Neler yeni

kıskanmak nedir ?

5N1K

Yeni üye
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
67,705
Puanları
0
Yaş
39
Sevgide veya kendisiyle ilişkili şeylerde bir başkasının ortaklığına veya üstün durumda görünmesine dayanamamak

Herhangi bir bakımdan kendinden üstün gördüğü birinin bu üstünlüğünden acı duymak, günülemek, haset etmek

Esirgemek, çok görmek

Bir şeye, en küçük saygısızlık gösterilmesine bile dayanamamak

Yerinde olmayı istemek, imrenmek
 

"ictenlik"

FSEditör
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,673
Puanları
38
Sosyal ucurumlar cok derin bu ulke yasanilamaz olucaktir

Su an insanlar zihinsel ve psisik olarak birbirinin yasamlarini yagmaliyor

Emek koleligi mutluluk uretmeyen satinalmalar yaşam imrenmesi de
Yasamgucu uretmeyen curumus toplum ve tüketme
uyusturulmus kalabalık
Paranin satinalma gucunun yamulmusu
kole emegi satinalir gibi satinalma
Para karsiligi zorunlu calisma fikri
Herkes mutsuz
Sizce bizce gonulluler mi gönüllü müyüz;

Her satinalmanin altinda emek var
Yedigimiz ictigimiz mutsuz emekle üretilmiş mutsuz tane
karşılıksız emekle üretilmiş haksız tane
hakkını alamamış emek tanesinden süzülmüş
Mutsuz emeklere dayaniyor ve mutsuz uretime
Mutsuz tuketime
dayanıyoruz
--

Bi isveren mutlu sanirim
herkes isverenden iscinin emegini satinaliniyor
isveren emek taşeronu olmuş-toplumdan iş

burası hayal ettigim dunya degil
Para karsiligi is yapilir emekte
Seve sevede yapilir ve bu zihinsel kolelik yada fiziksel kolelik farketmez

Insanlar tatil ve dinlence tuketmiyor tüketmiyor -gerçek eğlence hiç
Kamu asgari isciligi (ve çalışma koşulları) ne durumda sizce
rahat çalışanlarınm ve yaşayanalrın yaşamları emekleri imrenilerek izleniyor ve kıskanılıyor? artık
doğu batıyı izleyip rahat ve parasız seks görüyor-kolay eğlence -iltica var akıllarda-yaşam düşü-yerine geçme
----------

insanlar acimayi iyilik ve yardimseverlik sanmaya basladi
Sozde is vererek (yada para) modern koleligi resmileştirdiğimiz olmuyor mu?
Para kazandirip ucuruyorlar insanlari
Artik ac degilsin
Sevin simdi

Is ilişkileri kast ve gardiyanlik iliskilerine dönüşmüş
Isverenler ya da sozde cavus ve gardiyanlarca sistemlice eziliyor secme sanslari yok ve insanlar ve bir disli carki makina yada robot gibi calisiyorlar
Cogu yere gittim geldim insanlar otomatize olmuslar
Sozde secme haklarindan baska bi seyleri olmayan bu insanlarin konusma haklari yok bilinclerini tarif edemezler
Nasil bir durumda olduklarinin farkinda degiller ve sistemin bilincsizleri (ve sozde kotu oy verenleri yanlis secimlileri) olarak elestiriliyorlar ve siyasi palavralarla bu gecistiriliyor
Herkes bu insanlari yeriyor siz manyakmisiniz
Hadi bilinclendirin onlari ve sisteminize kafa tutsun ve kafaniza yiksinlar isterseniz
Kendi durumlarini gozlemleyemiyorlar

Otomatize robotlarsiniz kusura bakmayin indir kaldir getir gotur

Modern dunya kusura bakmayinda hamallik ve iskenceden baska bi sey degil

El emegi ve hak onurdu eskiden biz hangi dunyaya geldik
 
Son düzenleme:

"ictenlik"

FSEditör
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
3,673
Puanları
38
aslında orda face te birbirine bakışan insanları tarif ettim
eskiden sanki herkesin mutluluğu herkesin mutluluğuydu garip
eski bi kültür ve imrenmeme kendi mutluluğu sade hayatına imrenme vardı ve sığınma

insanların birbirilerinin yaşamlarıan bakıp
hayıflanmasımı diyelim iç geçirmesi
ve bedenlerine bakıp
tuhaf hissetmesi mi diyelim -hali bu

insanlar mutluları linç edecekler yahu! gün gelip neden mutsuzsun sen!

insanlar sahip olamadıkları ve başkalarının sahip oldukları şeye imrenmeye başladılar -mı- diyorum
mutsuz ve küçük bireysel hayatlara sıkışmışmıyız acaba bizler
birbirilerinin yaşamlarına mutluluklarına göz dikmiyor mu insanlar
özgürlüklerine de tuhaf yollarla -kendi edinemedikleri

haftada 6 tam gün çalışıp zorlanmış, iş ilişkileri nedeniyle evde mutsuz, stres, endişe bitirmiş yemiş insanları ,para stresi dağ oluş-alımsızlık lamış başını gitmiş
enerjisiz çalışan kendi içinde doygun zorlanmış ve yorgun argın, bitkin aşağılanmı,ş susmuş bu kalabalık eve sevişmeye gidiyor ne ala

insanlar sahip olmak istiyor -nokta bu göz görüyor gönül eriyor der gibi

yaşam koşulları farklılıkları para koşulları farklılıklarından daha ağır
hadi parayı
hadi mutluluğu geçtim
zaman kavramı serbest zaman
insana zaman kalmıyor
tüketecek zaman
zamanı bari eşit verin
üç kuruşa çalıştırın ama zaman bölüşün
65 yaşında emekli olacak bu insanlar haftada 50-60 saat çalışmayla haftada ayda bir part izinle yaşayamaz

insana çalışmayı ve dinlenmeyi bi arada yapmayı öğrenememiş salak yaratık bunu diyorum ve insana çalışmayı ve yatmayı bi arada öğrenememiş salak hayvan bunu diyorum
bi gün çalış bi gün yat haftada üç gün tatil ver -insan bol- emek bol iş bol

ayını eğitimi kültürü almış ya da yaşam düzeyinden gelen hatta dost kardeş arkadaş ve akraba aynı insanlar biri kamu ataması ile nerdeyse diğerinin üç katı kazanıyor ve bolca serbest zamanda -serbestleştirilmiş yaşam ve çalışma koşullarında- iç rahatıyla- iş kaybetme korkusu duymadan sonra diğerlerimzi face duvlarlarında sahip olamadıkları -diğerlerinin sahip olamadıkları yaşama bakıyorlar
 

Lefty

Tanınmış üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,902
Puanları
48
Facebook gibi siteler insanları bunalıma itebilir çünkü çok abartılı paylaşımlar yapılıyor herkes birbirine üstünlük sağlama derdinde. Kıskançlık hayatın her yerinde var, iş arkadaşın da seni kıskanıp yolunu kesmeye çalışabilir. Kardeş bile kardeşi kıskanırken insanliarın başkalarının yaşamına imrenmesi tuhaf gelmiyor.İkili ilişkilerde kıskançlık ise tümüyle güvensizlik temelli ve itici bir durum.

Sanalmanik çoğu insan kıskanmıyor sadece eşitsizliğe tahammül edemiyor. Emeğinin karşılığını yıllarca alamazken birileri çok kolay para kazanıp sanki çok da iş yapmış gibi kendini havalara sokunca o insanlara tahammül edemiyor, rahatsız oluyorsun yoksa kimsenin sahip oldukları ile ya da mutluluğu ile değil kişinin derdi.
 
Katılım
3 Tem 2010
Mesajlar
189
Puanları
18
Yaş
25
Kendinin olduğunu düşündüğün bir varlığı gölgenin bir parçası haline getirmek. Oluşması kaçınılmaz tüm boşlukları kapatmak uğraşı ve algının gölgeyi büyütmesiyle var olandan uzaklaşması. Sonrasında görülen başka gölgelerle çarpışıp farklılıkların vereceği haz ya da çöküntü.
 

Lefty

Tanınmış üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,902
Puanları
48
Türkiye'de Elif Şafak nedense bana göre en kıskanılan yazarlardan birisi çünkü hayatta birçok istediğini elde etmiş ve mutlu bir kadın, bu sebeple özellikle kadınlar tarafından çok eleştirilir.

Erkekler de genel olarak Caner Taslaman'a katlanamıyorlar çünkü çok sakin ve egosuna yenilmemiş, bildiği yolda kararlı ilerleyen bir erkek ayrıca akademik kariyeri de yabana atılacak gibi değil.

Kendi adıma her insandan öğrenilecek bir şeyler olduğuna inandığım için kimseyi sevmemezlik yapmam, görüşlerine katılmasam bile dinler ve anlamaya çalışırım.

Elif Şafak'ın yıllar öncesinde kaleme aldığı bir yazı ile bu başlığa katkı sunmak isterim. Kadınlar erkeklere göre daha kıskanç oluyorlar. Akıllı ve kendinden emin kadınlar ise asla başka bir kadının güzelliğine takılmazlar ancak rakip zeki ve yürekli ise; işte o dakika ondan korkmaya başlarlar.

Çağımızda kadınların en büyük handikapı, ne yazık ki sadece görselllikleri ile var olmaya çalışıyor olmalarıdır, hal böyle olunca da her güzel kadını kıskanıyor ve rakip görmeye başlıyorlar. Hayatı kadın-erkek ilişkisi dışında yorumlayamayanlar için görsellik tek seçenekmiş gibi değerlendiriliyor ve hep mutsuz olmaya mahkum oluyorlar.


Entelektüel kadın kıskanır mı?

BUDA'nın temel öğretilerinden biridir, "Başkalarını kıskanma, onlarla uğraşma" der ve ekler ardından: "Habire kıskançlık duyan insan iç huzurundan yoksun bir insandır."
Uzaktan bakarız kimilerine, zannederiz ki onların her şeyi var. Şöhret, başarı, saygınlık, mutluluk... "Daha ne istiyor olabilirler ki" deriz kendi kendimize. İzleriz kısık ve sabit gözlerle. Kıskançlık cehaletten beslenir halbuki, düşünmeyiz.
Bu bir ağılı ağaç ise beynimizde yeşeren, toprağı bilgisizlik olsa gerek. Zira ne kadar az şey biliyor olursak öteki insan hakkında o kadar rahat ve pervasızca kıskanırız. Belki de minicik bir kelime ayrımı yapmak lazım. Gıpta etmek, özenmek, belli bir dozda kalmak kaydıyla daha insanca, daha masumca duygular, ama kıskançlık altını oyan bir asit teknesi gibi, girdiği bünyeyi zedelemeden çıkmıyor işte.

Simone de Beauvoir, Fransız ve dünya düşünce tarihinin en çok iz bırakan isimlerinden, hatta kadın entelektüeller sıralamasında bir numara; tahtını kolay kolay bırakacağa benzemiyor, aradan geçen bunca zaman sonra bile. Onun gibi iki dudağının arasından çıkan, kaleminden damlayan her kelimenin ciddiye alınmasına alışkın, her yerde itibar gören bir kadın kimi niye kıskansın ki diye düşünebilirsiniz. Oysa.....
Kazın ayağı öyle değil. İşte Simone de Beauvoir'in deli gibi kıskandığı kadının hikâyesi:
Tesadüf bu ya, onun da ismi Simone idi, tesadüflerin olmadığı şu hayatta. Simone Weil, Yahudi bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. Ağabeyi de kendisi de küçük yaştan itibaren kitaplar arasında büyüdüler, eğitimlerine büyük önem verildi. Annesi babası dinden de dindarlardan da hazzetmezdi. Katı laik bir ortamda büyüdü. Küçük yaştan itibaren "dâhi" gözüyle bakıldı bu kız çocuğuna. Yetenekli ve zeki olduğu kadar girişkendi.
12 yaşında Yunanca'ya gayet hâkim; matematik, geometri ve fizikte yaşıtlarından katbekat öndeydi. 1928 senesinde Ecole Normale Superieure sınavlarında birinci oldu. Aynı sınavda ikinci olan kişi gene bir kız öğrenci idi: Simone de Beauvoir. Böyle başladı iki Simone arasındaki sevgi-nefret ilişkisi.

*
Simone Weil ufak tefek, çelimsiz, ileri derecede miyop bir kadındı. Ancak onun doğal ve rahat tavrı, güzelleşmek ya da süslenmek için en ufak bir çaba göstermiyor oluşu erkeklere cazip geliyordu. İkinci Simone, daha güzel olduğu halde, kendisini onun gölgesinde hissediyordu.
Üniversite yılları çabuk geçti; her iki Simone da aktif biçimde öğrenci eylemlerinde yer aldı, her ikisi de emekçi ve azınlık haklarıyla yakından ilgileniyor, dünyayı değiştirmeyi arzuluyordu. Ancak okul biter bitmez bir yol ayrımı çıktı karşılarına. Simone de Beauvoir "entelektüel" olmayı önemserken, Simone Weil toplumsal adaletsizliklerin çözümünün zihinsel faaliyetlerde değil, tam tersine kol emeğinin kıymetinin bilinmesinde yattığına inanıyordu.
Kısacası, aydınların fabrikalarda çalışmasından yanaydı(!) Ve bu formülü evvela kendinde deneyecek kadar da cesur. Bir çelik fabrikasında iş buldu. Eylemler örgütledi, grevlere katıldı. "Kızıl Bakire" lakabını kazandı.
Seçkin, zengin bir aileden gelen bu kadın neden, nasıl işçi olmaya zorladı kendini? Üstelik beceremediği halde. O sene peş peşe üç fabrikadan atıldı. Yılmadı. Filozof, aktivist, emekçi, mistik. Ne tam anlamıyla solun kalıplarına uydu, ne sağın. Ne Marksistler arasında rahat edebildi, ne liberaller. Tam bir çelişkiler yumağıydı. Ama hayranları da katlanarak arttı. Simone de Beauvoir "kitabi bilgiler"le konuşmakla eleştirilirken, o hayatın bire bir içinde olmakla övgü topluyordu.

*

Ne var ki ilk başlardaki romantizmini yitirmeye başladı. Fabrika şeridinde bütün gün çalışmanın insanı tutkularından uzaklaştırdığını gözlemledi. Kendini sorgular oldu. "Devrim" inancını terk etti. Devrim ideali, insanları ani ve katı ve kati bir değişiklik peşinde koşmaya yöneltiyordu. Devrimci dostları bu eleştirileri duymaktan hoşlanmadılar.
Simone Weil giderek yalnız kaldı. İşte bu dönemde din ile ilişkisini yeniden gözden geçirdi. Azizlerin hayatları, Hint felsefesi... O da tıpkı Tolstoy gibi fiziksel yorgunluğun manevi olgunlukla el ele gittiğine inanıyordu. Doğru dürüst yemek yemez oldu, ruhunu terbiye etmek için açlıkla talim etti kendini. Öldüğünde 34 yaşındaydı.
Aradan seneler geçti. Bütün bu zaman zarfında elit çevrelerden ayrılmayan Simone de Beauvoir, ateistliğiyle namdar bu kadın gün geldi hemcinsi ve adaşını nasıl kıskandığını itiraf etti. Nesine imrendiğini sorduklarında ise tek bir kelimeyle cevap verecekti: "Yüreğine."
Bense merakla okurum bu iki kadını; ne birini yakın bulurum kendime ne berikini. Beni esas cezbeden onların hikâyesini yazmak, onlarınki gibi hikâyeleri...

Elif Şafak
 
Son düzenleme: