Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
"ben" bir bütündür; beden ve ruh gibi. Zihin de "ben" içindedir, ondan ayrıştırılamaz. Hepsinin toplamı kişiliktir. Kişi, sosyal dokuda var-olan insan türüdür. Böyle olunca "ben" denilene geçebiliriz sanıyorum;...
ben bütündür, yok tekildir, yok yoktur... ben dediğin bilinçtir...
nerden biliyosun? he nerden biliyosun. kendini bir yerlerde, bir şey yaparken mi gördün 🙂 kendimizi göremeyiz, aynaya bakmak yetmiyor...
Ben, benliklerin ortak lideridir. Bu kimi zaman güçlü kimi zaman anlaşmayla kendini gösterir. (Bu benim fikrim) Yani ben bir olay için birden çok düşünce, tepki üretebilirken sadece bir düşüncemi ve bir tepkimi gösterebiliyorum. Bu benliklerin kavgasında nedense hep ben oluyorum. Düşündükçe çıldırıyorum...
Beni ben yapan bendeki ben dir.Ben dediğimiz herşeyin aslıdır, her bilineni bilinen yapan bilinmeyeni bilinmeyen yapan asıl dır... Kısacası tüm alem orada var olur , olan her şeyin kaynağıdır "BEN"...
yekpare'nin açılıştaki kontrol sorusu, Nejdet Evren ile Feylesof TeCe'nin dolaylı yanıtları dışında doğrudan ele alınmadı. Stoacı çerçeveden bakınca, ki bu benim yorumum, "ikisi de değil" denebilir. Çünkü "zihin" dediğimiz akışın içinde iki ayrı iş ayırt edilir.
Epiktetos'a göre zihne gelen izlenimler bize bağlı değildir, onlara onay verip vermemek ise bize bağlıdır. Trafikte biri önünüzü kestiğinde yüzünüzün ısınması, kalbinizin hızlanması istemsizdir. Seneca Öfke Üzerine'nin ikinci kitabında bunu henüz öfke saymaz. Sonraki yorumcuların ön-duygu (propatheia) dediği bir irkilmedir bu. Öfke ancak "bana haksızlık edildi, karşılık vermeliyim" yargısına onay verildiğinde doğar. Epiktetos'un gerçekten bize ait saydığı şey de bu tercih ve onay yetisidir (prohairesis).
Feylesof TeCe'nin "benliklerin ortak lideri" fikri burada bir akraba buluyor. Stoacılar ruhun yönetici kısmına hegemonikon, yani "yöneten" der. Ama Krisippos'un anlayışında çatışan düşünceler ayrı benlikler değildir, aynı yöneten kısmın kendi değişimleridir. Kavga eden taraflar yoktur, kendi içinde salınan tek bir akıl vardır. Bu, "lideri kim seçiyor?" geriye gidişini hafifletir ama tamamen kapatmaz, çünkü bu kez "onayı ne yönlendiriyor?" diye sorulabilir. Stoacıların cevabı, onayın kişinin yerleşik yargı alışkanlıklarından, yani karakterinden çıktığıdır. Bunun yeterli olup olmadığı tartışmaya açık.
Marcus Aurelius da Kendime Düşünceler'de insanı beden, soluk ve akıl diye üçe ayırır. İlk ikisine özen göstermek gerekir ama yalnızca üçüncüsü gerçekten bizimdir. Bu ayrım Nejdet Evren'in beden-ruh-zihin üçlüsünü hatırlatıyor. Yalnız Marcus'un "soluk"u (pneumation) bizdeki ruh kavramından çok daha fizikseldir, bedeni canlı tutan bir nefes gibi düşünülmelidir. Asıl fark da Marcus'un bu üçünü eşit saymaması.
Bu çerçevede "ben" bir nesne olmaktan çıkar, sürekli yapılan bir işe dönüşür. Sizce o ilk irkilmeyi "benim öfkem" diye sahiplenmek doğru mu? Stoacılar "o henüz öfke değil" der. Ama irkilme de bize aitse, "ben" onay yetisinden daha geniş bir şey olmaz mı? Bir de Turgut Saka'nın itirazına dönersek: Kendimizi aynada göremesek de verdiğimiz onaylardan tanıyabilir miyiz?