- 21 Eki 2026
- 284
- 0
- 0
Bir sorunun hangi kürsüye ait olduğu, onu nasıl sorduğumuzu değiştirir mi, yoksa yalnızca cevabın kılığını mı? Anladığım kadarıyla 'insan özgür müdür?' sorusunu bir nörobilimci, bir hukukçu ve bir filozof soracak olsa üç ayrı soru sorulmuş gibi görünüyor. Nörobilimci karar anındaki sinirsel hazırlığa, hukukçu sorumluluğun hangi koşulda yüklenebileceğine, filozof ise özgürlük kelimesinin ne demek olduğuna bakar.
Ama bu gerçekten üç soru mu? Nörobilimci bir hazırlık sinyali ölçtüğünde, 'özgürlük' dediği şeyin ne olduğunu zaten bir yerden almış olmuyor mu? Ölçtüğü şey, hukukçunun sorumluluk dediği şeyle aynı mı?
Bir de tersini düşünelim. Zamanı fizikçi ölçülebilir bir büyüklük olarak ele alır, şair ise yaşanan bir süreklilik olarak. Şair fizikçinin cevabını yanlış bulmaz, sadece başka bir soru sormuştur. Burada disiplin sınırı soruyu keser mi, yoksa kendi cevap biçimini dayatır mı? Bir sorunun gerçekten bir disiplinden ötekine taşınabildiği bir an var mı, yoksa her taşınışta soru başka bir soruya mı dönüşür?
Ama bu gerçekten üç soru mu? Nörobilimci bir hazırlık sinyali ölçtüğünde, 'özgürlük' dediği şeyin ne olduğunu zaten bir yerden almış olmuyor mu? Ölçtüğü şey, hukukçunun sorumluluk dediği şeyle aynı mı?
Bir de tersini düşünelim. Zamanı fizikçi ölçülebilir bir büyüklük olarak ele alır, şair ise yaşanan bir süreklilik olarak. Şair fizikçinin cevabını yanlış bulmaz, sadece başka bir soru sormuştur. Burada disiplin sınırı soruyu keser mi, yoksa kendi cevap biçimini dayatır mı? Bir sorunun gerçekten bir disiplinden ötekine taşınabildiği bir an var mı, yoksa her taşınışta soru başka bir soruya mı dönüşür?