Oruç Aruoba

  • Konbuyu başlatan faust
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar : 8
  • Görüntüleme : 3K
  • Etiketler
    aruoba oruc
F

faust

Ziyaretçi
14 Temmuz 1948’de Karamürsel’de doğdu. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji’nde tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde Yüksek Lisans aldı. Aynı üniversitede Felsefe Bilim Uzmanı oldu. Felsefe doktorasını tamamladı ve 1971-1983 arasında öğretim üyeliği yaptı. Tübingen Üniversitesi (Almanya) felsefe semineri üyeliği (1976-1977) ve Victoria Üniversitesi (Yeni Zelanda) konuk öğretim üyeliğinde bulundu (1981). Binlerce öğrenci yetiştirdi. 12 Eylül dönemi sonrasında 1983 yılında üniversiteden ayrıldı. İstanbul’a yerleşerek çeşitli yayın kuruluşlarında çalıştı, yazı ve çeviri işleriyle uğraştı. Hume’dan, Nietzche’den, Wittgenstein’dan, Rike’dan, Celan’dan çevirileri var. Şiirlerinde felsefeciliğinin etkileri hakimdir.


ESERLERİ

ŞİİR:
Tümceler (1990)
De ki İşte (1990)
Yürüme (1992)
Hani (1993)
Ol an (1994)
Kesik Esin-tiler (1994)
Geç Gelen Ağıtlar (1994)
Sayıklamalar (1994)
Uzak (1995)
Yakın (1997)
Ne Ki Hiç (1997 haikular)
İle (1998 )
Çengelköy Defteri (2001)
Olmayalı (2003)
Doğançay`ın Çınarları (2004)

FELSEFE:
David Hume’un Bilgi Görüşünde Kesinlik (1974)
A Short Note on the Selby-Bigge Hume (1976)
Nesnenin Bağlantısallığı (1979)
 

fides

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Tepkime puanı
6
Puanları
0
Pek severim kendisini. İyi bir felsefecidir ama benim dikkatimi bir gazetede yazdığı sosyolojik bir yazı ile çekmişti ilk.Bir sosyoloji kitabını anımsatmıştı(Sosyolojik Düşünmek/Zygmunt Bauman) Öncesinde duymama rağmen hep uzak kaçmıştım.. Dili çok cezbedici kelimelerle oyun oynuyor sanki. Onun yazılarında çok şey bulabilirsiniz.
"Yürüme" kitabını özellikle tavsiye ederim. (Bir şehir yolculuğuna sakladığım bir kitaptı o yolda bitti...)

Bir link ("yer, yön, yol" ) okumak isteyenlere:

http://www.felsefe.net/mden-oye/2946-oruc-aruoba.html#post15602
 

Slash

Tanınmış üye
Onursal Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
5,236
Tepkime puanı
307
Puanları
83
Gündüz Yarasaları

I.

Neyiz ki biz?
İlk ışınları görününce güneşin,
Kaparız tepenin gözkapaklarını
Çam değiliz ki, kollarımız açık
Ürpererek karşılayalım donuk ışığı.
Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,
Açıklıktır, aydınlıktır aradığımız,
Parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz.
Tanımayız alacakaranlığı delen,
Tepelerin arasından seçen bakışı.
Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.
Gündüz yarasalarıyız biz.

II.

Geceyi düşleriz gündüzken,
Geceyken de gündüzü,
Yitirebileceklerimiz yitiktir
Onlardan uzaktayken ama
Özleriz, döneriz yeniden
Yitirmeden
Yitirebileceklerimizi
Yitiremediklerimize.
Yitirebilirdik, deriz;
Ama yalnızca bir fiil çekimi bu
Tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.
Gündüz yarasalarıyız biz.

III.

Sağlamdır düşünce temellerimiz,
Ama altlarında kist vardır, sonra kum
Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın
Taştan duvarlarımızla, dimdik
Ayakta; ama biraz su, bir sızıntı
Kaydırır temellerimizi hemen.
Duyarız yerçekimini hemen,
Titreriz. Sımsıkı, gergin
Bağlar vardır
Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama,
Ya temelsizse temeli
Bütün bu bağları
Bağlayan
Bağın?
Bağlantısızca bağlarız bağlarımızı.
Gündüz yarasalarıyız biz.

IV.

Yapacaklarımız vardır kocaman,
Kocaman başarılar, yüce çağrılar; ama,
Tutmadığımız bir eldedir aklımız,
Bir son selamda, biz aceledeyken gönderilen–
Nedir ki acelemiz, niyedir ki?
Camın boşluğunu arayan kocaman
Pervaneler gibi, kanat çırpan
Işığa ulaşmak için
Çırpınan, camı kıracakmış gibi–
Düşmanımızdır oysa ışık bizim,
Kanatlarımızı yakan, kavuran–
Aradığımız -ışıkta-nedir ki?
Işıktan gelir ölümümüz.
Gündüz yarasalarıyız biz.

V.

Hep bir dimdik, dümdüz dürüstlüktür duyduğumuz,
Ama bir kuşku kurdu kıvır kıvır kemirir köklerimizi–
Nasıl da kolaydır yalanlarımız, uydurmalarımız,
Nasıl da rahat. İç sızlaması nedir bilmeyiz;
Başedilemez gerçeklerimiz hazırdır çünkü hep–
Kozasında mışıl mışıl kanat takınır tırtılımız,
Sindire sindire yapraklarımızda açtığı delikleri.
Övünürüz delik deşik, bölük pörçük
Yeşilliğimizle — yenmiş bitmiştir oysa
Büyüme noktalarımız, su çekmez artık
Kök uçlarımız, dökülüp gitmiştir
Taç yapraklarımız artık.
Nasıl da yabancı topraktan baş uzatmış taze fide bize.
Gündüz yarasalarıyız biz.

VI.

Bir görsek andığımız yüzü,
Tanır mıyız? –tanır mıyız
Sevdiğimizi, bilir miyiz neydi–
Sevdik mi, seviyor muyuz?
Yürüyüşü, saçının dökülüşü–
Anımsar mıyız, anımsıyor muyuz?
Bir anıdan başka nedir ki sevgimiz?
Gündüz yarasalarıyız biz.

VII.

Koy başını omuzuma yine.
Aldırma, söylenmeden kalsın
Düşünülmedikler, bilinmedikler — bırak
Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler — bırak
Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken
Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik.
Gel — uyuyalım güneş görününce,
Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık.
Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar,
Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız.
Ama şimdi — sanki sevdalı gibiyiz şimdi,
Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri–
Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle,
Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle–
Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz.
Gündüz yarasalarıyız biz.

Oruç Aruoba
 
Son düzenleme:

Slash

Tanınmış üye
Onursal Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
5,236
Tepkime puanı
307
Puanları
83
Bütün dert; ötekilerle bir arada yaşamak zorunda olup, bir arada yaşamaya dayanamamızdır.

En yakınlarımız en uzak olsunlar isteriz; en uzaklarımız da en yakın - olunca da, hep, tersi...

Tersliğimiz, uzak yakınlığımız ve yakın uzaklığımızdır.

Yürüme / 26 Ağustos

**

Ama gene de temel güdümüz yakınlarımıza daha da yakınlaşmak, uzaklarımızdan daha da uzaklaşmaktır.

Terstir ya işte, yaşam bağlamımız...

Ters yaşarız, ya, işte, - terstir yaşamımız.

Yürüme / 27 Ağustos
 

Slash

Tanınmış üye
Onursal Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
5,236
Tepkime puanı
307
Puanları
83
Açıkça bildiğimiz şeyleri kendimizden gizlemek için, küçük ayrıntılı bahaneler buluruz - bunu da açıkça biliriz...

Yürüme / 8 Kasım
 

Slash

Tanınmış üye
Onursal Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
5,236
Tepkime puanı
307
Puanları
83
Her şeyi hep geciktiririz - sonra düşünmüş ama yapmamış olduğumuz bir sürü şeyin yükü, birden-aniden-tek bir günde gelir ve yüklenir omuzlarımıza.

Yürüme / 14 Temmuz
 

Slash

Tanınmış üye
Onursal Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
5,236
Tepkime puanı
307
Puanları
83
Zincirlerin -gergin ya da gevşek- tam yokluğu da, boşluğa köle olmaktır.
Köleliğe tek çare, herhalde, zincirlerini koparmak veya zincirsiz kalmak değil, kendi zincirlerini kendisi yapmış, kendisi kendi ayaklarına takmış, bağlamış olmaktır - özgürlük de budur...

Yürüme
 

Slash

Tanınmış üye
Onursal Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
5,236
Tepkime puanı
307
Puanları
83
Ölümü ile derin bir üzüntü yaşattı.
Nasıl öldüğünü de henüz öğrenemedim, bilen var mı?
 
  • Beğen
Tepkiler: Cry