Neler yeni

Oruç Aruoba

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
BURADA

"Şimdi buradayım
biraz önce yoktum"

hiç
bir
şey
yok

Önce, oldu:
kıpırdandı
belirsiz -
bir şiddetli boşluktan
tatlı bir özleme doğru.

Belirsiz.

Sonra, oluştu:
devindi
kesik kesik
sabırsız -
bir sevinçli duyumdan
ılık bir beklentiye doğru.

Kesik kesik
sabırsız.

Derken, doldu:
yayıldı
güçlü güçlü
kocaman
aldırmasız -
bir gerilimli doygunluktan
dingin bir sancıya doğru.

Güçlü güçlü
kocaman
aldırmasız.

Şimdi, doğdu:
patladı
çığlık çığlığa
nefessiz
yırta yırta
acımasız -
bir tatlı özlemden
şiddetli bir boşluğa doğru.

Çığlık çığlığa
nefessiz
yırta yırta
acımasız.

Şimdi burada:
biraz
önce
yoktu.

Oruç Aruoba
 

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
DALDA

Enis'e -- ondan...

Buradayım:
Uyurum belki bir gün.

Belki bitiririm bir gün
delik deşik kozamı
dökülüp gitmeden bütün dut yaprakları
bir gün
bir güç bulur içimde
son bir gayretle
son salgılarımı gezdirir
deliklerimde tırtılım
tıkar gediklerimi.

O zaman
büzülür, dalarım uykuya -
eski beni yokedecek
yeni beni varedecek:
Bomboş, dopdolu
seslerden, esintilerden uzak
içinde gittiğim
oluştuğum.

O uyku:
Bembeyaz.
Benden önce de uyunmuş
benden sonra da uyunacak.
Simsiyah.
Korkulacak, özlenecek -
eskileri geride bıraktıracak
yenileri geri getirecek
o uyku.

O uyku:
Verimsiz, çiçek dolu.
Grilerden, renklerden uzak
içinde yittiğim
oluştuğum - olduğum
o uyku.

Uyanışı var mı, olacak mı
belli olmayan:
Belki çürüyüp kuruyup içinde
yiteceğim
belki kanat takıp içinden
çıkacağım
o uyku.

Herşeyi, herkesi geride bırakabileceğim -
yalnızca yeni ben, onun yeni gökyüzü
yeni kanatları, rengarenk
geniş, gergin.

Neleri, kimleri bırakıp ilerlediğim -
neleri, kimleri anımsadığım, özlediğim
belli olmayan:
hiç olmadığım, hiç olmayan
o uyku.

Hiç olmadı, belki hiç olmayacak
o renkli güçlü kanatlar
o hafif esintili uçuş
o aldırmaz bakış -
olmadı hiç:
olmayacak.

Zaten
tırtılım da kozam da
olmadı benim hiç -
kelebeğim, hiç:

Ben zaten
hiç olmadım.
Hep vardım oysa ki.

O uyku:
yokolmam ile varolmam arasındaki
köprü
beni en baştan yaratacak
dürtü -
hiç olmadı.

Hep vardım oysa ki:
Hep arayarak
dingin seslerden çıkıp gelecek
bir tınıyı:
Beni varedecek
kanat olacak
açılacak, yayılacak
acılı olacak
sevinçli
bir tını.

Hep olan
Hep olacak.

O tını:
Uykum boyu beni oluşturacak
sonra bırakacak varolmayı bana
uyandıktan sonra:
Yoktu
olmayacak.

Uyuyamadığım
uyanamadığım
o uyku:
olmadı
yoktu
olmayacak.

Oruç Aruoba
 

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
EGO

Ben:
nerelere, ne zaman
ne zamanlardan
bu yana
boyuna
çabalayan.

Ben:
kimlere kimlerden
ne acılardan
bu yana
boyuna
çırpınan.

Ben:
çiçekli baharında gençliğimin
yüreğim umut dolu
yürüyen.

Ben:
çelenkli güzünde geçmişliğimin
yüreğim hüzün dolu
duran.

Neler, kimler -
çabaladığın, çırpındığın:
ne zamanlar, ne acılar -
ben - ben
dediğin?

Veni, veni, venias -

Oruç Aruoba
 

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
DENİZDE

Aldanma
orada
yağmur bekliyor seni:
şimşek, yıldırım, fırtına
soğuk.
Burada
ılık güneş, dingin deniz, serin rüzgar
aldatmasın seni:
Tufan
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak Nuh'un gemisi
kurtaracak seni -
uçacak güvercini
getirecek yaprağı
olmayacak.

Sular akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
orada
yıkım bekliyor seni
gürültü, çöküntü, göçük
deprem.
Burada
sakin ses, sıcak taş, sağlam duvar
aldatmasın seni:
Ölüm
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak İbrahim'in koçu
kurtaracak seni -
indirtecek bıçağını
sağaltacak yüreğini
olmayacak.

Acılar akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
aldatma kendini
aldatmasın seni
burada
boşluk -
yokluk
bekliyor orada seni.

Oruç Aruoba
 

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
GELDİM

Oraya geldim -
oradan gittim:
Öylesine yakındık ki.

Dalından kopardığım yeşil elmanın
iki yarısı değil
hepsini yediğin kendisi gibi.

İçinden geçtiğimiz kokulu karanlığı
delip geçen parlak ışığım gibi.

Koyu yeşillikler içindeki evin
gözümüze çarpıveren
sarı sıcak penceresi gibi.

Ayaklarımızın altında kıpırdanan
serin denizin parıltıları gibi.

Öylesine yakınız ki
oraya geldim -
orada olacağım.

Yorgun musun?
Yattın mı?

Uyu -
düşünme beni.

Oruç Aruoba

 

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
KENDİ OLARAK SANA GELEN

Kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
O, işte...

Oruç Aruoba
 

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
ÖZLEDİĞİN GİDİP GÖREMEDİĞİNDİR

Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen

Oruç Aruoba

 

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
SU

Set çek seline
yavaş yavaş ilerle
damla damla birik.

Ak geç ıslattığın kayalardan:
duraksama - uçurur güneş seni.
Atla takıldığın çavlanlardan:
duraksama - savurur rüzgar seni.

Aldırma kumlara, çakıllara:
çöker onlar dibe nasılsa -
ilerle yavaş yavaş
birik damla damla
set çek seline.

Oruç Aruoba

 

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
YAZILAMAYAN ZAMAN

Herşeyi yazarım da
zamanı yazamam -
o yazar çünkü
beni.

Yazar beni
yavaş yavaş
özenli -
azalta azalta
görkemli -
sanki
dolduracakmış
olduracakmış
gibi.

Halbuki
sıyırıp düşürmüştür
tırnağımdaki çürüğü
parmağımdaki yarayı
kabuk kabuk
geçirmiştir -
geçerken, sanki
çoğalta çoğalta
yazarak
beni:
özenli
görkemli.
Oruç Aruoba

 

kırmızıpabuç

Yeni üye
Katılım
12 Kas 2009
Mesajlar
23
Puanları
0
Yaş
34
KAR
Yağ

işte
na
sıl
da
kay
ıp
gi
di
yor
her
şey
bi
zi
bek
le
me
den
geç
ti
bi
le
işte
yağ
dı.

Oruç Aruoba
 

kırmızıpabuç

Yeni üye
Katılım
12 Kas 2009
Mesajlar
23
Puanları
0
Yaş
34
YA KUŞ YA ÖRÜMCEK
1.
Gecenin içinden
görünmeden
çığlık çığlığa
çıkıp___ne
arıyorsun?

2.
Uğultulu rüzgar.
Renksiz beyazlar
koyu maviden
uçup geçiyor.

Kal
kık
dal
kay
kık.


Aşk.

Ney
in
göl
ge
si?

Gün

kay
gan.

Kay.


3.
Renksiz ışık
yoğun ve derin.
"It just breaks my heart__"


4.
Bacadan fışkıran
kömür dumanı
karanlıkta
beyaz gibi___

ne
re
dey
se___



Bilmeyiz
ki
öz
gür
ken
kim
ki
o__



O.
"Sailing across the sea__"


Kar
an
kara
n
lık
ta
da.
"somewhere__"


Ta.


5.
Güney'e bakan
pencere
karanlık.



6.
"
__can't hep it__"
Kış
kaç.
"__auf Liebe angestellt__"
Kıs
kanç.

Kıs
ma.
Aç.

Kaç
ta
ne__
Ne?

*
Kan.


Kan
ma.
Kar
da
yağ
ar
sa__

sen
ve
ben
hani__


Kim?

Ay.

Ay
dın.

Ay
dın
lık.


Yanyana iki ışık yanıyor
Karanlığı çizgi çizgi keserek
Geçip gitmiş günleri anıyor
Serin rüzgar yavaşça eserek.


Ay
batıyor.


7.
Camın üzerinden geçip
ay ışığında bir an durdu__
başımı kaldırdığımda
artık yoktu.
Yarın
bulurum
biryerlerde.


8.
Yağmurda
da
çığlık çığlığa
arıyor--
"__ __"
oysa
gör
müş
tüm

yanılamadan__
Şimdi
sakin ve sürekli
sağanak altında

oysa
dol
un
ay

ayılamadan__

geç
miş
tim.



9.
"We play the game__"
Şimdi
sessizce
hızlanıyor.
"wishing my sadness a place"__
Koluma konan
değil
miş
hala geziniyor
muş__işte:
ışıktan kaçarak
yoklayarak
yordayarak
yor
ula
rak

var
mış
yok
muş__





Seni öldürmeyeceğim.


Oruç Aruoba
 

Epilogue

Yeni üye
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
281
Puanları
0
Yaş
38
Oruç Aruoba - Gelmeyip Geçmemiş


yaşamında, genel çizgilerinde,

üç tür şeyle karşılaşacaksın;

1) gelip geçmiş şeyler.


2) gelip geçmemiş şeyler.

3) gelmeyip geçmiş şeyler.

bütün 'şey'lerin, geçmiş ya da geçmemiş,ya da hiç geçmemiş olacak.

(dördüncü durumla-'mantık' sırası içinde sonuncu olması gereken 'şey'lerle-ise,hiç karşılaşamayacaksın)

4) gelmeyip geçmemiş şeyler.

yaşamında, şunları da yaşayabileceksin;

1) birisini, ona söyleyecek bir şey bulamadığın için aramak...

2) birisini, onu artık görmeyeceğini söylemek için beklemek...

3) birisini, onu artık görmemeye dayanamadığın için terketmek...

neler yaşamayacaksın ki!...

Oruç Aruoba
 

fides

Yeni üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,780
Puanları
0
Web sitesi
www.felsefe.net
"yer, yön, yol"

Yol, kendine bir yer bulamamış
kişinin özlemidir.
Kendi yerini yerleşiklikte
bulamayan kişi,
onu yolculukta arar.
Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu;
bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki
bir durumsa — kişinin durumu da,
hep, öyle, ya da, böyledir...

Yerini yitiren kişi,
yola çıkmak zorundadır.
Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur
— ama yola hep bir (eski) yerden
çıkıldığını da unutmaz : her varılan yerin de
(yeniden) bir yola çıkış yeri olabileceğini...
Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin,
yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir;
ve tersi : yerleşikliğinden rahatsızlık duyan
kişinin, kalıcı bir yabancılık bulması...

Yerleşiklik, herbir yandan bağlandığımız,
hepsi de gergin zincirlerin verdiği bir
dinginliktir ancak — yani, bir sıkı
kölelik...
Ama, "mutlak kölelik" dışında, her kölelik,
köleye devinimde bulunduğu izlenimini verecek
kadar gevşek tutar onun zincirlerini
— gerginlik, zincirden zincir olarak
uzaklaşma çabasıyla belirir;
böylece de kişi, çok devingen olduğu,
sürekli etkinlikte bulunduğunu sandığı
bir edilgenlik, bir sürüklenme içinde
yuvarlanıp — gitmez...
Yerleşiklikten rahatsız olan kişinin
gezginlikte aradığı, aslında,
yerleşebileceği bir yerdir: Düzenini
bozarak gezginliğe çıkan kişi, kendi
düzeninin peşine düşmüştür.

Gezginlik de, öte yandan, hiçbir bağlantı
taşımaksızın, salt gezmek için gezmek haline
gelebilir rahatlıkla, kolayca
— bu kez de tam bir boşluk...
Zincirlerin —gergin ya da gevşek—
tam yokluğu da,
boşluğa köle olmaktır.
Köleliğe tek çare, herhalde,
zincirlerini koparmak ve zincirsiz kalmak
değil,
kendi zincirlerini kendisi yapmış,
kendisi kendi ayaklarına takmış, bağlamış
olmaktır — özgürlük de budur... (Hani,
"kendi kendisinin efendisi olmak"tan
söz edilir ya...)
Düşüncenin devinimi, düşünen kişinin devinmesidir
ancak — onunla gerçekleşebilir ancak:
Yerleşik kişinin düşünceleri de durağan olur.
Çünkü, içinde yeniye yer bırakmayan
bir 'düzenliliği' yaşayan kişi, aslında,
üst anlamda bir düzensizlik yaşıyordur
— içinde yeniye yer tanımayan bir 'düzen',
eskinin düzensiz karışımlarından başka bir
yere ulaşamaz.
Her an ayrıyı, aykırıyı, yeniyi yaşayan kişi,
düzenli bir yaşam yaşıyordur.

İnsanlar ne sanıyorlar ki 'düzen'i
— kendi dar, çarpık açılarından bakarak :
sabah-akşam, gidiş-gelişlerini 'düzenleyen'
bir 'seyrüsefer nizamnamesi' mi?! — Oysa,
asıl düzen, düzensizlikten çıkarak
düzene ulaşmağa çabalayan bir düzenleme
uğraşısında bulunabilir ancak.
'Verilmiş', 'varolan' düzen,
yoz bir düzensizlik biçimidir.
Düzenlilik gereksinmesinden
—yani, düzensizlikten— çıkmayan
'düzen', beş para etmez, düzen olarak...

Kişi, yoldaş diye,
ancak kendi ulaşabildiği yerlere varabilecek,
daha ileriye yürüyemeyecek kişiler seçiyorsa,
kendisi de duruyor demektir... (Oysa:
"...daß Andere sie aufnehmen
und fortsetzen ... mögen ... kommen
und weiterfliegen ...
und es besser machen ...")
Bir yerde ('bir süre için' diyerek)
dinelen kişi için en büyük tehlike,
o yere yakınlık duyması; o yeri,
bütün yollarının sonu,
bütün yönlerinin ereği sayması;
yerleşebileceği bir yer saymasıdır
— en büyük tehlike, huzurlu yerdir:-
Mezardır orası...
Her bir yorgun yolcunun dineldiği yer,
dinlenmiş bir yolcunun yola çıktığı yerdir.

Kendine yeni bir yol arayan kişi, önce,
kendinden önce yürünmüş yollara bir bakar
— kendi yürümek isteyebileceği yola benzer
bir yol bulmak için; çoğunlukla da bulur —
ama, acaba, o bulduğu yol(lar),
tam da bulduğu yol(lar) olarak,
kendi aradığı yola aykırı değil mi? —
Yeni bir yol aramıyor muydu, arayan kişi
— ne işi var öyleyse, eski (yürünmüş)
yollarda?!
Belirli bir yol arayan kişi için en büyük
tehlike, o yolu bir yerde durarak, 'bakarak'
arayabileceğini (hatta, bulabileceğini)
sanmasıdır — çünkü, yollar bulunmaz:
yürünür; yerlerde ise, olsa olsa, durulur
— onlar, bulunur; artık, yürünmez...
Yola çıkacak kişinin aşması gereken
ilk ve en önemli engel,
kendi yerleşikliğidir :
kendi yeri
— kendisidir...