Parmenides

mavimor

Aktif üye
Kayıtlı Üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,585
Tepkime puanı
1
Puanları
36
Yaş
41
PARMENIDES:


Değişmeyi ve oluşu yadsıyan görüşü, birtakım aşilamaz güçlüklere yol açmış olan ünlü doğa filozofu. Parmenides'e göre, evrende değişen hiçbir şey yoktur. Gerçeklik mutlak anlamda birdir, kalıcıdır, süreklidir, yaratılmamıştır, yok edilemez; o ezeli ve ebedidir; onda hareket ve değişme yoktur. Parmenides bu sonucu şöyle bir akılyürütme çizgisiyle elde etmiştir: Var olan herşeyi gerçeklik, Varlık olarak niteleyelim. Varlık varlığa nereden gelmiştir? Burada iki alternatif vardır: Varlık varlığa ya varlıktan (yani, varolan bir şeyden) ya da yokluktan (yani, var olmayan bir şeyden) gelmiş olabilir. İkinci alternatif, tüm Yunanlı filozoflar gibi, Parmenides için de kabul edilemez olan bir alternatiftir, çünkü Yunanlılara göre, hiçten hiçbir şey çikmaz. Birinci alternatif söz konusu olduğunda ise, Varlığın yaratılmamış olduğu sonucu çikar, çünkü O varlığa kendisinden gelmiştir. Yani kendi kendisiyle aynıdır. Varlığın, Parmenides'e göre, parçaları da yoktur. Öte yandan, Varlığın hareketsiz olduğu da söylenmelidir. Öyleyse, Varlık hakkında, O'nun var olduğu dışında hiçbir şey söylenemez. Varlık hareket edemez, değişmez, çok olamaz, zira hareket eder, değişir ve çok olursa, var olmayan bir şey, yani yokluk haline gelir. Varlığın var olmak dışında hiçbir özelligi yoktur. Nitekim Parmenides, özdeslik ilkesine dayanarak, yalnızca 'Varlık vardır, yokluk ya da var olmayan var değildir' demiştir. Parmenides Varlıkla ilgili değişmezlik ögretisinin bir sonucu olarak, içinde yaşadığımız dünyanın gerçek olmadığını, gerçekten var olmayıp, yalnızca bir görünüş olduğunu öne sürer. O, Varlığın bir parçası olmadığı için, var değildir ve yalnızca bir görünüş ya da aldatıcı bir dünyadır. Parmenides'in gerçeklik ve görünüşten oluşan ontolojik nitelikli ayrımına, akıl ve duyulardan oluşan epistemolojik nitelikli ayrımı karşilık gelmektedir. Ona göre, duyuların tanıklığına güvenmek, bizi görünüşler dünyasına, değişmenin gerçek olduğu sonucuna götürür. Oysa, aklın sesini dinlemek bizim gerçek Varlığa yönelmemizi, gerçek Varlığı temaşa etmemizi sağlar.
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
sanırım bu nerede olmak konusunda Parmenides'e katılıyorum

“Kımıldamadığı, başlamadığı, doğmadığı ve göçmediği için aynı şey olarak, aynı şey içinde kalarak, kendi kendine yatar.” - Parmenides
"Var olanın dışında 'başka' olmayacaktır" - Parmenides
"gerçeklik, ne başka birşeyden doğar, ne de geçicidir; bütündür, kendi sınıfında tek, devimsiz ve sonsuzdur." -Parmenides
"Varlık ayırılabilir değildir, çünkü bütünüyle kendisi gibidir. Hiçbir yerde daha çok değildir, çünkü yoksa bir arada durmayacaktır, ne de daha azdır, çünkü herşey Varlık doludur. Herşey (Evren) tek bir birleşik bütündür, " -Parmenides
"ve burada daha çok, orada daha az olmak üzere,
Onun aynıya ulaşmasını engelleyecek bir yokluk yoktur;"
Parmenides
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
(Bu metnin internette bulunabilir ayrı ayrı çevirileri ve farklı yorumları var. Bulabildiğimi buradan eklemek istiyorum..)

DOĞA ÜZERİNE

(Bilgi Uğruna Yolculuk)

PROÖMİUM


Beni götüren kısraklar beni yüreğimin özlem duyduğu denli uzaklara dek ulaştırdılar.
Yolu gösterdiler ve beni Tanrıçanın bilen ölümlüyü tüm kentlerden geçen o ünlü yoluna götürdüler.
Arabamı çeken akıllı kısraklar beni oraya götürürken yolu genç kızlar gösterdi.
Yuvalarında kor gibi olan dingil bir boru gibi ötüyor,
Çünkü iki uçta fırıldak gibi dönen tekerlekler tarafından çevriliyordu.
Bu arada Güneşin beni aydınlığa ulaştırma telaşı içindeki kızları,
Elleri ile yüzlerinden geriye atıp tülleri,
Terk ettiler Gecenin Evini.
Oradadır Gecenin ve Gündüzün yollarının girişleri,
Yukarıda tahtadan bir pervaz ve
Aşağıda taştan bir eşik ile çevrili.

Göğün yükseklerinde, bu girişler güçlü kapılar ile örtülüdür,
Ve saklar onlara uyan anahtarları öç alıcı Türe Tanrıçası.
Genç kızlar hoş sözlerle ricalarda bulundular ona,
Ve onu girişlerden mandallı sürgüleri çıkarmaya ikna ettiler kurnazca.
Sonra, geriye doğru itilince kapılar,
Dönerken perçinler ve çiviler ile tutturulmuş pirinçten direkleri yuvalarında,
Göründü uçsuz bucaksız bir boşluk kanatların arasından.
Dosdoğru aralarından geçerek genç kızlar sürdüler atları ve arabayı geniş yolda.
Tanrıça beni incelikle karşıladı, sağ elimi eline aldı ve bana şu sözlerle seslendi:
Ölümsüz sürücülerin eşliğinde seni buraya ulaştıran atlarla evime gelen genç adam, hoş geldin.
Seni bu yolda yolculuğa çıkaran şey kötü bir yazgı değil ama Tüze ve Türedir [Themis ve Dike].
Gerçekten de, insanların alışıldık yollarının uzağında yatar bu yol!
Herşeyi öğrenmelisin—hem iyice toparlanmış Gerçeğin titremeyen yüreğini,
Hem de ölümlülerin gerçek inanca taşımayan sanılarını.
Bunları da öğrenmelisin—
Tüm şeylerin içerisinden geçerek, var gibi görünen şeylerin nasıl yargılanması gerektiğini.
...
Ama düşünceni bu araştırma yolundan uzak tut ve
Aalışkanlığın sayısız deneyiminin seni bu yola girmeye zorlamasına
Ya da dolaşan gözünü ve çınlayan kulağını ve dilini gütmesine izin verme;
Ama sözünü ettiğim çok tartışılan tanıtlamayı uslamlama yoluyla yargıla.
Sözü edilebilecek tek yol vardır yalnızca.


GERÇEKLİK YOLU (ALETHEIA)


Düşüncene uzakta olan şeylere bile sanki elinin altındaymışlar gibi kararlılık ile bak.
Var olanı var olana sıkı sıkıya sarılmaktan alıkoyamazsın,
Ve ne tüm kozmozda her yöne dağılmaktan, ne de bir araya gelmekten.
Başladığım yer benim için birdir; çünkü geriye yine oraya döneceğim.
Gel şimdi, sana düşünülebilecek biricik araştırma yollarından söz edeceğim—
Ve sen sözerime kulak verecek ve onları ileteceksin.

Birincisi, ‘‘Vardır, ve olmaması olamaz.’’
Bu İnanç yoludur, çünkü ona Gerçeklik eşlik eder.
İkincisi, ‘‘Yoktur, ve olmamalıdır.’’
Bu, diyorum sana, hiçbir biçimde düşünülemeyecek olan yoldur,
Çünkü olmayanı bilemezsin—bu olanaksızdır—,
Ne de söyleyebilirsin.
Düşünülebilen ve olabilen bir ve aynıdır.
Söylenebilen ya da düşünülebilen zorunlu olarak vardır,
Çünkü olması olanaklıdır,
Ama yok olan için olmak olanaklı değildir.
Budur düşünmeni istediğim şey.
Budur seni geri tuttuğum ilk araştırma yolu;
Ve hiçbirşey bilmeyen ölümlülerin
İki-yüz ile üzerinde dolanıp durdukları ötekinden de geri tutuyorum seni,
Çünkü göğüslerindeki başıboş düşünceleri çaresizlik güder;
Kör ve sağırların şaşkınlığı içinde yargıda bulunamayan sürü gibi sürüklenip dururlar.
Onlar için olmak ve olmamak aynı şeydir ve gene de aynı şey değildir,
Ve onlar için tüm şeyler karşıt yönlerde gider!
Çünkü olmayan şeylerin oldukları hiçbir zaman tanıtlanmayacaktır,
Ve sen düşünceni bu araştırma yolundan geri çekeceksin;
Ve sayısız deneyimden doğan alışkanlığın seni bu yola itmesine,
Görmeyen gözlerine ve çınlayan kulağına ve diline yol göstermesine izin vermeyeceksin.
Ama sözünü ettiğim o çok güçlü çürütme üzerine kendi usun ile yargıda bulunacaksın.

Şimdi bizim için sözü edilecek tek yol kaldı—Vardır.
Bu yol üzerinde var olanın yaratılmamış ve yokedilemez olduğunun birçok kanıtı bulunur;
Çünkü bütün, devimsiz ve sonsuzdur.
Ne vardı, ne de var olacaktır, çünkü şimdi vardır, bütünüyle bir aradadır, bir ve süreklidir.
Öyleyse onun için ne tür bir köken arayacaksın?
Hangi kaynaktan ve nasıl büyüyebilirdi?
...


Onun var olmayandan geldiğini ne söylemene ne de düşünmene izin vereceğim.
Çünkü olmadığı ne düşünülebilir ne de söylenebilir.
Ve eğer hiçlikten gelmiş olsaydı,
Hangi zorunluk daha erken olmaktan çok daha geç ortaya çıkarabilirdi onu?
Öyleyse ya bütünüyle birarada var olmalı, ya da hiç olmamalıdır.
Ne de gerçeğin gücü var olandan onun kendisinin yanısıra birşeyin doğmasına izin verir.
Bu nedenle Türe zincirleri çözerek herhangi birşeyi varlığa gelmeye ya da yitip gitmeye bırakmaz;
Tersine, ona sıkı sıkıya sarılır.
Bu konular üzerine yargımız şuna dayanır: Var mıdır, yoksa yok mudur?
Hiç kuşkusuz, karar verilmiş, ve zorunlu olarak verilmiştir.
Yollardan birini düşünülemez ve adlandırılamaz olarak bir yana atmalıyız,
Çünkü gerçek yol değildir;
Ve öteki yolun var olduğunu ve gerçek yol olduğunu anlamalıyız.
O zaman var olan gelecekte nasıl yok olabilir?
Ya da nasıl varlığa gelebilir?
Çünkü eğer varlığa gelmişse, yoktu;
Ne de eğer gelecekte olacaksa, vardır.
Böylece ortaya çıkış sönmüştür ve yitip gidiş tasarlanamazdır.
Ne de bölünebilirdir, çünkü tümüyle aynıdır.
Ve bir araya gelmesini önleyecek bir yolda ne bir yerde daha çok, ne de bir başkasında daha azdır;
Ama herşey var olan ile doludur.
Bu nedenle bütünüyle süreklidir; çünkü var olan var olan ile değme durumundadır.
Dahası, güçlü zincirlerin bağları içinde devimsizdir; başlangıcı ve sonu yoktur,
Çünkü ortaya çıkış ve yitip gidiş uzaklara sürülmüş, gerçek inanç onları bir yana atmıştır.
Aynı kalarak ve aynı yerde kalarak, kendi içinde dingin ve kendi yerinde değişimsizdir.
Çünkü güçlü Zorunluk onu her yandan sıkı sıkıya kuşatan sınırın bağlarının içerisinde tutar.
Bu nedenle var olanın sonsuz olmasına izin verilmez,
Çünkü hiçbir gereksinimi yoktur.
Oysa eğer sonsuz olsaydı, herşeye gereksinimi olurdu.
Düşünülebilen ve uğruna düşüncenin varolduğu şey aynıdır,
Çünkü düşünceyi var olan ve uğruna söze döküldüğü birşey olmaksızın bulamazsın.
Ve var olanın yanısıra herhangi birşey yoktur ve hiçbir zaman olmayacaktır,
Çünkü Yazgı onu bütün ve devimsiz olacağı bir yolda zincire vurmuştur.
Bu nedenle insanların kendileri için doğruladıkları
Ve gerçek olduğuna inandıkları herşey yalnızca ona verdikleri adlardır:
Ortaya çıkış ve yitip gidiş, olma ve olmama, yerden yere devim, ve renkten renge değişim.
O zaman, bir en son sınırı olduğuna göre,
Yuvarlak bir kürenin kütlesi gibi her yönde tamdır,
Ve özekten her yönde eşit olarak denge içindedir,
Çünkü burada daha çok ve şurada daha az olamaz.
Çünkü ne eşit olarak uzanmasının önüne geçebilecek bir yokluk vardır,
Ne de var olandan burada daha çok ve şurada daha az olabilir,
Çünkü bütünüyle bozulamazdır.
Çünkü, tüm yönlerde eşit olduğuna göre, sınırlar içerisinde eşit olarak durur.

SANI YOLU (DOXA)

Burada Gerçeklik üzerine güvenilir konuşmama ve düşünceme son veriyorum.
Bundan sonra sözlerimdeki aldatıcı düzene kulak verecek,
Ve ölümlülerin sanılarını öğreneceksin.
İki biçimi adlandırmaya karar vermiştir ölümlüler:
Birini dikkate almamaları gerekirdi bunlardan—ve burasıdır gerçeklikten koptukları yer.
Onları biçimde karşıtlar olarak ayırdetmiş,
Ve onlar için birbirinden ayrı imler saptamışlardır.
Biri göğün ince, çok hafif, tüm yönlerde kendi ile aynı ama ötekinden ayrı ethersel ateşidir.
Öteki onun tam karşıtı, karanlık gece, sıkı ve ağır bir cisimdir.
Sana bunların bütün bir düzenini insanlara göründüğü gibi anlatıyorum,
Öyle ki ölümlülerin hiç biri düşüncede seni aşamasın.
Gene de tüm şeylere Işık [φάος] ve Gece [νύξ] adı verildiği için,
Ve adlar birine ya da ötekine her birinin gücüne göre yüklendiği için,
Herşey hep birlikte Işık ve karanlık Gece doludur.
Her ikisi ile eşit ölçüde, çünkü ikisine de ait olmayan hiçbirşey yoktur.

Ve öğreneceksin etherin kökenini ve etherdeki tüm imleri,
Parlayan Güneşin arı meşalesinin yokedici işlerini,
Ve bunların nereden doğduğunu.
Ve yuvarlak yüzlü Ayın gezgin işlerini ve onun doğasını da öğreneceksin.
Bizi kuşatan Göğü, nereden doğduğunu,
Ve onu güden Zorunluğun yıldızların sınırlarını tutmak için onu nasıl sımsıkı bağladığını bileceksin
...
Ve Yeryüzünün, ve Güneşin, ve Ayın, ve tümüne ortak Etherin,
Ve Samanyolunun, ve Olympos’un en uzak yerlerinin,
Ve yıldızların ateşten güçlerinin nasıl doğduğunu.

Çünkü daha dar daireler katışıksız Ateş ile ve onlara komşu olanlar Gece ile dolu iken,
Aralarında ateşin bir payı da vardır.
Ortalarında tüm şeyleri yöneten Tanrıça bulunur.
Çünkü her yerde o tüm acılı doğumun ve tüm eşleşmenin başlatıcısıdır,
Ve dişiyi erkek ile ve karşıt olarak erkeği dişi ile birleşmeye gönderen odur.
Tüm tanrılardan önce Eros’u yarattı.

--

 
Son düzenleme:

elbiss

Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
24 Şub 2017
Mesajlar
473
Tepkime puanı
7
Puanları
18
Örneklere farklı bir pencereden yola cıkarak bakalım ısterım...


Örnegın cok oncekı yılllarda bılgısayar yoktu ve olmayan bırseydı ve olmayan bırseyın var olması ve gercek olabılmesı soz konusu dahı olamazdı lakın gunun bırınde bır bılgısayar uretıldı ve bu uretılen urun akıl ve zeka olarak oluşumdan meydana gelen bır urun oldu ve gerçeklıkle ozdestı...


Burada herşey normal degılmı yanı varolmak yada olmamak dan dogan netıceler pekı su can alıcı noktaya bakarsak akıl ve zeka dedık ve uzerıne basa basa ıfade ettık pekı buradakı akıl ve zeka var oldugundan bu yana gerçeklık degılmıdır....aslında varolmanın ana tası dıyemezmıyız....


Hadı farklı bır ornekle duruma bakalım....


cEP TELEFONU ılk kez uretıyor olacaksınız nasıl olacagını sız karar verıyorsunuz lakın uzerındekı yazılımlarda sızın sunumunuz uzere olacak...böyle bır urun sundugunuzda ortaya kusursuz bır var olma ve gerçeklık sunacaksınız lakın yazılımda calısma şeklı dışına çıkamazsınız o bıçımsel anlamda zamanla farklılıklar gostersede calısma şeklı ortak yan olacaktır



işte bu baglamda ınsanda da bır ıc sıstem çalışması vardır ve ınsanlar ıcın ortak yandır bunlar kalp beyın karacıger akcıger bbrek vsss hepsı bır sıstem uzere çalısır ve varoluşssaldan buyan gerçeklık kavramlarını bızlere sunar...


Bıraz karısık geldı degılmı o halde durumu sadeleştırelım..


Otomobıllerın çalışma bolumu yanı sıstem bolumu vardır buda aku motor vsss dıye ıste bunlarda bırer gerçeklık ve sıstem urunlerıdır....Evrende oyle uzayda da oyle dunyada oyle aslında her bırı bırer gerçeklık ve var olma uzerıne tasarımlanmış ve çok guzel dızayn edılmıştır bu kadar mukkemel bır tasarımcısının ınsana seçmede özgür bırakmış olması ve kendı yazılımının yarıda kalan kısmına kendısının devam ettırılmesı ap ayrı bır zengınlık dıyebılırım...


Kafalar karıştı degıl mı karışmasın cunku esas can alıcı noktaya degınmek ıstıyorum...


Okullarda basırılı olabılmek ıcın SINAV larda gerçeklık uzere olan bır durumda YARIŞ lar yaparız fakat herkes aynı noktada basarılı olamaz bunun esas temel sebebı ÖLÇÜTLÜK kavramı dıyebılırım...


Eğer ölçutlukde kı kavramı ırdeleyebılırsek yaratılan ve yaratılmış olan herşeyde GERÇEK ÖLÇÜLTLÜK KAVRAMI vardır diyebiliriz...


Kafalar yıne karıştıysa son olarak şunu ıfade edebilirim ki..


Saydam olan ile saydam olmayanın arasındakı tek fark onu görmek yada algılamak ıle olabılır bu durum gorme ve algılama durumu dısında akıl ve zekada gorulurse böyle durumlarda ıse cevaplar netıce ve eylemlerde kendını boy gösterir dıyebılırım.


Böyle.
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
..Böyle.[/COLOR]
konu başlığı Parmenides ve ben yazdıklarınızla Parmenides ya da onun ontolojik yakınlaşması/hakikati ile ile ilgili ne bir bağ-ilişki nede paralellik göremedim. Gerçi konuyu açan ben değilim. Gerçi ben burada moderatör değilim. ancak yukarıdaki mesajınızı başka bir alana ilgi tutarak yayınlamanız ya da Parmenides'in ontolojik katkısı ile ilgilenemeniz bir forum düzeni ve kültürü sağlardı diye düşünüyorum.
 
Son düzenleme:

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
Var olan herşeyi gerçeklik, Varlık olarak niteleyelim. Varlık varlığa nereden gelmiştir? Burada iki alternatif vardır: Varlık varlığa ya varlıktan (yani, varolan bir şeyden) ya da yokluktan (yani, var olmayan bir şeyden) gelmiş olabilir. İkinci alternatif, tüm Yunanlı filozoflar gibi, Parmenides için de kabul edilemez olan bir alternatiftir, çünkü Yunanlılara göre, hiçten hiçbir şey çikmaz. Birinci alternatif söz konusu olduğunda ise, Varlığın yaratılmamış olduğu sonucu çikar, çünkü O varlığa kendisinden gelmiştir. Yani kendi kendisiyle aynıdır.

Varlığın, Parmenides'e göre, parçaları da yoktur. Öte yandan, Varlığın başklaşımsız/dönüşümsüz olduğu da söylenmelidir.

Öyleyse, Varlık hakkında, O'nun var olduğu dışında hiçbir şey söylenemez. Varlık mutlak anlamda dönüşüme uğrayamaz, değişmez, çok olamaz/artamaz, zira bunlar olursa, var olmayan ya da kendi olmayan bir şey, yani yokluk haline gelir.

Parmenides Varlıkla ilgili değişmezlik öğretisinin bir sonucu olarak, içinde yaşadığımız dünyanın gerçek olmadığını, gerçekten var olmayıp, yalnızca bir görünüş olduğunu öne sürer.
O, Varlığın bir parçası olmadığı için, var değildir ve yalnızca bir görünüş ya da aldatıcı bir dünyadır. Parmenides'in gerçeklik ve görünüşten oluşan ontolojik nitelikli ayrımına, akıl ve duyulardan oluşan epistemolojik nitelikli ayrımı karşılık gelmektedir. Ona göre, duyuların tanıklığına güvenmek, bizi görünüşler dünyasına, değişmenin gerçek olduğu sonucuna götürür. Oysa, aklın sesini dinlemek bizim gerçek Varlığa yönelmemizi, gerçek Varlığı temaşa etmemizi sağlar.

ekultursanat.com
 

elbiss

Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
24 Şub 2017
Mesajlar
473
Tepkime puanı
7
Puanları
18
konu başlığı Parmenides ve ben yazdıklarınızla Parmenides ya da onun ontolojik yakınlaşması/hakikati ile ile ilgili ne bir bağ-ilişki nede paralellik göremedim. Gerçi konuyu açan ben değilim. Gerçi ben burada moderatör değilim. ancak yukarıdaki mesajınızı başka bir alana ilgi tutarak yayınlamanız ya da Parmenides'in ontolojik katkısı ile ilgilenemeniz bir forum düzeni ve kültürü sağlardı diye düşünüyorum.

Farklı bir bakış açısıyla sunumlamak istedim nasıl zamanındaki düşünürler kendi pencerelerinden bir bakış sergilemişlerse bende kendi farklı penceremden farklı bir sunuş sergilemek istedim durum bundan ibarettir..
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
zeka var oldugundan bu yana

varoluşsaldan bu yana]
metninizi okumaya giriştim ve zorlandım açıkçası
öncelikle zeka varolduğundan beri diyorsunuz . Parmenides e göre bunu bile diyemeyiz
Parmenides te oluşma ve başlama bağlamı yok ne yazık ki ve var hep varolagelmiştir ve ne türemiş ne de yaratılmış olabilir diyor o.

anladım. siz parmenides ten iyi bir kavrayışçı ve kavramcısınız ve gidip 2.500 yıl önceye parmenides e bildirmelisiniz o halde.
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
Parmenides Aforizmaları

Parmenides'e göre varlığın yaratılmamış olduğunu gösteren akılsal/düşünsel tanıtlar vardır.. ancak bu tanıtlar tabi ki akıl yoluyla bulunur ve görülür..

Parmenides'e göre gerçeklik, evren ya da varlık yaratılmamıştır/öncesizdir.

Parmenides'e göre; Gerçeklik, Evren ya da Varlık, ürememiştir, türememiştir, oluşmamıştır.

Parmenides'e göre, Aklın yolunu ve rehberliğini izlemek bizim gerçek Varlığa yönelmemizi sağlar ve bizi gerçeklere götürür.
Parmenides'e göre duyuların tanıklığına güvenmek, ve sanı yolunu izlemek bizi geçiciliğin gerçek olduğu ve varlığın oluştuğu (sonradan değiştiği/geliştiği) sanısına ve sonucuna götürür.

Parmenides'e göre; Varolan/Varlık olmayandan ve kendinden başka olandan (yani yoktan) doğup gelemez ve olamaz

Parmenides'e göre; Varlık'ın yoktan gelemeyeceği ve başlayamayacağı önermesi akıl ışığında onun yaratılmadığına ve doğup sonradan belirmediğine en geçerli tanıttır.

Parmenides'e göre; Varolan/varlık oluşmamıştır ve amaçsızdır.

Parmenides'e göre; Varlık oluştu (sonradan oluştu/gelişti/değişti) demek o yok ve hiç bir zaman yoktur ve hiç olmayacaktır demekle de eşittir ve aynıdır. Bu sanı yoludur ya da duygusal/subjektif bir tanıklıktır.

Parmenides'e göre; Varlığın heryerinde ve her zamanında ya bütünüyle olması zorunludur/olanaklıdır ya da hiç bir zaman olmaması olanaklı ve zorunludur. Varolduğuna göre öbürü tartışılamaz..

Parmenides'e göre oluş-oluşma yoktur...görüntüseldir..

Parmenides'e göre; Varlık başlamamıştır.

Parmenides'e göre ilk kımıldama yoktur.

Parmenides'e göre bu tanıtlamaları uslamlama ve akıl yürütme ile yargılamalısın...

---

Derlenen Kaynaklar/Alıntı Linkleri
https://sokaktayim.blogspot.com/2013/04/parmenides-doga-uzerine.html
ekultursanat.com
Babi ve Bebo: parmenides-doğa hakkında
İDEA / PARMENİDES
İDEA / PARMENİDES
İDEA / ZENON
 
Son düzenleme:

elbiss

Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
24 Şub 2017
Mesajlar
473
Tepkime puanı
7
Puanları
18
metninizi okumaya giriştim ve zorlandım açıkçası
öncelikle zeka varolduğundan beri diyorsunuz . Parmenides e göre bunu bile diyemeyiz
Parmenides te oluşma ve başlama bağlamı yok ne yazık ki ve var hep varolagelmiştir ve ne türemiş ne de yaratılmış olabilir diyor o.

anladım. siz parmenides ten iyi bir kavrayışçı ve kavramcısınız ve gidip 2.500 yıl önceye parmenides e bildirmelisiniz o halde.



Var olmak ve hep varolmak aslında daimlik gibi terimleri ifade eder lakin hayatta herşeyin bir mutlak sonu ve mutlak oluşum aşaması vardır 2.500 yıl önce düşünce ifade edeninde mutlak dogruları ve mutlak yanlışlarıda olacaktır esas olan o yıllar içerisinde ki düşünce akımlarındaki olguları yakalayabilmek ve günümüze ışık tutabilmektir diye düşünmekteyim...


Benim 2.500 yıl içerisinde bir yaşam ömrüm olsaydı bugün söyleyebildiğim gibi geçmiştede söyleyebilirdim..Ben ondan iyi olamam çünkü o bizden çok önceki asırda yaşamış onun o zamanki düşünce yapısı ile benim bu yüzyıldaki düşünce akımındaki algı ve teori üretimlerim farklı olabilir..


Benim düşünceme göre herşeyin aslında varoluşsal bir nedeni oldugudur yani her olgu mutlaka bir tasarımcı tarafından dizayn edilmiştir. hep varolmak bu yapıya bu yüzyıla oldukça ters çünkü bu zamanlarda görebiliyor ve akabinde yeni nesil teknolojik aletlerin faydalarından istifade edebiliyoruz..


Dünyanın etrafını çevreleyen ve sistematik bir biçimde olması gerektiği konumda olan tüm galaksi ve gezegenler aslında bizlere bir tasarımcı ve dizayncının yoktan var edip oluşturma ve dizayn sanatını gösterir nitelikte diye düşünmekteyim...


Bugünlerin oluşum aşamasında ve teknolojik gelişiminde hep varolma sanatına yada düşünce akışına göre değil hep yeni bir dizayn ve oluşumla ileri geldiğimizi söyleyebilirim..


Böyle.
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
anladım.

2.500 yıl sonra da size birileri cevap yetiştirebilir. Eğer dedikleriniz önemsenirse ve çağdan çağa aktarılıp adınız kalırsa...
Belki de 5.000 yıl sonra Parmenides yerine elbiss okunuyor olur.anlıyorum...

---------- Mesajlar Birleştirildi at 20:32 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 20:28 ----------

Kusura bakmayın ama bunlar felsefe peygamberleri (ya da duayenleri)
Daha doğru düzgün okumayı ve eleştirilmeyi hakediyorlar..

---------- Mesajlar Birleştirildi at 20:34 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 20:32 ----------

2.500 yıl önce yaşasaydınız öğrencisi belki olabilirdiniz. sanıyorum.
Eğer onun okuluna ve yoluna gidiyorsanız tabi.. Burda teolojiden sözetmiyoruz...Teolog kovalıyorsanız Ortaçağa gidin
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
İnternette "Teoloji ve Yanlışlama" adında bir yazı ve makale olduğunu söyleyen bir metin görmem üzerine...

---

Parmenides'in "On Natura" sı yerinde duruyor hala.

Varlık yaratılamaz yok edilemez.
Önce de ona nasıl bir doğuş bulacaksın. O halde baştan başa (baştan sona) ya hep var ya hep yok olmalıdır. Vardır o halde diğeri tartışılamaz. Varlık ezeli ve ebedidir. Bir doğum ya da oluşla gelişmemiş başlangıçla başlamamıştır.
.
Bu satırları hala akılları almıyor değil mi?
Parmenides'i bir peynir çeşidi ya da onun gibi bir şey sanıyor olmalılar.
Dostlarım bu sözlere güvenin...
Bunları basit tuhaf yargılar sanıyorlar. Oysa bunlar Ontoloji direkleri gibi sağlam mantık çıkarımları..
Ne yani 3 cümleyle mi tanrı olmamasına mı karar verdin diyebilirsin? Hayır ama
İnsanlar bir gün nasıl olupta Tanrının peşinden gittiklerine ya da bunları anlayamadıklarına hayret edecekler...

Teolojinin yanlışlaması o satırlar ve çağlar boyu yanlışlama gücü olacak...
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
Zaman ya da varlık nasıl başlamaz ve oluşmadan varolur?

Zaman ya da varlık neden nasıl başlar, başladı ve oluşarak varolur ve oldu?
Ben onu soruyorum ona. Bunu (yukarıdakini) bana sorana
Yani tersini ve bunu kim iddia ediyorsa ona...
Bunu iddia eden açıklamalı.

Oluştu, başladı, (sonradan) dönüştü, değişti, diyen kendi formasyonunu ortaya koymalı.

Benim iddiamda açıklanacak bir durum yok. Değişim yok. Her zamanın da aynıdır diyoruz.
Sonsuz (ebedi) ve başlangıçsız (ezeli) değişmemiş (öncede değişim/gelişim geçirmemiş) olarak var.
İşler oluşlar da hem ezeli hem ebedi.
Başlangıçsız varlık.
Tıpkı sonsuz kavramı gibi. Başsız. İlksiz.
Sonsuz tersi olarak ilksiz.

Başlamadı diyorum. Oluşmadı diyorum. Değişmedi diyorum.
Hareket oluşun sonsuz ve başlangıçsız bir parçası ve içeriği diyorum.
Değişim dönüşüm varsa her zamanın da aynı ve eşit.. Geçmişte bir durum bunu belirlemedi ve ortaya koymadı diyorum.

Sonsuz kavramının zıttı olarak ilksiz.
İlk hareketsiz varlık. ilk hareketten yoksun ve ilk hareket ve son harekette olmayacak.
ilk madde olmadığı gibi son madde yok ve olmayacak. İlk evren yok son evren yok.

Başlama yok bitme yok
Hiç Hep; Var yok,
Bunlar birbirine dair kavramlar..
 

eyba

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
13 Kas 2020
Mesajlar
17
Tepkime puanı
3
Puanları
3
Üniversite Bölümü
maliye
Nabız gibi sürekli atan bir evren olursa Parmenides'e hak verilebilir. Oysa biraz düşünüce maddenin bir başı olduğu, yani sıfırdan varolması gerektiği görüyorum. Ama termodinamik hiçbir şey yoktan varolmaz der. Tanrı yarattıysa evreni durum değişir, değişir de Tanrı'nın tarzı bilimdir. Evet evet aslında hiçbir şey varolamaz ya da her şey hologram.
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
Nabız gibi sürekli atan bir evren olursa Parmenides'e hak verilebilir.
Parmenides'e hakvermeyin ya da Parmenides'e hak verme uygun kavram değil
Daha doğrusu şu. 2 ile 2 yi toplamayı öğrediğimizde matematik hocasına hak vermeye gerek kalmıyor. Buradaki problem bu aşamaya kadar...

Oysa biraz düşünüce maddenin bir başı olduğu, yani sıfırdan varolması gerektiği görüyorum.
bunu tekrar düşün ve tanımla bunun üzerinde dur, tam burası....


Oysa biraz düşünüce maddenin bir başı olduğu, yani sıfırdan varolması gerektiği görüyorum.
ne gördüğünü bana söyler misin?


nasıl bir baş?

"sıfırdan varolması"
sıfır nedir?

ne zaman;? geçmişte mi?
gelecekte de yaratacak mı?


Evet evet aslında hiçbir şey varolamaz
bingo...


Nabız gibi sürekli atan bir evren olursa Parmenides'e
Varlık, merkezden çevreye doğru her yönde dengeli çenbersel bir spher'in. (küre) kitlesi gibi,

"Varlığın en son sınırı eksiksiz olduğuna göre, özekten tüm yönlerde eşik olarak genişleyen ve her yanında yusyuvarlak bir küreye benzer, çünkü şu ya da bu parçasında daha büyük ya da daha küçük olamaz

http://www.ideayayınevi.com/on_sokratikler/on_sokratikler_parmenides.html
Varlık Varlık ile birliğe akar.
http://www.ideayayınevi.com/on_sokratikler/on_sokratikler_parmenides.html
Bütünün (sınırsızın) (ve diğersiz/gayrısız/antisiz-in) kendi içindeki devimini (hareketini) ne kadar tanımlarsanız tanımlayın (tanımlamaya girişirseniz girişin) tanımlayamazsınız. Kendi içinde kendidir gibi bir hareket ve kendi içinde devinir dersiniz. En son titreşim dalga gibi bir modelleme. Genişleme bir antiye yönelemez, kendi olmayanı kuşatamaz, o halde subjektif..

Kalp atışı varlığın merkezi olması gerektiğini öne sürüyor bundan kurtulmanın yolu var
"Tanrı suların üzerinde dalgalanıyordu" -Tevrat giriş
 
Son düzenleme:

eyba

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
13 Kas 2020
Mesajlar
17
Tepkime puanı
3
Puanları
3
Üniversite Bölümü
maliye
Evren hep vardı ve hep varolacak dersek karşımıza sonsuzluk kavramı çıkıyor. Oysa sonsuzluk matematiksel yani düşüncede varolan bir olgudur. Sonsuzluk fizik dünyada olsaydı misal hareket olmazdı (Zenon paradoksu), çember çizemezdik ve atom altında noktasal cisimler bitip titreşen sicimler olmazdı (sicim kuramı). Burada termodinamikle çelişmemek için madde değil de enerji (Tanrı suların üzerinde dalgalanıyordu) hep vardı deniyor.

Baş, başlangıç, sıfır ve yaratmak gibi olgular ise teoremden ziyade aksiyomlarımızdır, ön kabullerimiz, inancımız, dünyayı kurduğumuz temellerimizdir. Çünkü biz henüz 4 boyutu anlayamıyoruz zira videolarımızı resim karelerini üst üste koyarak oluşturuyoruz. Yani zamanı anlamadığımızdan sadece simüle ediyoruz. Kaldı ki 11 boyutu ve sonra Tanrı'yı idrak için ise çok genç bir türüz.
 

"ictenlik"

Kategori Yöneticisi
Kategori Yöneticisi
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,925
Tepkime puanı
99
Puanları
48
Evren hep vardı ve hep varolacak dersek karşımıza sonsuzluk kavramı çıkıyor.
varsayım koymayın soruları özgürce cevaplayın (içtence) bakalım cevaplar ne olacak
soruları atlamışsın
soruyla ilgilenmeyen cevapla ilgilenmeyecek, dikte ve ezberle bilim ve felsefe türemez

sonsuzluk kavramıyla ilginiz nedir? sonsuzluk kavramını bana açar mısın?
a- başsızlık
b- sonsuzluk

bu sana ne anlatıyor iyi bak
baştan başlamayan sondan bitemez

Sonsuzluk fizik dünyada olsaydı misal hareket olmazdı
varsayım varsayım ve varsayım, bu kavramlar üzerine düşünmemişsin

Burada termodinamikle çelişmemek için
bir şeyle çelişmemeye gerek yok kendinle çelişme yeter ve kendini çeliştirme...
çelişmeyen yasayı incele

.. boyutu ve sonra ...
işte böyle kafanız karıştırıldı....
 

eyba

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
13 Kas 2020
Mesajlar
17
Tepkime puanı
3
Puanları
3
Üniversite Bölümü
maliye
Varsayımla ilgili önyargı var sanırım. Düşünce deneylerinden neden mahrum bırakalım kendimizi? Ayrıca varsayım olmadan dünyamızı kurabilir miyiz?

Evet, çelişeceğiz, kendimizle bile çelişeceğiz. Çelişmek, gerçekten düşündüğümüzün en güçlü kanıtıdır.

Sorgulamak, hiç de kolay değil azizim, anlıyorum. Çünkü sorgulamaya başladığında her şey değişiyor. Korkanlar da felsefe yapsın ama korka korka yapsın, asıl cesaret bu olmalı.