Qua Felsefesi Nedir?

evrensel-insan

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
3,842
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
65
Ayni konulari iki farkli baslikta yurutuyoruz. Ben de genelde daha once verdigim yanitlari tekrarlama durumunda kaliyorum. O yuzden onerim sizi ilgilendiren konu olan mistisizmi, kendi basliginda yazismak ve baska basliklara tasimamak. Size bu konuda verilen yanitlar asagidaki linkte.

http://www.felsefe.net/din-bilimleri/5314-mistisizm-gizemcilik-uzerine.html#post110246





Bilimsel yontemin bilimselligi baskadir, bilissel bilim baskadir. Ortada bir fenomen yoksa gozlem de yoktur ve bilimselligin konusu degildir. Bilissellik ise bilim olarak insanoglu fenomeninin numenal degerlerinin onun yasam ve iliskisindeki sosyo-psikolojik gozlemini ortaya koyar. Dolayisiyle mistisizm gozlem olarak insanoglu izdusumunden alindigi icin, mistisizm bilimin bilimsel degil; bilissel bilimin konusudur. Zaten bilinc, farkindalik v.s. temelli beynin numenal yetileri de bu bilissel bilimin konusudur. Burada da iki konu soz konusudur. Bilissellik ve bilissizlik. Bunlari da ben hem olumlu, hem olumsuz yonuyle asagida acikladim.

http://www.felsefe.net/bilimsel-makaleler/73922-noncognitivizm-farkindasizlik-bilissel-olmama-durumu.html

http://www.felsefe.net/bilimsel-makaleler/73913-bilimsel-cognitivizm-ve-teolojik-metafizik-noncognitivizm-farki.html

O yuzden farkindalik, tamamen insanoglunun numenal bir yetisi olarak bilissel bilimin konusudur.



O yuzden herseyden once, farkindaligin sadece ve sadece insanoglu numenal yetisinden biri oldugunu ve ancak bunun insanoglu davranisinda bir sosyo-psikolojik icerik tasidigini ve bu gozlemin ortaya konabilecegini algilamak gerekiyor.
Verilen linkler;

http://www.felsefe.net/bilimsel-makaleler/72392-noncognitivizm-farkindasizlik-bilissel-olmama-durumu.html

http://www.felsefe.net/bilimsel-makaleler/72383-bilimsel-cognitivizm-ve-teolojik-metafizik-noncognitivizm-farki.html
 

mormon

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
5 Ağu 2020
Mesajlar
1
Tepkime puanı
3
Puanları
3
Maalesef evrensel-insan isimli üye öldü. Çok yakın bir arkadaşımdı. Dostumdu, büyüğümdü. Çok garip yukarıda üye olarak duruyor, sanki cevap verecekmiş gibi. Keşke aramızda olsaydı. Keşke.
Kendisiyle bu konuları bire bir çok tartışırdık. Tanrı olsaydı, Allah rahmet eylesin derdim. Çocuklarının bana söylediğine göre ölüm döşeğinde bile felsefe hakkında konuşuyormuş. Bu şekilde gözlerini kapamış, kansere yenik düşerek... Sizi sıktığım için özür dilerim. Görünce daynamadım. Çok özledim. Neyse, vaktinizi daha fazla almayayım.

Bunlark dile getirmek için üye oldum sitenize. Hoşçakalın.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

ls2

Tanınmış üye
Uzaklaştırılmış
Kayıtlı Üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,904
Tepkime puanı
153
Puanları
63
Maalesef evrensel-insan isimli üye öldü. Çok yakın bir arkadaşımdı. Dostumdu, büyüğümdü. Çok garip yukarıda üye olarak duruyor, sanki cevap verecekmiş gibi. Keşke aramızda olsaydı. Keşke.
Kendisiyle bu konuları bire bir çok tartışırdık. Tanrı olsaydı, Allah rahmet eylesin derdim. Çocuklarının bana söylediğine göre ölüm döşeğinde bile felsefe hakkında konuşuyormuş. Bu şekilde gözlerini kapamış, kansere yenik düşerek... Sizi sıktığım için özür dilerim. Görünce daynamadım. Çok özledim. Neyse, vaktinizi daha fazla almayayım.

Bunlark dile getirmek için üye oldum sitenize. Hoşçakalın.
estagfurullah, ruhu şad olsun.
 

MorteFlore

Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
10 Nis 2015
Mesajlar
67
Tepkime puanı
3
Puanları
6
Yaş
26
Ah ah Evrensel-insan, 6 sene evvelki o hınzır halleri geliyor aklıma. Banlanmadan tartışmaya nokta koymadığı halleri. Yazmaktan bıkmayan, felsefeye bu kadar kendini adamış başka kimse görmedim şu ortamlarda. Toprağı bol olsun,
 

Slash

Tanınmış üye
Onursal Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
5,091
Tepkime puanı
324
Puanları
83
Kendisine ait konu başlıklarını görünce sanki şaka yapmış da bir yerden çıkıp gelecekmiş gibi tuhaf bir his yaşıyorum.
 

okur-yazar

Moderatör
Moderatör
Katılım
9 Eyl 2011
Mesajlar
1,098
Tepkime puanı
14
Puanları
38
Yaş
32
Üniversite Bölümü
Görsel İletişim Tasarımı
Sn. evrensel-insan,

Birinci sayfadaki birinci mesajınızı beğendim.

Nötr, objektif, tarafsız olarak değerlendirmekten bahsediyorsunuz. Bunun içinde farkındalığın, bilinçliliğin, idrak açıklığının olması gerektiğini söylüyorsunuz.

Şimdi bu tefekkür etmektir. Yani derin düşünmek. Bu yol ile kişi kendi içinde sorgulamaları ile fikir çatışmasına girer ve idrak sonucu da bir neticeye varır ve bu netice de kendi şahsiyetini ve hayatını olumlu ya da olumsuz yönde etkiler, değiştirir, dönüştürür.

Bu tefekkür gücünü, derin düşünme gücünü arttırmak için, daha da kuvvetlendirmek için tarih boyunca insanlar belli metodlar uygulamıştır.

Mısır'daki keşişlerin, ustaların irşadından nasiplenmiş olan Pitagoras, Platon gibi feylesoflar, uzak doğudaki budistler, ortadoğudaki kabalacılar, gnostikler, mutasavvıflar, keşişler, dervişler hep belli metodları deneyerek bu kapasitelerini genişletmeye çalışmışlardır.

Sizin bahsettiğiniz gibi bu nötr algı için farkındalık gerekiyor. Bu farkındalık da her şeyin kompozisyonunu tam ve net olarak görmemize yarıyor. Parça parça değil de bütün olarak görüp, değerlendirmemize yarıyor.

Sizin yazılarınıza bakınca kendi görüşlerim açısından çok fazla tezat görmüyorum fakat üslubumuzda bir farklılık var ki sanırım bunun nedenini buldum. Siz de ben de farkındalık diyoruz ve tabuları kırmak diyoruz ve ancak bu şekilde nötr olarak olayların değerlendirilebileceğinden bahsediyoruz. Fakat ipler bu farkındalığın mahiyyetinde ve elde ediliş yöntemlerinde kopuyor. İşte bu noktada aslında sizin farkındalık anlayışınız ile benim farkındalık anlayışım değişiyor. İşte bu noktada bana göre sizin farkındalıktan kastınız farkındalık değildir, size göre de benimki, muhtemelen.

Misal olarak, sıradan bir inançlı kişi ibadetini, tapınmasını gökte tahayyül ettiği bir tanrıya eder fakat mistik bir feylesof, münevver bir müslüman, tarih boyunca var olmuş olan mistik ekollerin kurucuları ve bu çizgiye sadık olan zatlar ibadetini gökte tahayyül ettiği bir tanrıya yapmaz, onlar ibadetini tapınma olarak görmezler ve dinî hikayelere inanmazlar, bunların mecaz anlatım olduklarına inanırlar ve ibadetlerini bu tahayyüllerindeki tanrıdan, şartlanmalardan kurtulmak için yaparlar ve en önemlisi qua felsefesi dediğiniz yeteneğe sahip olmak için yaparlar, yani idraklarını açmak, derin düşünebilmek, tefekkür edebilmek, bütünü görebilmek için ibadet ederler, museviler amida kılar, muhammediler namaz kılar, gnostikler, budistler kendi meditasyonlarını yaparlar, mısır geleneğinden gelen yunan feylesoflar kendi mistik disiplinlerini, ruhani metodlarını uygularlar, bunların hepsi o bahsettiğiniz farkındalığa ermek ve böylece yine o bahsettiğiniz nötr algıya, değerlendirmeye ibadetleri ve derin düşünmeleri ile edindikleri farkındalık ile kavuşmaya çalışırlar.

İşte ben bu gelenekten geliyorum, bu gelenekten gelen çizgi üzerinden yürüyorum.

Sizin yazılarınız kafama takılıyordu. Yazdıklarınıza katılıyordum, farkındalık diyordunuz, fakat katılmadığım bir üslubunuz vardı fakat nerede ayrıldığımızı bulamıyordum. Siz bu çizgiye inançsal diyorsunuz ya da başka tanımlar koyuyorsunuz, orası ayrı fakat sanırım ayrıldığımız yer burası.

Bu mistik çizgi diğer çizgiden ayrılır. İki taraf da sorgulama, düşünme taraftarıdır. Fakat mistik çizgi yani Platon çizgisi kendini bilmek mevzusunda derin tefekküre katkı sağlamak amacı ile nefs tezkiyesini idrak etmiş ve bu tezkiye ile de düşünce gücünün arttığını görerek, araştırmalarında hızlanmışlardır ve kendi derûnlarını, hakikatlerini bilerek mutlak sükûnete, huzura varmışlardır. Bu bilimsel olarak kanıtlanamaz, doğru fakat bu vardıkları sükûnet ve huzuru onlar biliyor ve yaşıyor ve onların yakınında bulunanlar, muhabbet edenler ve onlardan istifade edenler de onların huzurundan, feyzinden nasipleniyorlar.

Farkındalıklarını arttırmak amacı ile mistik metodları uyguluyorlar ve farkındalık sahibi oldukları gibi bu farkındalığın getirisi olan büyük bir huşuya, huzura, sükûnete de eriyorlar ve çevresindekileri de bundan nasiplendiriyorlar.

İşte tüm mes'ele zaten buradadır. Tüm insanlar farkında olmak ister, farkında olarak olayları değerlendirmek ister, gerçeği bilmek ister. Fakat mes'ele bu farkındalığa nasıl erileşecek mes'elesidir. Ve bu mistik çizgi tarafından belirlenmiştir, farklı kültürlerde kültürünün yapısına göre değişkenlik göstererek. Çizgiden uzaklaşanlar ve kültüre takılanlar ise bu farkındalıktan mahrum kalmışlardır ve gökte tahayyül ettikleri tanrılarına tapınmayı sürdürmüşlerdir, bazen bunlar bir arife denk gelerek tüm tabularını yıkmışlar ve ibadetlerinin aslında kendini tanımak, farkındalığa ermek için bir araç olduğunu ve aslında tanrı diye de bir şey olmadığını idrak etmişlerdir zaman zaman. Mısır ekolleri, Hindistan ekolleri, İbrahimî (musevi, isevi, muhammedi) ekoller ve diğerleri mevcuttur. Bu ekollerin metodları felsefeyi derin sahada yaparlar.

Mes'ela insan saldırgan, öfkeli, şehvetli iken düşünemez, sağlıklı düşünemez. Kuvve-i şeheviyye (şehvet/cinsel kuvvet) ve kuvve-i gadabiyye (saldırganlık) vardır; ve bir de kuvve-i nutkiyye (akıl/düşünme yetisi).

Oruç tarih boyunda tüm mistik ekollerin en çok kullandığı, en mühim ibadetlerden, metodlardan, uygulamalardan birisidir ve birincidir de denebilecek kadar mühimdir.

Kuvve-i şeheviyye ve kuvve-i gadabiyye oruç ile kısılınca, tutulunca (oruç-savm-tutmak) tefekkür, derin düşünce gücü ortaya çıkıyor.


Osmanlı döneminde kullanılan bir ayrım vardır. Hakikatin bilgisine, ilmine iki yolla ulaşılır. Biri aklen-nazarî diğeri amelî-kalp tasviye yoluyla. Amelî ve nazarî. Teorik ve pratik. Diyor ki âlimlerimiz, akıl yolundan giden kişi eğer peygamberlere inanıyorsa biz ona kelamcı deriz, teolog deriz, inanmıyorsa filozof deriz. Filozof Aristoteles'tir. Kelamcı ise bir dine mensup olarak fakat yine akıl yoluyla giderek hakikati anlamaya çalışan insanlardır. Misal Farabi, İbn Sina, vd. Bunlar feylesoftur. İkincisi ise amelî, kalbi temizleme yoluyla hakikati bulmak. Eğer bu yol mensubu peygamberlere inanıyorsa mutasavvıf/sôfi-sûfi-sôfu denir, inanmıyorsa işrakî denir, yani Platoncu/Eflatuncu denir. Mes'ela, Somuncu Baba hakikati kavramsal olarak akıl yoluyla kavramaya çalışmıyor, sezgi yoluyla kavramaya çalışıyor. Biri aşk kitapları okuyarak aşık olmaya çalışıyor, diğeri ise bizzat aşık olarak bunu yapmaya çalışıyor. Sûfiler hakikate bizzat temas etmeye çalışırlar.

Sağlıcakla.
9 yıl önce açıklayıcı ve doyurucu paylaşımlarımız olmuş evrensel-insan ile.

Paylaştığım bu bilgiler doğru olmakla beraber kaçırdığım bam telini burada itiraf etmeliyim:

İnsanın basitliğini, doğasını olduğu gibi kabul etmek; üzerine bir şey eklemeden.

Ve düşünmeye, çözümlemeye oradan devam etmek.

Benim yıllarca takip ettiğim çizgi insanı olduğu gibi kabul etmeyip hep bir tanrılaşma, mesihleşme, insan-ı kamil olma anlamı/hedefine zorlamak oldu.

Nedenselliği de bu Platoncu çizgi üzerine kurmuştum.

Gerçeği gerçekçilik üzerine kurmayıp verilen anlam üzerine yerleştirince de gerçek problemleri tespit edip çözmek de imkansız hale geliyor.

Halbuki önce insanı olduğu gibi kabul etmek, yere indirmek ve nedenselliği de anlam dünyalarından ayıklamak gerekiyor.

Yaşam tarzın, düşünme şeklin, her şey bu sefer değişiyor.

Jung'a değil Freud'a, Platon'a değil Aristo'ya, inanca değil felsefeye daha yakın oluyorsun.

Bence buradaki en önemli nokta da insan psikolojisi.

Mistisizmin ulaşmayı hedeflediği bir insan tahayyülü var. Bu tahayyüle doğru her yaklaşıldığında da iddia o ki aradaki tüm psikolojik hastalıklar ve zihinsel çözümsüzlükler çözülür.

İftar programlarını izleyin. İnsan psikolojisi hiç anlaşılamamış durumda. Ve çözüm hep güven, inanç, duygusal çıkışlarda görülüyor. Halbuki bu iradeyi güçlendirmektir, düşünceyi değil. Yani tabiri caizse gaz vermek ama problematiğin o ince girdaplarını çözümlemek değil. Hep araba vurduruluyor ama açıp da motorun içine, ince ayarlarına bakılmıyor.

Çünkü İslam Altın Çağı'na damgasını vuran, yükseliş sebebi olan felsefe, nedensellik, mantık kültürü ta o devirlerde hakkın rahmetine kavuşmuş.

Sözün özü mistik pratikler yalnızca iradeyi güçlendirmeye yönelik, felsefe ise düşünceyi.

Ancak mistik ekoller daima bir ide'ye, ülkü'ye, din'e dayanır, felsefe ise akla, mantığa dayanır.
 

okur-yazar

Moderatör
Moderatör
Katılım
9 Eyl 2011
Mesajlar
1,098
Tepkime puanı
14
Puanları
38
Yaş
32
Üniversite Bölümü
Görsel İletişim Tasarımı
Ben teşekkür ederim sn. evrensel-insan.

Evet, ...e göre üzerine temellenmek zorunda bu farkındalık edinme yolculuğu fakat benim bahsettiğim yolda farkındalık edindikten sonra o ...e göre terk edilir yani dayanılınan temel, dayanılınan benlik, dayanılılan merkez terk edilir; ilk başta kişi farkındalık sahibi değilken bir merkez edinmek zorundadır, nitekim Bhagwan Shree Rajneesh Osho şöyle der:

"Benlik yalnızca bilinçsiz insanda vardır. Bilinçsiz insanın belli bir 'ben' fikrine ihtiyacı vardır; aksi takdirde merkezsiz kalacaktır."

Belli bir ben fikri ve o beni oluşturan ...e göre dayanağı. İnsan farkındalık sahibi olunca bu bahsettiğim ...e göre ile, artık bu ...e göre dayanağına ihtiyacı kalmaz çünkü asıl merkezini bulur fakat asıl merkezini bulana kadar sahte fakat farkındalığa eriştirici merkez ile idare etmek durumundadır.

Sizin bahsettiğiniz ...e görenizin bu konudaki mahiyyetini bilmiyorum fakat benim bahsettiğim ...e göremin mahiyyeti kişide bu şekilde tezahür etmektedir. Bu ...e görenin metodunda, yolunca sizin yukarıda bahsettiğiniz aklın tatmini mevzu bahistir fakat bunun hem olumlu hem de olumsuz tarafları vardır, olumsuz tarafı kişinin bu tatminde, zevkte kalması ve bu tatminin merakını celbetmemesidir yani bu tatmini sağlayan bilgiye, ilme yönelmeyip bulunduğu mertebenin zevkine kendini kaptırması ve bu zevki daha da arttırmanın yollarını araştırarak hayal dünyasında kalmasıdır, muhtemelen bundan bahsediyorsunuzdur o bahsettiğiniz başlığınız da fakat bunun olumlu tarafı bu bahsettiğiniz tatminin kişiye merak olarak dönmesi ve kişinin bu tatmini bırakarak ya da etkisinde kalmayarak, daha da derin sorgulamalara, derin felsefeye, tefekküre dalarak daha da farkındalığının artmasına yol açmasıdır.

İşte tüm fark buradadır. Sizin olumsuz yanına değindiğiniz, halbuki bunun hem olumsuz hem de olumlu tarafı olan bu bahsettiğimiz konu bu ...e göre yönteminde farkındalık edinmek için yaşanan maceralardır, serüvenlerdir, zorluklardır; kişi bulunduğu yere yeterli farkındalığı yettirebilirse eğer, orayı farkında olarak değerlendirebilecek ve sağlıklı bir düşünme, sorgulama ile o bulunduğu yeri idrak edecektir. Bu kendisine bilgiyi sunacaktır, bilmeyi sunacaktır ve ayrıca tatmini, huzuru, zevki sunacaktır fakat kişi bu tatminin etkisine kapılır ve çıkamaz ise, tembelliğe düşer, sorgulamayı, düşünmeyi bırakır ve bu tatmin bana yeter der ise işte orada kala kalır, o mertebede kalır ve felsefe, tasavvuf, mistik yol onun için biter ve farkındalığa eremez çünkü farkındalığı sağlayan bilginin zevkinin etkisinde kalakalmıştır.

Evet, sn. evrensel-insan, bahsettiğiniz linkteki yazılarınızı biraz incelemek istiyorum.

Esenlikle.
Buradaki yazımın temeli gerçek dünyanın aslında bir hayal olduğu mistik fikrine dayanıyor. Sürekli bahsettiğim benlik, mertebeler konuları da bu temelde yükselen Platoncu şemanın yansımaları. Bu Yunan şeması Mısır'dan etkilenmiştir. Plotinus ile temel atılıp Roma ve ortaçağ Avrupa'da hakim olmuş; ardından İslam Altın Çağı devrinde felsefenin İslam coğrafyasına nüfusuyla beraber tasavvuf çevrelerinde, ekollerinde dillendirilmeye başlanmıştır. İslam Altın Çağı'ndaki en akıl karşıtı ekol bu sufi ekolü idi, akıl yanlıları ise feylesoflar. Daha sonra feylesofların önü kesilmiştir.