Kitaplardan Pasajlar

The Witcher 2-Kader Kılıcı kitabından (1.Baskı s.211)



(...)"Sizler," diye devam etti doppler*, yüzüne Dandelion'ın arsız gülümsemesini takınarak, "cücelere,buçukluklara,gnomlara asimile olma
hakkı tanıdınız, hatta elflere bile.Ben onlardan kötü müyüm? Benim bu
hakkım neden elimden alındı? Bu kentte yaşayabilmek için ne yapmam
gerekiyor? Gri gözlü,ipek saçlı,uzun bacaklı bir elfe mi dönüşeyim? Öyle
mi yapayım? Bir elf neden benden daha iyi olsun? Bir elf gördüğünüzde
heyecandan yerinizde duramıyorsunuz da beni görünce mideniz mi
bulanıyor? Bu gerekçeyi istediğiniz şekilde anlayabilirsiniz. Ben canımı
öyle ya da böyle kurtarırım. Yolunu biliyorum çünkü. Kurt kimliğiyle
koştum, uludum ve bir dişi yüzünden birbirimizi ısırdık. Novigrad sakini
olarak ticaret yapacağım, aksöğüt kamışlarından sepetler öreceğim,
dilenip hırsızlık yapacağım, tıpkı sizler gibi sizlerden biri olarak
yapacağım bütün bunları. Bakarsın bir de evlenirim, kim bilir?"(...)




* Novigrad halkı tarafından sevilmeyen,avlanarak soyu kurutulmaya çalışılan bir şekil değiştiren türü.
 
Son düzenleme:

Mara

Üye
''ne ölüm, ne de hayat ! hiçbiri kovalamıyor beni rüyalarımda. hiçbirinin eli bana değmiyor. çünkü ellerim ceplerimde hiç olmadıkları kadar. varlığıma nedensizlikten delirdim ben. hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. hepsini giydim. hiçbiri olmadı. hepsi dar geldi. inansaydım herhangi birine, uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim. okyanuslar kırmızı olurdu. pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi. ama inanamadım. bir türlü inanamadım… bütün hayat bir illüzyon.''

Hakan Günday * Kinyas ve Kayra
 

Ay

Üye
İnsanlar hep yanlış şeyi alkışlıyorlar.

Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger
 
Son düzenleme:
T

Togepi

Ziyaretçi
''Ben aşktan daima kaçtım.
Hiç sevmedim.
Belki bir eksiğim oldu.
Fakat rahatım.
Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde. Fakat daima ödersiniz.
Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz.''

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar
 
The Witcher 2-Kader Kılıcı kitabından (1.Baskı s.241-242)



(...)"Deniz sende neyi çağrıştırır, Geralt?" diye ansızın sordu Essi.

"Huzursuzluk," dedi Geralt, neredeyse hiç düşünmeden.

"İlginç. Oysa çok sakin ve serinkanlı görünüyorsun."

"Ben huzursuz olduğumu söylemedim. Sen, denizin bende neyi çağrıştırdığını sormuştun."

"Düşünceler arasındaki bağlantı ruhun aynasıdır. Bu konudan anlarım, şairim ben."

"Ya sende, Essi, deniz sende neyi çağrıştırır?" diye hızla sordu Witcher. Hissettiği huzursuzluk hakkında konuşmaya son vermek istiyordu çünkü.

"Sonsuz devinim," dedi kız bir süre sonra. "Değişim. Ve de binlerce şiirimde binlerce şekilde betimleyebileceğim ve ne olduğunu çözemediğim, işin özüne varamadığım bilmece ve sır. Evet, evet bunları çağrıştırıyor."

"O halde," dedi Geralt mineçiçeği kokusunun üzerinde gitgide daha çok etki gösterdiğini fark ederek, "senin hissettiğin şey de huzursuzluk. Oysa çok sakin ve serinkanlı görünüyorsun."

Kız, Geralt'a doğru döndü, altın sarısı buklesini geriye attı, güzel gözlerini ona dikti.

"Ben ne sakinim ne de serinkanlıyım, Geralt."
 

Ay

Üye
Hepimiz mutsuzuz, ama hepsini bağışlamalıyız. Bağışlayalım, Liza ve sonsuza dek özgür olalım. Dünyayla ilgimizi kesmek ve tümüyle özgür olmak için, bağışlamak, bağışlamak, bağışlamak gerek.

Ecinniler, Dostoyevski
 

Mara

Üye
Kuş sevenlerin kuş beslemesi çok komik değil mi? Kuşu alıyorsun ve kafese kapatıyorsun.
Adamın tüm olayı zaten uçmaktan ibaret…
Sevdikleri şeyi yok ediyorlar
- Venüs

Hasan Özgür Yıldırmaz
 
The Witcher 2-Kader Kılıcı kitabından (1.Baskı s.291-292)



"(...)Balat, bir Witcher ile bir şair kadını anlatıyordu. Witcher ve şair bir deniz kıyısında, martı çığlıkları arasında tanışıyor ve birbirlerine ilk bakışta âşık oluyorlardı. Şarkı, aşklarının güzelliğini ve gücünü anlatıyordu.Bu aşkı yenmeye onları ayırmaya ölüm dâhil hiçbir şeyin kudretinin yetmediğini söylüyordu.

Şarkıda geçen hikâyeye kimsenin inanmayacağını biliyordu Dandelion ama umurunda değildi. Balatların insanları inandırmak değil, duygulandırmak için yazıldığını biliyordu çünkü.

Dandelion bir kaç yıl sonra baladın içeriğini değiştirebilir, gerçekte olanları yazabilirdi nasılsa. Ama yapmadı bunu. Çünkü gerçek hikâye kimseyi duygulandırmazdı. Witcher ile Göznuru'nun ayrıldıktan sonra bir daha hiç karşılaşmadıklarını kim duymak isterdi ki? Göznuru'nun dört yıl sonra Vizima'yı kasıp kavuran bir salgında öldüğünü kim duymak isterdi? Dandelion'ın kızın cansız bedenini odun yığınının üzerinde yanan cesetlerin arasından kendi elleriyle alıp kentin çok uzağındaki bir ormanda tek başına usulca gömdüğünü ve kızla birlikte -ondan istediği gibi- iki eşyasını, lavtasını ve mavi incisini toprağa verdiğini kim duymak isterdi? Şair kız, o inciden ömrünün sonuna kadar ayrılmamıştı.

Hayır, Dandelion şarkısının ilk versiyonunu değiştirmedi. Ama bu şarkıyı asla söylemedi. Asla. Kimseye.(...)"
 

Ay

Üye
Eğer körseniz elinizdekiyle yetinmeniz sizin için dünyanın en doğal davranışıdır, dedi doktorun karısı, Salgın başladığından beri nasıl yaşadınız, Karantinadan çıkalı üç gün oldu, Ya, demek karantinaya alınmıştınız, Evet, çok zordu, Zor demek yetersiz kalır, Korkunçtu, Siz yazarsınız, az önce dediğiniz gibi kelimeleri çok iyi tanımanız gerekir, dolayısıyla sıfatların hiçbir işe yaramadığını bilirsiniz, bir insan bir başka insanı öldürdüğünde, örneğin, bunu olduğu gibi ifade etmeli, zaten eylemin dehşeti, kendi başına, öyle korkunçtur ki böylesine korkunç olduğunu söylemekten bizi kurtarır, Gereğinden fazla kelime kullanıyoruz demek istiyorsunuz yani, Gereği kadar duyguya sahip olmadığımızı söylüyorum, Belki de yeteri kadar duyguya sahibiz ama onları ifade edecek kelimeleri kullanmıyoruz, Sonuçta da duygularımızı yitiriyoruz.

José Saramago - Körlük
 

Mara

Üye
"yeni bir çağdayız ve hiç de ilginç bir çağ değil. insanlar işimizi çok sevmemiz gerektiğini söylüyorlar. sevmiyoruz. iş her zaman kasvet vericidir, cehennemin kendisidir belki de. fakat işimizden doğan ürünü seviyoruz. her insanın hayatında kaçmakla direnmek arasında bir seçim yapmaya zorlandığı anlar vardır. biz direniyoruz. dünyada yeterince mutsuzluk var zaten, buna katkıda bulunmak istemiyoruz. huzur ya da mutluluk, bırak sarsın seni. ölümü yenemezsin, ama hayattayken ölmeyi yenebilirsin. çünkü sadece gerçekten yaşayan biri ölebilir ve riske girmemek, kaybetmemek, aynı yere dönmemek sadece ölülere mahsustur. "

Bukowski.
 

Ay

Üye


Siyahi insanlar Küçük Siyah Sambo'yu sevmiyor. Yak gitsin. Beyaz insanlar Tom Amca’nın Kulübesi’nden hazzetmiyor. Yak gitsin. Biri tütün ve akciğer kanseri üstüne kitap mı yazmış? Sigara üreticileri ağlıyor mu? Kitabı yak gitsin. Kavganı dışarıda et. Daha da iyisi, yakma fırınının içinde.

....

Bir şeyi kafanızdan çıkarmayın. Sizler önemli değilsiniz. Siz hiçbir şey değilsiniz. Bir gün taşıdığımız yük birine yardımcı olabilir. Fakat uzun süre önce, elimizde kitaplar olduğu zaman bile, onlardan çıkardığımız şeyleri kullanmadık. Ölülere sövmeye devam ettik. Bizden önce ölmüş zavallıların mezarlarına tükürmeye devam ettik. Önümüzdeki hafta, önümüzdeki ay, önümüzdeki yıl, bir sürü yalnız insanla karşılaşacağız. Bize ne yaptığımızı sordukları zaman onlara, hatırladığımızı söyleyebilirsiniz. İşte uzun vadede kazançlı olacağımız nokta burası. Bir gün, o kadar çok şey hatırlayacağız ki, tarihin en büyük buharlı kazı makinesini yaparak bütün zamanların en büyük mezarını kazıp, savaşı içine ittikten sonra üstünü örteceğiz. Gelin artık, öncelikle bir ayna fabrikası kurmaya ve gelecek yıl boyunca sadece ayna imal ederek onlara uzun uzun bakmaya gidiyoruz.”



Fahrenheit 451, Ray Bradbury
 
Son düzenleme:

Mara

Üye
"Bisikletten düştüğün gün dizinde oluşan yaranın bıraktığı iz, hiçbir zaman canının ne kadar acıdığını hatırlatmayacak. Hep küçükken bisiklete bindiğinde ne kadar mutlu olduğunu anımsayacaksın."

Nihan Özkoçak "Kabuk"
 

Mara

Üye
Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun.
Bir haykırış! Sessizce yatağa dönüyorum. Ölümü ve yokluğu uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor. Şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor. Korkacak bir şey yok. Kırlarda koşuyorum. Sanki bir deniz kentinde yaşamıyorum. Hep kırlar. Esintiyle birlikte eğilen otlar arasında bir başımayım. Birazdan ölüm beni alacak.


Tezer Özlü
 
Vakıf Serisi-Vakıf kitabından (4.Baskı s.163)



Hardin'in yanıtı neşeliydi. "Evet, onarılmasını bizzat benim önermiş olduğum o kruvazör... ama kendi istediğim şekilde onarılmasını. Söylesenize Wienis, hiperdalga nakli diye bir şey duydunuz mu hiç? Görüyorum ki duymamışsınız. Eh, iki dakika içinde neden bahsettiğimi anlarsınız."

O konuşurken masanın üstündeki televizör ekranı aydınlandı, bunun üzerine Hardin cümlesini düzeltti. "Hayır, iki saniye içinde desek daha doğru. Oturun, Wienis ve dinleyin."
 
"Ne yapıyorsun?" diye sordu kız. "Ölüyorum." dedi Kral Katili. O kadar korkak mısın?" diye cevapladı kız. Kelime Jaime'yi sarstı. Ona daha önce pek çok şey denmişti, onursuz, zalim, pervasız. Ama asla korkak değil. O Kral Katiliydi, Kral Muhafızlarının Şövalyesiydi. "Kapa çeneni fahişe, canım isterse ölürüm."

"Yaşa!" dedi kız. "Yaşa, savaş ve intikam al."

Kılıçların Fırtınası - Jaime POV'u.
 
T

Togepi

Ziyaretçi


Siyahi insanlar Küçük Siyah Sambo'yu sevmiyor. Yak gitsin. Beyaz insanlar Tom Amca’nın Kulübesi’nden hazzetmiyor. Yak gitsin. Biri tütün ve akciğer kanseri üstüne kitap mı yazmış? Sigara üreticileri ağlıyor mu? Kitabı yak gitsin. Kavganı dışarıda et. Daha da iyisi, yakma fırınının içinde.

....

Bir şeyi kafanızdan çıkarmayın. Sizler önemli değilsiniz. Siz hiçbir şey değilsiniz. Bir gün taşıdığımız yük birine yardımcı olabilir. Fakat uzun süre önce, elimizde kitaplar olduğu zaman bile, onlardan çıkardığımız şeyleri kullanmadık. Ölülere sövmeye devam ettik. Bizden önce ölmüş zavallıların mezarlarına tükürmeye devam ettik. Önümüzdeki hafta, önümüzdeki ay, önümüzdeki yıl, bir sürü yalnız insanla karşılaşacağız. Bize ne yaptığımızı sordukları zaman onlara, hatırladığımızı söyleyebilirsiniz. İşte uzun vadede kazançlı olacağımız nokta burası. Bir gün, o kadar çok şey hatırlayacağız ki, tarihin en büyük buharlı kazı makinesini yaparak bütün zamanların en büyük mezarını kazıp, savaşı içine ittikten sonra üstünü örteceğiz. Gelin artık, öncelikle bir ayna fabrikası kurmaya ve gelecek yıl boyunca sadece ayna imal ederek onlara uzun uzun bakmaya gidiyoruz.”



Fahrenheit 451, Ray Bradbury
Kendisini dün kitaplığımın , ''okunmuşlar'' kısmına iliştirdim. Ben sevdim.

Bu arada yukarıdaki beyefendinin/hanımefendinin nicki bana ''Marshmallow'' u aklıma getiriyor. Nedendir bilinmez.
 

ls2

Aktif üye
Bunlarin çoğu tasavvufu islamiyet saniyor. Halbuki budizm ve maniheizmin çorbasidir. tuz ve biber olarak da içinde epey hristiyanlik ve yahudilik vardır.

Ruh Adam. Hüseyin Nihal Atsız.
 
Doğruluk Kılıcı Serisi-Büyücünün İlk Kuralı/Kısım I kitabından (1.Baskı s.111-112)



(...)Zedd'in "neden" sandalyesi boştu. Neden sandalyesi, Zedd'in oturup merakını uyandıran şeylerin nedenini düşündüğü sandalyeydi. Bir keresinde, sandalyesinden üç gün boyunca kalkmayıp neden insanların gökyüzünde kaç yıldız olduğunu tartıştıklarını anlamaya çalışmıştı. Gökyüzünde kaç yıldız olduğu onun umrunda değildi. Soruyu saçma bulmuş ve yalnızca, insanların bu konuyu tartışmak için neden bütün zamanlarını harcadıklarını düşünmüştü. En sonunda ayağa kalkmış ve herkesin kendi düşüncesini özgürce söyleyebileceğini çünkü yıldızları saymanın olanaksız olduğunu söylemişti. Böyle aptallar uzmanlıklarını kanıtlama hevesiyle çelişkiye düşmeyi umursamazdı. Zedd konuyu çözümledikten sonra eve girmiş ve sofranın başından üç saat kalkmamıştı(...)
 
Üst