Neler yeni

özgürlük kavramı

palleyfergusson

Yeni üye
Katılım
29 Şub 2012
Mesajlar
18
Puanları
0
Yaş
24
özgürlük karşımızdaki kavrım özgürlüğünün başladığı noktada bitiyor. genel olarak bir özgürlük kavramı yoktur o zaman.
 
P

pissen

Ziyaretçi
özgürlük tutsaklığın hissedildiği yerde başlar diyor Erich Fromm bey abimiz.
 
P

pissen

Ziyaretçi
tutsak değilsek tabii, insan zihninde de tutsak düşebilir. Sırıl sıklam aşık olabilir, çok dertli kederli ve kör olabilir. Kişiye göre değişir şekillenir bu durum.
 
P

pissen

Ziyaretçi
kişilerin toplumla olan en temel ilişkisi nesnel şekillenişleridir. Bu şekillenişte ki farklılıklar konumlar, mevki ve statüler farklı ruh halleri yaratsa da. Her toplumun kendine has alışkanlıkları ve tutsaklıkları vardır. Bunlar bireysel psikozlar içerisinde bir takım grupların da çabalarıyla sürü psikolojisi içerisinde korkuya dönüşüyor ve bir toplum gıkını çıkarmadan intihar edebiliyor.
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Ozgurluk ne kendi basina ne de ozgur anlaminda bir kavram degildir. Ozgurluk haklar ile birliktedir. Birisinin ozgurluk hakki, baska birisinin hakkinin ozgurlugune dokunamaz. Birisinin hakki onun ozgurlugunun baskasinin hakkinin basladigi yere kadardir.

Yani haklar ve ozgurlukler biribirini sinirlar.

Serbestlik ise baska bir seydir. Dusuncenin serbestligi demek; her turlu dogumdan itibaren alinan ve veruilen her turlu deger, veri ve tabudan arinmak ve kurtulmak, dusuncenin ufkunu kapamamak ve her turlu karsitlik tikanikligina dusmemektir.

Ayrica serbest dusunce, bilimsel, mantikli ve sorgulamali; her turlu otorite, dogma ve alisilagelismislikten serbest dusuncedir.

Serbest dusunen de bilimsel ve bilissel dusunendir. Baska turlu bir dusunus sekli serbest degil, bagimlidir.
 
P

pissen

Ziyaretçi
Senin hak dediğin şey mülkiyet ilişkisi ile çoktan sınırlanmıştır. Eşitliğin olmadığı bir yerde temel hak ve hürriyetlerden söz edilemez. Edilseydi mahkeme salonlarında adalet mülkiyetin temelidir diye bir ibare bulunmazdı.
 

leprechaun

Yeni üye
Katılım
15 Ocak 2012
Mesajlar
168
Puanları
0
Yaş
36
Senin hak dediğin şey mülkiyet ilişkisi ile çoktan sınırlanmıştır. Eşitliğin olmadığı bir yerde temel hak ve hürriyetlerden söz edilemez. Edilseydi mahkeme salonlarında adalet mülkiyetin temelidir diye bir ibare bulunmazdı.
bir hata var. mahkeme salonlarında "adalet mülkiyetin temelidir" yazmaz. "adalet MÜLKÜN temelidir" yazar. burada ki mülk, sahip olunan mal anlamında değildir. devlet anlamına gelir. Osmanlı'da ki yönetici üç sınıftan bahsedilir, ilmiye(din adamları), seyfiyye(asker) ve mülkiye(saray). bugünkü bürokrasi içinde mülkiye sınıfı denebilir. kısacası mahkeme salonlarında ki sözün anlamı "adalet DEVLETİN temelidir" anlamındadır.
 
P

pissen

Ziyaretçi
mükiyeti yanlış yazmışımda ben mülkü mülk anlamında biliyordumç eyw leprechaun. Bi kaç hafatadır adalet mülk ilişkisini sorguluyordum zihnimde. sayende kavramış oldum.

yukarıda ki yazıda mülkiyet ilişkisi temel vurguydu zaten. devletin ailenin özel mülkiyetin kökeni düşünecek olursak paralel bir bağlama bulunmak yanlış olmaz kanımca :) Hepsi bir hepsi haktan.. değişen pek bir şey yok.
 

glsezinrs

Yeni üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,427
Puanları
0
Yaş
58
özgürlük tutsaklığın hissedildiği yerde başlar diyor Erich Fromm bey abimiz.
doğru..Kendi özgürlüklerimizin sınırını bile çizmekte zorlanıyorken-çünkü "insan" olarak sınırlarımızdan hala emin olmadığımızı düşünüyorum-dışarıdan/içeriden sınır çizildiğinde hemen bunun içsel muhakemesine dalıyoruz..İnsan, sınırlandıkça özgürlüğünü sorgular..Başka bir deyişle, özgürlüğümüzü/özgürlük arayışımızı tutsaklık besler.
 

birazdahaderinmavi

Yeni üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,976
Puanları
0
Yaş
54
özgürlük, zorunluluğun, bilincine varılarak aşılmasıdır... bu tanımın anlaşılabilmesinde, doğal zorunluluk, toplumsal zorunluluk, bilinçle kavramak ve bilinçli eylem...gibi kavramların üzerinde durulması, anahtar rol oynayabilir...
 

Şeytanın Oğlu

Yeni üye
Katılım
4 Şub 2012
Mesajlar
46
Puanları
0
Yaş
29
özgürlük karşımızdaki kavrım özgürlüğünün başladığı noktada bitiyor. genel olarak bir özgürlük kavramı yoktur o zaman.
Sosyal açıdan düşünecek olursam,başkasının özgürlüğü benim özgürlüğümü sınırlayamaz.Ancak yılların öğretisi olarak kazınmıştır kafalarımıza özgürlüğe saygı."Kendi eylemlerimize karşı saygı beklememiz için diğerlerinin eylemlerine nispeten kendi eylemlerimizi sınırlama" öğretisi toplumsal bir doktrinden başka bir şey değil.Demek istediğim şu ki seni sınırlayan öbürünün özgürlüğü değil,saygı takıntın.
 

birazdahaderinmavi

Yeni üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,976
Puanları
0
Yaş
54
doğru..Kendi özgürlüklerimizin sınırını bile çizmekte zorlanıyorken-çünkü "insan" olarak sınırlarımızdan hala emin olmadığımızı düşünüyorum-dışarıdan/içeriden sınır çizildiğinde hemen bunun içsel muhakemesine dalıyoruz..İnsan, sınırlandıkça özgürlüğünü sorgular..Başka bir deyişle, özgürlüğümüzü/özgürlük arayışımızı tutsaklık besler.
biraz daha başka türlü düşünüyorum sanki... özgürlük, tutsaklığın hissedildiği yerde değil, zorunluluğun bilincine varıldığı yerde başlarmış da, zorunluluk yönünde ortaya konulan eylemle gerçekleşirmiş gibime geliyor... acaba zorunluluğun bilincine varmakla, tutsaklığın hissedilmesi -doğal ve toplumsal alanda- aynı anlama geliyor olabilir mi...?
 

Hezarfen

Yeni üye
Katılım
15 Mar 2012
Mesajlar
4
Puanları
0
Yaş
23
Özgürlük, sınırlılık ile çabalanır. Bir umut olur aslında. Özgür olmak düşüncesi. Hür olma düşüncesi. Sonu bazen vahim olarak biter. Bazende istediğimiz özgürlüğü ellerimizde, avuçlarımızda ve damarlarımızda hissederiz. Ama aslında hepsi geçicidir. Geçici mutluluk diyebilirim özgürlük kavramı için.
 
P

pissen

Ziyaretçi
Sosyal açıdan düşünecek olursam,başkasının özgürlüğü benim özgürlüğümü sınırlayamaz.Ancak yılların öğretisi olarak kazınmıştır kafalarımıza özgürlüğe saygı."Kendi eylemlerimize karşı saygı beklememiz için diğerlerinin eylemlerine nispeten kendi eylemlerimizi sınırlama" öğretisi toplumsal bir doktrinden başka bir şey değil.Demek istediğim şu ki seni sınırlayan öbürünün özgürlüğü değil,saygı takıntın.
:) evren sınır koymaz biz inanışlarımızla sınırlarız evreni.
 

glsezinrs

Yeni üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,427
Puanları
0
Yaş
58
Sosyal açıdan düşünecek olursam,başkasının özgürlüğü benim özgürlüğümü sınırlayamaz.Ancak yılların öğretisi olarak kazınmıştır kafalarımıza özgürlüğe saygı."Kendi eylemlerimize karşı saygı beklememiz için diğerlerinin eylemlerine nispeten kendi eylemlerimizi sınırlama" öğretisi toplumsal bir doktrinden başka bir şey değil.Demek istediğim şu ki seni sınırlayan öbürünün özgürlüğü değil,saygı takıntın.
Saygı, takıntı değildir.Empati yeteneği gelişmiş birey, eylemlerini sınırlarken sosyal bir varlık olduğu bilinciyle hareket eder.Burada yine "hür" irade kavramı karşımıza çıkar.İsterseniz saygıyı rafa kaldırabilirsiniz pekala..
 
Katılım
22 Şub 2009
Mesajlar
434
Puanları
0
Yaş
47
Saygı, takıntı değildir.Empati yeteneği gelişmiş birey, eylemlerini sınırlarken sosyal bir varlık olduğu bilinciyle hareket eder.Burada yine "hür" irade kavramı karşımıza çıkar.İsterseniz saygıyı rafa kaldırabilirsiniz pekala..
rica etsem şu yeteneği gelişmiş insan brey EMPATİ anlamını kendinize göre veya algılarınızla açıklıyabilrimsiniz.....
 

Şeytanın Oğlu

Yeni üye
Katılım
4 Şub 2012
Mesajlar
46
Puanları
0
Yaş
29
Saygı, takıntı değildir.Empati yeteneği gelişmiş birey, eylemlerini sınırlarken sosyal bir varlık olduğu bilinciyle hareket eder.Burada yine "hür" irade kavramı karşımıza çıkar.İsterseniz saygıyı rafa kaldırabilirsiniz pekala..

Empati yetisi hür iradeden ziyade ayna nöronlar ile ilişkili bir hissiyattır.Karşınızdaki varlığın vaziyetini ayna nöronların işleyişiyle anlamlandırabilmek mümkün.Ayna nöronların varlığı saygı duymanızı gerektirmez.Saygı daha çok eğitim (günümüz şartlarında buna aile,okul ve çevreyi dahil edebilirim) ve eğitim neticesinde şekillenen ideolojik bir algının parçasıdır.
 

glsezinrs

Yeni üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,427
Puanları
0
Yaş
58
rica etsem şu yeteneği gelişmiş insan brey EMPATİ anlamını kendinize göre veya algılarınızla açıklıyabilrimsiniz.....
Çok basit..Düşünürken, yaparken, özetle var olurken tüm evrenle birlikte nefes almak ve devinmek..en azından "tek başına"lık lüksüne kapılmadan yaşamaya çalışmak..O zaman taleplerinizin "neye-nelere/kime-kimlere" nasıl bir bedele mal olacağını da hesaba katıyorsunuz..Çok başarılı olduğumu iddia edemem ama ,dünya benim etrafımda dönmüyor, bunun farkındayım.Empatiye gelince; kendimi başkasının yerine koymak filan demiyeceğim..Bunu yapamam da..Kendimi, "o'nun (insan-hayvan-bitki hatta madde..-kapıları çarpmaktan bile hoşlanmam)koşullarında yeniden "ben" olarak kurgulamaya çalışırım.Bu, evrensel bir türdeşlik mi, yoksa aşırı kendini beğenmişlik mi emin değilim..*:)