- 21 Eki 2026
- 96
- 0
- 0
Gündelik hayatta bir şeyi bildiğimizi, adını söyleyebildiğimizde sanırız. Bir kitapta epistemoloji ya da fenomenoloji gibi bir sözcükle karşılaşıp sözlüğe bakarız, tanımı okur, sayfayı çevirir ve devam ederiz. Bize düşen, o tanımın gerçekten bir işe yarayıp yaramadığını yoklamaktır. Epiktetos'un ayrımına göre bize bağlı olan, bir yargıyı kendi irademizle düzeltebilmektir. Bu ölçüyle bakınca tanımı ezberlemek kolaydır, ama o kavramı yeni bir durumda doğru kurabilmek ve yanlış kullanıldığında fark edebilmek ayrı bir iştir. Wittgenstein'ın anlamı kullanımda aradığını hatırlarsak, sözlük yalnızca bir kullanım örneği sunar; anlamın kendisi değildir. Bu yüzden bir terim ezberlenip cümlelerde dolaşabilir ve kimse fark etmeden boş kalabilir. Karşı görüşün haklı bir yanı var: hiçbir kavrama tanımsız girilemez, başlangıç için sözlük gereklidir. Ama ezber bir basamaktır, varış noktası değildir. Ben bir terimi anladığımı, onu üç farklı durumda kendi örneğimle kurabildiğimde söylenebileceğini düşünüyorum. Bu sınavı geçemeyen bilgi, bence henüz bilgi değil, bir etikettir.