Şiir çevirileri

Sunar

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
6 Ocak 2011
Mesajlar
118
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
83
Ayrılık, Marceline Desbordes-Valmore, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Senden vazgeçmem gerekiyor;
Zincirini kırıyorum, öyle isteniyor .
Sana geri veriyorum yeminlerini:
Mutlu ol, acı çekmeden bırak beni.
Dur! Bekle ayrılalım!
Henüz razı olmuyor vicdanım!

İlk aşkım oldun benim,
Tek güzelliği ömrümün,
İyi günler yaşatabilir bir başka kadın,
Onu istemeyerek görebilirim,
Dur! Bekle ayrılalım!
Henüz razı olmuyor vicdanım!

Geri al şu güzel portreyi
İçinde aşkın, silahlarını gizlediği;
Yeminin artık orda görünmeyecek,
Gözyaşlarım onu silecek !
Dur! Bekle ayrılalım!
Henüz razı olmuyor vicdanım!

Marceline Desbordes-Valmore (1786-1859)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Ayrılık, René- François Sully Prudhomme, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Şunu söylemem gerekmezdi;
Çoğu etkiden daha güçlü olan gözyaşlarım,
Islatarak tatlı gülümsememi,
Ellerinizin üstüne yazmağa gitti
Yakıcı itirafı; size onu söylemedim.

Dans edilir, çene çalınır, birlikte gülünür,
Bu oyunlar için izin yok artık bize:
Yüzünüz kızarıyor ve ben titriyorum;
Bizi ne bir araya getiriyor bilmiyorum.
Artık dost değiliz sizinle.

İşte zamanı, yararlanın bizden;
Sizinle alçaktan konuşacağım şimdi
Dostluğumuz başkalaşıp ölmeden:
Eh! Söyleyin, kalsın mı değişmeden,
Hissetsem de kâfi gelmediğini.

Gözyaşlarımın isteksiz
Lisanı hoşunuza gitmiyorsa,
Pekâlâ, yeryüzünde izleyelim her birimiz
Yolumuzu: ben, kimsesiz, ve mutlu olan siz
Tanrının bir seçkin kulunun kollarında.

Görüyordum kalplerimizi, birlikte doğan
Öten bir çift kuş gibi,
Aynı şafakta uyanan
Ve henüz uçamayan:
Birbirinden ayıralım, onları şimdi;

Ayıralım onları doğduklarında,
Belki de, gelecek bir gün
Uzun bir yokluktan mutsuz olup da,
Yürümesinler diye sonsuz bir boşlukta
Birbirlerini arayıp birleşmemeleri için.

René- François Sully Prudhomme (1839-1907)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Artık görmemeliyim onu, René-François Sully Prudhomme, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Artık aslâ görmemeliyim onu
Ama sık sık annesini görmeğe gideceğim;
Bu benim sevincim ve o, sevdiğim
Yaşamımın, orada sonuncusu.

Sesinin sarstığı havada
Varlığını tadıyorum az da olsa;
Konuşmak onunla
Aklımdaki kimseyle konuşmaktı orada.

Hatlarından gayrı hiçbir şeye
Açgözlü bakışım yönelmezdi;
Ama, odası boş olduğundan beri,
Doldururdum oraya pek çok hazineyi!

Ayna, kitap, dikiş iğnesi,
Ve yatağının yanında okunmuş su kabı durur…
Hafif bir uyku onu doldurur,
İşte size genç bir kızın odası.

Bu yerlere iyice baktığımda,
Birlikteyiz sanırım hâlâ onunla;
Annesi de benzer bazen ona,
Engel olur gözyaşlarımın akmasına.

Sanabilir misiniz öldüğünü?
Hayır. Yasını tuttuğum gün,
Uzaktan ne tabut gördüm
Ne de kapısının önünde bir örtü.

René-François Sully Prudhomme (1839-1907)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Hey! Niçin gidiyorsun veda etmeden, Albert Mérat, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Hey! Niçin gidiyorsun veda etmeden?
Niçin alıyorsun benden tatlı yüzünü,
Dudakların değerli peki gözlerin,
Okuyamadım mı orda kaderi?

Bir tek pişmanlık kelimesi yok niçin?
Zamanı mı geldi şimdi gitmenin?
Eğer heyhat! Hazır diyorsan kalbin,
Ona engel olmamayı da bilirim.

Seni unutmak da ne demek?
Bak işte o elden oldu bu yara,
Acımasız bu maymun iştahlılık,
İnan fazla gerçek gelmedi bana.

Albert Mérat (1840-1909)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu
Elveda, Antoine Fontaney, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Ateşimi tekrar yakmayı düşünme,
Elveda, tatlı cazibe!
Temiz yüreklilik aşkın temelidir,
Terkedildiği anda aşk ölür.
Ne olursa olsun sesinin gücü ,
Ona kalbim meydan okuyabilirdi ;
Ama aşkın soluduğu
Bu gözlere güvenmem gerekiyordu.
Ateşimi tekrar yakmayı düşünme,
Elveda, tatlı cazibe!
Temiz yüreklilik aşkın temelidir,
Terkedildiği anda aşk ölür.

Gözlerin, bu bulutsuz yıldızlar,
Parlak bakışlarını korudular;
Sevimli ve tatlı çehren
Kızarmadı az bir sebepten:
Bütün çekiciliklerinin arasına
Aşk sızamadı ama
Gülümsemelerinin, gözyaşlarının içinde
O, tükenmeye geldi kalbinde.
Ateşimi tekrar yakmayı düşünme,
Elveda, tatlı cazibe!
Temiz yüreklilik aşkın temelidir,
Terkedildiği anda aşk ölür.

Antoine Fontaney (1803-1837)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Veda şarkısı, Antoine de Latour, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Gök kubbede yeni bir yıldız arıyorum,
Benim için değerli olan kayboldu gökten;
Parıltısı güzeldi onu lanetlemiyorum
Ve hâlâ gitmiyor son ışını gözlerimden.

Dileklerime daha az direnen, belki bir başka yürek,
Daha ilham dolu ya da daha melodili şiirlerde
Kendine yönelen iç çekişleri bana geri verecek
Ama bağışlayıcı olalım, ayrılık saatinde.

O bu dünyada, Lora’nın yaptığı gibi kız kardeşlerinin
Aralarına girecek, Petrark’ın tatlı adını ve onun
Aşk şarkısını her şafakta mırıldanacak.

Ama aslâ, gökte, saygın ağzıyla
Ozanın adını söyleyip durmayacak,
Ve kalbi, bilse bile, bir gün bilecek ancak.

Antoine de Latour (1808-1881)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Not: Halk şairi olan Petrark’ın Lora’ya aşkı şaire çok acı çektirmiş ama onun ününü büyütmüştür. Hikâye 1327 de Avignon’da başlar. Floransalı bir sürgünün oğlu olan Petrark taşrada, Sainte-Claire kilisesinde Lora’yla karşılaşır. Lora’yı ölümsüzleştirmek isterken, sonelerinin ve koşuklarının güzelliği ile İtalyan dilinin mükemmelleşmesine çok yardımcı olmuştur. O zamanki aşklar bugünkülerden çok farklıydı. Lora gücünü aşığının düşünme biçimi üzerine, onda şeref arzusu ve erdem aşkı uyandırmaya kullanmıştır.


Elveda, Albert Mérat, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

O giderken, özürü hoş değişmeler icat eder,
Eldivenin tekini bırakır, pencereyi kötü kapatır;
Ya da “Bir şey söylemeyi unutur…”
Bu her zaman çocuksu ve her zaman eşsizdir.

Son okşaması kollarını çok ağırlaştırmıştı,
Pembe kanın tutuştuğu dudağını öperdim.
Endamının hatlarında dolaşırdı mutluluğum;
Kadife gözlerinin gecesinde kendimi kaybetmiştim.

O ipek bir ürperti içinde yarın gelecek;
Bununla beraber bilmiyorum ve sevincimden
Titriyorum: Vedalar beni hep endişelendirdiği için.

Öfkesi benim için hiç sert olmadığı zamanki,
Unutmamam gerekir ağzının nefesini
Ve gözlerinin mavi ve tatlı ışığını.

Albert Mérat (1840-1909)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Elveda, Marceline Desbordes-Valmore, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Sonsuza dek elveda,
Aşklarıma;
Gözyaşların pek çekici !
Yine de sık elimi;
Ağlama,
Yarın ama,
Kaçacak,
Bugünkü mutluluk.

Ne zaman ki bir çiçek
Rengini kaybedecek,
Ona borçlu olunmaz artık
Gereğinden çok pişmanlık :
Ve alevin parlaklığı
Güzel olur hani,
Söndüğü zamansa,
Boyun eğer bekleyen soğuğa.

Sonsuza dek elveda,
Aşklarıma;
Gözyaşların pek çekici !
Yine de sık elimi;
Ağlama,
Yarın ama,
Kaçacak,
Bugünkü mutluluk.

Bakışın çok tatlı
Rastlantın beni aydınlattı ;
Gözlerimin
İçine gökleri yaydın :
O zamandan itibaren,
O derece hoş, o derece alınyazısı olan…
Kalbim yitti
Geri dönmedi!

Sonsuza dek elveda,
Aşklarıma;
Gözyaşların pek çekici !
Yine de sık elimi;
Ağlama,
Yarın ama,
Kaçacak,
Bugünkü mutluluk.

Marceline Desbordes-Valmore (1786-1859)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu



Elveda, Alfred de Musset, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Elveda ! Sanırım bu hayatta
Seni artık hiç görmeyeceğim.
Ölüm gelir, seni çağırır ve beni unutursa ;
Kaybederken seni sevdiğimi hissedeceğim.

Gözyaşı yok, şikâyet yok boş yere.
Geleceğe saygılı olmayı bilirim.
Seni götürecek gemi geliyor işte,
Gidişini gülümseyerek seyrederim.

Uzaklaşıyorsun ümitle dolu,
Ama gururla geri döneceksin;
Yokluğundan acı çekenleri,
Kimlerdir bilmeyeceksin.

Elveda ! Hoş bir hayal kuracak,
Tehlikeli bir zevkten sarhoş olacaksın ;
Uzun zaman gözlerini tekrar kamaştıracak,
Yolunun üstünde doğan, bir yıldız bulacaksın.

Bir gün hissedeceksin belki,
Bizi anlayan bir kalbin değerini,
Onu tanıyorken bulunan bir nimeti
Ve kaybederken acı duyulan şeyi.

Alfred de Musset (1810-1857)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Veda mı, aslâ, Marceline Debordes- Valmore, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Çekip gitme, kenarda bekle;
Aşk bunu ister, inan aşka.
Ölüm gibi bütün gün ayrı kalma:
Ah ! Ne cüret ! Aynını yapıyorsun bana.

Aynı yerde yaşamalı ve ölmeli,
“Allahaısmaladık” demeli, “Elveda” dememeli !

Zenginlik için aşktan uzaklaşma !
Yalnız olunca altınla ne yapılır?
Dönsen bile birlikte mi yaşanılır?
Anlaşırız mı sanıyorsun ben sustuğumda?

Aynı yerde yaşamalı ve ölmeli,
“Allahaısmaladık” demeli, “Elveda” dememeli !

”Ben sâdığım ! mı diyeceksin onlara.
Onlar “Gereksiz çığlık” diye cevap verirler,
O dinleniyor, artık işitmez, derler.
Tanrı az da olsa acıyacak ona ! ”

Aynı yerde yaşamalı ve ölmeli,
“Allahaısmaladık” demeli, “Elveda” dememeli !

Marceline Debordes- Valmore (1786-1859)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Vedalar, Henri Durand, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Nerden geliyor beni canımdan bezdiren ağırlık?
Dağ yoluna yapışıyor ayağım;
Gençlik hayaletleri kaçışın artık,
Yüreğimde ayağa kalkmayın !
Heyhat ! Şafak, uykusundan uyanmakta
İkisini de giydiriyor mantosuyla ;
Koyağın uyuduğu sırada,
Üzgün vedalarımı salalım ona.

Senden kaçıyorum yalnız orman
Çocukken orda çilek toplardım;
Gizeminin önünde, akşam,
Kaçardı genç ve titreyen ayağım!
Kayalıklar ! Vadinin yankısı,
Tekrarlardın bu yerde
Çabuk uçup giden şarkımı,
Vedamı tekrarla bugün de !

Niçin gölgede ve yeşillikte,
Bu aziz çatıyı diktin,
Bana gülümseyen yuvada
Çok temiz bir gençlik büyüttün ?
Kış, artık ateşim olmayacak,
Heyhat ! Senin tüten ocağında ;
Ateş benim için yanmayacak ;
Elveda, baba ocağı, ! Elveda !

Artık gölge yok alnım için
Mezarımdaki söğütten başka,
Elveda kilisesi köyümün
Pazarları ne güzeldi orada !
Ya siz, mezarlıktaki çimenler,
Ölenlerin uyuduğu yer,
Annemin mezarındaki çiçekler,
Gözyaşlarımın altında büyüdüler !

Kurumuş bildiğim gözlerime
Bu yakıcı ateş nerden geliyor !
Çağlayan, çökmek üzere olan harabe !
Gizli gölgeliklerinde gizem saklıyor !
Ruhumun yürürken şaşırdığı patika,
Mavi gözlerinde sarhoş olduğum
Aşk ! Ne yaptın alevinle !
Heyhat ! Bana senin bu son vedaın!

Her şeyin beni hemen unutacağı
Köy yeri gözlerimde ağardı ;
Bak işte dağın geçidi,
Patikanın dönemecindeki dört yol ağzı !
Ve uyanmakta olan ovanın,
Ateşten bir göğün altındaki altın toprağı
Tatlı bir arı uğultusuna benzeyen
O da, bir veda sergiliyor sanki.

Henri Durand (1818-1842)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Şiire veda, Théophile Gautier, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Haydi, pembe kanadını kapat, ümitsiz melek ;
Beyaz elbiseni ve altın pırıltılarını çıkar üstünden;
Havalanmanın hız alacağı göğün yükseklerinden
Bir yıldız gibi akman ya da bir nesrin içine düşmen gerek.

Bir kuş gibi yere konmalı ayakların.
Uçmak yerine yürü : zamanı değil yine;
Ahenkli hazineyi hapset kalbine ;
Bir an için rahatlasın ve dinlensin çalgın.

Ey göğün zavallı çocuğu, boşuna şarkı söyleyeceksin
Onlar ilahi dilini anlamazlar senin ;
En tatlı ezgilerine bile kulakları tıkalı olduğu için !

Ama, mavi gözlü güzel meleğim, gitmeden önce,
Solgun yüzlü sevgilimi görmeye git benim yerime,
Ve uzun bir veda busesi kondur alnının üzerine !

Théophile Gautier (1811-1872)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Sadakatsizlik, Evariste de Parny, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Tablo VIII.

Bir ağaçlık, genç bir kadın ;
Dizlerinde bir çapkın
Sonsuz bir aleve yemin ediyor,
Kadın yumuşak başlılıkla onu dinliyor ;
O Valsin. Aynı konutta kalan
Bir başka kadın, Justine
Saf ve rahat olan, aşığıyla hayal kuruyor:
Eve giriyor : Bu üçlüyü çizsin
Şaşılacak şekilde, bir usta ressam.

Evariste de Parny (1753-1814)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Sadık olmayanlara, Evariste de Parny, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Aşk tanrısınca beğenilen ,
Güzel olduğunuzu bilen sizler ;
Aranan ve art arda uzaklaşılan ,
Size, sadık olmayan sevgililer ;
Selam, tatlı sözleşme, mutlu gün,
Ve bilhassa yeni zevkler !
Dinleyin. Her biri yarışırcasına
Size hayrandır, sizden çekinir ve homurdanır ;
Size çok teşekkür ederim, kendi adıma .
Bu sıkıcı dünyada yalnız siz,
Üzüntüyü neşeye çevirme sanatını bilirsiniz ;
Zevklerinizin ve yanılgılarınızın
Sahnesini yalnız siz değiştirirsiniz :
Oyuncuları oyuna siz çekersiniz ;
Seyircileri hırslandıran sizsiniz
Yenilik onları size getirir ;
Sizi alıp götüren kasırga
Size en tatlı alımlılığı ödünç bırakır ;
Bir randevunun ertesi günü
Sevgili sizi güçlükle tanır ;
Bütün gözler üzerinize dikilmiştir,
Ve onlar ancak güzelliklerinizi görür ;
Bozgun havası yanınızda doğar ;
Yakınmalar olur, asla bıkkınlık yoktur;
Söz Caton’a verilse sizi över
Çekilmezliğinizden de mutludur hatta ;
Her biri vefasızlığınızın peşinden koşar ;
Ve, eğer sevgi görmese bile,
Daima ümidini içinde saklar.

Evariste de Parny (1753-1814)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Not: Caton (Katon okunur) ya da romalı adıyla Cato (Kato okunur), Roma erdemliliğinin timsalidir,
(-234, -149) yılları arasında yaşamış Romalı sansör ( Eski Roma’da nüfus, mülk ve töre işlerine bakan devlet görevlisi) , Eski Yunan uygarlığının getirdiği ahlaki bozulmalara karşı baş kaldırmıştır.

Sadık olmayanlar, René- François Sully Prudhomme, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Sone

Seni seviyorum, bir gün karşılaşırsam biriyle,
Beklerken ebedi kadınımı,
On iki ayın en az birinde çayırların çiçek açtığı,
Nankör günlerden uzak, cennet evimde.

Sonsuz çimenlerin üzerinde, önümde göreceğim,
Ölenlerin birbirini aradığı dönüşsüz evlilik için,
Sırayla geçişini ölümsüz meleklerin,
Ve kıskandırmadan sana ihanet edeceğim ;

Zira sen kendin, ebedi kocanı seçerken,
Gölgesi insan seliyle geçen,
Beni terk edeceksin ilk çağrısından itibaren.

Ve unutacağız birbirimizi,
Aynı gemide evlerine dönen yolcular gibi,
Onlar hatırlamazlar artık küçük ilişkilerini.


René- François Sully Prudhomme (1839-1907)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Öğüt (1), René- François Sully Prudhomme, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Sone

Sizin için, dünya bir yeniliktir, çocuklar;
Özellikleriniz, yuvalarından, o huzursuz güvercinler,
Bahar bayramlarını titreyerek seyrederler;
Orada güven içinde yaşamanın yolunu ararlar.

O da şu: altını sadece saf olduğu için sevin ;
Sadece beyaz tuvaletlerinizdeki saflığı sevin ;
Ve eğer karşısında iseniz menekşelerin ,
Basit güzelliklerinde bulunan çekingenliği sevin.

Böylece süsünüz gözünüzde simgesi olsun
Sevimliliğinizi yapan bütün özelliklerin,
Lüksün kıskandığı kalbin bu rahat davranışının ;

Ve temiz kalple bir balo dönüşünde,
Parlaklığını kaybeden süsünüzden soyunduğunuzda,
Sizde hoş görünen hiçbir şey düşmeyecek yere.

René- François Sully Prudhomme (1839-1907)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Tavsiye, Charles Cros, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Sone

Güneşte bronz rengi kumral saçlarınıza,
Zalim, siyah kadifeden kurdele taktığınızda
Kürkü ona benzeyen kaplan gelir aklıma:
Siyah çizgili kızıl zeminle panikleten bir parıltı var onda.

Dudaklarınızın, ürperten sedef pırıltısını,
Yakut renkli kadehte, gülüşünüz aydınlattığında,
Miyavlamalar, beyaz dişler, imrendiren ölümle kaplan uyanır gibi
Ateş halindeki yanağınız heyecanlanır bir anda.

Ve sonra, kendinize bakın. Hatta kadifeler olmadan,
Çok güzel olmanıza rağmen, benzersiniz sonunda
Ağzınızın bazen, çekiştirdiği şahsa.

Üstelik bir kerecik, pençesine düşseydiniz?
Ormanda kiminle karşılaşacağınızı bilemezsiniz:
Bayan, kaplanın kötülüğünden bahsetmemelisiniz.

Charles Cros (1842-1888)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Şafak serenadı, François Coppée, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Şafak çok geç söktü,
Don vardı bu gece ;
Penceresinin altına yine de
Çılgın aşkım beni götürdü.

Titriyorum ama,
Soğuktan çok heyecandan;
Sesinin ürpertisi udun
Kalbimle konuştuğu sırada.

Bir küçük uşak gibi heyecanlanıyorum,
Duvarın üzerindeki kepenklerin
Gürültüsünü işitebileceğim
Daha emin bir zaman bekliyorum.

Ve yavaş geçiyor dakikaları
Senin sabah gülümsemenin
Bana görüneceği, birden,
Çerçeve içinde yapraklarla çevrili.

François Coppée (1842-1908)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


İkimiz, François-Marie Robert-Dutertre, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

İkimiz, aşkımızın sırrına sığınalım,
Tatlı ilişkimizi gözlerden saklayalım;
Zira aşk bir çiçektir, yalnız yerlerde açar,
O bir kuştur, kıskananların gözünden kaçar.

İkimiz, çayırları süslediği zaman baharın,
Gölgesinde, alçak sesle konuşulan ağaçlıkların,
Kendimizi gürültüden uzak, iyi hissedelim diye,
Tatlı hayallerimizi aktaralım birbirimize.

İkimiz, tadacağız sonsuz aşklarımızı,
Elim elini sıkarken, gözlerim ararken bakışlarını,
Kalplerimiz konuşacak birleşen dudaklarımızın üstünde
Ve bir gün göklere çıkacağız seninle birlikte .

François-Marie Robert-Dutertre (1815-1898)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Not: Aynı şairin, aynı şiirinin daha önce yaptığım bir başka çevirisi :

Biz ikimiz,

Biz ikimiz, aşkımız için sırra başvuralım,
Hoş görüşmelerimizi saklayalım bütün gözlerden;
Zira aşk, düşünsene, yalnız bir çiçektir,
O bir kuştur kaçar, kıskananların gözünden .

Biz ikimiz, bahar çayırları süslediğinde,
Gürültüden uzak, iyi hissetmemiz için kendimizi,
Dile getireceğiz tatlı hülyalarımızı
Alçaktan konuşulan çiçekli koruluklarda.

Biz ikimiz, sonsuz aşkımızın tadına varacağız,
Elim elini sıkarken, gözlerim gözlerini arayacak,
Kalplerimiz birleşen dudaklarımızla konuşacak
Ve bir gün seninle birlikte göklere çıkacağız.

François-Marie Robert-Dutertre (1815-1898)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

İlk aşk, Marceline Desbordes-Valmore, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Hatırlıyor musunuz o genç dostu ;
Yumuşak bakışlı, bilge ve hoş duruşlu ?
Heyhat ! henüz hayatının baharındaydı,
Kalbi sizin için yaratıldığını anladı.

Hiç yemin olmadı, hiç vaat olmadı:
Çok gençti, insan tanıyamaz onları;
Saf ruhu kendinden geçerek seviyordu,
Çekinmeden, dövüşmeden kendini veriyordu.

O şimdi sevgili idolünü kaybetti ;
Çok tatlı mutluluk bir gün bile sürmedi!
O artık hayatının baharında değildir :
O, hâlâ o günkü ilk aşkına aittir.

Marceline Desbordes-Valmore (1786-1859)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Fantezi, Gérard de Nerval, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Öyle bir havası var ki uğruna veririm inan ,
Tüm Rossini’yi, tüm Mozart’ı ve tüm Weber’i,
Bir hava ki çok eski, cansız ve matemli ,
Yalnız benim için gizli çekicilikleri olan.

Oysa, onu işittiğim her defasında
Ruhum iki yüz yıl birden gençleşiyor :
Sanki yeşil bir tepe, on üçüncü Louis zamanında ,
Uzanıyor, günbatımı ise sararmış görünüyor .

Sonra tuğla bir şato, köşeleri taştan,
Kırmızımtırak renge boyanmış vitraylı,
Ve büyük parklarla kuşatılmış ; ayaklarını ıslatan,
Çiçeklerin arasından akan bir ırmak bulunuyor ;

Sonra bir bayan, yüksek penceresinde,
Sarışın siyah gözlü, eskiden kalma elbisesinde,
Belki de başka bir yaşam içinde,
Daha önce görmüşüm gibi…hatırladığıma göre!

Gérard de Nerval (1808 - 1855)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Bırak beni ! Gérard de Nerval, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Hayır, bırak beni, yalvarıyorum sana :
Çok genç ve çok sevimlisin, boşuna
Kalbimi canlandırmak istiyorsun ;
Üzgün olduğumu, görmüyor musun,
Bu solgun ve genç olmayan alnım
Artık mutluluğa gülümsemesin ?
Kış, ovalarımızda parlayan
Çiçeklerin soğuk soluğuyla
Canlanan sinesini donduruyor,
Meltemin taşıdığı kokularını
Ve baygın parlaklığını
Ölü yaprağa geri veriyor !
Ah ! Eğer seninle karşılaşınca
Sarhoş kalbim yaşamdan
Ve aşktan çarptığında,
Hangi coşku ve hangi taşkınlıkla
Cazibesi günlerimi besleyen.
Gülümsemeni kabul edebilirim.
Ama şu anda, ey genç kız !
Bakışın, parlayan yıldızlarıdır
Endişeli gözlerindeki gibi tayfaların,
Onların deniz kazasına uğrayan sandalı
Fırtınanın durduğu sırada,
Kırılıp dalgaların altına kaçtığında.
Hayır, bırak beni, sana yalvarıyorum :
Çok genç ve çok sevimlisin, boşuna,
Yeniden canlandırmak istiyorsun kalbimi ;
Bu solgun ve genç olmayan alnımda
Görmüyor musun, üzüntümün,
Mutluluk ümidini geri çevirdiğini ?

Gérard de Nerval
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Teyzekızı, Gérard de Nerval, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Kışın kendi zevkleri var; ve Pazar günü, çok defa,
Az bir güneş beyaz toprağı sararttığında,
Bir teyzekızıyla çıkarsınız gezintiye …
-Ve Kendinizi bekletmeyin akşam yemeğine.

Öyle der anne. Ve kendini iyi hissedip Tuileries’de,
Siyah ağaçların altında çiçekli tuvaletleri gördüğünde,
Genç kız üşür… ve size gösterir akşamleyin
Yükselmeye başladığını sisin.

Pişman olmaktan konuşarak dönülür güzel günden ,
Ve bir gizli alevle çok çabuk geçen…
Dönünce kokusu duyulur, büyük bir iştahla, merdivenin
Aşağısından, - kızarmakta olan hindinin .

Gérard de Nerval
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Sevmek, artık yalan söylememektir, Anna de Noailles, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Sevmek, artık yalan söylememektir,
Hiçbir kurnazlığa gerek yok demektir,
Sevecen bir kolla sardığımızda,
Kaçan vücudu, hoşlanınca.

-Hayal kuran ve şarkı söyleyen sesime güven
Senin mutluluğunu teşkil eden .
Benim kötü huylu olduğumu mu söyleyeceksin
Ya onu daha önce sana söylemesem?

-Çok az, kötü düşünceliyim,
Seni sevmekle vaz geçtiğim
Bu sağduyulu yalnızlığı
Tekrar bulmak istiyorsam zaman zaman !

Anna de Noailles (1876-1933)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Yaşlı ellerimle, Emile Verhaeren, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Alnına yaklaştırdığım yaşlı ellerimle
Bu akşam, saçlarını ayırıyor ve öpüyorum
Siyah şöminenin kenarında kısa uykun esnasında
Gözlerinin ateşi gizleniyor uzun kirpiklerinin altında.

Ah! Günün sonundaki bu hoş sevgi !
Gözlerim varlığının oluştuğu yılları izliyor
Ve birden yaşamın çok mükemmel görünüyor,
Heycanlandıran bir saygı aşkımı etkiliyor sanki.

Ve nişanlı olduğun zamanki gibi benimle,
Yine heyecan gelip dizlerime düşüyor
Ve çok tatlı kalbinin çarptığı yere dokunuyor
Düşüncelerim kadar temiz ellerimle.

Emile Verhaeren (1855-1916)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Merhamet, ey Gökyüzü, ey acımasız Tanrılar, Théodore Agrippa d’Aubigne

Sone III.

Merhamet, ey Gökyüzü, ey acımasız Tanrılar,
Ürkünç dalgalar, ey soluk korkular,
Hatta ölümden önce kalpleri öldürüren sizler
Bu zavallıları görün, korkuyorlar, acınacak haldeler !

Bu gemi kayboluyor, halatlardan sıyrılan ;
Halatlardan, çarelerden, yalancı ümitlerden.
Yelkenler ise indirilmiş, en berbat kötülükler
Mağrur bir güzelliğin sunduğu acımasız kayalar.

Ölümcül değişiklikler hareketli kumlardır,
Hıçkırıklar yıldırım, iç çekişler rüzgardır,
Umutsuz beklentiler köpüklü kıyılardır.

Orada, deniz sahilinde rastlanan aşklar,
Küçük kulaçlarla yüzen, yorgun ve zayıf kurtarıcılar,
Yarı canlı bir yüzle yüzerek nefes alırlar.

Théodore Agrippa d’Aubigne (1552-1630)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Diana, sevgilim, verimli bir bahçe kuralım, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Sone XX.

Diana, sevgilim, verimli bir bahçe kuralım:
Siz hanımı ve bekçisi olun ben işçisi olacağım.
Siz alanı sağlayın, ben emek vereceğim,
Gururu yeter ki ikimiz için olsun.

Tarhları gözlerimizi okşayan çiçeklerin
Çiçek açmaya doğru, mesajları tohumdur.
Gözlerim onu sulayacak, çeşmesi olacaktır,
Meltemi olacak aşkın, iç çekişlerim.

Açan bin güzelliğin karıştığını göreceksiniz,
Öküzgözü, karanfil, zambak, dikensiz güllerimiz,
Hasekiküpesi ve hercaimenekşeden istediğinizi seçersiniz.

Beklenen çiçeklerin ardından meyveler tatlanacak
Ve sonra gideceğiz, gelirin seçimi size kalacak :
Tüm zahmetler benim, zevklerse sizin olacak.

Théodore Agrippa d’Aubigne (1552-1630)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Koruda, Gérard de Nerval, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Kuş ilkbaharda doğar ve öter :
Sesini işittiyseniz eğer?
Saf, basit ve dokunaklıdır
Kuşun sesi - koruda !

Kuş yazın dişisini arar :
Sever- ve sadece bir kez sever !
Çok tatlı, sâkin ve güvenilirdir
Kuşun yuvası - koruda !

Sonra , sisli sonbahar gelince,
O susar…soğuk günlerden önce.
Heyhat ! mutlu olması gerekir
Kuş öldüğünde - koruda !

Gérard de Nerval
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Akşamın gürültüsü, Jean Aicard, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Oh ! Vakit tatlı ve sâkin, yazın, güneş tepenin arkasına
Gizlenip yarı battığında
Şimdi, zaman zaman hareketsiz, bitkin ağaçlar
Doğan esintiyle heyecanlanıyorlar ;
Gölgenin ılık olduğu saatin ağır uğultusunda,
Çağırmalardan ve gülüşmelerden oluşan tatlı bir bağrışma
Onu izliyor ; bu, insanların işten döndükleri andır,
Katırları ve koyunları çıkardıkları zamandır,
Issız kuyunun yanındaki yalağa gidiyorlar.
Uzaklarda adımların altında, yerin çınladığını hissediyorlar;
Uzakta geç kalmış bir ağustos böceği hâlâ titremekte ;
Orada, tozun altın olduğu büyük yolun üstünde,
Bir araba, sallana sallana gıcırdıyor dönerken dönemeçte ;
Yolun iki kenarındaki, bağda ve zeytinlikte,
Hâlâ günün tozlu beyaz dalları silkeleniyor ;
Ve o sırada her yerde, çevredeki eşiklerde,
Ağır salkımın sarktığı asmanın gölgesinde,
Ardısıra köpeği sıçrayıp havlayan kadın çiftçi,
Görüntüsü iştah açan tabakları masaya yerleştiriyor,
Akşam her taraftan duyulabiliyor
(Zira bu, konulan masanın şu anda beklediği
Soğuk suyun kuyudan çekildiği hoş ve sâkin saatti),
Ve, her taraftan, tekrarlanan yankıda,
Bir esintinin getirdiği, şen çığlıklar arasında,
Zayıf düşmüş şarkıları, kovaların ve çıkrıkların
Yumuşak gıcırtılarını çevrende duyuyorsun.

Jean Aicard (1848-1921)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Ah ! Şu mutluluk, Émile Verhaeren, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Ah ! Şu mutluluk
Bazen çok nadir ve çok zayıf biçimde
Korkutur bizi.
İyi ederiz sesimizi kesmekle
Ve bir hala gibi yaparız
Bütün saçlarımızı,
Kendimize emin bir sığınak olsun isteriz,
Çok kere ruhumuzda mayalandırırız kaygıyı.

Ama diz çökmüş bir melek gibidir aşkımız
Dua eder ve yalvarırız,
Geleceğin bize olduğu kadar başkalarına da vermesini
Aynı sevgiyi ve aynı yaşamı,
Talihleri kıskanmasın diye talihlerimizi .

Ve sonra, kötü günlerde, büyük akşamlar
Ümitsizliği göğe kadar ulaştırırlar,
Özür dileriz alevlenen geceden
Ruhumuz yumuşak da o sebepten.

Émile Verhaeren. (1855-1916)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Nisan, Gérard de Nerval, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Şimdi günler güzel ve tozlu,
Işıl ışıl, mavi bir gökyüzü,
Duvarlar alev alev, akşamlar uzun ;
Yeşil olan hiçbir şey yok : Ve hâlâ
Kırmızımtırak bir yankı ile süslenmekte,
Siyah dalları, büyük ağaçların !

Beni bunaltıyor, ağır geliyor bu güzel hava.
Ancak yağmurlu günlerden sonra
Belirmeli ilkbahar, yeşeren ve pembe,
Nilüfer gibi henüz açmış,
Gülümseyerek sudan çıkmış,
Bir tablo hâlinde.

Gérard de Nerval
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Takıntı, Charles Baudelaire, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Sone

Büyük ormanlar, katedraller gibi beni korkutuyor,
Org gibi gürlüyor ; ve lânetli kalplerimizde,
Eski sızlanmaların titreştiği ebedî yas odalarında,
Cenaze dualarının yankıları çınlıyor.

Okyanus ! Senden iğreniyorum, atlamalarını ve gürültülerini,
Ruhum kendinde buluyor ; yenilmiş adamın
Hıçkırıklarla ve aşağılanmalarla dolu bu acı gülüşünü ,
Denizin devasal gülüşünde işitiyorum.

Ne çok hoşuma gidecektin ey gece !
Işıkları, bilinen bir lisanı konuşan bu yıldızlar olmadan !
Zira boşluğu, karanlığı ve çıplaklığı arıyorum ben !

Ama karanlıklarla aynı zeminde mi ki
Dostâne bakışlarda kaybolan varlıkların
Gözümden fışkırarak yaşayan binlercesi.

Charles Baudelaire. (1821-1867)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Gezinti, Joseph Autan, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Yanımdaki sandalım inip çıkıyorken, siz
Şarkı söyleyerek ruhun can attığı,
Yukardaki mavi gökyüzünü seyrediyorsunuz,
Tanrı’nın ayaklarına kadar çıkan şu muhteşem boşluğu !

Yanımdaki teknem ırgalanıyorken, siz
Uzakta, gökyüzü gibi büyük ve onun kadar arı,
Mavi Okyanusu seyrediyorsunuz,
Hareketli suyu, gündüz ışıldayan bir havuzu !

Deniz ve gökyüzü ! Ruhun zevkleri ! Hiçbir şey,
Güzel bir günden daha hoş görünmez gözümüze !
Eğer bu - ıslak bir alevle ışıldayan - uzun
Kirpiklerin arasındaki iri siyah gözleriniz değilse !

Parlayan şimşeğini bana yöneltiyorsa,
Ya da deniz kadar derin bir ruhu bana bir göz yaşı
Içinde gösteriyorsa, bu beni cazibeniz altında
Sessiz bırakan gözleriniz olmalı !

Joseph Autan 1813-1877
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Kızıma, Victoire Barbois, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Vay senin zahmetli çocukluğun
Acıların ortasında geçip gitti,
Senin dayanıksız varlığın
Bana çok göz yaşı döktürdü ;
Vay ! Annesinin kızı,
Onun çok sevdiği,
Sonunda Tanrı dilekleri yerine getiriyor,
Ve yaşamdan
Yorgun ! O kadar değerli olan,
Düğümleri sıkmayı lütfediyor.

Senin çocuk ağzından, şimdi
Bin sevimli özellik çıkıyor,
Onlar kalbimin yakalayıp bulduğu
En tatlı hayranlıklar oluyor ;
Ama eğitimsiz
Yeteneklerinizi kaybedebilirsiniz,
Sizden esirgemediklerini doğanın.
Durmadan gözleyen
Şefkatim,
Mutlu fidesini üretebilir onların.

Endişe etmeden göreceğim
Hatâ mevsiminin geldiğini.
Değişmez ilgim,
Bilecek çiçeklerin altına gizlenmeyi.
Ustalıkla yönlendirecek
Tatlı bilgelik
Mutluluğa doğru seni.
Ve şefkatim,
Durmadan gözetsin,
Korusun kalbini.

Victoire Barbois 1760-1839
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Ölen kızıma, Victoire Babois, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Kızım ! Sana sesleniyorum, heyhat ! Yoksun artık ! Ve
Doğduğunu gören çevreden uzak,
Kendini gösteriyorsun, ancak körpe bir çiçek olarak.
Fuzulî acınmalarımı belirtmeye geliyorum buraya,
Buraya kapatıldılar, bu soğuk taşın altına,
İnceliklerin, güzelliğin, yeteneklerin, erdemlerinle,
Annenin kalbi de.

Victoire Babois 1760-1839
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Emma, Victoire Babois, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Emma seyrediyordu berrak bir derenin temiz dalgalarını ,
Orada sevimliliğini görmüyordu ;
Yanında, serin bir gölgede dere mırıldanıyordu,
Emma işitmiyordu bu mırıltıyı.
Tatlı bir solukluk duygulu alımlılığına
Sanki yeni çekicilikler katıyordu :
Hareketsiz ve düşünceliydi, ağlamıyordu Emma,
Gözündeki yaşları düşmeye bırakıyordu.
Bir iç çekiş kalbinin acısını azalttı ama.
O, “Ooo ! Hayır dedi acıyla,
Hayır, hayır, Silvain artık değil eskisi gibi.
Boşuna bağlılığını bana övüyor,
O bana boşuna dönüyor.
Üzüntümden etkilendiği için, hâlâ sevdiğini söylüyor beni.
Öyle söylüyor, ve beni üzüyor dönüp ağlamaları!
Ah ! Çok kere başardım gözlerindekini okumayı:
Düşünüyordu bana söyleyeceğini ;
Oysa düşünmeden söylerdi önceleri . “

Victoire Babois 1760-1839
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Sonbahar gülleri, Nérée Beauchemin, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Güneşin olağanüstü mucizesiyle sanki,
Havanın uyuşturduğu ve donun esmerleştirdiği dallarda,
Çiçeklikteki güller açıyor kırmızı kalplerini,
Daha bitkin ama daha câzip hâlâ.

Kırmızı taç yaprakları çayırları örttü .
Ağustos, altın sepetinde, geride kalanlarını topluyor :
Ama işte, birden, baharın demetleri
Son mevsimin sabahını mis gibi kokutuyor.

Ölmek istemeyen gül ağaçlarının üstünde, gördüğü için,
Çiçek açtığını, kırmızı bir kanla dopdolu, tomurcukların.
Rüzgârına, yağmuruna ve kırağısına rağmen sonbaharın,
Korular çok memnun, gökyüzü ise şaşkın.

Rüyada iç çekmek ve gülümsemek gibidir sevdadan,
Üzgün bir akşamın bu çiçeklerde sergilediği,
Bir günlüğüne yükselen ve taçtan taca yayılan,
Solgun baharların ruhu.

Kötüleşen bahçenin gecikmiş çiçeklenmesi,
Ölmüş kuruntuların ve geçmiş mutlulukların
Hoş kokusunu ve pek hoş yumuşaklığını
Hissedersiniz, dikenine rağmen, tatlı hatıraların.

Nérée Beauchemin 1850-1931
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Uzaktaki dağlar, Alphonse Beauregard, Çev: Sunar Yazıcıoğlu

Uzaktaki dağlar çok yakın görünüyor.
Çamların gölgesine kayıyor kumsal,
Yüksek dalga, kayaları altında bırakıyor

Söndü insanların ateşlediği yıldızlar.
Köpüğü doyumsuzca bölüyor beyaz gemi,
Onlar gömüldü ve garip süslerle yeniden oluştular.

Karina, güverte, gemi direkleri bir örs sanki.
Sıcaktan çıldıran piston büyük darbelerle dövüyor onu,
Kendisini bitiren kötülükten öç alır gibi.

Göğün maviliği, kendini seyrediyor, çalkantıların kristalinde,
Ametist ovayı, rüzgâr dalgalandırıyor,
Ve ufuk geri gidiyor, önümüzde, sonsuz bir şekilde.
Yalnızım, hep yalnız, ufuk çok büyük, canım sıkılıyor.

Alphonse Beauregard (1881-1924)
Çev: Sunar Yazıcıoğlu

Karina: Gemi omurgası. Bir geminin teknesinin su içinde bulunan bölümü.
Ametist: Mor renkli değerli bir taş.


Rüya, Louise Colet, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Ey sevgili yazarlar, ben ağlarken siz,
Hep beni teselli edersiniz, her an çevremdesiniz,
Yazılarınız yatıştırdı doyumsuz düşüncelerimi,
Hepinizi seviyorum, dostça, akrabam gibi !...

Parıltılı rüyalarımda, şiirin oğlu,
Görüyorum seçkin topluluğunuz beni buldu;
Bana cesaret veriyor sesiniz ve size diyorum ki
Gençliğim sıkıntılar içinde geçti:
Nasılsa olmadı onları beğenen bir dostum,
İlk mısralarımı yaptığımda yazmayı da bilmiyordum ;
Çalışmamı yasakladılar bana,
Oyunun yasaklandığı gibi tembel çocuklara .
Ve herkesten gizliyordum, suçun gizlendiği gibi,
Şairliğin arzularını ve yüce eğilimlerini !...

Çektiklerime bedel olarak, işte siz,
Defne dalını ellerinizle bana getirdiniz.

Louise Colet (1810-1876)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Şiirin oğlu : “Apollon’un oğlu” “Ozanlar” anlamına gelir, burada “şiirin oğlu” “ozanlar” anlamında kullanılmış.
Defne dalı : Zafer ve ün sembolü.


Büyük annem, Pierre-Jean de Béranger, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Büyük annem, bir akşam, doğum gününde,
Şarap içmişti iki parmak kadar
Başını sallayarak konuşuyordu bizimle :
-Ne aşklarım olmuştu bir zamanlar !
Ne kadar pişmanım
O derece tombuldu kolum ,
Düzgündü bacaklarım,
Ama geçti zamanım !

Ne ! Anne uslu değilmişsiniz demek !
-Hayır, gerçekten ; alımlıydım
Yalnız on beş yaşında onu kullandım,
Zira geceleri uyumazdım.
Ne kadar pişmanım
O derece tombuldu kolum ,
Düzgündü bacaklarım,
Ama geçti zamanım !

Anne, çekici miydiniz?
-Evet, çok çekici , öyle ki
On yedi yaşında, Lindor kendini bekletmedi,
Ve uzun zaman da beklemedi,
Ne kadar pişmanım
O derece tombuldu kolum ,
Düzgündü bacaklarım,
Ama geçti zamanım !

Anne, Lindor öyleyse biliyordu hoşa gitmeyi ?
-Evet, yalnız dört ay hoşuma gitti ;
Ama hemen sonra Valère’i* beğendim ;
İki mutluluk aynı anda geldi.
Ne kadar pişmanım
O derece tombuldu kolum ,
Düzgündü bacaklarım,
Ama geçti zamanım !

Nasıl ! Anne ! İki sevgili birlikte ha !
-Evet onların her biri beni aldattı ama.
Siz anlamazsınız, daha akıllıca,
Evlendim büyük babanızla.
Ne kadar pişmanım
O derece tombuldu kolum ,
Düzgündü bacaklarım,
Ama geçti zamanım !

Anne, aileniz ona ne dedi ?
-Hiç ; ama sağduyulu bir eş yumurtada,
Kabuğu önceden kırılmış mı
Bilebilirdi.
Ne kadar pişmanım
O derece tombuldu kolum ,
Düzgündü bacaklarım,
Ama geçti zamanım !

Anne, sadık oldunuz mu ona ?
-A ! Bir şey diyemem bu konuda,
Günah çıkaran rahip onu öğrenemedi,
Yeter ki hesap vermeyim Tanrı’ya
Ne kadar pişmanım
O derece tombuldu kolum ,
Düzgündü bacaklarım,
Ama geçti zamanım !

Çok sonra, dul kaldınız anne.
-Evet ; ama, neşem sayesinde.
Rahibi iyi karşılanır,
Kilise yeni değilse.
Ne kadar pişmanım
O derece tombuldu kolum ,
Düzgündü bacaklarım,
Ama geçti zamanım !

Anne biz de sizin gibi mi yapmalıyız ?
-Eh, torunlarım, siz ne dersiniz,
Ben büyük annem gibi yapınca,
Siz de benim gibi yapmaz mısınız?
Ne kadar pişmanım
O derece tombuldu kolum ,
Düzgündü bacaklarım,
Ama geçti zamanım !

Pierre-Jean de Béranger (1780-1857)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Valère* : Valer okunur.


Hatıra, Antoine Fontaney, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Utangaç aşkımın itirafını kabul ettiğin,
O ıssız bahçeyi hatırlıyorsundur eminim?
Hepsi bize destek oldu, zaman da sır da,
Gecelerin yarı karanlıkta titreyen yıldızı da,
Yüzünü renklendirirken bir kiraz pembesi ;
Gözlerinde okudum mutluluğumu, geleceğimi ;
Ve kalplerimiz birleşirken bu sessiz dilde,
Tanrıya yemin ettiler birbirlerini sevmeye.

Ama ateşli sarhoşluğumun canlılığında,
Kendimden geçeceğim en tatlı kelimeyi aradığımda,
Sana hayatım demiştim sevgiyle işte o zaman
Sesimi kestin : Hayatın ha, hayır, hayır, ey aşkım !
Bana, ruhun de, diyerek birden bağırdın :
Devamına muhtacım senin sonsuzluğunun ;
Heyhat, ölüm bir gün hayatın ateşini söndürecek !
Ruhun ise sonsuzlukta sürüp gidecek.

Antoine Fontaney (1803-1837)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Köpekle koyun

Fabl

Her zaman arkadaş olan köpekle koyun
Bahtsız yaşamlarlarını anlatıyorlardı birbirlerine.
Ah ! dedi koyun, ağlıyorum ve titriyorum
Kaderimizin mutsuzluklarını düşündüğümde.
Sen, insanların esirisin, nankörlüklerini seversin,
Her zaman itaatkârsın, sevecensin, sâdıksın.
Sen, ödülü olarak çabalarının,
Tekmelenir, çok kere can verirsin.
Ben ki onları her yıl giydiririm,
Sütlerini veririm, tarlalarını gübrelerim,
Her sabah ailemden birinin
Bu kötüler tarafından katledildiğini görürüm.
Kalanını da onların meslektaşı kurtlar parçalar.
Bu insanlık dışı yaratıkların kurbanıdırlar,
Yalnız onlar için çalışırlar, onlar tarafından öldürülürler,
İşte bizim kötü yazgımız bunlar!
Doğrudur, der köpek : ama daha mutlu olduklarını mı sanıyorsun,
Yol açanların, sefaletimize?
Aldırma, onu çekmek daha değerlidir bacım,
Kötülüğü işlemekten, yine de.

Jean-Pierre Claris de Florian (1755-1794)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Romalı bir hanımın banyosu, Alfred de Vigny, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Parlak ve siyah tenli Mısırlı bir kadın köle
Aynanın çelik sapını diz çöküp uzatır sahibine:
Saçlarını örmek için Yunanlı bir Bakire
İki beliği birleştirir İsis’in ölçüsüyle;
Ve Miletliler gibi giyinmiş tünikli bir hizmetçi ,
Süt kâsesinde yıkar onun ayaklarını, bileklerini .
Lal rengi damarlı bir mermer kurnada
Pembe su onu buyur eder ; ve Latin kızları sonra
Uyuşuk kollarına hoş parfümleri dökerler,
Canlı bir günün can sıkıcı ışınlarını kaybederler,
Yumuşacık derinin kalın kıvrımları altına
Işık düşer, gevşek ve arzu uyandırıcı tarzda :
Birkaç kadın çiçek taçlarını kırarak,
El çabukluğuyla renkleri dağıtarak,
Onları çeşmenin sularına yağmur şeklinde atarlar,
Kırıntıların hoş kokuları sahiplerini sarar,
O ise, altın lirin tellerine dokunur ve çalar,
Genç Konsülü düşünür, uyur ve hayal kurar.

Alfred de Vigny (1797-1863)
Poèmes antiques et modernes (antik ve modern şiirler)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Daha güzeli yoktur …,François de Malherbe, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Dünyada hiçbir şey Caliste’ten güzel olmamalı :
Tabiatın bütün gücünü gösterdiği eşsiz bir hârika:
O kadar hazineyle buluşan çağımız şanına katmıyorsa
Böyle ebedî bir seçkinliği, nankör olmalı ,

Tenindeki parlaklık bıktırmıyor insanı :
Ağzında çiçek kokuları, dışarda güller :
Sözüyle ve sesiyle canlanıyor ölenler ,
Sanat onun hoşluğuna denk sayılmamalı .

Gerdanının beyazlığı gözleri kamaştırır :
Aşk gözlerindedir, mızraklarına orada su verir,
Ve o, apaçık, bir mucizeyle belirir.

Sayısı yok sevimliliğinin ve alımlılığının ,
Sen ne diyorsun aklım ? imkânı var mı sanıyorsun,
Sağduyulu olup da ona hayran kalmamanın ?

François de Malherbe. (1555-1628)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Caliste : ( Fransızca “ Kalist okunur “ ) Yunancada ***954;***945;***955;***955;***943;***963;***964;***951; dan/ kallístê, « en güzel anlamına gelir, kadın ismi.

Şarkı olacak mısralar,Nicolas Boileau, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


İşte ruhumun Silvie’yi seyre daldığı
Güzel yerler, gönül alıcı ,
Usul usul kaybedilmiş kaygısız anlar ,
Ne çok severdim onu bir zamanlar!
Kalbim, sadık olmayan biri için iç çekiyorsun :
Artık onu sevmediğini unutuyorsun?

Burada sık sık çayırlarda gezinirdim,
Elimle en güzel çiçekleri ona verirdim.
Ve sevgiyle alınırdı onlar ,
Ne çok severdim onu bir zamanlar!
Kalbim, sadık olmayan biri için iç çekiyorsun :
Artık onu sevmediğini unutuyorsun?

Silvie: Fransızca “Silvi” okunur.

Nicolas Boileau 1636-1711
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


İlkbahardan hoşlanırım

İlkbahardan hoşlanırım... dolaşırım zevkle ,
Sevinçli kırlarda, serçelerle birlikte ;
Her şeyi seyrederim : zengin çiçek çeneklerini,
Körpe otları ve altın böcekleri.
Orada, Ninetta, entarisini toplar,
Suyu geçerken beyaz bacakları ortaya çıkar ;
Allah kahretsin ! Erkeği kral biliriz, yeryüzünde ,
Oysa tir tir titrerler o ayağın önünde!
İlkbahardan hoşlanırım...delice şeyler söylerim !
Ciddiyim, ama aynı zamanda, neşeliyim.
Çiçekler mavi gökle ve balla dolu ;
Nina’yı takip etmek için geçerim suyu .
Merhaba, Ninetta ! Gönlümde duyuyorum seni ,
Allah beni affetsin ! Bilinen bir sevgiyi…
Gel, ey kadın, kollarımda geç şu dalgayı,
Ya da dereye teslim et güzel çıplak ayakları !

Jean Aicard (1848-1921)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Ölü yapraklar, Remy de Gourmont, Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Simone, koruya gidelim : yapraklar düşmüş ;
Yosunları, patikaları, taşları örtmüş.

Simone, ölü yapraklar üzerinde ayak gürültüsünden hoşlanır mısın ?

Renkleri çok tatlı, çok kaygı verici tondalar,
Yeryüzünde çok narin döküntülerdir bunlar***61472;***61473;

Simone, ölü yapraklar üzerinde ayak gürültüsünden hoşlanır mısın ?

Tan ağardığı saatte âdeta yakınırlar,
Rüzğar onları itip kakınca, sevgiyle bağrışırlar !

Simone, ölü yapraklar üzerinde ayak gürültüsünden hoşlanır mısın ?

Ayak ezince onları , canlıymış gibi ağlarlar,
Kanat ya da kadın giysisiymiş gibi ses çıkarırlar.

Simone, ölü yapraklar üzerinde ayak gürültüsünden hoşlanır mısın ?

Gel : Biz de, zavallı ölü yapraklar gibi olacağız, günün birinde.
Gel : Daha şimdiden gece oluyor, rüzgâr bizi götürüyor bile.

Simone, ölü yapraklar üzerinde ayak gürültüsünden hoşlanır mısın ?

Remy de Gourmont 1858 – 1915
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Elsa’nın elleri, Louis Aragon, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Ellerini ver bana, endişeliyim,
Ellerini ver bana o derece hayal ettiğim.
O derece hayal ettim ki onları yalnızlığımda,
Rahatlamam için, ellerini ver bana.

Onları aldığımda avcumun tuzağına,
Korkuyla, aceleyle ve de heyecanla,
Elimin her yanından bana ulaşan,
Kar suyu gibi onları avuçladığım zaman.

Bir gün bana nüfuz eden şeyi bilecek misin
Beni altüst eden, beni bürüyen?
Bir gün yüreğimi delen şeyi bilecek misin
Beni ürperttiğinde ele verilen?

Böylece derin dilin söylediğini,
Hayvanların o sessiz dilini,
Ağızsız, görüntüsüz, göz yansıtmadan,
Sevmekten titremeyi, kelimeler olmadan.

Parmakların ne düşünür bir gün bilecek misin
Bir anlık zamanda tuttukları av için?
Bir gün bilecek misin onların sessizliği
Tanıyacak, bilinmedik bir şimşeği?

Kalbime şekil veren ellerini ver bana,
Dünyanın hiç değilse bir an sustuğu orda.
Ellerini ver bana, ruhumun uyuduğu,
Ruhumun sonsuza dek uyuyacak olduğu.

Louis Aragon (1897-1982)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu


Ağaçlar, Renée Vivien, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Endişeli ve kıpır kıpır bir çekicilik var ağaçlarda ,
Gökyüzünde, sonbaharın gri rengi içinde, nisanda .
Rüzgârda kavak eğilir ve kıvrılır,
Sanki arzudan ürperen bir kadın vücududur .
Zarafetinde kendini bırakan vücudun bitkinliği var ,
Yaprakları hayal kurarken mırıldanır ve hışırdar ,
Titrek kavak alnında soluk bir taç taşır .
Eğilir, Doğudaki pembeliklere aşıktır .
Ayışığıyla ve gümüş yansımalarla giyili ,
Huş ağaçları, yanardöner fil dişi renkli,
Belirsiz gölgelere solgunluklar yansıtırlar .
Ihlamurlarda sert ve esmer saçların kokusu var ,
Uzakların yeşillikleriyle hoş kokulu akasyalar
Olağan üstü bir tarzda kar gibi yağıyorlar .

Renée Vivien
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Abenseraj baladı, François-René de Chateaubriand, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Kral don Juan
Atla gittiği bir zaman
Üzerinde görünce dağın
Grenada’sını İspanya’nın ;
Ona şöyle der birden :
Sevimli şehir
Kalbim senindir
Al ellerimden .

Seninle evleneceğim ,
Ve sana vereceğim,
Şehrine hediyemi,
Kordu’yu ve Sevil’i .
Bu görkemli süsleri
Sana ayırıyorum .
Onlar aşkımızın
Değerli incileri .

Cevap verir Grenada
Büyük Kral Léon’a :
Ben evliyim ,
Magrip’te eşim.
Senin olsun hediyeler.
Takı olarak benim
Şu zengin kemerim
Ve çocuklarım bana yeter .

Öyle diyorsun ;
Yalan söylüyorsun.
Ey öldüren hakaret !
Grenada yalan vaat !
Abenserajlı*
Lanetli bir hıristiyan,
Yararlanmışsa mirastan :
Böyleymiş yazgı !

Gitmez bir deveyle
Medineli hacı aslâ ,
Vaftiz havuzunun yanında
Bulunan bir mezara .
Abenserajlı
Lanetli bir hıristiyan,
Yararlanmışsa mirastan :
Böyleymiş yazgı !

Ey güzel Elhamra !
Ey ilahî saray !
Çeşmelerle dolu şehir !
Yeşil ovalı nehir !
Abenserajlı
Lanetli bir hıristiyan,
Yararlanmışsa mirastan :
Böyleymiş yazgı !

François-René de Chateaubriand (1768 – 1848) Poésies diverses (Muhtelif şiirler)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Abencérage ‘lar* Grenada Krallığında Magripli bir kabile ( yani Endülüs’te yaşayan Müslüman Araplar ).
Şiirde VIII nci - XV nci yüzyılda Müslümanların işgalindeki İspanya’ya gönderme yapılıyor.
Léon Krallığı** ise İspanya’nın kuzey-batısında bir bölge, işgal edilmemiş. S.Y.


Yvetot kralı, Pierre-Jean de Béranger, Çev. Sunar Yazıcıoğlu

Bir Yvetot kralı varmış
Tarihte az tanınan ;
Geç kalkar, erken yatarmış,
Ünden kaçan ve çok uyuyan,
Jeanneton giydirmiş tacını,
Pamuktan basit bir başlığı.
Hep birlikte söyleyelim şimdi.
Ha, ha, ha! Ho, ho, ho!
Küçük iyi bir kraldı o !
Kraldı o, kraldı o.

Dört öğün yemek yapardı,
Kulübeden sarayında ,
Krallığı dolaşırdı,
Eşeğinin sırtında.
Sade, inançlı ve neşeliydi,
Yoktu koruma diye bir şeyi,
Bir koruyanı vardı, köpeği .
Ha, ha, ha! Ho, ho, ho!
Küçük iyi bir kraldı o !
Kraldı o, kraldı o.

Çokça susamadan başka,
Masraflı değildi.
Ama kral halkını mutlu ediyorsa,
İstediği kadar içebilirdi.
Masada, memuru olmadan, kendi ,
Bir vergi kadehi kaldırırdı ,
Bu, her ölçek için aynıydı.
Ha, ha, ha! Ho, ho, ho!
Küçük iyi bir kraldı o !
Kraldı o, kraldı o.

Onu beğenirdi, iyi aile kızları
Hoşa gitmeyi bildiğinden ;
Baba derlerdi tebâları
Yüz sebepten.
Zaten kurusıkı ateş etsinler diye
Yılda dört kere
Çağırılırlardı askere.
Ha, ha, ha! Ho, ho, ho!
Küçük iyi bir kraldı o !
Kraldı o, kraldı o.

Hiç genişletmedi devletini,
Uysal bir komşuydu ,
Kanun yapmaktan zevk aldı,
Zorba bir örnek oldu,
Ancak öldüğü zaman
Halk onu gömerken
Ağlamıştı yalnız o an.
Ha, ha, ha! Ho, ho, ho!
Küçük iyi bir kraldı o !
Kraldı o, kraldı o.

Bu saygın prensin resmi
Hâlâ saklanır;
Taşrada ünlü
Bir kabarenin belirgesidir.
Bayram günlerinde çok zaman,
Önünde duran
İnsanlar içerler bağıraraktan.
Ha, ha, ha! Ho, ho, ho!
Küçük iyi bir kraldı o !
Kraldı o, kraldı o.

Not: Bu şarkı daha sonra operakomik olarak uyarlanmıştır.

Pierre-Jean de Béranger (1780-1857)
Çev. Sunar Yazıcıoğlu
 
Son düzenleme:

Sunar

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
6 Ocak 2011
Mesajlar
118
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
83
CENNET - XXXIII nci kanto, Dante Alighieri, Çev.sunar Yazıcıoğlu

Sen, bakire Meryem, oğlunun hem annesi, hem kızı,
tüm yaratıkların ötesinde sessiz ve ulu,
ebedi kaderin iyilik anlatısı,

insana, sen verdin soyluluğunu,
böylece senin sayende yüce Yaratan
kendi yarattığı olmak lütfunda bulundu:

karnında sevgi yeniden tutuştu,
sevginin sıcaklığında, ebedi barışta,
bak işte, bu çiçek açtı.

Sensin sevgimizin meşalesi, öğlen ateşi, burada yukarda;
sen, ölümlüler aleminde, dünyada,
ümidin fışkırdığı güçlü kaynaksın.

Öyle büyük, öyle güçlü bir kadınsın ki
yardım isteyen sana koşmaz,
arzusu uçsun ister, kanat takmaz.

İyiliğin yağıyor, seni imdadına çağıranın üstüne,
çok kere önceden görerek,
geç kalmış isteği, karşılarsın cömertçe,

Merhamet sende, acıma sende,
büyüklük sende, sende toplanır yaratılanın
mutluluktan yana edindiği her şey.

İşte, evrenden, en derin uçurumundan
bizim bulunduğumuz tepeye gelen,
tanıdı art arda ruhları ve yaşamlarını.

O şimdi senin lütfundan diliyor,
gözlerini daha yükseklere kaldırabilme gücünü,
yüce mutluluğu hayranlıkla seyretmek istiyor.

Ben asla arzu etmedim, gözlerimin onunkinden
daha güçlü görmesini, sana dualarımı sunuyorum,
beni dinlemen için yalvarıyorum.

Duanla, onun ölümlü görünümünün
sislerini dağıtmanı, yüce mutluluğun
gözlerinde parlamasını senden istiyorum.

Gene yalvarıyorum, kraliçem, sen istediğini yaparsın,
onun bu gördüklerinden sonra,
saf ve değişmez hislerini sakla.

İnsancıl duyguları, alt ediyor koruman!
Bak Beatrice ile bütün ermişler,
ellerini kavuşturmuş, beni destekler!

Dante Alighieri (1265-1321),
Fransızcadan Çev. Sunar Yazıcıoğlu