Neler yeni

"Gönderen: Enis Batur" kitabından bir okuma...

Pena Pen

Yeni üye
Katılım
26 Mar 2010
Mesajlar
8
Puanları
0
Yaş
52
...........................

Bilirsiniz yada bilmezsiniz, yazın tarihinin en önemli kaynak metinlerinden ikisi: Bir mektup ile onu yanıtlayan diğeri, 1936 yılında Varşova da çıkan Studio dergisinde yayımlandı. İlk mektubun altında çağdaş uçbeylerinden Witold Gombrowicz’in imzası vardı. Bu, alayın sert yamacına üslûbunu kurmuş olan usta, kırbaçsı sesiyle leh cemaatine burun kıvırarak çekildiği köşede ,en az kendisi kadar yaban ve yabansı arayışını sürdüren bir başka uçbeyi dostuna şu kekre soruyu yöneltiyordu:

“Sevgili dostum Bruno, 18 numaralı tramvayda geçen gün rastladığım bayan bana “ şu Schulz var ya, olsa olsa hasta yada pozcu olmalı” dedi. Sana herkesin önünden duyuruyorum; Wilcza da ana caddede 202 numaralı evde oturan doktorun eşine göre sen ya deli ya pozcusun. Buna ne diyeceksin bakalım? Burun kıvırıp çoğunluğa duyduğun tiksintiyi dile getirecek ve bu bayanı düzeysiz bulmakla mı yetineceksin? Rasgele seçilmiş birine ne deli ne de pozcu olunmadığı nasıl anlatılır? Kaçıp gitmek yok. Ayaklarını yere bas dostum. Her durumda her insanla çarpışmayı bilmek gerek. Hadi göster kendini, Vasat olanla dans et hele. Görelim kendini kazalara karşı nasıl koruyorsun? Hangi üslupla 18 numaralı tramvaydaki bayanı mahvedeceksin? Nasıl mesafe alacaksın ona karşı? Alıklıklar karşısında alacağımız tavır belki de büyük, temel, can alıcı sorunlar önünde alacağımız tavırdan daha önemlidir. ”

Gombrowicz cevval kışkırtıcı öfkeli bir kavga adamıydı bir yanıyla da ama,Şulz’a yazdığı mektupta Açık bir tuzak üslubu sezilmiyor değildi. Yahudiydi Schulz, içe dönük sessiz çekingen bir görünüşü vardı. Witold pek az kişinin bildiği bir özelliğini açığa çıkarmak istiyordu Schulzun.. İkisindede ortak olan bu özellik öfkeydi: birinde her an parlamaya hazır olan ateşin ötekinde bütün sinsiliğiyle pusuda yattığını doktorun hanımı nerden bilsindi?

"Sevgili Witold;beni meraklı bir kalabalığın izleyici olarak geldiği bir arenaya çekmek ,doktorun karısının kırmızı şalının arkasında elinde kılıcın beklerken delirmiş bir boğa gibi oradan oraya koşuşturmamı görmek istiyorsun. Oysa yaşlı ve bıkkın bir boğayım ben.Elimden , kanlı gözlerimle suskun bir tehdit savurmaktan başka bir şey gelmez artık .Kaldı ki, sen baştan bu karşılaşmanın sınırlarını belirlemiş, seyirciyi seçmiş akustik düzeni kurmuş, benden bekleneni önüme getirip koymuşsun. Ya ben hırs ve onur kaygısı taşımayan alışılagelmiş boğa imgesine ters düşen bir tavır içinde olursam ve seyircinin sabırsızlığını da iplemeden sırtımı doktorun hanımına dönüp , bir yerim dimdik senin üstüne çullanırsam ne olur? Seni çökertmek için değil soylu matadorum , seni arenanın, onun ölçüt ve kurallarının dışına çıkartmak için.."
…………….Bruno Schulz'un mektubunun tamamını burada vermek, vasat olana kustuğu nefreti, doktorun hanımı konusundaki fevkalade formülünü ,yüksek bir çile ve özbeklenti ile “kucakladığı” hayatın gerçeği üzerine söylediklerini, alık kalabalık için düşündüklerini size iletmem bilmem gerekli mi?O mektuplara ulaşmak için yapabileceğiniz bir şey yoksa, bu sizi yakıp tutuşturmayacaksa neye yarar onları burada yazmak, bilemiyorum.

Bizi burada onlardan ayıran ne 50 yıldır ne de biriki bin kilometre. Aynı anda ve aynı yerdeyiz. Sorunlarımız ve çözümsüzlükleri de aynıdır.Aramızdan kim Gombvrowicz gibi uzak bir kıtada büyük bir sağırlık ve sefalet içinde çeyrek yüzyıl sürgüne çıkmak zorunda kalacak, hangimiz Schulz gibi sokak ortasında yumuşak bir dikkafalılıkla Yahudi yıldızını takmayı reddettiği için bir SS subayı tarafından vurulacakhenüz bilmiyoruz belki. Bütün bildiğimiz arenada ki seyirciyle paylaşacak uzun boylu bir şeyimiz olmadığı.Arayışımızın egemen çünkü standart, güçlü çünkü yerleşik, ama yenik, çünkü ölü değer ve iliğine dek çürümüş ölçülerle sınanabilir türden olmadığı , olmaması gerektiğidir..
 

turko29

Yeni üye
Katılım
20 Şub 2010
Mesajlar
323
Puanları
0
Yaş
60
...........................
Bizi burada onlardan ayıran ne 50 yıldır ne de biriki bin kilometre. Aynı anda ve aynı yerdeyiz. Sorunlarımız ve çözümsüzlükleri de aynıdır.Aramızdan kim Gombvrowicz gibi uzak bir kıtada büyük bir sağırlık ve sefalet içinde çeyrek yüzyıl sürgüne çıkmak zorunda kalacak, hangimiz Schulz gibi sokak ortasında yumuşak bir dikkafalılıkla Yahudi yıldızını takmayı reddettiği için bir SS subayı tarafından vurulacakhenüz bilmiyoruz belki. Bütün bildiğimiz arenada ki seyirciyle paylaşacak uzun boylu bir şeyimiz olmadığı.Arayışımızın egemen çünkü standart, güçlü çünkü yerleşik, ama yenik, çünkü ölü değer ve iliğine dek çürümüş ölçülerle sınanabilir türden olmadığı , olmaması gerektiğidir..
Burada güçlü bir hesaplaşma dile getirilmiş...