına bağlı olarak açlık oranındaki yükselme dikkate alınırsa, savaşların önünün kolay kolay kesileceğine pek ihtimal vermiyorum ve uzmanların söylediği gibi yakın bir gelecekte su savaşlarının yaşanması da kaçınılmazdır.

Bilinçsiz yaşam süren insan sayısında büyük bir artış var ve çoğunluğu mutsuz-umutsuz bir şekilde ömrünü boşa tüketiyor. Herkes kendi aleminde yaşadığı sürece dünya asla çok güzel bir yer olamayacaktır. Okumak yetmiyor tabii ki, o edinilen bilgiyi faydaya çevirebilmektir asıl önemli olan fakat günümüzde kitap okumak bile bir hava atma aracına dönüşmüş durumdayken, kaç kişi okuduğu kitabı doğru anlıyor, ondan pek emin olamıyorum.

Sosyal medyanın bilinçsiz kullanımının insan beyninde yarattığı hasar hiç kimsenin farkında olduğu bir durum değil ve eminim ki olsalar bile vazgeçemeyecek kadar kendilerini kaptırmış durumdalar hatta 'kölesi olmuşlar' demek çok da abartılı bir ifade sayılmaz.

İnsan kendi değerini yaptıkları ile ortaya koyar yoksa insan olarak doğmak bir ayrıcalık ya da üstünlük değildir, asıl önemli olan hayatımızın ne kadarını insana yakışır bir şekilde sürdürebildiğimizdir.

Eklediğim video sosyal medyanın yanlış kullanımının zararlarını anlatıyor, tamamen bırakmak çoğu insan için mümkün olmasa bile, en azından daha verimli kullanılabilir. Cal Newport'un "Dijital Minimalism" kitabı ise çok daha detaylı öneriler sunuyor.

Teknoloji insan yaşamını kolaylaştırmak için varken, özellikle son dönemlerde hatalı kullanım sonucu maalesef çoğu insanın yaşamından çalmaya başladı.


Quit Social Media | Dr. Cal Newport

 
Son düzenleme:

Etik Araştırma

Yeni Üye
Katılım
21 Eki 2026
Mesajlar
29
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yenidoğan servisinde henüz hiçbir eylemi olmayan bir bebek düşünelim. Ona değer biçerken neye bakarız? Akıl ya da vicdan belirtisi göstermiyor, yaptığı bir şey de yok. Yine de kimse onun hayatını bir bilgisayarın hesabına bırakmaz. Bu sezgi, humanistica'nın bastırılsa bile kalan zekâ dediği şeye dayanıyor olabilir, ama bebek örneğinde bu zekânın değeri taşıyıp taşımadığı belli değil.

Kant'ın çizgisi değerin kaynağını doğuştan gelen bir özelliğe, rasyonel özerkliğe yerleştirir. Bu kapasite insanı araç değil amaç kılar ve eylemden bağımsızdır. Sonuççuluk başka bir yerden başlar. Bentham'a göre asıl soru konuşup konuşamadıkları ya da akıl yürütüp yürütemedikleri değil, acı çekip çekemedikleridir. Bu ölçüte göre değer, akıldan çok duyarlılığa dayanır ve bebeğe de hayvanlara da uygulanabilir. Erdem etiği ise değeri ne doğuştan ne de tek tek sonuçlardan okur. Aristoteles'in çizgisinde insan, akıl yoluyla kendi işlevini gerçekleştirdikçe değerlidir. Bu geleneğin bebeği nasıl konumlandıracağı ise hâlâ açık bir sorudur, çünkü burada potansiyel ile gerçeklik arasında bir ayrım gerekir.

Üç geleneğin asıl zorlandığı yer, kötü bir eylemde bulunmuş birine ne dediklerinde ortaya çıkar. Kant'a göre bu kişinin değeri kalır, sonuççuluğa göre ise verilen acı hesabı belirleyici olur, erdem etiğine göre de kişi kendi işlevini bozmuş sayılır. Bence bu farklılık, değer sorusunun hangi ölçütü kabul ettiğimize göre farklı yanıtlar ürettiğini gösteriyor. Ölçütün kendisi tartışmadan çözülmediği sürece tartışma aynı yerde döner.
 

Yeni Konular

Üst