Neler yeni

Necip Fazıl Kısakürek

kalliope

Yeni üye
Katılım
23 Ara 2008
Mesajlar
735
Puanları
0
Yaş
48
KALDIRIMLAR

I

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

II

Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

III

Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...

 

Epilogue

Yeni üye
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
281
Puanları
0
Yaş
38
Siz hiç bir sarrafın bağırdıgını duydunuz mu?

Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz.
Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.
İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.
Popçular, folkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor.
Ama Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor.


İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.



Necip Fazıl Kısakurek
 

istanbul

Yeni üye
Katılım
19 Ağu 2010
Mesajlar
315
Puanları
0
Yaş
34
Aynalar

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Necip Fazıl Kısakürek
 
Katılım
19 Kas 2012
Mesajlar
295
Puanları
0
Yaş
24
Beklenen

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

Necip Fazıl Kısakürek
 

okur-yazar

Yeni üye
Katılım
9 Eyl 2011
Mesajlar
2,158
Puanları
0
Yaş
49
[video=youtube;tLdtxrvDwZo]http://www.youtube.com/watch?v=tLdtxrvDwZo[/video]
 

okur-yazar

Yeni üye
Katılım
9 Eyl 2011
Mesajlar
2,158
Puanları
0
Yaş
49
[video=youtube;6M_i_aAo5yY]http://www.youtube.com/watch?v=6M_i_aAo5yY[/video]
 

okur-yazar

Yeni üye
Katılım
9 Eyl 2011
Mesajlar
2,158
Puanları
0
Yaş
49
Aman! (1964)

Aman efendim, aman!
Galiba Âhir Zaman!
Manzarası yurdumun,
Tufan gününden yaman!
Göz görmez aydınlıkta;
Asümanedek duman.
Yer dumanmış ne çıkar,
Duman dolu âsüman.
Türk evi delik deşik;
Yıkı dökük hânüman.
Duraksız itiş kakış;
Süresiz karman-çorman.
Anne çocuk doğurur,
Köpek soyundan azman.
Beyinler zıpzıp kadar,
Mideler koskocaman.
Aziz fikir buğdayı,
Katıra mahsus saman.
Boş lâf, hep dalga dalga;
Uçsuz bucaksız umman.
Hayvanlık orkestrası:
Eşek, birinci keman.
Orman keleş, nebat kel;
Nebat adamlar orman.
Midelerde ihracat,
Günde beş milyon batman.
Milli servet matbaa,
Bilmem kaç milyar harman.
Yangın evinde satranç;
Plân, reform ve uzman.
Tam bir buçuk asırdır,
Maymunlardan eleman.
Bizdeki hale nispet
Maymun taklitten pişman.
Hangi yol Türke uygun,
Hangi parti tercüman?
Çıkamaz meydanlara;
Camide mahpus iman!
Silah küfrün belinde,
Küfrün elinde, ferman.
Cehle sorarsan ilim;
Zehre sorarsan, derman.

Rahmet, meçhul kelime;
Bilinmez isim, Rahmân.
Kutsal kitaptır fuhuş;
Ahlâk, okunmaz roman.
Tarih, kontra gerçeğe;
Hürriyet hakka düşman.
Millete kasdedenin
İsmi milli kahraman.
Yere batsın bu dünya,
Bu dünyadan hayr uman!
Genç adam, at yorganı!
Sana haram, uyuman!

Aman, efendim aman!
Efendim, aman, aman!


Necip Fazıl Kısakürek
 

Sunar

Yeni üye
Katılım
6 Ocak 2011
Mesajlar
141
Puanları
0
Yaş
80
Web sitesi
sunar.canalblog.com
KALDIRIMLAR

I

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

II

Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

III

Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa - saplanan(kavuşan) denilse daha iyi olurdu- noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Ayrıca:

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş (kişi dense daha iyi olurdu, sanırım N.F.Kısaküreğin komünistlik döneminde yazılmış)- uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
 

okur-yazar

Yeni üye
Katılım
9 Eyl 2011
Mesajlar
2,158
Puanları
0
Yaş
49
Sn. Sunar, siz şiirleri böyle mi okursunuz hep? Çok rahatsız edici.

Şiirde mühim olan esintidir. Şairin seçtiği kelimeler en doğru kelimelerdir. Necip Fazıl'ın demekki içinden "kıvrılan" demek geçmiş "uzayan" değil. İnsan içinden geçeni yazmaz ise o şiir olmaz. Köşeli, kup kuru, kurallara bağlı fakat tadı olmayan bir şey olur.

Misal niye yaşamış demesinden rahatsız oldunuz da yaşayan demeliydi diyorsunuz? Yaşamış diyor, demek ki artık yaşamıyor, vs.

Hiç aklıma gelmezdi şiirleri böyle okuyan bir mantık :D Helal olsun.

Şimdi düşündüm de ben de kelimeleri düzeltme takıntısı ile şiir okusaydım herhalde yukarıdaki şiirde "millete kasteden ismi kahraman ve şapka takan maymun" demektense direk adını verirdim ama işte şaire karışmak edepsizliktir.

Kusura bakmayın ama bir şairin şiirlerini düzeltmeye kalkışmak çok çirkin. Biz üstaddan daha iyi şiirler yazdık mı ki onu düzeltme büyüklüğünü kendimizde görüyoruz?

Yorumunuzu bana belli etmek için mi benim mesajımdan alıntı yapmışınız? Ben de bakıp yorum yapmak zorunda kaldım. Doğru muyum Sn. Sunar?
 

Sunar

Yeni üye
Katılım
6 Ocak 2011
Mesajlar
141
Puanları
0
Yaş
80
Web sitesi
sunar.canalblog.com
KALDIRIMLAR

I

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

II

Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

III

Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...



Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun takı olsun, zümrütten taş kemerler.

Yolumun takı olsun, zümrütten taş kemerler dese daha iyi olurdu.
 

Sunar

Yeni üye
Katılım
6 Ocak 2011
Mesajlar
141
Puanları
0
Yaş
80
Web sitesi
sunar.canalblog.com
Sn. Sunar, siz şiirleri böyle mi okursunuz hep? Çok rahatsız edici.

Şiirde mühim olan esintidir. Şairin seçtiği kelimeler en doğru kelimelerdir. Necip Fazıl'ın demekki içinden "kıvrılan" demek geçmiş "uzayan" değil. İnsan içinden geçeni yazmaz ise o şiir olmaz. Köşeli, kup kuru, kurallara bağlı fakat tadı olmayan bir şey olur.

Misal niye yaşamış demesinden rahatsız oldunuz da yaşayan demeliydi diyorsunuz? Yaşamış diyor, demek ki artık yaşamıyor, vs.

Hiç aklıma gelmezdi şiirleri böyle okuyan bir mantık :D Helal olsun.

Şimdi düşündüm de ben de kelimeleri düzeltme takıntısı ile şiir okusaydım herhalde yukarıdaki şiirde "millete kasteden ismi kahraman ve şapka takan maymun" demektense direk adını verirdim ama işte şaire karışmak edepsizliktir.

Kusura bakmayın ama bir şairin şiirlerini düzeltmeye kalkışmak çok çirkin. Biz üstaddan daha iyi şiirler yazdık mı ki onu düzeltme büyüklüğünü kendimizde görüyoruz?

Yorumunuzu bana belli etmek için mi benim mesajımdan alıntı yapmışınız? Ben de bakıp yorum yapmak zorunda kaldım. Doğru muyum Sn. Sunar?



lisan, içinde "kıvrılmaz"; uzar!
"kıvrılan" ya da benim dediğim gibi "uzayan" deyince, "yaşamış" olmaz "yaşayan" demesi lazım.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde uluyan bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır.



Körü körüne kabullenmek saflık olur. Ben şiir yazmıyorum; yazılmış olanı eleştiriyorum. Haklı deyilsem o zaman söyle.

Bu edepsizlik değil; biz ne edepsizlikler görüyoruz.
 

okur-yazar

Yeni üye
Katılım
9 Eyl 2011
Mesajlar
2,158
Puanları
0
Yaş
49
Körü körüne kabullenmek mi? Kim neyi dayatıyor? Bir şair hiçbir kurala uymasa da, mantık dışı da olsa şiirleri onun esintisidir ve ona göre öyle doğrudur, içinden gelen odur çünkü.

Bana çok acayip geliyor bir şairin şiirlerini sırayla düzeltmeye kalkmak sadece. Siz böyle şiir okumaktan memnunsanız diyecek bir şeyim yok elbette ama bana bir garip geldi. Neyse, size kolay gelsin.
 

okur-yazar

Yeni üye
Katılım
9 Eyl 2011
Mesajlar
2,158
Puanları
0
Yaş
49
Lafımın dostusunuz,
çilemin yabancısı,
Yok mudur, sizin köyde,
çeken fikir sancısı?

Necip Fazıl (1980)
 

orhan

Yeni üye
Katılım
14 Kas 2013
Mesajlar
3
Puanları
0
Necip Fazıl bir zamanlar kumarbaz, içki içen bir komünist idi, son zamanlarında islamı seçti ve pisliklerden arındı, pek çok İslamcıya örnek oldu. Dinin mucizesi işte burada. Allah günahlarını affetsin.