Acı ki...

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
İş gücü var ancak istihdam yok. Parası olan sadece kendisi için harcadığından, para dağılımı ise adaletsiz olduğundan... Kalkınmak için gereken tek şey istihdam iken, aç gözlü insanlar o paraların bankada durmasını tercih ediyorlar. Boş evleri satın alıp fahiş fiyatlara veriyorlar. Çok çalışıp da kazanmadı, nerden haketti? Para hak etmenin sembolü değil mi? Takasın olduğu zamanlar herkes hak ettiğini alırdı. Yazıklar olsun.
 

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
Her insan bilinçli değil... Bilinçsiz insanların çocukları oluyor. Maalesef doğru yönlendirilmenin ötesinde çok rahatsız bir şekilde, sıkboğaz bir şekilde büyütülüyorlar.

Sevginin yeterli olduğuna inanıyorum, ancak sevgi ve cehalet bir arada boğucu olabiliyor. Varsın cehalet olsun, sevgi kutsaldır.

Bazı şanslı çocuklar hem sevgiyle hem de olgunca büyütülüyorlar, 1-0 önde başlasalar bile, nihayetinde kendilerine bağlı. Özellikle sizi seven anne ve babanız var ise yakınmayı doğru bulmuyorum, olsun bende kendi ayaklarımın üzerinde dururum demek çok zor ise senin suçun, onların değil.
 

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
Gölgeler serindir. Hayat sıcak, kısa süreli gölgelere sığınıyoruz. Benim için hayat serin, ara sıra sıcak oluyor. Siz anlık mutluluklar peşinde koşuyorken, ben huzurluyum. Boş boş oturmak bile keyif veriyor. Ben sorunlarıma savaş açtım, siz onlarla yaşamaya alıştınız, çalıştınız. Çözümü ve huzuru arayın.
 

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
Kıskançlığa bir sebep de unutulmak istenilenin göze sokulmasıdır. Sırf hatırlayınca canı yanacak diye onda da olmasın diler. Sırf kötü hissettiğinden böyle düşünerek harekete geçenler... Aklında olandan, aklına gelmesinden tiksinen birisi bilmeli ki o düşünce kendini yansıtmıyor. Kötü hissetmeyi istememesi doğal, ben bir keresinde hayalimde bütün insanları öldürmüştüm. Ek olarak bu rahatsız olunan düşünceleri kendinize aitmiş gibi paylaşmayın. Çocuğu ölen kadının, başkalarının çocuğunu kaçırmayı hayal ettiğini duymuştum. İnsanlar aptallar, kendisini kötü sanıp soğuk davranırlar.

Bu olayda aklına gelmesi normal, yapmaması güzel, paylaşması kötü bir durum.
 

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
Yeterince küçükken kendime vurduğumu hatırlıyorum, aklıma gelmesini istemediğim halde bazı düşünceler aklıma geliyordu. Allah'ı ne sanıyorsam ve peygamberi nasıl yücelttiysem, çocukluk işte, çevrede olunca... Peygamberin cinsel ilişkiye girmiş olması akla gelince neden çok rahatsız olunursa?

Bunun ötesinde istenmeyen düşünceler akla gelirler, uygulanmayan hiçbir düşünce size ait değildir. İstisna olan ise imkanı olmadığından uygulayamadığı düşünceler.

Zihin, kontrolün kişiye ait olduğu bir yapı değil, en azından %60 bile olmadığı kesin. Ancak yaptıklarınız size aittir. Bir sürü insanın aklında olanları kendine ait sanması onlara acı verir. Bilmek rahatlatır. Defaatle söylenmeli ki size ait olan yaptıklarınızdır.
 

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
On gün, on ay, on yıl... insan ömrü ne kadar da kısacık. Alışılagelmiş olan sorgulanmıyor, oysa ki çoğu takdir edilen insan ve de çokça dinler aynı şekilde şimdi gelseler, takipçilerinin çoğu tarafından reddedilirler. Uzunca bir süre sonra az kişi kabül eder, zamanla yayılır. Yine çoğunluğa bakıp karar alındığından sorgulanmaz hale gelirler. Herkes tarafından kabül görülmüş olanı okumak farklıdır, kendi aklını kullanmak farklı.

İnsan ömrü neyi yapmak için kısa, on günde az şey başarılabilir; on ayda bir kısım şeylerde başarı sağlanılabilir, on yılda ise doğru yöntem ve belki şansla her şer başarılabilir. Neyse ki 500-600 yıl yaşayan kimseler yok da çok yaşayınca nelerin değişeceğini bilmiyoruz. Çocukluk, gençlik, yaşlılık, dedelik. Çocukken daha çok kendi dünyamızda yaşarız, yaşın, görmüşlüğün verdikleri topluma dahil olup kendi dünyamızdan çıkıp toplumun dünyasına adım atmamızı sağlar. Liseli gençler de daha kendilerinin farkında olma yolunda olduklarından çocuk kategorisine girerler. Gençlik de ise kendisinin ve toplumun farkına varıldığından artık düzen kurulmuş, kendini bir yere koymuştur. Yaşlılık da bir şeyler gerçekleştirilmiş, kendi halinde bir insan olunmuştur; daha münzevi bir hayatın tercihi muhtemeldir. Dedelik, bir insanın son zamanları, bilge insan mutlu bir yaşam sürdüğünden huzurludur. Dedelik eğer son zamanları olmasaydı, yaşlılık dedeliğe yakın sayılmasaydı, gençlik ortalarda değil yolun başlarında olsaydı. Aynı olgunlukta farklı psikolojilere sahip insanlar doğardı. 90 yaşına gelmiş, ancak önünde daha nice doksan yıllar var... Birçok yanlış yapmış, kendisinin farkına iyi varmış... sıradan bir insan için çok şey değişmezdi, o yine düşünmeden, oyalanarak yaşardı ömrünü. Ancak akıllı bir insan iki yüz yaşına geldiğinde gözleri parlardı, sorunlarını aşmış, ne yapacağını bilir bir halde olurdu. Diyelim ki 3000 sene yaşayan akıllı bir insan 2900 yaşına gelmiş. Bu düşünce sizi heyecanlandırmıyorsa idrak edemiyorsunuzdur. Böyle bir insanın gözlerinden bilgelik akar. Davranışları, hisleri... Çok şeyden tatmin olmuştur...

Genelleme yaparsak belirli yaşlar, çocukluk, gençlik, yaşlılık, dedelik yaşlarıdır. Ancak genellemeye lüzum yok. Ben kendimi dedelik çağını yaşayabilecek bir olgunlukta görüyorum. Bazı yaşlılar ise çocuklar gibiler.
 

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
Hezimete uğrayanınız var mı? Büyük bir hayalden yoksun kalanınız? Çokça çaba harcayıp bu çabanın karşılığını alamayanınız? Var tabii ki, çok yaygın ancak küçük değil, onunla bir ömür geçirmek isterdiniz, o kabül etmedi. Yaygın ve de yüce. Ancak kimseler bilmezler onun ötesinde hezimetler var. Onun haricinde hezimet yaşayanınız var mı? Hezimet yaşamak için büyük arzular gerekir. Yılları heba etmeden hezimet yaşanamaz.

Travmatik olaylar hezimet sayılabilir, ancak bunların bir kısmı uğruna çaba harcandığından değil birden oluverir.

Acı ki... yaşanmadan bilinmiyor, Ferhat Göçer'in dediği gibi: Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem, Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir. Dünya çift taraflı, bir yerde yokluk bir yerde varlık var. Sadece yokluğu gören nerden bilsin? Sadece varlığı gören nereden bilebilir? Yaşamak çok farklıdır, okumak farklı, yaşayanı görmek farklı.
 

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
Çıkar birisi şöyle der, deve iğne deliğinden geçtiğinde olur ancak. Diğeri büyükcene bir iğne yapıp, bak der, geçiriyorum. Maşallah zeka küpü. Diğeri kelimelerin oyununa gelse de, hastırlan deyip yine yapmaz. İfadelerimiz kelimelerle kısıtlanır, kelimelere ihtiyaç olmasaydı da birbirimizi duygularımızdan anlayabilse idik. Karışıklıklara, anlaşılmazlıklara yer kalmazdı, sevgi de menfaat de ayyuka çıkardı. Acı ki... evrim bizi o kadar da ileriye taşıyamamış. Belki deve iğne deliğinden geçer ise o noktaya geliriz.
 

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
Onsuz bir ömür geçer mi? Gerçekten Allah'sız olamam. Olan olsa da, ben olamam. Ön kabül değil. Onsuz ben ben olamam, hayatımın temeli o. Temel giderse her şey çöker. Ben de yığının altında ezilirim.

Bir düşününce, bana yeten ben miyim yoksa Allah mı? Kendimle mi yetiniyorum yoksa onun beni bilmesiyle mi? Sanırım ikisi de birbirini besliyor.
 

NuriKara

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
3 Ara 2018
Mesajlar
483
Tepkime puanı
93
Puanları
28
Bir kısım insan için cinsellik bir öcü. Sınır koyabilecek kadar olgunlaşmak yerine gözlerini kapatıyorlar. Mastürbasyon yapınca kendime çok kızardım, öyle yetiştirildim çünkü. Bana bunun bir ihtiyaç değil, sakınılması gereken bir şey olduğu öğretildi. Çok şeyi sakınıyorum. Birçok insan kafasını önüne eğip yürümekten erinir, ben erinmem.