Neler yeni

Ölü Deniz Yazmaları

seyrialemir

Yeni üye
Katılım
29 Eyl 2013
Mesajlar
260
Puanları
0
1947 yılında, Ölü Deniz Kıyısında Kumran’da, çobanlık yapan bir Bedevi’nin kaybolan hayvanlarını ararken girdiği bir mağarada bulduğu yazmalar bilim ve teoloji dünyasını alt üst etmişti. Tarihe Ölü Deniz Yazmaları olarak geçecek olan bu yazmaların sırrının çözülebildiğini söylemek için ise daha çok erkendir.

Yazmaların 1947 yılında çoban tarafından bulunmasından sonra, bu yazmalar Kudüs Üniversitesi’nin eline geçmiş ve bu mağaralarda araştırmalar başlamıştır. 1958 yılına kadar süren çalışmalarda bir çok yazmanın yanı sıra arkeolojik başka bulgulara da rastlanmıştır.

10 yıl süresince 11 mağarada yapılan kazılar 800 kadar yazmanın ve bir çok parçanın gün ışığına çıkmasını sağlamıştır. Bunlar arasında Tevrat’ta geçen metinler bulunduğu kadar bulunmayanlar da mevcuttur. Bu metinlerin aşağı yukarı dörtte biri kadarı Tevrat’ta geçen metinlerdir. Bunların dışında kutsal metinlerin imitasyonları da söz konusudur. Ancak yazmaların pek çok yeri okunamadığı için bunları yeniden derlemek çok zor olmuş, bazı bölümler ise derlenemez şekilde bozulmuştur.

Metinler daha çok deri üzerine yazılmış olmakla birlikte papirüs ve bakır üzerine yazılmış metinler de vardır. Bu metinlerin dilleri İbranice, Arami dili ve yerel dillerdir. Bu belgeler aynı zamanda bunları yazan topluluğun inançları ve yaşayışları hakkında da bilgi vermektedir.

Bu metinleri bir Yahudi topluluğunun yazdığına kuşku yoktur. Bu topluluk genellikle Esseniler olarak düşünülmektedir. Metinlerin yazılış tarihleri de metinlerin bir topluluk tarafından yazıldığını ve saklandığını göstermektedir. Metinlerin en eskisi MÖ 250 en yenisi ise 68 tarihine tarihlenmektedir. 68 tarihi aynı zamanda Kudüs’e giden Roma ordularının Kumran kentini yıktıkları tarihtir.

YAZMALARI KİMLER YAZDI ?

Yazmaların bir Yahudi tarikatına ait oldukları konusunda araştırmacılar görüş birliğine varmışlardır. En olası gözüken topluluk ise Esseniler olarak düşünülmektedir. Bu topluluğun Esseniler olup olmadığını bir kenara bırakıp yazmalara göre bu topluluğun kurallarına ve yaşayışına bakmakta fayda vardır.

Çıkan yazmaların arasında bu tarikatın kurallarını belirleyen yazmalar da vardır. Bunların arasında bu topluluğun Tanrı ile yeni bir ahit yaptığına ilişkin yazmalar da vardır.

Kanunlar yazmasında bu tarikatın kuralları ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olabiliyoruz. .Bunun dışında tarikat hakkında bilgi alabileceğimiz başka yazmalar da vardır.

Yazmalara göre bu topluluk İsrail halkından çıkma , katılmak isteyen ve akıl ve disiplin sınavlarını verebilen herkese açıktı.

Tarikata girenler için , artık bu hayata başladığına ilişkin törenler yapılmaktaydı. Yeni girenler ayrıca günahlarını itiraf ediyor ve Tanrı’nın lutfunu talep ediyorlardı. Bu törenlerde ilgi çekici bir yön de Tanrı’nın adı yüceltilirken şeytan yani Belial yeriliyordu.

Yeni girenin tam olarak kabul edilmesi ise seneler sonra yaptığı işlere göre oluyordu.

Topluluk içinde ruhban sınıfının tam bir hegemonyası vardı. Ruhban sınıfı da kendi içinde bir hiyerarşiye tabii idi. Rahipler her sene yaptıklarına göre bir sıralamaya sokulmaktaydılar. Topluluğa girenler için ise her sene neler yapacağı önceden belirlenmişti.

“Kardeş”ler arasında ise tam bir sevgi ortamı öngörülmekteydi. Herkes kardeşini kendi kadar sevmeli, etrafına iyilik yapmalıydı. Kötü davranışlar ise sert bir biçimde cezayı hak etmekteydi.

Topluluğa girenler maddi zevklerden uzaklaşmak, bunların peşinden koşmamak zorundaydılar. Evlilik yasak olmamakla beraber sıkı kurallara bağlıydı.

Bu topluluk aynı zamanda “Kanun Evi” olarak da adlandırılıyordu. Yazmalara göre on kişiyi geçtiklerinde içlerinden birinin “gece ve gündüz” kanunları okuması gerekiyordu.

Kanunlara karşı koyanlar ise cezalandırılıyor ve topluluktan ihraç ediliyorlardı.

Törenler :

Topluluğa kabul edilen kişi tam bir yıl geçmeden bazı törenlere katılamıyordu.

Bu törenlerden en önemlisi ise arınma (purificatio) töreni idi. Bu tören vaftiz törenine benzeyen ve suyla yapılan bir törendi. Törenin ayrıntıları günümüze kadar ulaşmamıştır ; ancak Şam yazmasına göre suyun “kişiyi tam olarak kaplayacak” kadar olması gerektiğini biliyoruz. Bu töreni büyüsel bir tören olarak kabul etmemek gerekmektedir. Bu sembolik bir arınmadır. Zaten bu törenin etkili olabilmesi için kişinin kalbinin de temiz olması gerekmektedir.

Bir önemli tören de komünyon, topluluk yemeği idi. Yemek konseyden on kişi hazır bulununca toplanabiliyor ve ekmek ve şarabın kutsanmasıyla gerçekleşiyordu.

Bu iki önemli tören de farklı şekillerle de olsa Hristiyanlığa geçmiştir.

YAZMALARIN İÇERİĞİ

Daha önce de belirttiğimiz gibi 11 mağaradan çeşitli boyutlarda yazmalar çıkmıştır. Bu yazmalar dışında bölgede yaşayan Bedevilerden satın alınanlar yazmalar da vardır. Bu yazmalar içinde çok iyi korunanlara da rastlanmıştır, tamamen parçalanmış olanlara da.

Bu yazmaların konuları çeşitlidir. Bakır yazmalar dışında kalanları kısaca özetleyecek olursak :

- Yaradılış (Tekvin bölümünün apokrif’i)

- Kurallar

- Işık oğulları ve Karanlık oğulları (İyi kötü mücadelesini anlatan yazılar)

- Tevrat yorumları

- İlahiler

Ölü Deniz yazmaları içinde farklı konularda olanlar olsa da kabaca bu başlıklar altında toplanabilirler.

Bir envanter çıkartmak gerekirse, parçalı olarak 600 civarında yazma sözkonusudur. Bu yazmaların yaklaşık dörtte biri Tevrat metinleridir, hatta çoğu metinin bir çok kopyasına rastlanmıştır. Bu metinlerin arasında apokrif metinler de vardır.

Bulunan parçalardan bir bölümü de , 1896-1897 yıllarında Kahire’de bir sinagogda Salomon Schechter tarafından bulunan ve 1910’da yayımlanan yazmalarla aynı bölümleri içermektedir. Şam yazması ya da Şam Belgesi denilen bu belge de değerli bilgiler içermektedir.

Bakır rulolar

Ölü deniz yazmaları içinde en ilginç olanları da kuşkusuz bakır rulolardır. Bu ruloların diğer rulolardan olan farkı bakır olması dışında , topluluğun kuralları ya da inançlarından bahsetmemesi bunun yerine saklı bir hazine hakkında bilgi vermesidir.

Bu rulo’nun bir hazine hakkında bilgi vermesi , yazmaları araştıran ekibi de şaşırtmış, hatta bunu ilk tercüme eden John Marco Allegro’nun bunu basması bu ekip tarafından, define avcılarının hücum etmesi korkusuyla engellenmiştir.

Bu keşif bilim dünyasını da ikiye bölmüştür. Bir bölüm araştırmacı burada gerçekten bir hazine olduğunu savunurken başkaları da bunun sembolik bir anlatım olduğunu iddia etmişlerdir.

Bunun gerçek hazine olduğunu iddia edenler bu hazinelerin birinci ya da ikinici tapınaktan geldiğini ve Esseniler tarafından saklandığını söylemektedirler.

Bunun tersini iddia edenler ise Kumran Essenileri’nin bu kadar zenginliğe sahip olamayacaklarını ve Kudüsteki toplulukla olan ilişkilerinin kötülüğünden, tapınaktaki hazineleri elde edemeyeceklerini söylemektedirler.

Bu hazinelerin gerçek anlamı ne olursa olsun bu hazineleri arayanlar, hatta bu hazineleri Tapınakçıların bulduğunu söyleyenler vardır. Ancak Roma’daki Titus’un zafer takına bakıldığında Romalıların hazineleri aldıkları görülmektedir. Buna karşılık olarak da bazı araştırmacılar asıl hazinelerin saklı kaldığını , Romalıların aldıklarının sadece göstermelik olduğunu iddia etmektedirler.

TOPLULUĞUN ÖĞRETİLERİ

Topluluk kaçınılmaz olarak Tevrat’da geçen ana kavramlara bağlı idi ancak yine de kendine özgü görüşler geliştirmişti.

Ölü Deniz yazmaları incelendiğinde , topluluğun kendine özgü doktrinleri ve topluluk kurallarının büyük ölçüde yazıya geçirildiği görülmüştür.

Topluluğun inanışına göre, topluluk kutsal yazılardaki gizemleri anlamış ve bunların sırrına ermektedir. Kurallar yazmasına göre Büyk üsdatın da görevi, bu yolu seçmiş topluluk üyelerine bu bilgileri almasında yardımcı olmaktır.

Bu şekli ile bu topluluk ezoterik karakterini göstermektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, ezoterik öğretilerin aksine fazlasıyla yazılı metin bulunmasıdır. Ancak bulunan yazılı metinler, topluluğun sakladığı sırlarla ilgili olmaktan öte kuralları ve yorumları kapsamaktadırlar.

İyi – Kötü Karşıtlığı

Topluluğun öğretilerinde en ilgi çekici husus , Zerdüştlük’de olduğu gibi , iyi ve kötü güçlerin karşıtlığının önemli bir yer tutmasıdır.

İyi güçlere hükmeden güç topluluk tarafından “Işık Prensi” diye adlandırılmaktaydı. Onun emrindekiler ise “Işık oğulları” diye adlandırılmaktaydı. Onların karşısında ise kötü güçlere hükmeden “Karanlıkların Prensi” ya da “Belial” vardı. Emrindeki gçler ise “Karanlık Oğulları” olarak adlandırılıyordu.

Ölü Deniz yazmalarına göre, Tanrı insana iki tür ruh vermişti. Bir doğruluğun yolundan giderken ötekisi sapkınlık yolunu izliyordu. Bu yolların açıklaması da ilginçtir. Kurallar yazması şöyle anlatır :

“Bir ışık kaynağından Doğruluk kökünü almaktadır,

Sapkınlık ise karanlıkların kaynağından,

Işık Prensi’nin elinde

Doğruluk oğullarının hükümdarlığı vardı,

Işık yolundan yürüyorlardı.

Karanlıklar Prensi ise

Sapkınlık oğullarının hükümdarlığını elinde bulunduruyordu,

Ve onlar Karanlıkların yolundan yürüyorlardı.” (Kurallar 3, 19-20)

Kralların dördüncü bölümünde de buna benzer ifadeler geçer. Yine Kurallar yazmasına göre Işık oğullarının işlediği günahların nedeni de Karanlıklar Prensidir.

Burada dikkat edilmesi gereken, Işık ve Karanlıklar Prensinin İyi ve kötü tanrılar olarak düşünülmemesi gerektiğidir. Çünkü her ikisi de Tanrı tarafından insanlar için yaradılmışlardır.

“Fakat Tanrı , Sapkınlığın sonunu önceden belirlemiştir.

Bu onun gizemi ve bilgeliğinin zaferidir.

Ve Tanrı yeniden geldiği vakit doğruluk sonsuza kadar hükmedecektir. “

Ancak iyi ve kötünün savaşı Tanrı’nın geleceği hüküm gününe kadar sürmektedir.

Bu bölümler bize, Hıristiyanlığın kökeni, daha başka bir deyişle Hıristiyanlıktaki Şeytan kavramının kökeni hakkında bilgi vermektedir.

Kişilerin Işık Oğullarına ya da Karanlık oğullarına katılmaları tamamen Tanrı’nın önceden yaptığı bir seçim olarak belirlenmiştir. Karanlık oğulları sonsuza kadar böyle kalacaktır. Işık oğulları ise yanlış yollara da sapabilirler. Ancak “Tanrı ve Işık Prensi bütün Işık oğullarının yardımına geleceklerdir.” (Kurallar 3, 24-25) . Böylece toplulukta Tanrı’nın onları kurtaracağına dair her zaman bir güven hüküm sürmektedir. Bu güven daha sonra Hıristiyanlık’ta da, İslam’da da karşımıza çıkacaktır.

Buradaki bir dikkat çekici nokta da , hüküm gününde ödüllendirilme ve cezalandırılma kavramlarıdır.

Hüküm günü geldiğinde “ölüler topraktan kalkacaklar” (Savaş Kuralları Yazması 12,5) ve son mücadele başlayacaktır. Seçilmiş olanlar ise sonsuz mutluluk dolu bir yaşamı yaşamı yaşayacaklardır. Karanlık oğulları ise , karanlıkların ateşi içinde tamamen yok olana kadar acılar içinde kıvranacaklardır. Kurallar yazmasında geçen bu bölümler de bize Hristiyanlığı ve İslam’ı anımsatmaktadır.

Mesih beklentisi

Mesih beklentisi de topluluğun doktrinlerinin önemli bir öğesidir.

Değişik tarihlere tarihlenen belgeler ışığında, Mesih beklentisi topluluğun tarihi boyunca da farklılık göstermiş , yukarıda adı geçen kavramlarla karışmıştır. Ancak genel olarak bu topluluğun bir beklenti içinde olduğunu ve zamanın sonuna gelindiğinini düşünüldüğünü söyleyebiliriz. Ancak Mesih kavramı topluluk yazmalarında oldukça karmaşıktır. Klasik mesih öğretisine bağlı kalınmakla birlikte mesih-rahip, mesih-kral ve aşağıda inceleyeceğimiz Adalet Üstadı kavramları birbirine karışmış bir haldedir. Mesih kavramı ile beraber Adalet Üstadı kavramının da, Adalet Üstadı’nın dönüşünün beklenmesinin de büyük rol oynamış olduğu kesindir.

Adalet Üstadı

Yazmalarda geçen bir önemli kavram da “more hassedek” diye adlandırılan ve Adaletin Efendisi, Adalet Üsdatı ya da Adil olan, Adil Efendi diye tercüme edebileceğimiz kavramdır. Kumran topluluğunun inançlarına göre, bu kişi beklenen Mesih’den farklı bir kişi idi.

Bazı yazmalara göre Adalet Üsdatı, İsa’dan önce 180-60 yılları arasında bir dönemde yaşamış ve ölmüş biridir. Ancak dönüşü beklenmektedir. Burada şaşırtıcı olan Adalet Üsdatı ile İsa’nın hayatı arasındaki şaşırtıcı benzerliktir.

Ancak Adalet Üsdatı hakkındaki bilgilerimiz oldukça kısıtlıdır.

Ölü Deniz yazmaları arasındaki Habakkuk yorumuna göre, Habakkuk kşiabı aslında Adalet Üsdatı’nı anlatmaktadır ve zamanın sonunun geldiğini haber vermek de Adalet Üsdatı’na düşmüştür: “Ve Tanrı son nesile neler olacağını yazmasını Habakkuk’a bildirdi. Dediklerine gelince; onu okuyan koşsun, bu Adalet Üsdatı’nı anlatmaktadır. Tanrı ona peygamberlerin sözlerinin sırrını açıklamıştır. “ Bu bölüm oldukça ilginçtir, çünkü Adalet Üsdatı direk olarak Tanrı’dan vahiy alıyor olarak gözükmektedir. Aslında burada Adalet Üsdatı Tanrı’dan vahiy alan biri olarak görülmekten öte, eski bilgileri yeniden derleyen biri olarak da görülebilir.

Burada bir başka dikkat çekici nokta da, Kumran topluluğu zamanında çok yaygın olan, zamanın sonunun geldiği düşüncesinin, Adalet Üsdatı tarafından ele alınıyor olmasıdır. Oysa Vaftizci Yahya da bu savla ortaya çıkmıştır. Burada Yahya’nın bu yazmaları bildiğini de düşünebiliriz, daha ileride göreceğimiz gibi de bu hiç de düşük bir olasılık değildir.

Zamanların sonunun geldiğini söyleyen Adalet Üsdatı, Habakkuk yorumuna göre etrafındaki insanların karşı koyması ile karşılaşmış ve onlar tarafından suçlanmış, hatta cezalandırılmıştır. Ancak metinde nasıl cezalandırıldığı yazmamaktadır.

Şam yazmasına göre ise Adalet Üstadı Tanrı’dan esin alan biri olmaktan öte, insanlara yol gösteren bir rehberdir.

KUMRAN TOPLULUĞUNUN KİMLİĞİ

Kumran topluluğunun döneminde varolan hangi Yahudi tarikatı ile ilşkili olduğu uzun zamandan beri tartışma konusudur.

Topluluğun belgelerinin yazım tarihlerinin yaklaşık MÖ 100 ılından MS 68 yılına kadar uzanması, ilk hristiyanlar da dahil olmak üzere dönem içinde varolan bütün Yahudi topluluklarının incelenmesini gerektirmektedir.

Dönemin toplulukları incelendiğinde, Kumran topluluğu ile en çok Esseniler arasında benzerlikler göze çarpmaktadır.

Esseniler hakkında bize bilgi verenlerin başında Flavius Josephus ve İskenderiyeli Philon gelir. Josephus, özellikle Yahudi Savaşı adlı eserinde Essenileri olabildiği ölçüde tanıtmıştır. Bu kitaptan, her ne kadar birebir yazmamış olsa da Ölü Deniz Yazmaları ile olan benzerlikleri gözlemleyebiliriz. Örneğin topluluğa kabul edilme sürecinde bu benzerlik göze çarpmaktadır :

“ Topluluğa girmek isteyenler hemen kabul edilmezler. Aday dışarıda bir yıl kadar bekler ; ancak ondan Esseni gibi davranmasını isterler […] Daha sonra, bu süre boyunca, [aday] kendini kontrol edebildiğini gösterir ve topluluğun yaşam tarzına daha da çok yaklaşır. Aday , arınma (purificatio) banyolarına da katılır. Ancak daha kabul edilmiş değildir. Sabrını gösterdikten sonra iki yıl boyunca karakteri incelenir ve eğer hak ediyorsa topluluk içine kabul edilir.”

Bunun dışında, topluluk içindeki hiyerarşi, din adamlarına gösterilen saygı, ortaklaşmacı yaşam hakkında bilgiler, temizlik ve adalet gibi kavramlar hakkındaki bilgiler, ezoterik bilgiler ve kutsal kitapların çalışılması , inançlar gibi bir çok konularda antik yazarların Esseniler hakkında verdikleri bilgiler ve Ölü Deniz yazmaları arasında ortak yönler bulunmuştur.

Son zamanlarda yapılan araştırmalarda da Essenilerin Kumran’da yaşadığının ortaya çıkması , Kumran topluluğunun essenilerden oluştuğu yönündeki savları kuvvetlendirmiştir.

Biz de bu savlara sadık kalacağımızdan ve bunları çürütecek kanıtlar olmadığından ya da bulunamadığından Kumran topluluğunu Esseniler olarak kabul edeceğiz.

HIRİSTİYAN DİNİNİN KÖKENLERİ VE YAZMALAR

Yazmaların bulunması ve okunması Hıristiyanlığın orijinalliği konusunu da tartışmaya açmıştır. Hıristiyanlık ile ilk defa söylendiği iddia edilen savların bu yazmalarda varolması bu dinin tarihinin yeniden yazılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Mesih sözcüğü köken olarak “yağlanmak” sözcüğünden gelmektedir. Eski İsrail krallarının tahta çıkarken yağlanmaları, gelecek olan kurtarıcının da yağlanacağını , kral olacağını düşündürtmüş ve gelecek olan kurtarıcı bu isimle anılmıştır. İsrailliler için gelecek olan kendilerini esaretten kurtarıp kral olacak bir Mesih’tir. Yeni bir kuracak kurtarıcı hiçbir Yahudi’nin beklentisi olmamıştır.

İlk yapılan çalışmalar toplulukta iki Mesih beklentisi olduğunu göstermiştir. Bunlardan birincisi Aaron Mesih’i ötekisi de İsrail Mesih’idir. Ancak daha sonra açığa çıkan yazmalarda bu ayrılık ortadan kalkmış ve tek Mesih beklentisi belirgin olarak tespit edilmiştir.

Yazmalarda geçen bir ilginç terim de Tanrı’nın Oğlu terimidir. Hıristiyanlıkla birlikte ortaya çıktığı sanılan bu terim yazmalarda mevcuttur. Arami Apokalipsi diye adlandırılan yazmalarda 4Q246 olarak numaralandıran metinde bu terim bütün açıklığı ile geçer : ” O Dünyada büyük olacak […] Ve onun adı Tanrı’ını Oğlu olacak ve onu En Yüksek Olanın oğlu diye çağıracaklar.[…] Onun krallığı sonsuz krallık olacak ve yolu gerçeğin yolu olacak. […]O dünya yüzüne barış getirecek. […] Yüce Tanrı onun efendisi olacak . […] Onun hükümdarlığı sonsuz hükümdarlık olacak. ”

Bu metin aynı zamanda Luka İncili ile de büyük paralellik göstermektedir : “Melek ona ‘Korkma Meryem’ dedi, ‘Sen Tanrı’nın lutfuna eriştin. Bak gebe kalıp bir oğul doğuracaksın, adını İsa koyacaksın. O büyük olacak, kendisine en yüce olanın oğlu denecek. Rab Tanrı ona atası Davut’un tahtını verecek. O da sonsuza dek Yakup’un soyu üzerinde egemenlik sürecek ve egemenliğinin sonu gelmeyecektir.’ ”

Aslında “Tanrı’nın Oğlu” deyiminin İsa’dan önce karşımıza çıkması bu kadar şaşırtıcı olmamalıdır ; çünkü eski Mısır’dan, Mezopotamya’dan Roma’ya kadar yöneticiler kendilerini Tanrı soyundan gelen ya da Tanrı’nın oğlu olarak adlandırmışlardır.

İsa’nın Essenilerle olan ilişkisi hakkında elimizde daha bir çok ipucu vardır. İncil’de İsa hakkında geçen bir çok bölüm ile Ölü Deniz yazmaları arasında ilşki vardır. Bunlardan bazılarını incelersek :

- İsa’nın son yemeği , Essenilerin komünyon yemeği ile bağlantılıdır. Ölü Deniz yazmalarında , toplanıldığı zaman şarap ve ekmekle nasıl yemek yendiği ayrıntıları ile belirilmiştir. Hatta bu toplulukta , şarap ve ekmeğin kutsanması ile yemeğe başlanır.

- Eski bir geleneğe göre İsa Salı akşamı Paskalya yemeğini yemiş, aynı gece tutuklanmış, ve Cuma günü çarmıha gerilmiştir. Esseni takvimine göre ise yıl 364 gün idi ve 52 haftaya bölünmüştü. Buna göre her yıl , bayramlar aynı güne düşmekteydi. Esseni gelenğine göre de bu bayram (Fısıh/Hamursuz) Çarşamba gününe düşmektedir. Dolayısıyla da yemeği Salı akşamı yenmektedir. Öyleyse İsa ya da İncil yazarları bu geleneği izlemişlerdir.

- İsa etrafında on iki havari toplamıştır. Kumran topluluğunda da yüksek konsey on iki kişiden oluşmaktadır. Bu aynı zamanda on iki kabilenin bir sembolüdür.

- Sayılarla ilgili bir başka sembol de Markos’da geçer : “İsa onlara, küme küme yeşil çimenlerin üzerine oturmalarını buyurdu. Halk, yüzer, ellişer kişilik bölükler halinde oturdu.” (6 , 39-40) . Aynı düzen Ölü Deniz yazmalarında da geçer : “Bütün herkes düzen halinde geçecek , herkes birbiri arkasına yüzer yüzer, ellişer ellişer, onar onar.” Bu düzen şekli bir tür ritüelik şekildir. O zaman İsa’yı karşılamaya gelen ve İsa’nın ders verdiği kalabalığın Essenilerden oluştuğu da söylenebilir. Ne türlü düşünürsek düşünelim Ölü Deniz yazmaları ile olan bağlantı açıktır.

İncillerden bize ulaşan İsa ile ilgili bilgiler onun Kumran topluluğu ile ilişkisi olduğunu , hatta bir Esseni olduğunu düşündürtmektedir. Ancak onun Esseni olmadığını da düşündürecek olaylar vardır.

İsa’nın davranışları Essenilere aykırıdır. Özellikle İsa’nın “temiz olmayanlarla” ya da “günahkârlarla” yemek yemesi, yemeği ritüel gibi gören ve temizlenmeyi şart koşan Esseni düşüncesine aykırıdır.

Bir önemli ayrım da Esseni düşüncesinin ezoterik ve inisiyasyona dayalı olmasına rağmeni İsa’nın halkın içinden, seçim yapmadan müritlerini toplamasıdır.

Ancak burada, İsa’nın Esseniler içinden çıkan, onların düşüncesini ortaya koyan ancak uygulamalarına karşı çıkan bir “sapkın” olduğunu düşünebiliriz.

İncil’de adı geçen kişiler içinde Esseni olduğu düşünülen sadece İsa değildir.

Ölü Deniz Yazmaları ve Vaftizci Yahya

Vaftizci Yahya İncil’de geçen en ilginç kişiliklerden birisidir. İncil’in Ölü Deniz Yazmaları ile beraber okunması Yahya’nın da bu topluluktan biri olduğunu düşündürtmektedir.

Yahya’nın Esseni olduğu görüşü çok defalar ortaya atılmıştı. Eğr Ölü Deniz Yazmalarını Essenilere maledersek bu görüş daha da desteklenmektedir.

İlk olarak bu topluluğun bulunduğu yerle Yahya’nın ortaya çıktığı yer arasında coğafi bir yakınlık vardır. Luka’ya göre “Tanrı, sözünü çölde bulunan Zekeriya oğlu Yahya’ya duyurdu.” (Luka 3,2) Burada çöl sözünden belli bir coğrafi onumu da anlayabiliriz, başka bir deyişle çöl burada Kumran ya da Esseni topluluklarının yaşadığı yer anlamında alınabilir. Buna göre Yahya toplulukla birlikteyken Tanrı’nın sözünü duyduğunu iddia etmiş olabilir. Ayrıca İşaya’da da (40,3) “Çölde Rabbin yolunu hazırlayın” demesi bütün dindar Yahudi topluluklarını çöle yöneltmişti. Bu ifade Ölü Deniz yazmalarında da geçmektedir.

Yahya’nın ailesinin de ruhban sınıfından gelmesi de Yahya’nın bu konuda eğitim almış olma olasılığını güçlendirmektedir. Öte yandan Yahya’nın doğumunda babası Zekeriya’nın şükran ilahisinde ( Luka 1,67-80) geçen bir çok motif de aynı zamanda Ölü Deniz yazmalarında geçmektedir .

Matta’ya göre (3,4) “Yahya’nın deve tüyünden giysisi, belinde deriden kuşağı vardı. Tek yediği, çakirge ve yaban balıydı. “ Aynı şekilde , Ölü Deniz yazmalarında da (Şam Belgesi) , çekirge yendiği yazmaktadır.

Yahay ile Esseniler arasındaki bir ilginç bağ da Yahya’nın söylediklerindedir. Matta’ya göre, “Kudüs’ün, bütün Yahudiye’nin ve tüm Şeria nehri yöresinin halkı ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria nehrinde vaftiz ediliyordu. Ne var ki, Ferisilerle Sadukilerden birçok kişinin vaftiz olmak için kendisine geldiğini gören Yahya onlara şöyle seslendi: «Ey engerekler soyu! Gelecek olan gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı? Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin. Kendi kendinize, `Biz İbrahim’in soyundanız’ diye düşünmeyin. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahim’e şu taşlardan çocuk yaratacak güçtedir. Balta şimdiden ağaçların köküne dayanmıştır. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak. Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum, ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür. Ben O’nun çarıklarını çıkarmaya bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruh’la ve ateşle vaftiz edecek. Yabası elindedir. Harman yerini temizleyecek, buğdayını toplayıp ambara yığacak, samanı sönmeyen ateşte yakacaktır.” (Matta 3, 5-12) .

Bu ifadelerle Ölü deniz yazmaları arasında büyük benzerlikler vardır. Burada belirtilen, gelecek olan gazap , hazırlanma ve Mesih’in gelişi Ölü Deniz yazmalarında geçen motiflerdir. Suyla vaftiz de , suyla temizleme de Kumran topluluğunun bir adetidir. Aynı şekilde ateşde yanma ve helak olma da Kumran topluluğunun yazılarında sıkça geçer. Bu motif ,aynı zamanda Petrus’un İkinci Mektubu’nda karşımıza çıkacaktır. Kumran topluluğu da zamanın sonunun geldiğine inanmaktaydı.

Burada ilginç olan bir nokta da , döneminde , Josephus’un da belirttiği gibi, Ferisiler, Sudukiler ve Essenilerin bilinmesine rağmen Yahya’nın sadece ikisine atıfta bulunması ve İncillerde Essenilerin ihmal edilmesidir. Aslında bunun açıklaması basittir. Eğer Yahya ya da bu kitapları yazan kişiler kendilerini Esseni olarak kabul ediyorlarsa bu ismin-ya da kendilerini ne olarak adlandırıyorlarsa – kendi yazılı begelerinde geçmemesi doğaldır.

Yahya’nın hayatında da Essenilere benzeyen yönler vardır. Yahya’nın mayalı içki içmemesi, evlenmemesi ve dini bir hayat sürmesi Essenilerle olan benzerliğidir.

Ancak Yahya da, İsa’nın mesihliğinde gördüğümüz gibi, topluluğunu genişletmeye çalışmış ve öğretisini geniş kitlelere yaymaya uğraşmıştır. Bu ise Esseniler ya da Kumran topluluğunun prensiplerine aykırıdır. Aslında Yahya da bu topluluktan ayrılmış bir sapkın gibi görülebilir.

İsa’dan sonra Esseni uygulamaları

İsa’dan sonra da İsa’nın yolunu izleyenler bazı Esseni adetlerini uygulamışlardır.

İlk Hristiyan topluluklarının ortaklaşmacı yapısı zaten Esseni topluluklarını anımsatmaktadır. Hiyerarşik olarak da benzer bir yapı vardır. Kumran topluluğunda, on iki kişiden oluşan büyük konsey gibi ilk hristiyan topluluklarında , – on iki havari gibi- on iki kişilik piskopos heyeti vardı.

Bunu dışında Hristianlığın bir çok motifi ile – erken Hristiyanlıkta günde üç kez dua, vaftiz ve vaftizden sonra beyaz giyme, Şeytan – Essenilerin adetlerinin benzerliği de dikkat çekicidir.

Bu durum ilk Hristiyan toplulukları ile Essenilerin arasındaki coğrafi yakınlık ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Aslında bu çok da yanlış değildir. İnzivaya çakilen Esseniler dışında, Filistin’de binlerce Esseninin yaşadığını Josephus’dan öğrenmekdeyiz. Ayrıca İsa’nın havarilerinin çoğunluğunun da Esseni olmadığını bilmekdeyiz. Ancak ister İsa’nın yetiştiği topluluk Esseniler olsun , ister sonradan katılsın, Hristiyanlığın kökeninde Esseniliğin olduğu bir gerçektir.

Essenilerin Pavlus üzerindeki etkisi

Esseni etkisi hakında söylenmesi gereken bir başka husus da Pavlus’un Essenilerdan etkilenmiş olabileceği hususudur. Pavlus’un bir çok ifadesi Ölü deniz yazmaları ile aynıdır.

Pavlus Korintlilere ikinci mektubunda şöyle der: “Üstün gücün bizden değil Tanrı’dan kaynaklandığı bilinsin diye biz bu hazineye toprak(kil) kaplar içinde sahibiz” (4,7). Yazmalarda ise bu ifade şöyle geçer: “Efendim, sana şükürler olsun, mucizeni tozla, kil vazo yaparak gösterdin” . Bu iki ifade arasındaki ilişki açıktır.

Pavlus’un Koloselilere mektubunda ise “Bizi kutsalların ışıktaki mirasına ortak olmaya yeterli kılan Baba’ya şükretmeniz için dua ediyoruz” (1,12) diye bir bölüm vardır. Bu da yazmalardaki “ Tanrı onlara kutsalların mirasından pay verdi“ ifadesi ile benzerlik göstermektedir.

Yine aynı mektuptaki “O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili oğlunun egemenliğine aktardı” (1,13) ifadesi de bize Ölü Deniz yazmalarında sıkça geçen ışık ve karanlık egemenliklerini anımsamaktadır.

Oysa ışık ve karanlık arasındaki bu mücadele Pavlus’un mektuplarında sıkça geçmektedir.

Romalılara Mektup’da şöyle denilmektedir: “Gece ilerlemiş, gündüz yaklaşmıştır. Bunun için, karanlığın işlerini üzerimizden sıyırıp atarak, ışığın silahlarını kuşanalım.”(13,12) Burada Pavlus ile Kumran topluluğu arasındaki ilişki belirgin olarak gözükmektedir.

Işık ile karanlık arasındaki mücadele Pavlus ‘un Korintlilere ikinci mektubunda çok ilginç bir şekilde geçer : “İmansızlarla aynı boyunduruğa girmeyin. Çünkü doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne beraberliği olabilir? Mesih ile Belial arasında ne söz birliği , iman edenin iman etmeyenle ne paydaşlığı olailir? “ (6,14) Burada ışık ve karanlık çatışmasının yanında Mesih-Belial ikiliği de belirtilmiştir. Belial isminin İncil’de geçtiği tek yer burasıdır. Belial isminin Ölü Deniz Yazmalarında sık sık geçtiğini görmüştük. Pavlus da burada Kumran topluluğu tarafından büyük önem verilen bu ismi kullanarak bu toplulukla olan ilşikisi hakkında ipucu vermektedir.

Elçilerin İşlerinde ise Pavlus’a İsa tarafından şu sözler söylenmektedir: “Seni ulusların gözlerini açmak ve onları karanlıktan ışığa, Şeytan’ın hükümranlığından Tanrı’ya döndürmek için gönderiyorum. Öyle ki, bana iman ederek günahlarının affına kavuşsunlar ve kutsal kılınanların arasında yer alsınlar “ (26,17-18) Burada geçen ifadeler arasında “gözlerini açmak”, “karanlıktan ışığa” ve “kutsal kılınanlar” Ölü Deniz yazmalarında geçen ifadelerdir.

SONUÇ

Ölü Deniz yazmaları keşfinden itibaren büyük gürültü koparmış ve üzerinde bir çok teori üretilmiştir.

En dikkat çekici tarafı ise Hristiyanlığın kaynakları hakkındaki görüşlerin değişmesine neden olmasıdır.

Ancak bir öğretiye körü körüne inanan insanların özgün düşünerek kendi ianançlarını sorgulamadsı beklenemez. Bu yazmaları okuyan kişilerin çoğunluğunun din adamı ya da tarikat mensubu olması burada çıkarılan sonuçların herkese açıklanmasını engellemiştir. Aynı şekilde yazmaların bir bölümünün tercümeleri halka açıklanmamıştır ve sansürlenmiştir. Yazmaların yeni tercümelerinde 50’li yıllarda olan metinler dahi yoktur.

Bunun dışında bu yazmalara ulaşıp,onları okuduktan sonra dinden çıkan din adamları ya da okudukları ve tepkiler karşısında alkole sığınan John Strugnell gibi araştırmacılar da çıkmıştır.

Ölü Deniz yazmaları hakkında yapılacak tarafsız bir araştırma Hristiyanlık hakkındaki görüşlerimizi kökünden değiştireceği kesindir. Ancak içinde yaşadığımız yüzyıl bütün dogmaların yıkılacağı bir yüzyıl olacaktır ve Hristiyanlık da bundan nasibini alacaktır.

ERHAN ALTUNAY / felsefe taşı | düşünce platformu
 

glsezinrs

Yeni üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,427
Puanları
0
Yaş
57
Yazmaların kimler tarafından okunduğu/yorumlandığı/gizlendiği..vb bir yana bırakılırsa, temel olan , insanlık tarihi boyunca aynı sorulara cevap bulmak, sormaktan vazgeçemeyen türümüzün kendisini ikna edecek yetkinleri/yetkini aramak, varlık-ölüm-ötedünya-karşıtların savaşı-ölümsüzlük vb tedirgin edici kavramları ritüel ve inançla birleştirip ortak bir amaçlılık doğrultusunda yönlendirmek işlevidir aslolan.En ilkel dinlerden semavi dinlere kadar temelde aynı kavramlardan yola çıkılmıştır..Bilinmeyenin korkusu ve ölüm gerçeği..mevcut dogmaların yıkılması fazla bir şey değiştirmez..Yeni bir dinsel/inançsal paradigma boşluğu dolduruverir kanımca..üstelik bu sadece Hristiyanlık için değil, diğer dinler için de geçerli olacaktır..çünkü inançların temelinde evrensel olgular yatar..her ne kadar coğrafya, tarih, gelenek, ekonomik üretim biçimleri farklı inanç yapılanmalarına yol açmışsa da, inanç, sistem olarak bütünseldir ve kümülatiftir insanlık açısından..diye düşünüyorum..
 

Lefty

Tanınmış üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,905
Puanları
48
Erhan Altunay'ın Enok'un Kitabı'nı okumuştum. Bu yazıyı da kitabından alıntılar yaparak derlemiş. Kitapta yazan bazı ifadeler insanın aklının alamayacağı kadar garip ifadeler fakat Ezoterik bir yorumcu tarafından yorumlanmadıkça yazmalarda yazanların doğru çeviri olup, olmadığından emin olamayacağım ki zaten kitabın başında yorum yapmadan direkt aktarıyoruz diye not düşmüşler.

Hz. Musa'nın Yaratılış bölümünü kitaptan çıkarttığı yani Apokrif bölümünün saklandığı yönünde ciddi iddialar var. Essseniler ise çok dikkate değer bir ifadedir çünkü Hz. İsa'nın annesi Hz. Meryem de bir Esseni Rahibi'nin kızıdır.

Yazmaların saklanma sebebi içindeki ürkütücü ifadeler olabilir fakat bu ifadeler orjinalinden doğru çevrildi mi emin olmak çok zor çünkü Ezoterik Dili doğru bilen çok az araştırmacı var. Her sembolin 7 ayrı anlamı olduğu da dikkate alınırsa çeviriler ne kadar doğru emin olmak çok zor fakat bu konudaki araştırmaları ben de yakından takip ediyorum ve bu yazmaların gizemini çözmelerini merakla bekliyorum.
 

seyrialemir

Yeni üye
Katılım
29 Eyl 2013
Mesajlar
260
Puanları
0
Insan arastirdigi kaynaklarda ne kadar yalin bilgiler aktariliyor sorusunu cok soruyor. Fakat ilk merakim dünya dinleri olmustu ve bu konuda cok kaynak arastirmistim. Özellikle Tevrat, Incil ve Kurani okuduktan sonra günün birinde Kudise gitmeyi hedefledim. :)

Eski dünya, Mezopotamya tarhini ve dinleri arastirdiginiz zaman pek cok dinin birbirinden esinlenmis veya etkilenmis oldugunu görüyorsunuz. Kaliplasmis din anlatimlarindan cok daha derin olgularin oldugunu farkediyorsunuz. Budizm ve Hinduzm, Mitolojik tanrilar, tanricalar ve bu inanclarin yüzeysel anlatilanlardan cok farkli temel, ortak bir noktasi var. /Yaratici güc/

Ölü Deniz Yazmalarinin ne kadarini cözebilmis veya dogru aktarilmistir bilemem. her düsünce baktigi her noktada ilkin görmek istediklerini görür ve anlatir. Bu gibi kaynaklari arastirmak bir bakima /puzzle/ boz yap oyunu gibidir, insanin beyninde. Her farkli arastirmayi okudugumda kendi kafamda ki puzzle parcalari yerlesir gibi oluyor. Erhan Altunay´in, Ölü Deniz Yazmalari´nin gercekleligini kismen dogrulayan bir kitap önerebilirim ancak. Meleklerin Küllerinden Adrew Collins. ki Cok ucuk iddalari var. Bu Arkeolog yazar, vaad edilen Cennetin yeryüzünde oldugu inanciyla 10 yillik bir Mezopotamya ve Anadolu gezileri yaparak, antik kentlerden baslayarak, Nuh Tufani öncesi kalintilar ve günümüze gelen din, kültür ve geleneklerin parcalarini birlestirmis.

Birde Ekrem, Akurgal Anadolu Kültür Tarihi adli kitabini tavsiye ederim. Bu kitap Anadolu uygarliklilarini konu aliyor Yinede Parcalari birlestirmede ise yarayacagini umuyorum. Cünkü bu kitabi okurken Hititler disinda hic bir uygarligin bozguna ugrattigi bir diger uygarligin yazmanlarini korumadigi dikkatimi cekti. Her zafer sonrasi yazilimis kutsal metinlerde dahil her kütüphane yok ediliyor ve kendi tanrilari icin ayinler yapiliyormus. Dünyanin en büyük arsivine sahip oldugu belirtilen Hititler, Aksine ele gecirdikleri her ugrarligin kitaplarini arsivliyor ve onlarin tanrilarinida kutsayarak kendi tanrisi kabul ediyormus bu yüzen cok yapili bir uygarlik sürmüs. Bu kadar büyük bir arsive sahip oldugu belirtilen Hititlerden geriye kalan kitaplar nerde simdi? 1887 yilinda Misir da yapilan bir kazida ortaya cikan arsiv, 2007 yilinda Coruma kadar uzaniyor ve yaklasik 3260 yillik dökümanlar, genis bir cografyaya Hititler tarafindan yayilmis durumda. Inaniyorum gelecek yillarda da Hititlere ait daha cok Kütüphaneler bulunacak.

Ben tüm dinlerin, uygarliklarin birbiriyle bir baglantisi uzantisi olugunu düsünüyorum bu yüzden Ölü Deniz Yazmanlari icinde cok süpheci bakmiyorum yazilanlara.
 

Lefty

Tanınmış üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,905
Puanları
48
[MENTION=4544]seyrialemir[/MENTION]

Ölü Deniz Yazmaları'na şüpheci bakmıyorum sadece doğru yorumlandığından ya da doğru çevrildiğinden çok emin olamıyorum. Özellikle Düşmüş Melekler kısmı sanki doğru anlaşılamamış gibi geliyor fakat dediğim gibi benimki bir tahmin sadece Ezoterik bir yorumcunun detaylı anlatımı gerekiyor. Orjinal metinlerde bir çok bölüm okunmuyor zaten ve sembollik dili anlayan çok az insan var. Tavsiye ettiğin kitabı temin edip, okumaya çalışacağım.

Dinler birbirinin devamı gibi görünüyor çünkü senin de ifade ettiğin gibi aynı kaynaktan geliyorlar.

Düşmüş Melekler hakkında ne düşünüyorsun?
 

seyrialemir

Yeni üye
Katılım
29 Eyl 2013
Mesajlar
260
Puanları
0
Düsmüs Meleklerle ilgili kutsal kitaplarda da pek cok mesajlar veriliyor. Ancak Azazel´in sadece ölümllerde degil, Melekler üzerinde de tesiri oldugu kanisindayim. Cünkü Meleklerin Küllerinden adli kitapda konuya günahker meleklerle baslanir. Yer yüzüne inen ve ölümlülerle münasabete giren ve hatta insanlara zekayi kullanmayi ögretenler oldugu idda ediliyor.
Yani Insanoglu var olan zekayi kullanmayi Günahkar meleklerden ögreniyor, topragi islemeyi, hayvanciligi vs. Sonra ölümlüler ve meleklerin cocuklari olur. Tanriya karsi yapilan bu yasak iliskiler sonrasi beyaz tenli, kaslarina saclarina kadar beyaz rengte cocuklar dogar ve bu cocuklar dev adamlara dönüsür. Tanri onlari cezalandirir, dev insanlar canice katleder, Kendi irkini bile yiyecek kadar bir kitlik baslar. Ve tanri bu irki yeryüzünden yok etmek icin Nuh tufanini verir.

Düsmüs Meleklerle ilgili bir cok farkli yorumlar getiriliyor, Cok inandirici gelmemekle birlikte, bir yandan da evet diyorum, insanoglu atesi avlanmayi, kayayi yontmayi, cömlegi tarimi nasil ögrendi. Dr. Rupert Sheldrake´in Morfogenetik isleyine baktigimzda, edindigimiz aliskanliklarin bir refleks oldugunun düz tanimlamasini yapacak olursak ki, cok genis bir alandir, bu konuda inanilmaz kafa karistiran bilimsel kanitlar sunulmakta.
O halde ilk insanlar genlerinde var olmayan pratik zekayi kullanmayi nasil ögrendiler. Yani iki cakil tasini birbirine sürtelim atesi bulalim avlandiklarimizida burda pisirip yiyelime nasil geldiler.

Gercekten Düüsmüs Melekler mi insanogluna sirlarin kapisini acti, yoksa tanrimi bunu istedi?

Psişik güçler, parapsikoloji alanlarinada girdigimde, ki cok ilginc sezilerim oldugundan örnekleyerek diyebilirim, Meleklerin bu alanda rolü nedir?
 

Phi

Aktif üye
Katılım
13 May 2008
Mesajlar
1,799
Puanları
36
Yaş
38
Web sitesi
www.felsefe.net
Melekler butun mitolojilerde ve dinlerde onumuze cikmaktadirlar. Cogunun da iyi isler yaptigini goruruz. Surekli bir amaclari ve yaptiklari is vardir, robotlar gibi. Gorevleri disina cikmazlar. Bu bilgiler gunumuze kadar hemen hemen ayni sekilde gelmesi de gerceklik payini arttirmiyor degil.

Bende uzun zaman dusunmustum hangi otun iyi hangi otun kotu oldugunu ogrenebilmek icin acaba kac insan olmustur? Yada hangi etin yararli hangi etin zararli oldugunu kavrayabilmek icin? Atesi bulmak icin kim bilir neler yapildi ki gecmise baktigimizda buna tapanlar bile olmus, buradan yola cikarak atesin cok buyuk bir guc oldugunu dusunenler olmus. Tabii bu tur dunya kesiflerinde bazi guclerin ister istemez rol oynadigini kabul etmemiz gerekir. Bunlara melek, ilahi guc, yaradan istedi oldu, yada arkadas cok zekiydi buldu gibi niteliyici sifatlara burumek normaldir.
 

seyrialemir

Yeni üye
Katılım
29 Eyl 2013
Mesajlar
260
Puanları
0
Sonucta Azazel de bir melekti ve cennetten kovuldu. Hatta yezidlerin seytana /melek Tavus/ taptigi gercegini bize asilamislar ve hatta yyezidleri iyi satanistler olarak guruplandirmislardir. Yezidlerin seytan icin domuz, keci gibi hayvanlari kurban ettigi söylemleride kismen saptirilmis gibidir. Cünkü Yezidler kurbani Tanriya, seytani af edip cennetine kabul etmesi icin adarlar. Ve tanridan sonra en güclü bas melek olduguna inanirlar ..
Yezidlerin, tanriya seytani bagislamasi icin keci kurban etmeleri kavramindan türemis birde deyim vardir ( Günah kecisi)

Ancak ben melekleri daha iyimser düsünüyor ve onlarin büyük yardimcilar oldugunu hissediyorum.
 

Lefty

Tanınmış üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,905
Puanları
48
İskoçya Rosslyn Şapel'i, yıkılan Kudüs Tapınağı'nın Tapınak Şovalyeleri tarafından taklit edilen bir kopyasıdır.
M.S. 70 yılından önce Kudüs Tapınağı'nın altına gömülen ve M.S. 1140 yılında kazı ile ortaya çıkartılıp, İskoçya'ya götürülen bu parşömenler için gösterilen titizlik ve gizlilik olayın gizemini daha da arttırmaktadır.

Parşömenler'de Azazel liderliğinde 200 adet gözcü,nöbetçi diye tarif edilen insanlardan çok üstün yapıda varlıklardan bahsedilmektedir. Bir çok yerde de Düşmüş Melekler olarak anlatılır. Nefilim kelimesi "Dev" diye çevrilmiştir fakat aslında düşen-düşmüş anlamına gelmektedir.

Devler diye bir anlatım çok zorlama olmuştur fakat bir çok kaynakta devler diye geçer. Kısacası; Nuh Tufanı öncesi yaşamış ve ömürleri çok uzun olan bizlerden farklı bir takım insanlar vardır. Kur'an'da Nuh peygamberin 950 yıl yaşadığı açıkça ifade edilmiştir. Bazı kavimlerin yok olduğuna dair anlatımlar da vardır. İşte bu kavimler bizim yapımızdaki insanlar gibi değildi çok daha üstün özelliklere sahiptiler fakat bu özelliklerini kötü yönde kullananlar da çıktı ve böylece yok edildiler. Mu ve Atlantis, bu kavimlerin yaşadığı dönemlere denk gelir.

Parşömenler çok iyi okunmadığı ve hepsi bulunamadığı için net bir yorum yapmak imkansız fakat Nuh Tufan'ı öncesi yaşananları anlattığı ortadadır fakat dediğim gibi çeviri hataları olduğunu düşünenler ile aynı fikirdeyim, tam çevirisi yapılamıyor çünkü o günkü yazı dili ve semboller çok iyi bilinmiyor.
 

seyrialemir

Yeni üye
Katılım
29 Eyl 2013
Mesajlar
260
Puanları
0
O halde meleklerin insanlarla baglari var kavramida cikiyor bu aciklamadan. Yani Düsmüs Melekler gercekligine inanma olasiligini yükseltiyor. Özelikle kalintilarinin varligina rastlanmayan Atlantis, kimi uzmanlar icin hic var olmayan bir efsanevi kurgudur. Ben Atlantis`lilerin var olduguna bir kanit bulunamamis olsada inaniyorum.
Ve kim bilir belki de Atlantisliler gercekten insanüstü güclere sahip varliklardi. Sokrates, Platon hikayelerin de bahsedildigi kadar Kuran`d

a bile Ad kavmi olarak Kendinden bahsetiriyor Atlantis.

Mu, Atlantisten cok sonra ve cok daha ilkel bilgilere sahip oldugu ve Atlantis`den geldigi bilinenler tarafindan bilgilendirildikleri idda ediliyor.
Hatta Misir`da adi gecen pek cok gizemli olaylarin ve mimari yapilarin bilgisine yine Atlantis vesile oldugu idda ediliyor.

Kim bilir belkide Atlantis irki insan degil, düsmüs meleklerdi..!

[video=youtube;LPsXI--yR6M]http://www.youtube.com/watch?v=LPsXI--yR6M[/video]
 

sakal

Yeni üye
Katılım
8 Nis 2012
Mesajlar
2,585
Puanları
0
celal şengör hoca,sözde mu kıtasının bulunduğu okyanusun tabanının 150 milyon yıl geriye dönük haritasını çıkardık böyle bir oluşum yok diyor..
 

seyrialemir

Yeni üye
Katılım
29 Eyl 2013
Mesajlar
260
Puanları
0
celal şengör hoca,sözde mu kıtasının bulunduğu okyanusun tabanının 150 milyon yıl geriye dönük haritasını çıkardık böyle bir oluşum yok diyor..
Celal Sengör kaynaklarini ve arastirmalarina göz atmadim, ancak Mu kitasi bana da baska bir gercegi kamufle etmek icin abartiliyor gibi geliyor. Mu takvimi ve kehanetleri insanlari tuzaga düsüren bir sistem düzmecesi yani gercegi oldugundan farkli yansitiliyor insanlara.
 

sakal

Yeni üye
Katılım
8 Nis 2012
Mesajlar
2,585
Puanları
0
insanların inançlarında boşluk ya da zayıflık hasıl olunca boşluğu bir şeylerle doldurmaya çalışıyor,bu bir ihtiyaç..ne cezbediyorsa kendini onunla tatmin ediyor..sende bir cümle kurmuşsun yukarıda kanıtlanmasa bile inanıyorum diye..şaşırdım açıkçası,neyse beni ilgilendirmez..kabul ediyorum ilgi çekici esrarlı şeyler ama düzmece..zaten bazı kesimlerin istediği de bu kafa karıştırmak,biraz şurdan biraz burdan acaba mı diye soruyor insan kendi kendine..fazla kafa yormamak lazım,bizi bu gibi masallarla oyalıyorlar işte eller aya biz yaya..
 

Lefty

Tanınmış üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,905
Puanları
48
Ben masal olduğunu düşünmüyorum. Maya Piramitleri'nin yapılış şekli ve tavanlarındaki şekiller, çizimler tesadüf eseri tahmin edilemeyecek kadar doğru bilgiler olduğuna göre ve Mayalar'ın da Mu Kıtası'dan göç eden ve hayatta kalmayı başaran kişilerin torunları olduklarını iddia ettikleri dikkate alınırsa masal olduğuna inanmak işimize geliyor çünkü mantığımızı aşan bilgileri direkt red etmek insanın doğasında vardır.

Kuran'da bahsi geçen ve yok olan kavimler diğer kutsal kitaplarda da geçiyor. Nuh peygamberin 950 yıl yaşadığı Kur'an'da yazmıyor mu? 950 yıl yaşayabilen insanların yaşadığı bir dönem olduğu çok net ifade edildiğine göre bu insanların bizden çok daha farklı yapıda oldukları şüphe götürmez. Bilim ne kadarına ulaşır, ne kadarını ispatlayabilir bilemiyorum fakat bir çok bilim dalının verilerini bir araya toplayıp, karşılaştırmalı ve kapsamlı bir araştırma yapılmadıkça çok net konuşmak mümkün değil bu konuda da araştırmalar yurt dışında yapılıyor, ülkemizde magazin programları, evlilik programları ya da televoleler daha revaçta maalesef. Basın aldığı reklam parası ve reytinglerin peşinde iken idealist bilim insanları da imkanları ölçüsünde araştırma yapmaya çabalıyor. Takdir eden mi var? Yok tabi ki hatta daha fazla engel çıkarttıp bezdirmeye çalışıyorlar.

Atatürk Mu Kıtası hakkında kapsamlı bir araştırma yapmıştı fakat tamamlamaya ömrü yetmedi, peki bu araştırma nerede şimdi? Kütüphane raflarında tozlanmaya devam ediyor.

Hun İmparatorluğu'nu hepimiz biliriz peki Mu Dili'nde "Hun" kelimesinin "bir" anlamına gelmesi bir tesadüf olabilir mi? Mu Dili'ndeki bir çok kelimenin Eski Türk Dili de dahil olmak üzere bir çok milletin alfabesindeki kelimelerle benzer olması nasıl açıklanabilir acaba?

Yunan Alfabesi'nin diziliminin Mu Dilinde, kıtanın batışını anlatan bir anlatıma sahip olması ne demek oluyor olabilir?

Ayrıca Kuran'da geçen Lam-Mim-Ta-Sin-Ya-Sin gibi anlamı bilinmeyen harflerin Mu Dili'nde geçiyor olması nasıl açıklanabilir? Masal olabilir mi sizce?
 

seyrialemir

Yeni üye
Katılım
29 Eyl 2013
Mesajlar
260
Puanları
0
Ben hic bir efsanenin yoktan türemis olduguna inanmam, klasik bir deyimle ates olmayan yerden duman cikmaz. Belki kulaktan kukaga, agizdan agiza zamanla bir asimilasyona ugrar her efnase. Gerciklikten cikmis olsada bir temeli gercege dayanir. Masallara konu olan Simurg kusu misali varligi ve gercekligi tartisilan pek cok sir var.
Mu gercekligi de, ekonomi, siyasette vb konularda oldugu gibi azinlik güclerin aktirdigi sekilde kabul görmeye zorlaniyor.
Sadece Türkiye medyasiyla sinirli olmayan büyük bir show dünyasina dönüsmüs bir sistem dayatilmakta insanlar üzerinde. Ve pek cok farkli ülkeden, kültürden insanlarla ic ice yasadigim, gözledigim kadariyla sistem tikir tikir islemekte.
Tarihi, gecmisi ve gelecegi merak etmek yerine, Paris Hilton gibi ünlülerin giydigi topuklar konusuluyor, Starbucks da kahve icmek ayricalik sayiliriyor, bes yildizli otellerde havuz tatili yapmak, kültür gezisi olarak Tayland gibi ülkelerde gidip ahlak sinirlarini zorlamak ayricalik sayiliyor.
insanlar yaris atina cevrilmisler, kim takar tarihi, gecmisi, sirlari ve gercegi. Aslinda bir görebilseler aslinda düzen denen yarista at bile degiller. Rifat Ilgazin dedigi gibi/ yasiyoruz iste, yasiyoruz be at kicinda sinek gibi, tövbe tövbe/ ....
Karamsar olmamak gerek bilmekteyim, Ama gizlenen onca kaynak varken, belki gün isigina cikmis olsa pek cok olay, daha bir insanliktan nasibini alarak yasamayi ögreniriz. 10 yildir evime televizyon sokamdigim icin, deli oldugumu düsünen, derin mevzulari konusmaya kalkistigimdaysa /ucmus bu/ bakis acisina sahip cogunlugun yasadigi bir dünyada hersey masal gibi geliyor insana. Kötü bir masal..!
 

flzf

Yeni üye
Katılım
12 Mar 2009
Mesajlar
1,028
Puanları
0
Yaş
32
İnsanoğlunun efsane kültüründen hiç hazzetmiyorum yahu tamam geçmişte hadi bir böyle enterasan doğa üstü birşey arıyosun acayip mantıksızda hadi buldun yada bulamadın birde şu kendi inançlarına bir takım sahte ideolojilere tabulara bağlama olayı yokmu resmen kanıma dokunuyor. Yarın öbürgün biri çıkıp haaa bakın bu şu kutsal kitapta yazıyomuş zaten derse hiç şaşırmam hiiiiiç.
 

seyrialemir

Yeni üye
Katılım
29 Eyl 2013
Mesajlar
260
Puanları
0
İnsanoğlunun efsane kültüründen hiç hazzetmiyorum yahu tamam geçmişte hadi bir böyle enterasan doğa üstü birşey arıyosun acayip mantıksızda hadi buldun yada bulamadın birde şu kendi inançlarına bir takım sahte ideolojilere tabulara bağlama olayı yokmu resmen kanıma dokunuyor. Yarın öbürgün biri çıkıp haaa bakın bu şu kutsal kitapta yazıyomuş zaten derse hiç şaşırmam hiiiiiç.
:) biraz zerzenisler hissediyorum, yanilmis olabilirmiyim. hissiyatimin taban yaptigi bir gündeyim galiba. Hayat dedigimiz sey tekerrürden ibaret degil mi? Tarih boyunca yazilmis pek cok benzerliklerin olmasi yada efsanelesmesinden dogal bir sey olamaz. Günün birinde tarihe gecmesekte, bizlerde bir efsane olmayacakmiyiz. Varligimiz yok olsada bilinen yakinlar icin en azindan.
 

flzf

Yeni üye
Katılım
12 Mar 2009
Mesajlar
1,028
Puanları
0
Yaş
32
Benim demek istediğim şu ortalama insan geçmişte halı olmasını istemekle yetinmiyor mesela taş devrinde halı olması gayette enterasan bir olaydır insanlar o dönemden lükse başlamış derizde yetinmiyor işte insanlar o halı birde yürüsün konuşsun uçsun istiyorlar ne alaka abicim halı uçarmı hiç bu yüzden zaten uçan halı masalı çok okunmuşturya .
 

seyrialemir

Yeni üye
Katılım
29 Eyl 2013
Mesajlar
260
Puanları
0
:) günümüzde de lotodan milyon kazanacagini sanan, zengin ve lüks icinde yasamayi mutluluk sananlar cok :)) bir halinin ucacagina inanmakla es deger aldatmacalar bunlar.
Efsanelerden kastim, hayal ürünü masallar degil elbet. Yinede insanlarin halinin ucacagina inanmasi, lotadan milyon kazanmayi umut etmesinden daha masum geliyor bana. Hayal gücünün yüksek olmasi kimseye zarar vermez,
 

flzf

Yeni üye
Katılım
12 Mar 2009
Mesajlar
1,028
Puanları
0
Yaş
32
Bence zengin ve mutlu olacağına inanan insanla halının uçmasını isteyen arasında dağlar kadar fark var mesela gerçekçilik gibi :)