Rousseau ve Eğitim Felsefesi

Phi

Tanınmış üye
Yönetici
Y.Admin
Onursal Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
13 May 2008
Mesajlar
1,855
Tepkime puanı
60
Puanları
48
19. yüzyılda İsveçli eğitimci J.H. Pestalozzi, Rousseau’dan etkilenerek doğal dünya ve duygular üzerine bina edilmiş yeni bir eğitim yöntemi geliştirmiştir. Rousseau gibi Pestalozzi de eğitimin duyumsama ile başlayacağına duyguların kullanılması gerektiğine inanıyordu. Bu düşünce ile Pestalozzi günümüzde de kullanılan bazı ilkeleri öğretim içine yerleştirmiştir. Rousseau’nun Emile’de söylediklerini hatırlatan ilkelerin bazıları; Soyut nesneyi vermeden önce mutlaka somut nesne ile işe başlamak, uzak çevreden önce kendi ortamından başlamak, karmaşık alıştırmalardan önce basit alıştırmalarla işe başlamak, sürekli bütünsel ve yavaş olarak ilerlemektir. Pestalozzi, öğretim programlarına daha önce tanımlanmamış olan grup çalışmaları, alan gezileri gibi yenilikler eklemiştir.
19.yy’ın sonlarında Amerikalı eğitimci Henry Barnard, Pestalozzi’nin görüşlerini Amerikan eğitim sistemine uygulamıştır.

20.yy’ın başlangıcında İsveçli eğitimci Ellen Key, Rousseau ve Pestalozzi’yi takip ederek bir eğitim sistemi geliştirmiştir. Ellen Key’in çabalarıyla bu yüzyıl çocuk merkezli eğitimin yüzyılı olmuştur. B.Russel, J.Dewey ve M.Montessori de bu çizgiyi izleyenler arasındadır. Pragmatik felsefeye dayanan “İlerlemeci Eğitim”in temel özellikleri şunlardır:
- Eğitim yaşamın kendisidir, yaşama hazırlık değildir.
- İçerikteki bilgi mutlak doğru değildir, yeni durumlarda değişebilir.

- Konular ve dersler öğrenci merkezli olmalıdır.
- Öğrenme yaşantı yoluyla gerçekleşir.
- Öğrencinin neyi düşüneceği değil, nasıl düşüneceği önemlidir.
- Öğretmen yalnızca yol gösterici olmalıdır.
- Öğrenciye sorunlar sunulmalı ve çözmesi istenmelidir.

İsmail Hakkı Tonguç, Köy Enstitülerini fikrini geliştirirken Pestalozzi ve Dewey’i incelemiştir. Neill, 1921 yılında “okula uyan çocuklar değil, çocuklara uyan okulu” kurarken Rousseau ve Pestalozzi’den etkilenir. Türkiye’de yetişen eğitimcilerden İsmail Hakkı Baltacıoğlu (1886–1978) da Rousseau’dan etkilenenler arasındadır.

Eğitim Felsefesinde Natüralizm
Rousseau, natüralisttir. Natüralizme göre eğitim, kişinin doğal olgunlaşmasını arttırma ve onun bu özelliğini göstermesini sağlama işidir.
Felsefe ile eğitim arasındaki ilişki hedefler, davranışlar, içerik, eğitim ve sınama durumlarında şöyle gösterilebilir. Natüralizme göre bilgi sonradan elde edilir. Doğanın yasaları bilimsel yöntemle edinilir. Değerler doğa içinde vardır. Doğaya uygun yaşayan ahlaklıdır. İnsan toplum tarafından değil doğa tarafından yaratılmıştır. Natüralizmin istendik davranışları doğaya uygun olan insanın doğal gelişimini kolaylaştıran bilimsel yöntemle elde edilenlerdir. Bunun için tüme varım temele konulmalıdır. Natüralistler insanı doğanın bir parçası ve sürekli değişen olgunlaşan doğal ve toplumsal bir varlık olarak görürler.
Natüralist eğitimin içeriği deney, gözlem ve araştırmalar yapmaya olanak verecek şekilde düzenlenmelidir. Böyle bir görüşte eğitim durumu öğrencinin yaparak-yaşayarak ve doğayla iç içe bulunarak öğrenmesini sağlayacak biçimde düzenlenmelidir.
Natüralizmde insan doğal bir varlıktır. Öğretmen onun doğal gelişimini sağlayacak biçimde davranmalı, ona yol göstermelidir. Ceza ve ödül doğal ortamda vardır. Kişi bunları yaşayarak öğrenir. Felsefenin bilgiye bakış açısı eğitim durumunu etkileyen değişkenlerden biridir. Natüralizmde bilgi sonradan edinilir. Deney, gözlem, araştırma yolu ile elde edilen bilgi mutlak ve değişmezdir. Öğrenci deney, gözlem ve araştırma yapmak zorundadır. Edinilen bilgi ezberlenir ve üzerinde tartışılmaz. Öğretmen öğrencilerini bu tür etkinliklere katılmaya ve bunları yapmaya isteklendirir. Böylece sınıf ortamını öğrencilerin birlikte zevk aldıkları bir duruma getirebilir.
Sınama durumları da deney gözlem ve araştırmaya dayalı sorulardan oluşur.


Natüralist Yetişek
Gerçek, doğaldır ve insan da doğal bir varlıktır. O doğuştan iyidir; çünkü başlangıçta yani yaratılışta her şey iyidir; insanın elinde her şey bozulur. Toplum insanı bozar, onun istenmedik davranışlar göstermesine neden olur. Bilgi, aposterioridir; güçsüz doğarız, güce ihtiyacımız vardır; her şeyden yoksun doğarız, yardıma ihtiyacımız vardır; aptal doğarız, akla ihtiyacımız vardır. Doğuşta neyimiz yoksa büyüyünce neye ihtiyaç duyacaksak, bunu bize eğitim verir. Bu eğitimi ya doğadan, ya insanlardan, ya da eşyadan elde ederiz. Yeteneklerimizin, uzuvlarımızın iç gelişmesi doğanın eğitimidir. Bu gelişmeyi nasıl kullanacağımızı bize insanlar öğretir. Bizi etkileyen nesneler üzerinde kendi kendimize edindiğimiz deneyim ise eşyanın eğitimidir. İnsan, bu üç tür eğitimcinin elinde biçim alır. İşte bu üç tür eğitimci, aynı hedefleri gerçekleştirirse, çocuk iyi yetişir. Bunun için eğitim ortamı şu ilkelere göre düzenlenmelidir:
Öğrenci merkezli ve demokratik bir yetişek düzenlenmelidir. Öğrenci bizzat yaparak ve yaşayarak öğrenmeli, doğal bir ortamda karşılaştığı problemleri yine kendi çözmeli, duygularını geliştirmeli, çevresiyle uğraşarak yaşamını düzene koymalıdır; çünkü iyi bir kılavuz mu istiyorsunuz; daima doğanın gösterdiği yoldan gidiniz. Doğa hiçbir insana ayrıcalık tanımaz. Doğada insanın her işini kendi başına yapması beklenir. Yapamazsa yaşayamaz. Başarırsa ödülünü derhal alır; başaramazsa cezasını görür, çünkü doğada ödül ve ceza kendiliğinden vardır. Bu nedenden dolayı ona öğüt verilmemelidir.
Kişi, doğal bir ortamda öğreneceklerini ilgisine ve yeteneğine göre seçecektir. Öyleyse öğrenme kişinin ilgi ve yeteneklerine göre düzenlenmelidir. Öğretmen bilgi aktaran, ezberlettiren biri olmamalı, tersine doğal ortamda bilgi için fırsat ve imkanlar yaratan biri olmalıdır; çünkü insan öğrenmeye hazır olduğu zaman öğrenir.
Öğrenci hazır bilgiye konmamalı, tersine o bilgiyi keşfederek öğrenmelidir; öğrenci bunun için yüreklendirilmelidir; çünkü bizim gerçek öğretmenlerimiz deneyim ve duyudur. Öğrenci merak ettiğini öğrenmelidir. Bilgiyi siz söylediğiniz için değil, kendisi anladığı için edinsin; sizden öğrenmesin, kendisi bulsun, çünkü kafası hazıra konmaya değil; düşünmeye alışsın. Düşünüp sonuca varmayı öğrenmezse, sonra başkalarının kölesi olur.
İnsanın eğitimi, insana uygun olmalıdır; başka bir varlığa göre değil. Çocuğa gerçekleri olduğu gibi anlatmalısınız, eğer onların üzerine bir şey örttünüz mü, çocuk zahmet edip de bu örtüyü kaldırmaz. Ayrıca öğrenciye yaşamda yararı olacak bilgi ve beceriler kazandırılmalıdır, çünkü doğada yararlı olanlar onun yaşamasını, mutlu olmasını; zararlı olanlar ölmesini ya da mutsuz olmasını sağlar.

Bilgin olacaklarına, iyi insan olsunlar. Öğretmen bu açıdan da iyi bir örnek olmalıdır. Öğrenci, kafasının almadığı toplumsal olay ve değerlerden uzak tutulmalıdır; çünkü öğrenme ancak mantıklı olunca ve anlaşılınca gerçekleşir. İşimiz çocuğa bir şey öğretmek değil, ona doğru, aydınlık fikirler aşılamaktır. Çocuk büyüyene dek hiçbir dini inanç, ahlaki değer yargısı ona verilmemelidir. O, kendi inanç ve değer yargılarını kendi mantığı ile oluşturmalıdır.


Kaynaklar
Ergün, M. Eğitim ile Toplum Arasındaki İlişkilere Tarihi Bir Bakış, SanalKtphane adresinden 6.11.2004 tarihinde alınmıştır.
Günay, M. (2003)Felsefe Tarihinde İnsan Sorunu, İlya Yayınevi, İzmir.
Hançerlioğlu, O. (1993) Düşünce Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul.
Köktaş, ?ükran.(2003) Öğretmenlik Mesleğine Giriş, Nobel Yayınevi, Adana. Rousseau, J.J. (2003) Emile “Bir Çocuk Büyüyor”, Selis Kitapları, İstanbul.
(1999) Toplum Sözleşmesi, Öteki Yayınevi, Ankara.
Sönmez, V.(1998) Eğitim Felsefesi, Anı Yayıncılık, Ankara.
Türkeş, Ö.A. Emile, Pandora Radio - Listen to Free Internet Radio, Find New Music adresinden 6.11.2004 tarihinde alınmıştır.
Yaşar, N.(1993) Jean Jacques Rousseau ve Eğitim, Ç.Ü. Eğitim Fakültesi Dergisi, C.1
.
 

glsezinrs

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,420
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
59
Naturalist yetişekler bizdeki kapatılan köy enstitülerini çağrıştırdı.Yaşayarak öğrenmek ve üretimden kopmadan eğitilmek, yeteneklerini keşfedip geliştirmek....Bütün bunlara katılma-mak mümkün değil.Ama işin başından bilgin yerine iyi adam olmak konusundaki öncelik günümüzde karşılık bulmuyor.Bu sistem yeterince soyutlama becerisi/kariyer hedefi vb taşımadığından güncelliğini yitirmiştir.İlk çağ doğa filozofları da tamamen doğal süreçlerde eğitimlerini/eğitmenliklerini sürdürmüşler ve felsefenin temelini atmışlardı şüphesiz.Onlarla düşünce-gözlem/deney gelişti Sadece saf merak ve öğrenme arzusu, bilginin yüceltilmesi çok güzeldi ama bugün onları "naif" diye niteliyoruz.Günümüzde eğitimi teknolojiden soyutlayamayız.Teknoloji doğal olamadığından, ona mahkum insanın da doğallığından söz edemeyiz.Naturalist eğitimin mutlu, erdemli ve çıkarsız "kırsal"ı da sona ermiştir bence.​