"Tanrının “Var Olmadığı” Kesinlikle Ispatlanmıştır."(Bahr Alfred)

Konu İstatistikleri

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Din Felsefesi kategorisinde dragon tarafından oluşturulan \"Tanrının “Var Olmadığı” Kesinlikle Ispatlanmıştır.\"(Bahr Alfred) başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 323 kez görüntülenmiş, 6 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Din Felsefesi
Konu Başlığı \"Tanrının “Var Olmadığı” Kesinlikle Ispatlanmıştır.\"(Bahr Alfred)
Konbuyu başlatan dragon
Başlangıç tarihi
Cevaplar

Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan dragon

dragon

Üye
Yeni Üye
Katılım
14 Eki 2022
Mesajlar
182
Tepkime puanı
16
Puanları
18
Konum
dünya
Üniversite Bölümü
Sosyoloji
Ünvan
dünyalı

!


Yaratıcı-Tanrı fikrinin esas dayanağı ve aynı zamanda zayıf noktası, “yokluk” kavramıdır. “Yokluk” içinde tamamen hiçbir şeyin var olamaması ispatı, Yaratıcı-Tanrı fikrinin sonunu getirecektir. Ve eğer ki, buna ek olarak, teologların “yokluk” kavramının gerçekte var olmadığı, bu kavramın sadece bir düşünce, beynimizdeki spekülatif bir fikir olduğu gösterilse, Yaratıcı-Tanrı fikrinin temel dayanağı yok olmuş, Tanrı da sadece bizim beynimizin ürünü, beynimizdeki hayal-düş, beynimiz dışında var olmayan, gerçek olmayan bir fikir olarak ortaya çıkacaktır. Aşağıda getirilen deliller bu amacı desteklemektedir.

Tanrının, Kainatı yaratmadan önce de var olduğu iddia edilmektedir. Bu da, O’nun tam bir “yokluk” içinde var olduğunu içinde barındırır. Bu yokluk, zaman, madde ve uzayın kendisi tarafından yaratılmadan önce, Tanrının bulunduğu “süper-vakum” veya “süper-boşluk” benzeri bir durum olarak tanımlanmaktadır. Halbuki “yokluk”, “var olmamanın” bir eşanlamlısıdır.

Sonuçta, Tanrının “yokluk” içinde bulunduğu iddia edilmesi, Tanrının “var olmamalık” içinde bulunduğu anlamına gelir. Başka bir deyişle, daha hiçbir şey var olmadığında, yani ne uzayın, ne zamanın, ne de maddenin var olmadığında, kainatın var olmadığını bir durumla karşı karşıyayız. Ve bu “yokluk” sadece durumu anlatır, yani bir şeyin var olmamasını durumunu anlatır ve bu da “X” zamanında bir şeyin yaratılıp, var olabileceği vakum olduğu anlamına gelmez.

Vakum uzay-benzerdir, boş bir uzaydır; uzay-benzer olmayan vakum, uzayı da barındırmayan vakumdur, böyle bir vakum yoktur ve hiçbir zaman da var olmamıştır! Hiç kimse havası boşaltılmış bir kutunun içinden uzayı söküp alamaz. Böylelikle hiçbir şey yokken, yani “yokluk” veya başka deyişle “var olmamalık” varken, bir anda uzay, zaman ve maddeyi elde edemeyiz.

Buradan da kainatın yokluktan var olamayacağı sonucuna varmaktayız. Gerçekten de modern uzay bilim bize kainatın kuantum-mekanik durumundan oluştuğunu söylemektedir. Başka deyişle kainat oluşmadan önce bir şeyler vardı. Kainat, böyle söylemek mümkünse, başlangıç evresinde embriyo halinde var olmuştur, daha sonraki uzaya dağılması da, bir patlama sonucu olmuştur, bir Büyük Patlama sonucu (Big Bang) ! Eklemek gerekirse, uzay bilimcilerin (Fizikçilerin) son çalışmalarına göre, tek değil, sayısız ve biri-birinden bağımsız var olan kainatların var olduğu düşünülmektedir. Bu uzay bilimcilerin (Fizikçilerin) sonucu, gerçekçi gözükmektedir; eğer bir kainat varsa, neden, başka bir yerlerde başka kainatlar olmasın ki? Ve tabiî ki bu durumda, bu “dünyalar dünyasında”, teologların “yokluğuna” ve bu “yoklukta” var olan Tanrıya hiç yer kalmamaktadır.

Varsayalım ki, böyle bir “yokluk” ve bu “yoklukta” bulunan Tanrı mevcuttur ve bu argümanın sonuçlarına bir göz atalım. Tanrı en azından form ve ölçülere sahip olmalıdır. Ayrıca kendisinin bu “yokluktan” ayrılabilinmesi için, Tanrının da bir tür madde-varlık ( sübstansiyon ) olması gerekmektedir. Tanrı basit bir “yokluk” olamaz. Ama form ve ölçü kavramları uzaya bağlıdır. Fakat uzayın var olmadığı yerde, yani “yokluk” içinde, hiçbir şey form, ölçü ve madde-varlığa ( sübstansiyon ) sahip olamaz. Yokluk içinde farklılaşma ve ayrılmaya gerek duyulmaz. Ayrıca yokluk içinde zaman akışı da mümkün değildir. Zaman akışı, sadece uzay var olduğunda ve bunun içinde maddenin hareket ettiğinde veya değişime uğradığında vardır. Yokluk içinde hareket edebilecek veya değişime uğrayabilecek hiçbir şey yoktur zaten.

Yokluk içinde saate de sahip olamayız. Sadece uzay içinde zamana sahip olunabilir ve sadece uzay içinde bir şey formuna, ölçülerine ve madde-varlığına (sübstansiyonuna) sahip olabilir. Yokluk içinde her şey farklılaşma özelliklerini kaybeder ki zaten Tanrı da kendisini yokluktan ayırt edemez, uzay, zaman ve maddenin var edebilmesi için bir “X” zamanı tayin edemez, yokluk içinde yoğrulup gider, yoklukla tıpatıp aynılaşıp kendi varlığını kaybeder, çünkü yoklukta “var olmamalık” mevcuttur. Aynı zamanda Tanrının eğer ruhani, her ne anlama geliyorsa, tabiatı varsa, o tabiat için de bu durum geçerlidir. Kısacası eğer Tanrı varsa, “yoklukta” uzay ve zamanın var olması gerekmektedir.

Zaman, var olabilme şansına sadece uzayda sahiptir. Ama uzaydaki zaman, her zaman maddeyle beraber ortaya çıkmaktadır. Bu da, Tanrının, ancak kendisinin var olmasını sağlayabilen kainatın var olması ihtimalinde, var olabilmesi anlamına gelmektedir. Ama bu zaman da Tanrı, “Yaratıcı-Tanrı” statüsünden çıkmakta, Büyük Patlama sonucu, kainatla beraber var olmuş bir fani yaratık statüsüne inmektedir!
Ama yine de bir anlık varsayalım ki, Tanrı kainatı yokluktan yaratmıştır. Mantıken bu kainatın “yokluk” tarafından çevrelenmiş olması lazım ki, Tanrımız bu “yokluk” içinde bulunsun ve hüküm sürsün. Ama görmüş olduğumuz gibi, yokluk içinde hiçbir farklılaşma özelliğinin bulunması mevcut değildir. Yokluk içinde hiçbir şey kendisini bu “yokluktan” ayırt ettiremez. Özellikle yokluk içinde hiçbir şey, strüktüre, forma veya ölçülere sahip olamadığından, kainat da, bütünüyle ele alırsak, bir obje olarak bu yokluk içinde kendini ayıt ettiremez, yokluk içinde yoğrulup gider, varlığını kaybeder, sonuç itibariyle yokluk içinde varlığını sürdüremez.

Ama kainatın yaratıldığını biliyoruz. Bu da kainatın var olabilmesi için, onun dışında böyle “yokluluğun” olmaması ve uzay–zamanın var olması gereksinimini doğurmaktadır. Fakat bu durumda da, kainat yaratılırken böyle bir “yokluğun” olmamasını gerektirmektedir. Yokluğun olamaması da, “Yaratıcı-Tanrı”nın, “yokluğu” kendisine ikametgah seçtiğinden dolayı, “Yaratıcı-Tanrı”nın olmaması sonucunu getirmektedir. Bu yüzden de, kainat dışında “Süper-Boşluğun”, “Yokluğun”, “Var olmama” bölgesinin bulunduğuna, ya da zaman ve uzay ötesine inanmak yanlıştır. Teologların, saatine bakıp, “X” zamanında cennet ve cehennemle beraber kainatı yaratan Tanrıyı barındıran, “Yokluk” kavramı, imkansızlıktır ve ötesi söylenemez bir saçmalıktır! “Yokluk” yoktur ve “yoklukta” ikamet eden Tanrı da yoktur. Bu fikirler, beynimizde sadece bir hayal ürünü olarak var olabilir, fakat beynimiz dışındaki gerçek dünyada bunlara yer yoktur.

Bu arada “yokluk” kavramı beraberinde, kainatın bittiği ve “yokluğun” başladığı, “görünmez sınır” kavramını da getirmektedir, kainatın bittiği ve “yokluğun” başladığı bir sınır. Şimdi de kainatta hareket eden ve bir anda bu sınıra gelen bir uzay yolcusunu hayal edelim. Bir adım daha atarsa, yolcumuz bu “yoklukta” yok olacaktır. Ama sadece kainatımızı terk etme teşebbüsünde bulunan yolcumuzun bu “yoklukta” yok olmaması gerekirdi, zaten bizim kainatımızın da, çok daha önce, Tanrının onu yarattığı anda, tıpkı zavallı yolcumuz gibi, bu “yoklukta” yok olması gerekirdi. Buradan, kainat dışındaki “yokluk” kavramının, ne kadar saçma olduğunu bir daha fark ediyoruz.

Tanrının ikametgahı,“Yokluk”, var olmadığından dolayı, “Ötesi”, “Cennet”, “Cehennem” gibi, Tanrıya inananların, Tanrıya inanmayanların, İslam’daki acı çekenlerin, Allahın askerlerinin v.s. ruhları için de herhangi ikametgah bulunmamaktadır. Kainat dışında veya zaman ve uzay ötesinde ruhların bulunacağı böyle mekanlar olamayacağından, ruhların da aslında bir hayal ürünü olduğu ve gerçekte mevcut olmadığı sonucunu çıkarmaktayız. Tanrıyla beraber ruhlar da gitmiştir ve böylelikle hepimiz ileride ruhsuz olarak yaşamak zorundayız!

Ve Tanrı olmadığından, “Tanrının Oğlu” olan, İsa isimli birisinin de, kutsal ve mucizeler yaratan “Tanrı Oğlunun” annesi olan “Kutsal Bakire Meryem’in” de gerçek olamayacağı da açıktır. Hıristiyan için bu, onu affedecek ve günahlarından arındıracak bir “Tanrı Oğlunun” olmadığından, günah işlemeden yaşamak zorunda kalacağı anlamına gelmektedir.

Kainat dışında “yokluğun” olmaması, bakış açısında ciddi sonuçlar doğurur. Sadece uzay-zaman içinde bir şeylerin var olabileceğini bildiğimiz andan itibaren, kainat dışında uzay ve zamanı bulundurmamız gerekecektir. Kainatın hayal edebileceğimiz bir sınırına vardığımızda, o hayali sınır dışında da zaman ve uzayın bulunması gerekecektir, kainatın o sınırlar içinde var olabilmesini sağlayan şart olarak. Bu durumun sürekli sürüp gitmesi sonucunda, önümüze sonsuz “uzay-zaman dünyası” çıkar. Sonuçta bu “uzay-zaman dünyası” boş veya sadece bir köşede tek, bizim kainat olarak isimlendirilen, kainatı barındıran bir dünya olamaz. Kainatın, aşırı büyük, fakat Büyük Patlama merkezine bağlı olarak sınırlı olduğunu bilmekteyiz. “Uzay-zaman” ikilisinin de sadece maddenin varlığında var olduğunu bilmekteyiz. Maddesiz, ne uzay – bölümler mevcut olabilir, ne de ki, hareket eden ve değişebilen, maddesiz, zaman-bölümler mevcut olabilir; ki bu da maddenin olmadığı yerde uzay-zamanın olamayacağını, uzay-zamanın olmadığı yerde de maddenin olamayacağını gösterir.

Buradan da, kainatın her zaman sınırları olduğundan, bu sınırsız “uzay-zaman dünyasında” sınırsız sayıda kainat olacağını sonucuna varmaktayız. Bu sınırsız “Uzay- Zaman Dünyası” her zaman var olacaktır, ama bir tek inatçı değişimi de barındırmaktadır: yeni kainatlar doğacak, diğerleri de ölecek ve yok olacaktır. Kainatlar sadece boyutsal sınırlara sahip değillerdir, yaşam süresi açısından da sınırlıdırlar. “Yokluk” hakkında tartışırken, modern uzay bilim tarafından da tanımlanan, fakat başka delillere dayandırılan, sınırsız “uzay-zaman dünyasına” vardık.

Tanrının ve ruhların olamayacağı düşüncesine varmamız kesinlikle başka sonuçları da getirmektedir. Örneğin, çocuklarımızın dini eğitimi diye isimlendirilen bir eylem için artık herhangi bir açıklama bulamayacağız. Tabi ki rahip seminerlerinin de artık yapılmaması gerekecektir. Açıktır ki Tanrının var olmaması sırf kiliseyi ilgilendiren sonuçları da getirecektir. Kilisenin kurulmasından sonra, rahipler aydın ve yönetici sınıfına da ulaşma çabaları göstermiştir. Kilisenin gücünün arttırılması için, başka ülkelere yayılma politikası içinde bu önemli bir koşul olarak görülmüştü. Bu amaca ulaşmak için, Kilise öğretisine felsefi bir altyapı hazırlama uğraşına girilmişti. Sırasıyla Platon ve Aristoteles’in fikirleri çok “Hıristiyani” bulunmuştu.

Her nedense, bir-kaç yüzyıl sonra, bu düşünce artık bir anda doğru bulunmamaya başlandı.(Skolastiğin Hıristiyanlıkta doğuşu ve ölümü) Bu yıllarda, yönetici ve aydın sınıfının soru sorabileceklerinden ve ispat isteyebileceklerinden, Tanrının varlığına dair deliller üretilmiş ve oluşturulmuştur. Bu delillerden en önemlileri ontolojik, kozmolojik ve teleolojik delillerdi. Konumuz felsefe olmadığından bu delillerin detaylarına girmeyeceğiz.

Söyleyebileceğimiz tek şey, Immanuel Kant (1726 – 1806) dönemine kadar hemen-hemen herkes Tanrıya ve Şeytana (ayrıca Şeytanın gelinleri olan Cadılara) inanıyordu. Kant, Tanrının gerçekliliğini ispatlayan bu delillerin aslında tamamen yanlış olduklarını gösterdi. Bu arada Kilise öğretisini eleştiren ilk kişi Kant değildi. Aslında bunu ilk yapan İngiliz David Hume (1711 -1776) du. Kiliseyi eleştirerek bu süreci başlatan ilk kişiydi. Kant’tan sonra Kiliseyle tartışmaya birçok düşünür girmiştir ve bu tartışma günümüze kadar süregelmiştir. Kilisenin bu konudaki bugünkü iddiası şudur: “Tanrının gerçekliği tam olarak ispatlanamaz, fakat Tanrının “var olmadığı” da ispatlanamaz.” Fakat 2003 ten itibaren Kilise bu savda yanılmaktadır; Tanrının “var olmadığı” kesinlikle ispatlanmıştır. Bu yeni durumdan Kilisenin çıkaracağı sonuçlar nelerdir? Kilise kapılarını ne zaman kapatacaktır?

Kaynak: TD
 
Son düzenleme:

odun

Filozof
Özel Üye
Katılım
12 Şub 2022
Mesajlar
786
Tepkime puanı
121
Puanları
43
Konum
Kime ne
Yokluk diye bir şey yok, çünkü vakum olan ortamlarda bile parçacıklar fink atıyor. Ayrıca herhangi bir varlıĝın eylem yapabilmesi için bir mekana ihtiyacı var. Mekansız zaman mümkün olmadıĝı gibi, zamansız mekan da mümkün deĝil. Yani zaman ve mekanı hep bir bütün olarak ele almak şart. Bu şartlarda herhangi bir tanrı fikri hayalden öteye gidemez.
- Bu nedenden ötürü piyasaya sürülmüş hiçbir tanrı kendini bugüne kadar ispatlayamamıştır.
- Bu nedenden ötürü insanların kendisi onun adına ahkâm kesmişlerdir, onun adına konuşmuşlardır.
- Bu nedenden ötürü tüm sözde tanrılar sadece eskilerin masallarında hayat bulurlar.
 

xmatrix

Yeni üye
Yeni Üye
Katılım
19 Ocak 2017
Mesajlar
90
Tepkime puanı
10
Puanları
8
Yazılarımda bu örneği genellikle veriyorum.. Burada biraz daha derinlemesine inceleyelim.. 3D oyunları hepimiz biliriz.. 3D oyunlarda olan varlıkların düşünebildiğini var sayalım.. Onlar bir alanın içinde var olduklarını düşünüyorlardır değil mi.. Fakat onların evrenleri bir hiçlik üzerine kuruludur.. Sadece 1 ve 0 ları temsil eden elektrik sinyalleri ve bilgisayarın sayesinde var oluyorlar.. Temel olarak hiçlik aleminde ve bir alt yapının desteği ile var oluyorlar..

Bu dünyada öyle temel olarak kuantum evreni var ediyor bu alemi.. Temelde de kuantum parçacıkları varlık ve yokluk arasında gidip gelen parçacıklardır.. Buda dört elle sarıldığımız bu alemin hiçlik alemi ile ilgisi olduğuna dair bir göstergedir..

Şimdi 3D oyuna geri dönelim onlar kendi alemlerini var eden varlığı kendi alemlerinin yapısına indirgeyebilirler mi.. Mesela 3D alan bittikten sonra orası boşluk orada bir varlık var olamaz onun için tanrı var olmaz diyebilirler mi?.

Demem o ki 3D oyun bu alemin bir uzantısıdır.. Orada bırak boşluğu o alem yerle bir olsa bile bu aleme bir etkisi olmaz.. İşte bizde bu alemin hiçliği boşluğu v.s. her neyse onun içine yaratıcıyı dahil edemeyiz.. Çünkü onların hepsi bu alemin değişkenleri ve değerleridir.. Biz yaratıcının bir uzantısıyız o bizim değil. Yaratıcı yarattığı katmanın üstünde bir yerdedir.. Ve biz onu hiçbir şekilde buradaki bildiklerimizin için çekemeyiz ve ona her hangi bir etkide edemeyiz..

Yaratıcının alemini kendi alemimize benzetmemiz bir hatadır.. O alemin değerlerini ve gerçeklerini bilmiyoruz.. Ama örnekte olduğu gibi böyle bir çıkarım gayet mantıklıdır.. Sadece madde aleminin var olabileceğini düşünmek , başka bir var oluş biçimi olamayacağını düşünmek sığ bir bakış açısıdır..
 

odun

Filozof
Özel Üye
Katılım
12 Şub 2022
Mesajlar
786
Tepkime puanı
121
Puanları
43
Konum
Kime ne
Son sözümü ilk önce söyleyeyim: Varsa gelsin. Yaratıcı "aman da başka diyarda olabilir...miş" minvalindeki düşünceler hayal gücünden öteye gidemez. Bana göre topu taca atmaktan başka bir şey deĝil.
Ben hayalperestlik yapmam. Hep derim; varşa şayet, onunla bununla iletişime geçmişse, mesajlar bırakmışsa, benimle de iletişime geçer. Böyle bir şey olmayacaĝını adım gibi biliyorum. Zaten mümkün olsa, söz veriyorum, ilk önce size söyleyeceĝim.:D

Artı; zaman/mekan olmayan yerde, adına ne derseniz deyin (boşluk, hiçlik vb.), ilâhın babası, hele ki bilinçli bir tanrı barınamaz ve bizimle de iletişime geçemez. Bizi boşverin, o bize erişemez. Bize erişmesi için bizim gibi maddi olmalı ve bizim diyarda bulunmalı. İletişime geçti diyenler, eskilerin masallarını/yalanlarını tekrarlamaktan başka bir şey yapamıyorlar, çünkü böyle bir şey olmadı.

Hayal etmek güzeldir ancak hepsi o kadar.
 
Son düzenleme:

xmatrix

Yeni üye
Yeni Üye
Katılım
19 Ocak 2017
Mesajlar
90
Tepkime puanı
10
Puanları
8
Zaman mekan salt gerçekler değildir.. Bilimin verilerine göre mekan bile görece bir yapıdır.. Aynı zaman gibi.. Onun için değiştirilebilen , esnetilebilen değerler gereğinde tamamen sıfırlanabilirlerde.. Bu yüzden zaman ve mekan salt gerçek olamaz . Ancak başka bir gerçekten yansıyan değerler olabilirler..

Daha öncede bu soruyu sormuştum.. Sonsuz geçmiş mümkün olabilir mi.? Eğer zamanın geçmişteki ucu sonsuzda ise asla bu ana ulaşamazdı.. Onun için zaman salt gerçek olamaz.. Zamanı var eden başka bir alt yapı olması daha mantıklı..

Teorik fizikçiler hologram evren , paralel evrenler gibi evren modelleri ortaya atmışlardır.. Şimdi biz bunlara siz hayal kuruyorsunuz.. Bu sadece hayalden ibaret mi diyelim..

Hayal ile akılsal çıkarım veya teori arasında fark vardır.. Hayal hiçbir akılsal dayanağa bağlı değildir.. Akılsal çıkarım hayalin akılsal desteklerle var olma olasılığını yükseltir.. Teori ise matematiksel modelleme ile sorulara çözüm olabilecek bir sonuç ortaya koyar.. Arasındaki farkları iyi anlamamız gerekir..

Evrenin nedeni ile ilgili elimizde kesin sonuç yoktur.. Onun için seçimlerimiz en akılcı teori veya akılsal çıkarımlar arasında olmalıdır..

İzafiyet teorisi , Kuantum mekaniği gibi bilimsel konuları inceledikten sonra ; 5 duyu organımız ile deneyimlediğimiz evrenin göründüğü gibi bir gerçek olduğunu düşünmek daha hayalci bir yaklaşım olur. Duyumsadıklarınmı yoksa aklın mı sana gerçeği söylüyor sen karar ver..

Evrende tanrıya inanmak içinde , inanmamak içinde neden çok.. İsteyen istediği yolu seçer.. Zaten yaratıcının amacı da bu.. Kesin olsa herkes inanır.. Evren ayna gibidir.. Seni yansıtır.. Nasıl bakarsan öyle görürsün..
 

odun

Filozof
Özel Üye
Katılım
12 Şub 2022
Mesajlar
786
Tepkime puanı
121
Puanları
43
Konum
Kime ne
Karar vermeye gerek yok. Durum belli; olmayan şeyi olmuş gibi hayal etmek güzeldir ancak fazla bir şey getirmez. Olsa olsa beyin cimnastiĝinden öteye gitmez. En azından erken bunamayı önlemiş oluruz.:D

Artı; ayna falan...filan... hepsi hikaye. Ne aynaymış yahu!

Fazla abartmayalım; sözde yaratıcının amacını bilmek mümkün deĝil. Tüm düşünceler tek yanlı olup, hepsi bizden kaynaklanıyor. Ne o, yoksa onunla haşır neşir olanlar mı var!?:D

Sözde yaratıcının amacını bildiĝini iddia edenler, teistlerdir. Çünkü onlar kutsal kitaplarının içinde ne yazıyorsa, ona inanıyorlar. Sınavdan dem vururlar ki doĝada (tüm canlılar buna dahil) adaletin a´sı bulunmaz. Hal böyle iken dolaylı da olsa sınavdan bahsetmek doĝru deĝil. "Ama benim tanrım adaletsiz olabilir!" diyen bir dindara hiç rastlamadım henüz. Çünkü adaletsiz olursa; sınav tamamen güme gider. Adaletsiz tanrının sınavla ne işi olacak ki?!

Evet; inanmak isteyen, istediĝi şeye inansın. Fakat ben inanmam, çünkü bana bizzat kendisi gerek. Onun namına ahkâm kesenlerin söylemlerinin hepsi insani düşünceler/hayaller. Bırakın biraz da kendisi bizim peşimizden koşsun, kendisi terlesin deĝil mi?!:)

Hey gidi eski günler, hey. Eski devirlerde tanrıya ulaşmak çok kolaydı. Ancak zamanla bilim ilerledikçe, cahillik azaldıkça ve teknoloji geliştikçe şu sözde tanrı/tanrılar ha bire gerisin geri gitmeye başladı. Bugünlerde zaman/mekan (nasıl olacaksa) olmayan bir yerde(!) barınıyormuş. Kimbilir 500 veya 1000 sene sonra nerede barınacak. Her şey bizim hayal gücümüze baĝlı bir bakıma.:)

Hasılı...
Kapım daima açıktır; varşa şayet, çıksın karşıma!
 
Son düzenleme:

dragon

Üye
Yeni Üye
Katılım
14 Eki 2022
Mesajlar
182
Tepkime puanı
16
Puanları
18
Konum
dünya
Üniversite Bölümü
Sosyoloji
Ünvan
dünyalı
3D oyunları hepimiz biliriz.. 3D oyunlarda olan varlıkların düşünebildiğini var sayalım.. Onlar bir alanın içinde var olduklarını düşünüyorlardır değil mi.. Fakat onların evrenleri bir hiçlik üzerine kuruludur.. Sadece 1 ve 0 ları temsil eden elektrik sinyalleri ve bilgisayarın sayesinde var oluyorlar.. Temel olarak hiçlik aleminde ve bir alt yapının desteği ile var oluyorlar..
Zırva tevil kaldırmaz. Oyunlarda kanlı canlı düşünen varlıklar(fazla film izliyor(inanıyor) olabilirmisin?) iddian da tıpkı sözde"tanrı" iddian gibi, İmkansız! Oyunlardaki karakterlere komutları gerçek kişiler veriyor. Onlarla eyleniyor. Yani sen bizi sayısının telaffuzu imkansız sözde "tanrı"nın eğlencesi olarak görüyorsun bu mantıkla, öyle mi? Biz gerçekte yokuz. Grafiklerden ibaretmişiz. muşuz. bla,bla,bla...
Sadece madde aleminin var olabileceğini düşünmek , başka bir var oluş biçimi olamayacağını düşünmek sığ bir bakış açısıdır..
Sığ olan sizsiniz. Benzetmeniz çok alakasız ve de düşünceyi zorlamak için çok ama çooook yetersiz.

Zamanı var eden başka bir alt yapı olması daha mantıklı..
Saçma ve komik ve mantıksız cümleler bunlar. Senin tanrın "altyapımı"? :)
, paralel evrenler gibi evren modelleri ortaya atmışlardır.. Şimdi biz bunlara siz hayal kuruyorsunuz.. Bu sadece hayalden ibaret mi diyelim..
Olgudan, örnek türev olasılıklara yol alma cabası başka bir şey. Olmayan şeyden, olmayan bir şeyi varlama çabası bambaşka sağlıksız hastalıklı bir şey.

Evrende tanrıya inanmak içinde , inanmamak içinde neden çok.. İsteyen istediği yolu seçer.. Zaten yaratıcının amacı da bu.. Kesin olsa herkes inanır.. Evren ayna gibidir.. Seni yansıtır.. Nasıl bakarsan öyle görürsün..

Bu cümleleri kurarken gerçekten düşündünüz mü?

Gerçekten bir yaratıcı olduğuna inanmak için hiç bir neden yok. O sizin uydurmanız. Küçükken ateist bir toplumda büyüseydiniz daha iyi anlardınız bunu.

Olmayan şeyin amacını açıklama gafletiniz boşa hülasa.
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Sidebar Kapat/Aç

Yeni Konular

Advertising

Yeni Mesajlar

Üst