Veganizm

Konu İstatistikleri

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Hayvanseverler Kulübü kategorisinde Kedy tarafından oluşturulan Veganizm başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 585 kez görüntülenmiş, 24 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Hayvanseverler Kulübü
Konu Başlığı Veganizm
Konbuyu başlatan Kedy
Başlangıç tarihi
Cevaplar

Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan "ictenlik"

"ictenlik"

Kahin
FS - Yönetici
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,371
Tepkime puanı
492
Puanları
83
Eğer herkes yiyeceği hayvanı kendisi öldürecek olsaydı o zaman muhtemelen hepimiz vegan-vejetaryen olurdu. Kasaplar olmasaydı hayvanları büyük bir çoğunluk öldürmezdi. Bahsettiğiniz ilkel komünde olabilirdi ancak 21.yy'da bu sizce mümkün mü?

Şu an köyümdeyim. Hayat beni 2 yıl önce buraya geri savurdu. Sağlık gerekçeleriyle yapılan uzun araştırmalar beni 30 larım da ketojenik diyetle ve 40 ların başında etçil diyetle tanıştırdı. Burada dışarıda başıboş kediler var. Bir gün anneme onlar et yemeli dedim. Annem de bana biraz tavuk-balık artığıyla biraz pilav döktüğünü ve kedilerin pilava saldırdığını yani bunu seçtiğini söyledi. Burada kediler makarna yapan komşularımız var. Kedi ve köpekler etçildir ve yemeğin ne olduğunu bilmiyor. Köpeklerin atası kurtlardır ve eminim çöp karıştırmayı ve artık yemeyi vahşi hayvan parçalamaya yeğlerler.
Yukarıdaki tartışmayı tamamen duygusal tabanlı ele alıyorum

Bunun dışında twitter da etçil hesaplar takibe aldım. Bazıları eski veganlar. Etçile direkt bir geçiş yapan veganlar. Bazıları hasta. Saçlarını, dişlerini, kemik sağlığını, zihinsel sağlığını kaybettiğini öne sürüyorlar. Buna veganlığın yol açtığını düşünüyorlar (vegan recovery, recovery vegan gibi hesaplar var)

Eğer bu kişilerin bir haftalık haber akışını izleyecek olsaydık emin olalım hepimiz etçil olurduk
21.yy'da bu sizce mümkün mü? Yani haliyle hayvanları özgür bırakarak onları öldürmek zor. Ya da kafese koymadan kaçışlarını engellemek zor. Veya denetim altında olmadan onları sömürmek imkansız. Çünkü hiçbiri isteyerek salgılarını ya da yaşam haklarımı bize teslim etmeyecekler ve bizden hep kaçacaklardır. Çünkü biz onları yemek istiyoruz.

Yaşayamam argümanını bana hep "hadi gel seni şuraya götüreyim vazgeç veganlıktan" diyen saçma sapan insanlardan duydum. Ama sizin o kişiler gibi olmadığımız aşikar bu sebeple seviyeli bir sohbet yürüyor bunun için de ayrıca teşekkür ederim. Geri dönecek olursak yaşarız. Bitkisel beslenme ile acı çektirmeden yaşayabiliriz. Kimse et yemediği için ölmez. Aksine hayvansal ile beslenip kolesterol, tansiyon, damar tıkanıklığı gibi birçok hastalığa yakalanan insanlar fazladır. Tabii ki bu hastalıklar buraz da o kişinin yaşayışı ile ilgilidir ancak tetikleyici unsur, çiğ yiyemediği ve yanması sonucunda adete zehir gibi olan et ve içinde binlerce bakteri bulunan yumurta ve süttür.

Ben birinci elden sağlık sorunlarına sahip olup düşük karbonhidratlı protein ve yağ öncül diyetler denedim ve uzun süre ketojenik diyet deneyimim var. Bu diyetle kesinlikle daha sağlıklı ve zindeydim ama şu an ki yaşam koşullarımda yapamıyorum. Aileyle yaşıyorum ve yarı vegan denilebilecek bir diyet.
Ben kendim için söyledim. Fırsatım olsa etçil yapacağım ve bu tamamen sağlıkla ilgili. Bu duygusal bir seçim değil. Mental ya da metabolik sağlık için. Sağlık önemlidir. Zindelik önemlidir. Yaşam kalitesi ..Bir kişi 90 ınana kadar vegan öncü beslenip diyabet olmayabilir ama hepimiz için öyle değil. Kronik sağlık sorunları berbattır. Hepimizin metabolik geçmişi ya da sağlığı aynı değil.

Tıpkı veganlık gibi tersi olan etçil (carnivore) hiç sebze ve bitki ürünü yenmeyen diyette kalp damar sorunları yok. Medeniyetin bilmediği bu. Damarı tıkayan kalsifikasyon/kireçlenme ve inflamasyon. Bakterileri,virüsler, inflamasyonlar ama çoğu durumda da insülin direnci ana neden. Sıfır karbonhidratlı bir diyette bunlar olmaz.
Süt ürünleri inflamatuardır katılıyorum

30 yıllık vegan ama antrenman programı 20 yıldır hiç aksatılmamış
x8 lik setlerle 3200 tekrarlı bir antrenman programı. Bana göre bir veganın sağlıklı kalabilmesinin tek yolu.


Kesinlikle dayatma içinde değilim. Bu platforma da yeni katıldım. Çeşitli konular hakkında gayet iyi konuşmalar döndüğü için veganizm hakkında düşünceleri sordum.

Mesela biraz da bu zaten. Neden zulümû üstü örülüyor? Bencillikten başka bir şey değil bu. Böyle olmamalı.

Bunu sizin için söylemedim. Veganlığın gezegenin yeni nesil sağlıklı beslenme modeli olarak dayatılacağını hatta bunun başladığını düşünüyorum. Artık yapay ette çıktı vs deniyor
Bunları tamamen iktidarla ilgili kontrolle ilgili ele alıyorum ve insan özgürlüğüyle ilgili bir çatışkı
Aslında Huxley, Orwell distopyaları gibi ele alım. Yakın bir gelecekte muhtemelen kölelerin alt sınıfların et yeme hakkı eminim olmayacak ve gerçek kanlı ete sadece seçkinler erişebilecek
Benim gibilere göre bu ilerleme değil insan neslinin sonu

Ben son 10 yıldır bir çok vegan arkadaşla bir çok farklı platformda karşılaştım
Okinawa diyetiyle uzun yaşa gibi şeylerle de insan ölümlüsü kısa yaşıyor et yemeye devam ediyoruz ve burada fizik zevkler için bulunuyoruz ve bu şeyler oldukça gerçek.
Burada yine kendi hayatımdan örnek vereceğim. Öğrenciyim ve çok kötü bir yurtta kalıyorum. Ne yazık ki evet bunu kesinlikle kabul ediyorum doğru düzgün beslenemiyorum. Çünkü her şeyde hayvansal var. Mesela bugün etli nohut yapmışlardı almadım haliyle. Nohut yemeğine et koymak zorundayız değiliz. Nohut gereken besin ihtiyacı karşılamakta rol oynuyor zaten. Yani aslında vegan beslenmek kolay ama hayvansallar her yerde karşımıza çıkıyor. Mesele bitkisel beslenmenin uç gibi algılanıp sebze yemeğine bile bulyon koyan saçma yemek kültüründe. Ya da çaya tereyağı ekleyin safsatasında. Birçok bilim insanı ve doktor bitkisel beslenmenin temiz beslenme olduğunu söylüyor.

O doktorlara katılmıyorum ama veganlığı seçmiş birine vegan menü ve etçilliği seçmiş birine de etçil menü sağlanması gerekeceğine inanıyorum

Keşke bana da hiç nohutu olmayan et koysalardı ve hiç sebze yemek zorunda kalmasaydım ve bir çok doktorda bunun temiz beslenme olacağını söylüyor

Sizi anlıyorum çünkü ben de istemeyerek sebze yemek zorunda bırakılıyorum
Aslında etçil için hiç bir alternatif yok yani sebze yemesen ölürsün yeterince et bulamazsın
Şu ara çalışmıyorum ama çalışsam bile bir asgari ücret kira faturalardan sonra gıdaya yetmezdi
Etçilin hiç bir hakkı yok

Bense hayvanları öldüremem. Kan kokusuna ve çığlıklara katlanamam.

Bu eminim çoğumuzun tercih edeceği bir şey değil ama burada realite bu

Tarım arazisi olarak kullanılabilecek alanlardan bahsediyorum. Ya da sırf hayvancılık amacı uğruna yok edilen ormanlar... Betonlaşan dünyada çayırlar hayvanların yem ihtiyacını karşılamak için yeterli olmayacaktır. Özellikle sizin sadece et istediğiniz dünyada bu kesinlikle yeterli olmaz. Tabii kirlilik sorunu da ayrı. Mesela en çok kirlilik oluşturan sektör balıkçılık. Denizler bu yüzden ağlarla ve av malzemeleriyle dolu. Büyükbaş hayvancılıktaki gübre atığından bahsetmiyorum bile. Hayvanlar insanlar tarafından normalin dışında çoğaltılıyor bu bir süre sonra yetersiz kaynak sorunu, çevre kirliliği olarak geri dönecek bize.


Hiçbir vegan bitki olmayan yerlerde hayvan yiyen insanlara neden diye sormaz zaten çünkü bu insanların özellikle ekonomik olarak düşük gelire sahip olanların başka çareleri yok.

Veganizm mümkün olduğunca az zarar vermeyi hedefler. Kapitalist sistemde hayvan sömürüsünün tamamen ortadan kalmasının zaman alacağının ben de farkındayım. Ancak değişim bireysel adımlarla başlar. Ve sonra kitlelere yayılır tabii ki dayatma ile değil kabullenme yöntemi ile olur bu.

Çok uzun oldu cevaplarım kesinlikle yanlış anlamayın hiçbir kötü niyetle ya da iğneleme ile yazmadım bunları. Henüz fırsatım oldu yazmaya. Eğer isterseniz yanıtlarınızı beklerim. Bu şekilde fikir alışverişi ortamına çok az insan sahip.

Ormanlar tarım için yokedilir
Yeterince et olsaydı hiç sebzeye ihtiyaç olmazdı
Bizon ve balık örneklerini bunun için verdim
Yetişkin bir insan 1-2 kg etle hiç sebze yemeksizin beslenebilir. Tarıma harcanan enerjinin üçte dörtte hatta beşte biriyle bütün dünya hayvanla doldurulabilirdi ama ne yazık ki köle olmazdınız

Şunun aynısını ben de yazacağım

Çok uzun oldu cevaplarım kesinlikle yanlış anlamayın hiçbir kötü niyetle ya da iğneleme ile yazmadım bunları.

Örneğin inanın bana (ekonomik gerekçeler ve sosyal tahakküm) istemeksizin sebze yemek zorunda bırakıldığımı üç yıldır her yerde ifade ediyorum
 

odun

Düşünür Üye
Özel Üye
Katılım
12 Şub 2022
Mesajlar
591
Tepkime puanı
105
Puanları
43
Konum
Kime ne
Bu noktada şu soruları sorabiliriz:

Süt nedir? Hayvanlar -insan da dahil- neden süt üretir?
Yumurta nedir? Hayvanlar neden yumurtlar? Ne sıklıkla yumurtlar?
Bal nedir? Arılar ne yer?
Cevapları da paylaşacağım.
_
Süt, dişi memeli hayvanların hamile kalıp doğum yaptıktan sonra salgıladıkları öz sıvıdır. Ve bu sıvıyı yalnızca yavruları için üretir vücutları. Daha anlaşılır olması için, insan dişisini göz önünde bulundurabiliriz. Bir kadın yalnızca bebeği beslensin diye süt üretir. Aynı durum inekler, koyunlar, köpekler, keçiler vs vs hayvanlar için de geçerlidir. Bu yüzden aslında alışık olduğumuz inek, keçi sütü, insanlar içsin diye değil, yavru buzağılar beslensin diye anne tarafından üretilir.

Elbette bu kadar değil: İneklerin ortalama yaşam süresi yaklaşık 20 yıldır ancak 5-6 yıl içerisinde öldürülüyorlar. İşin acı kısmı bu noktada başlıyor. Doğal ortamlarında yaşamayan inek ve boğalar, doğal yolla çiftleşemiyorlar. Kafes benzeri bir alana zorla tıkılan boğadan çeşitli elektrikli vb aletlerle üreme hücresi alınıyor. Ve daha sonra bu üreme hücresi şırınga ve iğne benzerini aletlerle ineğin vajinal bölgesinden enjekte edilerek ineğin hamile kalması sağlanıyor. Bu işlem insanlar tarafından elle yapılıyor. Hatta suni tohumlama olarak geçer ismi.

Hamile kalıp doğum yapan ineğin yavrusu erkek ise, büyüdüğünde süt veremeyeceği için dar bir alana kapatılıp hormonlu yemlerle büyütülüyor. Ve birkaç aylıkken "süt danası" olarak k^silip bedeni satılıyor. Aslında bir bakıma insanlar, bebek bir hayvanın etini yiyor.

Yeni doğan yavru dişi ise, annesi ile aynı yaşamı sürüyor. Doğumdan birkaç saat sonra annesinden zorla ayrılıyor. Üstelik genelde sadece bir defa anne sütünü içmesine izin veriliyor -değişken bir durumdur bu da-. Hatta çoğu zaman süt içmesin diye ağzına dikenli bir aparat takılıyor.

Birkaç saat önce doğmuş dişi buzağı da başka bir yere gidiyor, o da büyüyene kadar yapay ve hormonlu sıvılar ile besleniyor. Daha sonra o da anne oluyor ve o da yavrularından ayrılıyor.

Az önce bahsettiğim gibi tutsak edilmiş inekler yalnızca 5-6 yıl yaşayabiliyor. Ve bu süre içinde defalarca zorla hamile bırakılıyorlat. Kaba bir tabirle defalarca insanlar tarafından t^cavüze uğruyorlar. Bir süre sonra doğuramaz, haliyle süt veremez hale gelince ve bunlarla ek olarak sürekli beton zeminde olmaları yüzünden ayakları kırıldığı, sakat kaldıkları için kesime gidiyorlar. Ama henüz bitmedi. Mezbahada diğer hayvanların ölümden kaçışlarını görerek, çığlıklarını duyarak korku içinde ölümü bekliyorlar.

İneklerin hayatı bu şekilde. Bu yüzden süt endüstrisi aynı zamanda et endüstrisine de katkı sunmakta. Yani et ne kadar kötüyse süt de o kadar zulüm doludur.

(Ben kısaca inekler üzerinden örnek verdim ancak anlayacağınız üzere diğer hayvanlar da aynı eziyeti ve korkuyu yaşıyorlar.)

_
Yumurtadan da bahsedeyim.

Regl olmak bütün canlılarda farklı şekillerde görülür. İnsanlar bunu kanama ile yaşarken diğer hayvanlar daha farklı şekillerde yaşar. Söz konusu olan yumurtlayabilen hayvanlar ise regli, yumurta olarak atar vücutlarından. Aslında yenilebilir görülen yumurta döllenmemiş üreme hücresidir.

En aşina olduğumuz tavuklar üzerinden örnek vereyim. Tavuklar, normal şartlarda yılda yaklaşık 15-20 defa yumurtlar. Ama tabii endüstride bu oran yılda yaklaşık 250-300 oranında bir sayıdadır. Bunun sebebi de evcilleştirilmiş olan kanatlı tavukların genetiği ile oynanp özellikle günümüzde hormonlu yemler verilerek bünyelerinde ciddi değişikliklere yol açmış olmamızdır. Fabrikalarda ufak kafeslere tıkılan ve üst üste yaşayan onlarca tavuk var ve bu tavuklar arasında salgın hastalıklar meydana geliyor. Birçoğu bu hastalıklar yüzünden ölüyor ya da çok hasta oldukları için direkt kesime gidiyor. Civciv olmayan yumurtalar, her gün yumurtlayan tavuklardan alındığı için tavuklar, öz besinlerinden mahrum kalıyor. Pek bilinmez ama tavuklar kendi yumurtalarını yiyerek vücutları için gereken proteini karşılarlar. Ancak bahsettiğim gibi mahrum kalıyorlar ve bir süre sonra kanatları, kemikleri, ayakları dayanıksız hale geliyor. Yani tıpkı ineklerde olduğu gibi sakat kalıyorlar. Bütün bunlar insanlar yumurta yiyebilsin diye yapılıyor. Çok fazla yumurta ürettikleri için kanser vb hastalıklara yakalanan tavuklar da kesim için ayrılıyor.

Eklemem gereken bir konu da; fırın benzeri yapay kuluçkalarda, döllenmiş olan yumurtadan çıkan civcivler ile ilgili. Henüz hayata yeni başlayan civcivler de cinsiyetlerine göre ayrılıyor. Erkek civcivler tıpkı erkek buzağilar gibi verimsiz olacağı için kimi zaman devasa kıyma makinelerinde, kimi zaman poşetler içinde b^ğularak ö^dürülüyorlar. Toprağa gömen kesimler de var. Bunların hiçbiri kabul edilebilir yöntemler değildir.

Eğer cïvciv dişi ise o da yine annesi ile aynı hayatı yaşıyor. Sürekli yumurtluyor hasta oluyor ve çok kötü şekilde ö^dürülüyor.

Sonuç olarak yumurta endüstrisi de et endüstrisine hizmet ediyor.

_
Bal konusuna gelince: "Arılar ne yer" sorusu kilit nokta. Sahi arılar ne yiyor? Anlatayım.

Arılar yaz aylarında yaklaşık 1500 çeşit nektardan topladıkları polenleri biriktirip işleyerek bal elde ediyorlar. Ve bal, kış için tükettikleri besin oluyor onlar için. Doğal hayatta böyle yaşıyorlar. Arıcılık endüstrisinde yapay kovanlara tıkılan arılardan bu bal alınarak yerine farklı ve yine ilaçlı karışımlar veriliyor. "Arıların karnı duyuyor" ama öz besinlerinden mahrum kalıyorlar. Üstelik verilen bu karışımlar gereken besini sağlamıyor ve sağlıksız arılar meydana geliyor.

Arıcılıkta kullanılan çeşitli aletlerden bahsedecek olursak, bal alma esnasında kovana duman gibi gazlar verilerek yapılan işlem kolaylaştırılıyor. Ayrıca bu sırada korkudan ve savunma sebebiyle arıcıyı sokmaya çalışırken bir sürü arı ö^üyor. Kraliçe arının kanatları kesilerek koloniden uzaklaşmasının önüne geçiliyor.

Kraliçe arı da sunu dölleme işlemine maruz kalıyor. İğne ve çengel benzeri aletler ile yapılıyor bu. Üreme hücresi alınan ve dölleme işlemi gerçekleştirilen arıların vücudunda ciddi hasar ve sakatlanma meydana geliyor. Her yıl kraliçe arı ö°dürülerek yerine başka bir arı getiriliyor.

İşçi arı kavramı aslında kendi öz besinleri olan balın üretiminde rol alan arılar içindir. Ancak arıcılık endüstrisinde bu tanım insanlara bal satmak için kullanılan arıları kapsamakta diyebilirim. Hepsi kazanç kaynağı olarak görülüyor çünkü. Küçücük bedenleri esaret altında olan bu canlılara da zulüm ve eziyet ediyor insanlık.

Bütün bunlar zorunda olduğumuz için değil keyif, damak tadı ve en berbat yönü ile din ve geleneksel alışkanlıklar bahane gösterilerek yapılıyor.

Ö^dûrmek eylemi hiçbir şekilde doğru değildir. Üstelik günümüzde hayvanları ö^dürmeden ve buna gerek kalmadan yaşamı sürdürmek mümkündür. Aynı şekilde diğer hayvansalları tüketmek zorunda da değiliz. Ayrıca hayvancılık sektörünün ekolojik boyutunu ve sebep olduğu yıkımı düşünce veganizm, hem hayvan hakları hem de yaşanabilir bir gezegen için en uygun seçim.

Son olarak veganizm tanımı ile bitirmek istiyorum. Veganizm, hayvan sömürüsünü ve hayvanlar üzerinde kurulan tahakkümü tamamıyla reddeder. Yani hayvanları kıyafet için, eğlence için, taşıt olarak kullanmak için, dini-geleneksel inanışlar için ö^dürmek ve sömürmek; yemek için öldürmekten ve sömürmekten farksız değildir.
Bir hayli uzunca yazmışsınız, aslında hiç gerek yoktu.:cool:
Çünkü nihayetinde benim pozisyonumu biraz tasdiklemişsiniz. Diğer yandan bizler de doğanın bir parçasıyız, yani hayvan ürünlerini tüketmemiz gayet doğal/normal. Bu nokta nedense hep gözardı ediliyor. Normal olmayan şey daha önce dediğim gibi inanç uğruna (kurban ritüelleri mesela), zevkine ve keyfine hayvanları öldürmek.
 

odun

Düşünür Üye
Özel Üye
Katılım
12 Şub 2022
Mesajlar
591
Tepkime puanı
105
Puanları
43
Konum
Kime ne
Bu noktada şu soruları sorabiliriz:

Süt nedir? Hayvanlar -insan da dahil- neden süt üretir?
Yumurta nedir? Hayvanlar neden yumurtlar? Ne sıklıkla yumurtlar?
Bal nedir? Arılar ne yer?
Cevapları da paylaşacağım.
_
Süt, dişi memeli hayvanların hamile kalıp doğum yaptıktan sonra salgıladıkları öz sıvıdır. Ve bu sıvıyı yalnızca yavruları için üretir vücutları. Daha anlaşılır olması için, insan dişisini göz önünde bulundurabiliriz. Bir kadın yalnızca bebeği beslensin diye süt üretir. Aynı durum inekler, koyunlar, köpekler, keçiler vs vs hayvanlar için de geçerlidir. Bu yüzden aslında alışık olduğumuz inek, keçi sütü, insanlar içsin diye değil, yavru buzağılar beslensin diye anne tarafından üretilir.

Elbette bu kadar değil: İneklerin ortalama yaşam süresi yaklaşık 20 yıldır ancak 5-6 yıl içerisinde öldürülüyorlar. İşin acı kısmı bu noktada başlıyor. Doğal ortamlarında yaşamayan inek ve boğalar, doğal yolla çiftleşemiyorlar. Kafes benzeri bir alana zorla tıkılan boğadan çeşitli elektrikli vb aletlerle üreme hücresi alınıyor. Ve daha sonra bu üreme hücresi şırınga ve iğne benzerini aletlerle ineğin vajinal bölgesinden enjekte edilerek ineğin hamile kalması sağlanıyor. Bu işlem insanlar tarafından elle yapılıyor. Hatta suni tohumlama olarak geçer ismi.

Hamile kalıp doğum yapan ineğin yavrusu erkek ise, büyüdüğünde süt veremeyeceği için dar bir alana kapatılıp hormonlu yemlerle büyütülüyor. Ve birkaç aylıkken "süt danası" olarak k^silip bedeni satılıyor. Aslında bir bakıma insanlar, bebek bir hayvanın etini yiyor.

Yeni doğan yavru dişi ise, annesi ile aynı yaşamı sürüyor. Doğumdan birkaç saat sonra annesinden zorla ayrılıyor. Üstelik genelde sadece bir defa anne sütünü içmesine izin veriliyor -değişken bir durumdur bu da-. Hatta çoğu zaman süt içmesin diye ağzına dikenli bir aparat takılıyor.

Birkaç saat önce doğmuş dişi buzağı da başka bir yere gidiyor, o da büyüyene kadar yapay ve hormonlu sıvılar ile besleniyor. Daha sonra o da anne oluyor ve o da yavrularından ayrılıyor.

Az önce bahsettiğim gibi tutsak edilmiş inekler yalnızca 5-6 yıl yaşayabiliyor. Ve bu süre içinde defalarca zorla hamile bırakılıyorlat. Kaba bir tabirle defalarca insanlar tarafından t^cavüze uğruyorlar. Bir süre sonra doğuramaz, haliyle süt veremez hale gelince ve bunlarla ek olarak sürekli beton zeminde olmaları yüzünden ayakları kırıldığı, sakat kaldıkları için kesime gidiyorlar. Ama henüz bitmedi. Mezbahada diğer hayvanların ölümden kaçışlarını görerek, çığlıklarını duyarak korku içinde ölümü bekliyorlar.

İneklerin hayatı bu şekilde. Bu yüzden süt endüstrisi aynı zamanda et endüstrisine de katkı sunmakta. Yani et ne kadar kötüyse süt de o kadar zulüm doludur.

(Ben kısaca inekler üzerinden örnek verdim ancak anlayacağınız üzere diğer hayvanlar da aynı eziyeti ve korkuyu yaşıyorlar.)

_
Yumurtadan da bahsedeyim.

Regl olmak bütün canlılarda farklı şekillerde görülür. İnsanlar bunu kanama ile yaşarken diğer hayvanlar daha farklı şekillerde yaşar. Söz konusu olan yumurtlayabilen hayvanlar ise regli, yumurta olarak atar vücutlarından. Aslında yenilebilir görülen yumurta döllenmemiş üreme hücresidir.

En aşina olduğumuz tavuklar üzerinden örnek vereyim. Tavuklar, normal şartlarda yılda yaklaşık 15-20 defa yumurtlar. Ama tabii endüstride bu oran yılda yaklaşık 250-300 oranında bir sayıdadır. Bunun sebebi de evcilleştirilmiş olan kanatlı tavukların genetiği ile oynanp özellikle günümüzde hormonlu yemler verilerek bünyelerinde ciddi değişikliklere yol açmış olmamızdır. Fabrikalarda ufak kafeslere tıkılan ve üst üste yaşayan onlarca tavuk var ve bu tavuklar arasında salgın hastalıklar meydana geliyor. Birçoğu bu hastalıklar yüzünden ölüyor ya da çok hasta oldukları için direkt kesime gidiyor. Civciv olmayan yumurtalar, her gün yumurtlayan tavuklardan alındığı için tavuklar, öz besinlerinden mahrum kalıyor. Pek bilinmez ama tavuklar kendi yumurtalarını yiyerek vücutları için gereken proteini karşılarlar. Ancak bahsettiğim gibi mahrum kalıyorlar ve bir süre sonra kanatları, kemikleri, ayakları dayanıksız hale geliyor. Yani tıpkı ineklerde olduğu gibi sakat kalıyorlar. Bütün bunlar insanlar yumurta yiyebilsin diye yapılıyor. Çok fazla yumurta ürettikleri için kanser vb hastalıklara yakalanan tavuklar da kesim için ayrılıyor.

Eklemem gereken bir konu da; fırın benzeri yapay kuluçkalarda, döllenmiş olan yumurtadan çıkan civcivler ile ilgili. Henüz hayata yeni başlayan civcivler de cinsiyetlerine göre ayrılıyor. Erkek civcivler tıpkı erkek buzağilar gibi verimsiz olacağı için kimi zaman devasa kıyma makinelerinde, kimi zaman poşetler içinde b^ğularak ö^dürülüyorlar. Toprağa gömen kesimler de var. Bunların hiçbiri kabul edilebilir yöntemler değildir.

Eğer cïvciv dişi ise o da yine annesi ile aynı hayatı yaşıyor. Sürekli yumurtluyor hasta oluyor ve çok kötü şekilde ö^dürülüyor.

Sonuç olarak yumurta endüstrisi de et endüstrisine hizmet ediyor.

_
Bal konusuna gelince: "Arılar ne yer" sorusu kilit nokta. Sahi arılar ne yiyor? Anlatayım.

Arılar yaz aylarında yaklaşık 1500 çeşit nektardan topladıkları polenleri biriktirip işleyerek bal elde ediyorlar. Ve bal, kış için tükettikleri besin oluyor onlar için. Doğal hayatta böyle yaşıyorlar. Arıcılık endüstrisinde yapay kovanlara tıkılan arılardan bu bal alınarak yerine farklı ve yine ilaçlı karışımlar veriliyor. "Arıların karnı duyuyor" ama öz besinlerinden mahrum kalıyorlar. Üstelik verilen bu karışımlar gereken besini sağlamıyor ve sağlıksız arılar meydana geliyor.

Arıcılıkta kullanılan çeşitli aletlerden bahsedecek olursak, bal alma esnasında kovana duman gibi gazlar verilerek yapılan işlem kolaylaştırılıyor. Ayrıca bu sırada korkudan ve savunma sebebiyle arıcıyı sokmaya çalışırken bir sürü arı ö^üyor. Kraliçe arının kanatları kesilerek koloniden uzaklaşmasının önüne geçiliyor.

Kraliçe arı da sunu dölleme işlemine maruz kalıyor. İğne ve çengel benzeri aletler ile yapılıyor bu. Üreme hücresi alınan ve dölleme işlemi gerçekleştirilen arıların vücudunda ciddi hasar ve sakatlanma meydana geliyor. Her yıl kraliçe arı ö°dürülerek yerine başka bir arı getiriliyor.

İşçi arı kavramı aslında kendi öz besinleri olan balın üretiminde rol alan arılar içindir. Ancak arıcılık endüstrisinde bu tanım insanlara bal satmak için kullanılan arıları kapsamakta diyebilirim. Hepsi kazanç kaynağı olarak görülüyor çünkü. Küçücük bedenleri esaret altında olan bu canlılara da zulüm ve eziyet ediyor insanlık.

Bütün bunlar zorunda olduğumuz için değil keyif, damak tadı ve en berbat yönü ile din ve geleneksel alışkanlıklar bahane gösterilerek yapılıyor.

Ö^dûrmek eylemi hiçbir şekilde doğru değildir. Üstelik günümüzde hayvanları ö^dürmeden ve buna gerek kalmadan yaşamı sürdürmek mümkündür. Aynı şekilde diğer hayvansalları tüketmek zorunda da değiliz. Ayrıca hayvancılık sektörünün ekolojik boyutunu ve sebep olduğu yıkımı düşünce veganizm, hem hayvan hakları hem de yaşanabilir bir gezegen için en uygun seçim.

Son olarak veganizm tanımı ile bitirmek istiyorum. Veganizm, hayvan sömürüsünü ve hayvanlar üzerinde kurulan tahakkümü tamamıyla reddeder. Yani hayvanları kıyafet için, eğlence için, taşıt olarak kullanmak için, dini-geleneksel inanışlar için ö^dürmek ve sömürmek; yemek için öldürmekten ve sömürmekten farksız değildir.
Sayın Kedy

Bir önceki iletimi yok sayın lütfen çünkü yazdıklarınızı tekrar okuduğumda, sizin tamamen karşıt bir duruşunuz olduğunu gördüm. Düzenleyemedim. Bilhassa şu cümlemi görmezden gelin: "Çünkü nihayetinde benim pozisyonumu biraz tasdiklemişsiniz.":)

Şu cümlelerim aynen geçerli:
Diğer yandan bizler de doğanın bir parçasıyız, yani hayvan ürünlerini tüketmemiz gayet doğal/normal. Bu nokta nedense hep gözardı ediliyor. Normal olmayan şey daha önce dediğim gibi inanç uğruna (kurban ritüelleri mesela), zevkine ve keyfine hayvanları öldürmek.

İleride bir çok hayvan ürünü yapayı üretileceğinden (mesela suni et), hayvanlar bakımından durum biraz düzelecek.
 

"ictenlik"

Kahin
FS - Yönetici
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,371
Tepkime puanı
492
Puanları
83
Burada yine kendi hayatımdan örnek vereceğim. Öğrenciyim ve çok kötü bir yurtta kalıyorum. Ne yazık ki evet bunu kesinlikle kabul ediyorum doğru düzgün beslenemiyorum. Çünkü her şeyde hayvansal var. Mesela bugün etli nohut yapmışlardı almadım haliyle. Nohut yemeğine et koymak zorundayız değiliz. Nohut gereken besin ihtiyacı karşılamakta rol oynuyor zaten. Yani aslında vegan beslenmek kolay ama hayvansallar her yerde karşımıza çıkıyor. Mesele bitkisel beslenmenin uç gibi algılanıp sebze yemeğine bile bulyon koyan saçma yemek kültüründe. Ya da çaya tereyağı ekleyin safsatasında. Birçok bilim insanı ve doktor bitkisel beslenmenin temiz beslenme olduğunu söylüyor.

İnan bana veganlık carnivorisme göre yol almış ya da kendini kabul ettirmiş durumda görünüyor. Eğer carnivore sanaız hiç bir hakkıınz yok. Eğer modern batı toplumlarında değilseniz bunu seçip yapabilme şansınız yok ve açık söylüyorum. En son 2020 de çalıştım. Maaşım temiz carnivore beslenmeye yetmiyordu ve gerçi o zaman carnivore u bu kadar bilmiyordum ketojenik diyeti biliyordum. Mesela ben de temiz sağlıklı et yemek istediğim halde hormonlu tavuk yemek zorundaydım. Bugün tercihim carnivore beslenme olacağı halde ailemle birlikte gelirim olmadığı için burada ne varsa ne onu yiyorum. Bu size tuhaf gelebilir ama gerçekten de carnivore u ve onun sağlık hikayelerini duyduktan sonra artık sebzeye hiç bir çekim duymuyorum.
Carnivorismi ben hiç kimseye anlatamam. Örneğin bir kaç yere başlık açıp anlatmaya çalışsam herkes öte beri çekip duracaktır.
En başta şu söylenecektir. Buna paramız yetmiyor yani buna hakkımız yok. Yani şu açık gerçektir. Bazı insanlar et yemek/tüketmek istedikleri halde buna hakları yoktur

Vegansanız herkese söylediğim şeyleri size de söyleyeceğim. Sözde veganlığı savunan doktorların eminim özel tofuları, vegan kolojenleri ve özel protein takviyeleri gibi şeyleri var ve eminim zeytinyağı ve iyi yağlara ve muhtemelen iyi takviyelere erişiyorlar. Bunu patates makarna yiyerek yapmıyorlardır.

Kenevir tohumu gibi materyaller tüketin. Bol miktarda fermente gıda tüketmelisiniz. Beyaz pancar soya gibi ürünler. Fasulye, bezelye ve kuruyemişler iyi yağlar gerekiyor. Keten tohumu gibi ucuz içerikler eklenebilir.
Benim köylü hayatım şu an hafta da bir alınan tavuk dışında çok büyük oranda kendi yaptığımız fasulye, bezelye ve fındık ceviz ama ben yumurta yiyebiliyorum. Diğerlerinin çoğunu dediğim gibi ekip dikiyoruz.

Burada soya (çorum denir) hala az çok ekilip dikilir. Bu mısırla karıştırılarak öğütülür. İyi protein kaynağı. Buralardan temin edilebilir ve unu yapılabilir. Tavsiye ederim.
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Sidebar Kapat/Aç

Yeni Konular

Advertising

Yeni Mesajlar

Üst