Ortaçağ Batı Felsefesi

Phi

Tanınmış üye
Y.Admin
Onursal Üye
Katılım
13 May 2008
Mesajlar
1,681
Tepkime puanı
72
Puanları
48
Ortaçağ Batı Felsefesine genel bir bakış yapabilir miyiz?

Ortaçağ Felsefesine Skolastik düşünce egemen oldu.Skolastik düşünce; inanç ile bilgiyi uzlaştırmaktır diyebiliriz.
Hıristiyan Dininin , Yunan felsefesi ile karşılaşması bir uzlaşmayı da beraberinde getirdi.
Böylece Hıristiyan dini çerçevesinde daha önce de değindiğimiz “Patristik Felsefe” gelişti.


Neydi Patristik Felsefe?


Patristik Felsefe Yeni Platonculuktan yararlanarak Hıristiyanlık öğretisini temellendirme yaklaşımıydı.
İlkçağ Felsefesi ile ortaçağ arasında bir nevi köprü oluşturan bir düşünceydi.Bu düşünceler daha sonraki dönem Hıristiyan Düşünürlere kaynaklık etti.
Patristik Felsefenin en önemli iki temsilcisi; İskenderiyeli Klement ve Origen idi.
Daha sonra St. Augustinus etkili oldu. O, ortaçağ batı felsefesinin temellerini attı.
Ortaçağ çok uzun bir dönemi kapsıyor.


Felsefi düşünceyi nasıl konumlandıralım?


Söz konusu olan, V. yy. dan başlayıp XV.yy. a kadar devam eden uzun bir süre.
Felsefe tarihçileri, ki bu derslerde onlardan alıntılar yapıyoruz, Ortaçağ Skolastik felsefesini;


Platonik(529-1200) ve

Aristotelesçi(1200-1453) dönemler olarak ayırıyorlar.

Her iki dönemde de 2 temel sorun tartışıldı,

”Tümeller” konusunu açabilir miyiz?

Tümel kavramı yerine “Evrensel” kavramı da kullanılmaktadır.
Platon bu tümellerin, varlıklardan önce , onların dışında var olduğunu söylüyordu. İdealar'dan 3.Ders'te söz etmiştik.
Ortaçağ felsefesinde tümellerin var olduğunu kabul edenlere “gerçekçiler “denir.
Gerçekçiler, her tümelin tikellerden ayrı olarak bağımsız, kendine özgü varlığı bulunduğunu , bütün varlık teklerinin bu tümele katılarak ya da ondan pay alarak varolma yetisi kazandıklarını savunuyorlardı.
Buna karşı "Adcılar" daha çok Aristoteles'e yakın bir duruşu benimseyerek, yalnızca varlık teklerinin gerçek anlamda varolduğunu, tümel diye anılan belli sözcüklerin ise varlık tekleri arasında gözlemlenen ortak özelliklerin ya da benzerliklerin genellemesinden başka bir şey olamadığını öne sürdüler.


Platonik dönemdeki öne çıkan düşünürler kimlerdi?


John Scotus Eriugena ve Aziz Anselm dir.
Eriugena İrlanda manastır geleneğinden gelmişti, özgür iradeye inanıyordu. Sorunlara teoloji değil felsefe açısından yaklaşıyordu.
Ona göre hem akıl hem de vahiy gerçeğin kaynağı idi.
Yapıtının adı, “Tanrısal Yazgı Üstüne” .
O, Tanrı ile evrenin aynı ve yaratılışın zaman dışı olduğunu söylüyordu.
“Doğanın Bölümlere Ayrılması” adlı kitabında Platon’un idealarını savundu.
Eriuguna, kutsal üçlemeye yönelik getirdiği açıklama nedeni ile, kilise tarafından uzun süre hapis cezasına çarptırıldı
Ölümünden sonra papa onun kitaplarının yakılmasını emretti!
Yine kitap yakma !Skolastisizm , 400 yıl süren karışıklık döneminden sonra, (Roma’nın yıkılması ve Kavimler Göçü) insanlarda yeni bir düzen duygusu oluşmaya başladığı 11.yy.da ortaya çıktı.

Bu dönemde, Önemli hemen bütün Yunan filozoflarının yapıtları Müslüman bilginlerce çevrilerek Avrupalı düşünürlerin dikkatine sunulmuştu.Platoncu geleneği sürdüren son filozof Anselm idi. Onun günümüzde de anılmasına neden olan düşüncesi “Ontolojik Kanıt” adıyla bilinir.

Anselmus, Augistinus’un iman ile us arasında kurduğu ayrılmaz ilişkiyi bütünüyle benimseyerek , Platonculuk ile Hıristiyan tanrıbilimini bütünleştirmeye yönelik özgün bir görüş ortaya koymuştu.
Skolastik Dönemin en ünlü ve etkili filozofuna geldi sıra;Aquino’lu Thomasso.
Aristokrat bir İtalyan ailesinden geliyordu. Dominican tarikatı üyesiydi.
O dönemde bazı çevreler bu tarikatın İbni Rüşd’en etkilendiklerini dolayısıyla sapkın olabileceklerinden kaygılanıyorlardı.
Aquinas bütün gücüyle Aristocu etkinin saygıdeğer bir şey olduğunu göstermeye çalıştı. Bunda da başarılı oldu.


En önemli yapıtları neydi?


Summa Contra Gentiles (İnançsızlara Karşı Tümyapıtı)
Summa Theologiae (Tanrıbilim Tümyapıtı)

Bu kitaplardaki düşünceler zamanla Kilise’nin resmi felsefesi haline geldi.

Onun sisteminde; “doğal teoloji” ile “vahyedilmiş teoloji” arasında ayrım vardı.
Doğal teoloji, aklın etkinliğinden ve duyu deneyiminden ikincisi ise inançtan kaynaklanıyordu.
Aquinas için, her iki yaklaşım da tanrıyı kavramakta birleşiyordu.


Daha önceki Anselm’in kanıtını da eleştirerek farklı kanıtlar öne sürdü,Bu dönemde başka düşünceler yok muydu?

Vardı tabi. Hıristiyan okullarında yetişmekle birlikte , resmi öğretiyle uyuşmayan bir çok düşünür çıktı.
Bu düşünürlerden günümüzde de en çok tanınanı Roger Bacon’dır.
Uzun yıllar sonra, daha doğrusu yüzyıllar sonra , bilimin ve özellikle deneyin önemine dikkati çeken kişi oldu.
“Opus Majus” adlı yapıtında cehaletin 4 nedeni olduğunu savundu;

Uygun olmayan bir otoriteye başvurmak
Göreneklerin olumsuz etkisi.
Bilgisiz kalabalığın kanıları
Cehaletin kılıfı olarak bilgelik taslama.

O İbni Sina’yı Aristoteles’ten sonra en önemli filozof saydı. İki düşünüre daha değineceğiz.

İlki uns Scotus.O Fransisken Tarikatı üyesiydi.
Varlık ile öz arasında hiçbir fark olmadığını, dolayısıyla şeyleri birbirinde ayırt etmenin madde değil biçim olduğunu düşünüyordu.
Ockham’lı William ise, Mantık konusundaki düşünceleri ile önem kazandı. Aristoteles’in yanlış anlaşıldığını öne sürüyordu. Mantık ve bilgi kuramlarının metafizik ve teolojiye kurban edildiğini söylüyordu.
“Gül’ün Adı” filmini görenler o dönemi daha iyi canlandırabilirler. Aynı zamanda bir dilbilimci olan Umberto Eco’nun aynı adla sinemaya aktarılan yapıtında, Aristoteles’in bazı düşüncelerinin resmi öğretiye ters düştüğü için nasıl gizlenmeye çalışıldığına da yer veriliyordu.


Skolastik dönem nasıl sona erdi?


Buna basit bir yanıt vermek zor.
Feodal dönem sona ererken, kilisenin de gücü azalmaya başlamıştı. Siyasi nedenlerle Papalar üçe çıkmış ve birbirleriyle kıyasıya mücadeleye girmişlerdi.
Ulusçu düşünceler de etkiliydi.
İtalya da zengin ve eğitimli tüccarlar sınıfının yükselişi , Antik dönem kent devletlerini anımsatan İtalyan Kent devletlerinin gücünün artması ve daha bir çok etken yeni eğilimleri de beraberinde getirdi.
Skolastik Dönemin sonu için ille de bir olgu isterseniz, Bruno’nun yakılması sembolik bir değer
.

(alıntıdır)
 

Nejdet Evren

Tanınmış üye
Onursal Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,546
Tepkime puanı
181
Puanları
63
Yaş
57
düalizm/ikicilik, önce ruhu bedenden ayırdı, sonra düşü nesneden. hiç bir olgu yaşadığı yer ve zaman diliminden/koordinatlarından bağsız değildi; ki, bilgeler/filozoflar da öyle olmalıydı. düalizm bir maskeydi, takanı değiştiren bir maske...kimi ruhu kimi bedeni, kimi düşü kimi nesneli taknırken aslında kendi zaman/yer dilimlerindeki üretim/tüketim ve var-olma nedeninin erksel açılımlarını temsil ediyorlardı. felsefi yaklaşımları bu düzlemden taşırarak açıklamaya çalışmak ve felsefe öğretilerini soyutlayarak onları ayrıştırmak da temelinde ikicilik/düalist yaklaşımın bir ürünüdür. beden ve ruh bir bütündüler, düş ve nesnelin bir bütün oldukları gibi. her-halde yukarıda belirlenen düşünürlerin hepsi de bunun farkındaydılar/olmaları gerekir-di...orta-çağ tanımı neye göre yapılır? aydınlanma denilen pozitivizme göre olmalı. insanlaşma süreci karmaşıklığı içerisinde akışını sürdürürken kullanım değerinin yerini değişim değeri almaya başlıyordu; bu orta-sında denilen çağın çok öncelerinde gerçekleşen bir olguydu. İnanna/kadın düşürüldüğünde üzerinde felsefe yapılacak zemin de oluşmaya başlamış demekti. kültürel değişmin bir bütünlük içerisinde olduğu gözlerden uzaklaşınca felsefe de insanı canlıyı evreni anlama ve sevme düşlemi olmaktan uzaklaşacaktı. uygarlaşma tarihini bir bütünlük içerisinde ele almak gerekir. ruh ve bedenin bir bütün olduğu gibi.