Neler yeni

Soyut Sanat

nilüfer

Yeni üye
Katılım
29 Kas 2008
Mesajlar
246
Puanları
0
Yaş
28
Soyut sanat

20. yüzyılın başlarında Kandinsky ile ortaya çıkan soyut sanat, doğanın sanatı bozduğunu iddia ediyor, doğayı resimden çıkarıyordu.1911-12 yıllarında kübizm ve Kandinsky’nin etkisiyle figürsüz ve geometrik biçimlerin kullanıldığı geometrik soyut eğilimler görülmeye başlandı. Fransız sanatçı Delaunay, Çek Kupka, süprematizmin temsilcisi Rus Malevich ve Konstrüktivizmin babası Rus Tatlin Soyut Sanat dalında eserler üretmeye başladılar.


kaynak:Resimve Heykelin Öyküsü/boyut yayın grubu
 

nilüfer

Yeni üye
Katılım
29 Kas 2008
Mesajlar
246
Puanları
0
Yaş
28
SANAT İÇİN SANAT: SOYUT SANATIN ÖNCÜLERİ
(1910…1920…1930…)
ALMANYA HANS ARP…HOLLANDA [DE STİJL] THEO VAN DOESBURG,PIET MONDRIAN,BART VAN DER LECK,GERRİT RIETVELD,GEORGES VANTONGERLOO..İNGİLTERE BARBARA HEPWORTH,BEN NICHOLSON..ÇEKOSLAVAKYA FRANTISEK KUPKA…FRANSA CONSTANTIN BRANCUSI,JEAN HELION,AUGUSTE HERBIN…RUSYA WASSILY KANDINSKY…[SÜPREMATİZM] KAZİMİR MALEVİÇ… [KONSTRÜKTİVİZM] ALEKSANDR RODÇENKO, VLADİMİR TATLİN, EL LISSITZKY, NAUM GABO, ANTON PEVSNER…
“Unutmayalım ki resim-bir savaş atı, çıplak bir kadın ya da herhangi bir konunun ifadesi olmasından önce-belli bir düzene göre yerleştirilmiş renklerden ibaret düz bir yüzeydir.” Maurice Denis ,’Simgeci Manifesto’,1890
Soyut sanat 20.yy modernizminin başlıca ifade biçimi olmuş, 19.yy sonunda İzlenimcilerden başlayarak gelişen soyutlama eğilimi, sanatçıların görünen dünyanın gerçekliğinden aşama aşama kopuşunu beraberinde getirmiştir. Tek bir sanatçıya ya da akıma atfedemeyeceğimiz bu kopuşu, dış gerçekliğin yerine sanatın kendi öz gerçekliğini koyan, böylece renk, çizgi, şekil, espas gibi biçimsel öğelere odaklanan pek çok sanatçı birlikte gerçekleştirmiştir.20.yy başına tarihlenen her akım,genel bir eğilim olarak soyutlamayı benimsemiş, ‘sanat için sanat’çı bir yaklaşım içinde akademik ve natüralist ifadeden ayrılmıştır.
..
19.yy’da soyuta yönelişin erken örnekleri arasında Fransız ressamlar Claude Monet ve Paul Cezanne, İngiliz ressam J.M.W.Turner ve Amerikalı ressam J.M. Whistler’in resimleri dikkat çeker. Bu ressamların hiçbiri görünen gerçeklikten tam anlamıyla ayrılmamış olmakla birlikte, biçimsel arayışların ve boyasal etkilerin ön planda olduğu resimlerinde ‘modern’in ifadesinin temsili gerçekliğin ötesine uzanan saf sanatta aranacağının ipuçlarını vermişlerdir. Söz gelimi Whistler,”Noktürnler” ve “Armoniler” başlığı altındaki bir dizi yapıtında her şeyden önce renk ve şekillerin uyumlu birlikteliğini gözeten bir resimsel kompozisyon Fovizm, Kübizm, Fütürizm, Konstrüktivizm gibi birbirinden farklı pek çok akımın genel ilkesi de ‘soyutlama’ olmuş, dış gerçekliğe tam anlamıyla sırtını dönmeyen anlayışı benimsemiş, dönemin beğenisine fazlaca ‘soyut’ görünen bu tür resimleri nedeniyle “izleyicinin suratına boya fırlatmak” la bile suçlanmıştır!
20.yy başında bu akımlar dahilinde ele alabileceğimiz pek çok sanatçı ,izleyicinin önüne ancak biçimsel çözümlemeyle algılanabilecek yapıtlarla çıkmıştır. Ancak biçimlerin parçalanarak soyutlandığı , nesnelerin tanınmaz hale geldiği Analitik kübist resimlerde bile saf soyuta varılmamış; nesne, varlığını korumuştur.20.yy başında akla gelen en heyecan verici soru, Kübizmin soyut sanatın gelişimindeki rolünün de altını çizen bi soru olmuştur: ”Kübizmin varamadığı yere varmak mümkün olacak mıdır?”
Soyutlama yönündeki çeşitli eğilimleri bünyesinde barındırmasına karşın soyut sanat, esas olarak soyutlamanın da ötesindeki bir ifade arayışının sonucudur. Bu açıdan bakıldığında, dış dünyadaki bir görünümden ‘soyutlanarak’ gerçekleştirilen yapıtlarla, herhangi bir dış gerçekliğe göndermede bulunmadan, Kantçı anlamda salt bir tür ‘kendinde şey’ olarak ortaya çıkan ‘soyut’ yapıtları birbirinden ayırmak gerekir. Bu ayrım soyuta giden farklı yolların belirlenmesinde de rol oynar.

Temsili gerçeklikten koparak özellikle renk öğesine ve şekillere odaklanan, böylece özünde soyut bir resimsel ifadenin yolunu açan ilk sanatçının Rus ressam Wassily Kandinsky olduğu kabul edilmektedir.
Kandinsky’nin sanatında belirgin bir eğilimde mistisizm olmuş ; sanatın gündelik yaşamın ötesinde, sonsuz bir tin’in,bir evrensel ruhun algısı ve ifadesi olduğu inancı ağır basmıştır. Kandinsky’ye göre sanat doğayı taklit etmeyi bırakmış, kendi doğasını ortaya koymaya başlamıştır.
Soyut’un peşinde bir başka öncü de Rus ressam Kazimir Maleviç’tir. Maleviç Rusya’da ilk kez 1915 yılında sergilenen, ancak kendisinin 1913 yılına tarihlediği “Beyaz Zemin Üzerine Siyah Kare” gibi özünde geometrik bir temele dayanan “Süprematizm” akımının yaratıcısıdır.
Beyaz bir zemin üzerinde kare, daire, haç gibi geometrik şekillere yer veren, ancak 1918 dolaylarında “Beyaz Üzerine Beyaz” gibi tek-renk yüzeylere ulaşan Maleviç, sanatın maddi gereksinimleri tatmin edecek bir araç olmasına şiddetle karşı çıkmıştır.’Nesnenin boyunduruğundan’ kurtulmuş, temsili gerçeklik zorunluluğuna sırt çevirmiş bu tür saf soyut anlayışının Platon’un idealar kuramı ile doğrudan bir ilişkisi olduğundan da söz edilebilir. Maleviç, Süprematist resimlerinde mutlak ve sonsuz olanın biçimsel ifadesini geliştirmeye çalışmış, ‘saf’ biçimlere derin anlamlar yüklemiştir.Bu anlamlar içinde temel süprematist öğe, sanatın yeni alfabesinin ilk harfi, doğada bulunmayan karedir.”Beyaz Üzerine Siyah Kare”de saf duyguyu siyahla, boşluğu, hiçliği beyazla ifade eden ve izleyiciye renkler aracılığıyla sözel olmayan bir iletişim biçimi kurmaya çalışan Maleviç’in görsel dağarcığında dik çizgiler insanın doğanın kaosuna karşı üstünlüğünü ifade eder. Süprematizmin bir akım değil bir “ruh hali” olduğunu öne süren Maleviç, resimlerindeki soyut şekillerin ‘herhangi bir nesnenin yokluğuyla dolu’ olduğunu, dolayısıyla boş olmadığını, her bir biçimin ‘anlama gebe’ olarak ortaya çıktığını söylemiştir. Sanatı kilisenin, devletin, toplumsal yada politik amaçların üstünde gören ve her türlü işlevden arındırılması gerektiğine inanan Maleviç, bu yöndeki görüşleriyle ‘toplum için sanat’a inanan Konstrüktivistlerle çatışmıştır.
..
1910-14 tarihleri arasında doğadan soyutlamalar yapmaya başlayan 1914 yılına geldiğinde resimlerinde dikey/yatay çizgiler ve temel renkler dışında hemen hiçbir öğeye rastlanmayan Hollandalı ressam Piet Mondrian’da 20.yy soyut sanatın en önemli figürleri arasındadır. Mondrian’ın “Yeni Plastisizm” olarak adlandırdığı, geometrik soyut anlayışa göre sanat, evrenin değişmez yasalarının bir tür yansımasıdır. Bu yasalar, Mondrian’ın tuvaline çeşitli boyutlardaki dikdörtrgenlerin oluşturduğu asimetrik bir ağ olarak yansır.Kompozisyonda herhangi bir merkezi odak noktası bulunmaması , izleyicinin gözünü tuvaldeki ilişkiler ağına çeker.Dik ve yatay çizgilerin ve temel renklerin birbiriyle ilişkisi…
Mondrian’ın resmi tümüyle zihinsel, rasyonel, geometrik bir disiplin üzerine temellenmiş, bu yönüyle modernist anlayışın tam bir yansıması olarak görülmüştür.
..
İsviçreli ressam Paul Klee’nin altını çizdiği gibi, “dünya korkunçlaştıkça, sanat da soyutlaşmış” görünmektedir. Pek çok soyutçu ressam, belkide bu nedenle, materyalist dünyada bir tür tinsellik arayışına girmiştir.

Soyut sanat 1920’lerden 30’lara uzanan süreçte de yoğun etkisini sürdürmüş, soyut’un sanattaki tek somut gerçeklik olabileceğini savunan Theo Van Doesburg’un 1930’da Paris’te kaleme aldığı “Somut Sanat “ manifestosu, soyut sanat anlayışını benimsemiş pek çok sanatçının görüşlerine tercüman olmuştur.
..
Soyut sanat, İkinci Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında Avrupa’da ve Amerika’da modern sanatın temel üslubu olmayı sürdürmüştür.
20.yüzyıl Batı Sanatında Akımlar/Ahu Antmen