İslam Dünyasındaki felsefi ekoller

eski

Yeni üye
Kayıtlı Üye
Katılım
5 Ağu 2008
Mesajlar
111
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
41
İSLAM DÜNYASINDAKİ FELSEFİ EKOLLER



1) TABİYYUN (NATURALİSTLER)
Deney ve tümevarım metodunu ilk kullanan ve bilginin duyumlardan ibaret olduğunu savunmuşlardır. İslam dünyasındaki ilk felsefi akımdır. Maddi dünyanın dışında ruh ve Allah’ı kabul ediyor, Allah’ın hikmetinin, onun yarattığı eşyada tecelli ettiğini söylüyorlar. Bu ekolun kurucusu Ebu Bekr Zekeriya Razi’dir. Razi aynı zamanda bir tıpçıdır. Yirmi ciltlik el-Havi adlı bir kitap yazmıştır. Fizikte ışığın kırılmasını ilk kez o bahsetmiş, boşlukta çekimin varlığını ispatlamaya çalışmıştır.

Ruh ve Nefs hakkındaki Görüşleri: Raziye göre Nefs, bedenden önce gelir. Cisim nefse bağlıdır. Bu nedenle bir doktor beden kadar, ruhu da tedavi etmesini bilmelidir. Ruhun ölmezliğine inandığından maddecilerle bu konuda ayrılmıştır. Fakat ruhun bedenden bedene göçü (tenasuh) kabul ettiği için de kelamcılardan ayrılır.

Felsefi Görüşleri:

Razi felsefi sisteminde beş kozmogonik prensibe dayanmaktadır. Bunlar;

a) Allah

b) Boşluk (yani mutlak mekan)

c) Müddet (süre) yani mutlak zaman

d) Ruh (nefs)

e) Madde (heyula)

İslami düşünce tarihinde dinleri birleştirme fikrini ilk defa ileri süren düşünürdür. Felsefe ile dinin uyuşmasını red eder. Aristonun otoritesini kabul etmediğinden ve Aristo mantığını kıyasıya eleştirdiğinden Meşşailik’e ters düşer. Peygamerlerin Allah hakkındaki haberlerin dışında birbirleriyle çelişki içerisinde olduğunu söyler. İyi ve kötünün bilinmesi için aklın yeterli olduğunu ve akıl herkeste eşit olduğunu söylemiştir.

2) MADDECİLER (DEHRİYYUN)
Tabiatçılar gibi duyulardan başka ilgi kaynağı olmadığını kabul ederler. Yegane gerçek maddedir. Maddeciler zamanı ezeli ve yaratılmamış olduğunu kabul ettiklerinden onlara dehriyyun (zaman) derler. Allahın varlığını da kabul etmemişlerdir. Alemin ezeli olduğunu, mahluk olmadığını kabul ederler. Bu ekolun en meşhur kişisi ibni Ravendi (ölm. 910) dur. Kitaplarının çoğunda ateizmi işlemiştir. Batiniler arasında varlıklarını sürdürebilmiş, bir okul oluşturamamışlardır.

Temel fikirleri

a) Her varlık maddidir. Maddeden ayrı bir ruh yoktur.

b) Evren ve tanrı birdir. Evrenin dışında bir yaratıcı yoktur.

c) İnsan psikolojik bir şahsiyet değildir. Ruh, ölümden sonra yok olur



3) BATINİLİK
Karmati (kirmati), Mezdeki, Ta’limiyye, Mülahide, İsmailiyye, Hürremiye ve kırmızı başlık giydiklerinden Muhammire adlarıyla anılmışlardır. Batinilik; felsefi kavramlarla, şüphecilik, tasavvuf ve mütezilenin karışmasından doğmuştur. Onlara göre islamda her şeyin bir zahiri, bir de gizli manası vardır. Batini manaya nüfuz edilmeden Batıni olunamaz. Şiayı savunmuş, şianın aşırı kollarını içinde barındırmıştır. İslam aleminde batini temayüller ilk defa Sufilerden Hakim Tirmizi’de görülür. Batinilik; Yahudilikteki kabbalizme cereyanına benzer. Kabalistler Tevrat ve Zebur’un zahiri manasıyla iktifa etmeyerek, onların harflerinden gizli (batini) mana çıkarmaya çalışana bir akımdır. ibn Meymun gibi bir filozof, Hasan Sabah gibi bir teşkilatçı yetiştirerek önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Gazali batinilere reddiyeler yazmıştır. Abbasiler batinileri takibe almışlardır. Genelde siyasi olup, ehli sünnetin siyasi birliğini yıkmaya çalışmış ve önemli şahsiyetlere suikastlar düzenlemiştir.

Batiniliğin esasları şunlardır.

a) Halifelik yerine imamlığı kurmak

b)Siyasi iktidarı ele geçirmek

c) Hukuk sistemini oluşturmuşlardır

d) Fikirlerin ağırlık noktasını imam doktirini oluşturur. İmam masumdur. İmam her şeyi bilir ve islamın bir çok hükümlerini değiştirebilir.

Felsefi Fikirleri

a) Alemin kadim olduğunu savunur ve İslam kelamından ayrılırlar.

b) Peygamberleri ve mucizeyi kabul ederler

c) İmamlar masumdur.

d) Ruh hakkındada Brahmanisttirler. Kötü ruhlar bir cesetten diğerine geçer ve azap çekmeye devam eder. İyi ruhlar da semaya yükselir, ilahi varlıkla birleşir.

e) Zarih dış, batın ise özdür. Dinleri batini manasına göre alırlar. Nasları tefsirle değil, tevil ile alırlar. Harflere bir çok gizli manalar verirler.



4) İHVANU-L SAFA (Temiz Kardeşler-İslâm Ansiklopedistleri)
İslâm Felsefesi tarihinde kendilerine has görüşleri bulunan bir başka felsefe ekolü de ihvanü'l-Safâ diye şöhret bulmuş olan bir topluluğun düşünceleridir. Bunlar kendilerine göre taassup içinde kabul ettikleri müslümanları aydınlatmak din ile felsefeyi uzlaştırmak, tabiat ilimlerinden yararlanarak geliştirdikleri ilim anlayışını ve felsefi görüşlerini yaymak için çalışmışlardır. Bir dernek gibi ortaya çıkan İhvanü's-Safâ'nın dini olduğu kadar siyâsî ve felsefî bir özelliği de bulunur. Düşüncelerini yayabilmek için, devirlerinin her türlü bilgisini içine alan ve elliyi aşkın risaleden (kitapçık) oluşan bir ansiklopedi meydana getirmişlerdir ki, "Resâil-i İhvan-ı Safâ" adında günümüze kadar gelmiştir. Sistemlerinde eğitime ayrı bir önem vererek, insanları çeşitli yaş gruplarına ayırarak, onlara ayrı bilgileri içiren farklı eğitim-öğretim programları uygulamışlardır.



5) MEŞŞAİLİK - MEŞŞAİYE - PERİPATOSÇULAR
İslâm düşüncesi tarihinde "felsefe" veya "İslam felsefesi" denince ilk akla gelen düşünce akımı Meşşailik'tir. Bu düşünce sistemi yukarıda belirttiğimiz tabiat felsefesine paralel olarak ortaya çıkmış ve kısa bir sürede en uygun felsefî bir sistem halini almıştır. Çağının bütün felsefe meselelerine bünyesinde yer veren Meşşâilik, mantık ve matematiğe dayanır. Yani onun esas karakteri akılcı (rasyonel) olmasıdır. Hicri üçüncü yüzyılda doğuşundan sonra kısa sürede Sünni telâkkiye uygun bir yapıya bürünmüş; böylece İslâm düşünce dünyasının hakim ve yaygın felsefesi olmuştur.

Meşşaîlik veya Meşşaî felsefe adıyla şöhret kazanan bu felsefe akımına Osmanlıca'da "Aristo tâlisiyye" de denmiştir. Meşşailik terimi Grekçe "Peripatetisme" kelimesinin arapçada aldığı karşılıktır. Peripatetisme ise Grek filozofu Aristotelesin (M.Ö. 384-322) Atinada kurduğu okulun bahçesinde derslerini öğrencileriyle gezinerek yapmasını ifade eder (İsmail Fennî, Luğatçe'i-Felsefe, s. 504, ist.1341).

Meşşaîlik, İslâm dünyasında Aristûtâlis, Aristâtâlis veya Aristû ismiyle de tanınan Aristotelesin, başta mantık ve metafizik olmak üzere psikoloji (ruh), astronomi, tabiat, siyaset, ahlâk ve diğer düşüncelerinin İslâm dünyasındaki yorumlarını ve tesirlerini ifade eder. Meşşâî terimi bu anlamına ilave olarak ayrıca Aristo ile Platon(M.Ö.427-327) felsefelerinin uzlaştırılmasını, keza, Plotinos (M.S. 204-270) ve Yeni Platonculuk (Neoplatonizm) un tesirlerini de içine alır. Bütün bu özellikleriyle Meşşâîlik, asıl felsefi meselelerde İslâm'ın esaslarına bağlı kalan, metod yönünden başta Aristo'yu takip eden ve Platon ile yeni Platoncu felsefelere de bünyesinde yer veren bir ekol olarak karşımıza çıkar

Meşşâî felsefe, yukarıda anılan filozofların eserlerinin arapçaya kazandırılmasından sonra IX. ile XII. yüzyıllar arasında kuruluşunu ve gelişimini tamamlayarak en önemli temsilci filozoflarını yetiştirmiştir. Ebu Yusuf, Yakub b. İshak el-Kindi (ö. 873?) Meşşâı ekolün ilk filozofu olarak kabul edilir ve kendisine "Feylesûfu'l-arab" (Arap filozofu) ünvanı verilmiştir. Bu ekol, onun öğrencisi Türkistanlı filozof Ahmed el-Serahsî (ö. 899) ile devam ettirilir. Ancak İslam felsefesi, Meşşâilik ve filozof terimlerinin çağrıştırdığı en büyük sima, yine Türkistanlı bir düşünür olan büyük Türk-İslam Filozofu Ebu Nasr el-Fârâbî (870-950) dir. Felsefe, Fârâbî ile bütün meseleleri içinde ele alınmış ve tam anlamıyla sistemleştirilmiştir. Bu sebeple de Aristo birinci öğretmen (muallimi-evvel) kabul edildiği gibi, Fârabi' ikinci öğretmen (Muallim-i sâni) ünvanıyla şöhret bulmuştur. Meşşailik, Fârâbi'den sonra da, daha çok ahlak meseleleriyle uğraşan İbn Miskeveyh (ö. 1030) ve yine büyük bir Türk filozof olduğu kadar bir bilim adamı olan ve ortaçağın en başta gelen tabibi olarak bilinen İbn Sina (980-1037) ile temsil edilen Meşşailik, Mağrib de (Endülüs) İbn Bacce (ö. 1138), İbn Tufayl ve nihayet son büyük temsilcisi ve Aristo'nun ortaçağdaki en büyük yorumlayıp açıklayıcısı (Sarih) İbn Rüşd (1126-1198) ile olgunluğuna ulaşıp tamamlanmıştır.

İbn Rüşd'den sonra İslâm düşünce hayatındaki felsefe hareketi sönmeye başlamış; dogmatik-skolastik bir mahiyete bürünerek verimli dönemlerindeki önem ve değerlerini kaybetmiş; Kelâm ilminin içinde eritilmiş durumda varlığını hissedilmeden devam edip gitmiştir. Fakat, bu felsefenin önemli etkileri ortaçağ Hristiyan Avrupasında görülmüştür.

İslâm düşüncesi tarihinde asıl felsefe hareketi Meşşâilik olduğu halde, yine felsefi özellikleri bulunan başka düşünce akımları da bulunmaktadır. Bunlardan en önemli iki akım, Şahabeddin Sühreverdî (1155-1191) nin adıyla beraber anıları İşrakîlik ile, esas özelliği Meşşailiğe karşı bir tepki olarak ortaya çıkan ve İslâm düşünce dünyasında çok yüksek bir değere sahip felsefe tenkitçiliği ile şöhret kazanan Ebû Hamid el-Gazzâlî (505-1111)'nin ortaya koyduğu düşünce hareketidir.

6) İŞRAKİYYUN - İŞRAKİYYE
felsefe akımı olarak Meşşâilikten daha sonra ortaya çıkmıştır. Kelime anlamıyla işrâk "ışığın açılması, parlama, güneşin doğması" manalarına gelir. Bu nedenle ona "Nur felsefesi" de denmiştir. Başlıca özelliği olarak, bilgi meselesinde mantık ve akıl yürütme metoduna karşı olan İşrâkîlik, akıl üstü bilgi kaynakları olarak gördüğü keşf, ilham ve sezgiye büyük değer verir. Meşşâilik ile tasavvuf arasında bir yer tutar. Onun için manevî sezgi bu felsefenin esasını teşkil eder ve hakikat sadece işrak ve kalp yoluyla elde edilebilir

İşrakîlik, kelime anlamı olarak ışığın çılması ya da güneşin doğması anlamındaki işrak kelimesinden gelmektedir: Hakikatin direk olarak ortaya çıkması, açılması anlamındadır. Hem felsefi hem de mistik boyutları olan bir akım olarak varlığını sürdürmüştür.

Miladi 12. yüzyılda öldürülmüş olduğu ve sözkonusu akım daha sonra ardılları tarafından kurulduğu için okulun öncüsü Maktül Şahabeddin Sühreverdi kabul edilir. İşrakî felsefe, islam felsefe tarihi içinde büyük akımlardan biridir ve yaygınlığı ya da kabul edilirliği diğerleri kadar olmasa da, en özgün felsefi akımlardan biri sayılır

Kendisini çekemeyen çevrelerin jurnalleriyle yönetim tarafından tehlike görüldüğü için idam edilerek öldürülen ve bu sebeple Sühreverdilik tarikatının kurucusu diğer Sühreverdi'den ayırt edilmek için adının arkasına Maktül ibaresi konulan Şihabüddin Sühreverdi çok genç yaşta felsefe ile ilgilenmiş, Aristo'nun ve Meşşailerin ve Sufi büyüklerin eserlerini tetkik etmiş ve akıl yoluyla sezgi yolunu bir araya getirerek uyumlu bir birlik oluşturmaya çalıştığı gnostik İşrakilik akımının temellerini atmıştır. Ne yazık ki pek çok eseri günümüze gelememiş ancak İran, Türkiye ve Hindistan kütüphanelerinde bazı eserleri kalabilmiştir. Bu eserlerin en önemlilerinden ve İşrakiliğin temel kitaplarından biri onun Hikmet'ül İşrak adlı eseridir.

Bu akımın tarihçesi ve felsefi çerçevesi hakkında temel bilgi, önemli bir İşrakî düşünürü olan (hatta Sehrüverdi'nin ögrencisi olarak İşrakiliği resmi anlamda kuran odur) Şehrizorî tarafından yazılan eserlden gelmiştir; özellikle Nüzhet ül-Ervah adlı eserinden. Öğretileriyle geleneksel ve klasik islam felsefesinden sürekli dışlanmış, özellikle kelamcıların saldırılarına maruz kalmış ve bir çok kez iktidarın takibatına uğramıştır. yayılmamasında bu tür yönelimlerin olumsuz etkisi sözkonusudur. Özellikle Sünniliğin güçlü olduğu yerlerde sürekli baskılara maruz kaldıkları için işraki filozoflar gelişme gösteremişlerdir. İran'da varlığını sürdürebilmiştir, yaygın ve etkili olmasa da felsefi yönden güçlü yanlarıyla ve mistisizmle olan etkileşimiyle (Bruno'nun ki gibi bir sonsuzluk fikrini savundukları ileri sürülmektedir) günümüze kadar gelen bir süreklilikleri sözkonusudur.

İşrak güneşin doğuşu, aydınlanma anlamına gelen ve bilginin insanın sezgisel manada keşfettiği bir şey olduğunu ima eden teosofik, gnostik bir terimdir. İslam felsefesinin Meşşai okulu ile ilişkili de olsa İşrakilikte Meşşai okulununun kullandığı kıyas metodunun yanısıra ondan farklı ve daha üst düzeyde bilgiye ulaşabilmekte kullandığı entelektüel sezgi ve aydınlanma üzerinde duruşuyla ayrılır. Keşif, ilham ve sezgi bu felsefi akımın temel unsurlarıdır. Mantık ve akılsalık ilkeleri üzerine kurulu meşşaîliğe karşı gelmiştir; hem Platonculuk, hem de tasavvuf ve mazdeizm İşrakîliğin kaynakları arasında yer alır. Tasavvuf felsefesinin pek çok bölümü bu felsefe akımına dahil edilmiştir, ancak bu iki yönelim arasında tam bir örtüşme olduğu söylenemez.