Neler yeni

Friedrich Nietzsche ve Üst İnsan Kavramı

anakreon35

Yeni üye
Katılım
2 Mar 2012
Mesajlar
1
Puanları
0
Yaş
35
*Fredrick Nietzsche'nin yaşamı bence çelişkilerle doludur.

*Kadınlar hakkındaki düşünceleri ile yaşamı tamamen birbiriyle çelişir.

*Nietzsche'nin "Üst İnsan" kavramı ve felsefesi bence bir nevi "Tanrı" olma veya olduğunu sanma anlayışıdır.

*Sağlık bilimini tanıyan bir insan olarak diyorum ki Nietzsche bence tamamen gerçek hayattan kopmuştur.

*Ve yine sağlık ve felsefe bilimini tanıyan bir insan olarak diyorum ki Nietzsche'nin "Üst İnsan" kavramı bence soyut bir kavramdır.

*Bence insan olmadığını belirten Nietzsche tüm yaşam felsefesini "Üst İnsan" kavramı üzerine kurmuştur.

*Fredrick Nietzsche'ye "Üst İnsan" kavramını benimseyen bir varlık "Ast İnsan"dır.

*"Üst İnsan" olduğunu belirten Nietzsche beni aşağılamıştır.

*Felsefe ve sağlık bilimini tanıyan ve Müslüman bir insan olarak diyorum ki Nietzsche benim astımdır.

*Felsefi olarak bakarsam "Fredrick Nietzsche insan değil bir varlıktır."

*Müslüman bir insan olarak Fredrick Nietzsche bana Tanrıyım demiştir.

*Felsefe ve sağlık bilimini tanıyan ve Müslüman bir insan olarak diyorum ki Fredrick Nietzsche beni aşağılamıştır.

*Müslüman bir insan olarak diyorum ki Fredrick Nietzsche benden aşağı bir varlıktı.



"Tanrı kavramını iyi algılayan bir insan eğer "Tanrı Öldü" diyorsa bence Tanrı olduğunu iddia ediyor demektir.
ve yine Tanrı olduğunu iddia eden bu varlık eğer bunu ıspatlayamıyorsa bence o varlığın söz ve düşünceleri
baştan aşağı tezattır." (mt)


"Fredrick Nietzsche bence bir Felsefe Tanrısıdır ve Yarattıkları Felsefe Kullarıdır." (mt)
 

paslıçivi

Yeni üye
Katılım
13 Şub 2012
Mesajlar
241
Puanları
0
Yaş
52
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

varoluşun varolma düzeni, sistematiği böyle sevgili arkadaşım.
nitchze daha önce insanoğlu tarafından dile getirilmiş tanrıyı öldürecek
sen müslüman olarak onun tanrıyı öldürmesini beğenmeyecek ve yargılayacaksın
bir başkası senin tanrını veya bu yargılamanı beğenmeyecek ve seni yargılayacak
bir başkası geleck bu yargılayanı beğenmeyip onu yargılayacak
biri homosexüel olacak, biri onu yargılayacak,
homosexüeli yargılayanı bir başkası beğenmeyip onu yargılayacak
sonra o ötekine dönüp onu yargılayacak
hristiyan gelip senin tanrını beğenmeyip yargılayacak
musevi gelecek kendi tanrısı dışındaki tanrıları beğenmeyip yargılayacak
budist hindu da kendi tanrılaştırmaları dışındaki tanrısal anlayışları beğenmeyip yargılayacak
biri beyazı sevecek biri karayı biri maviyi
beyazı seven karayı maviyi beğenmeyip yargılayacak
karayı seven beyazı ve maviyi beğenmeyip yargılayacak
biri isa'nın cennetine girmeye çalışacak öteki muhammed'in cehhenenminden kaçarken
diğeri budizmin yeniden doğumlarından iyi olanı yakalamaya çalışırken
öteki hinduizmin kötü karmasından kaçacak..

tüm bunlar yapılırken biribirimizi yemek zorundayız, dediğim gibi düzen böyle, kaos yani.
biribirimiz hem somut hem soyut anlamda yemek üzere varolmuşuz
carbon atomu içermeyen maddeleri(organik diyelim kabaca) yemeden hayatta kalabilir misin?
aslanın etobur olması onun suçu mu?
ineğin otobur olması onun tercihi mi?
senin başka bir canlıyı öldürüp yemeden hayatta kalma zorunluluğun senin tercihin mi?

başkalarının tanrılarına ya da tanrısızlığına hoşgörü ve inançla ile bakabilecek misin?
bakamıyacaksan; onlardan senin tanrına hoşgörü ve inançla bakmalarını beklemen seni üst insan yapmaz mı?

varoluşun garipliği ve gizemi bitmez..

o yüzden hep söylerim, kurtuluş kişiseldir bireyseldir..
başkalarına aktarılamaz ya da aktarılması çok zordur, imkansıza yakındır..

kurtuluşa ermenin en önemli göstergelerinden biridir; evreni tarafsızca gözlemleyebilmek ve yargılamamak..
 

glsezinrs

Yeni üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,427
Puanları
0
Yaş
58
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

"Tanrı öldü" cümlesi neden tek başına cımbızla ayıklanır metnin tümünden hiç anlamadım...Slogan/logo saplantımızdan olmalı.."Tanrı öldü..Tanrı, insanlara merhametinden öldü....."diye sürüp gider metin..Altın arayıcısı gibi tek tek cümlelere/kavramlara saplanıp kalırsak felsefeyi kavrayamayız..
 
P

Pyramos

Ziyaretçi
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

kurtuluşa ermenin en önemli göstergelerinden biridir; evreni tarafsızca gözlemleyebilmek ve yargılamamak..
sizin tabirinizle gariplik ve gizemlerle dolu bu evrene bakarken nasıl tarafsız kalacağız? bu ikisi çelişki değil mi? akıl ,gözlem ve gizem bu üçü nasıl tarafsızca bir arada kalacak?
 

paslıçivi

Yeni üye
Katılım
13 Şub 2012
Mesajlar
241
Puanları
0
Yaş
52
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

şöyle ifade etmeye çalışayım sevgili donkişot

5 duyumuza ve bilincimize yansıyan ve yansımayan yönleriyle varlık alemi bir bilinmezdir, ben bunu "bilmiyorum" olarak ifade ediyorum
burdaki "bilinemezlik/bilmiyorum" ifadesini batı felsefesindeki agnostisizm ile karıştırmamak gerekirir
çünkü agnostisizm "tanrı tabanlı" bir evrene bakış açısıdır, tanrının bilinemzliğini ifade eder
benim burda bilmiyorum/bilinemez dediğimde hedef gösterdiğim kavram tanrı değil varlık alemidir/varoluştur/evrendir.
çünkü varlık alemini sayısal ifade edip 1 dersek, biz insanoğlu olarak henüz bu evreninin tümünü ortaya koyup sınırlarını çizebilmiş değiliz
bu ortay koyma ne zamansal ne mekansal olarak mümkün değildir..
bir de burda kullandığım "bilmek" kavramına nasıl baktığımı ifade edeyim.

bilmek:
-gözlemlenebilir
-sınanabilir
-tekrarlanabilir
-ve evrensel onay almış

data/veri demektir..

biz insanoğlu olarak henüz evreni yani mutlak 1'i henüz yukarda saydığım özelliklere sahip olarak ortaya koyabilmiş değiliz.

işte bu temelde baktığımda ben; "varlık alemi bilinemez/bilmiyorum" diyebilirim..

tüm varlık alemi mutlak 1
bizim elimizde varolan A ise
daha ulaşmamız gereken 1-A=X kadar veri var demektir.

işt burdaki X henüz "bilinmeyen"dir diğer bir tabirle "gayb" denilen kavramdır..

bu bilinmeyen/gayb denilen veriler sonsuz çoğunlukta olabilir, ben buna "1/sonsuz" diyorum..

burdki A ile X arasındaki ilşkiyi bilim belirler ve bitmeyen bir süreçtir..

bilim sürekli araştırır ve bize bildirir..

ama gözlemlediğim kadarıyla insanoğlu henüz bu epistemolojik gerçeklikte yaşamaya uygun değildir..
yani bilimin bildirdiklerini(A) biliyorum ama henüz tüm evreni (1) bilmiyorum, yani X henüz bilinmeyendir diyemez..

peki ne yapar insanoğlu?

doğduğu zaman ve coğrafyadaki hazır paket programlardan birini kabullenmek zorunda kalır
bu hazır paket programlar genellikle bir dindir ya da ideolojik bir kavramdır
yani kısaca insanoğlu idealizm ve materyalizm arasında sıkışıp kalmıştır..

bir insan bu bilince ulaştıktan sonra (yani bilinemezliğe) artık yaşama "anlam ve içerik verme tabanlı" bilinçaçıklığından kopar.
çünkü evrene/yaşama verilen her anlam ve içeriğin inançsal bir ideoloji olduğunu
ve bu anlam ve içerik verme tabanlı bilinçaçıklığının insanoğlunu biribirine düşürdüğünü, böldüğünü,
insanlıkdışı bir ilişkiye zorladığını farkedersin..

ve artık senin evrene/yaşama bakış bilincin anlam içerik verme tabanlı değil
insan merkezli bir taban olan bilinçaçıklığına çıkarsın..

bu duruma çıktıktan sonra artık her insan evladını yaşama verdiği anlam ve içerikle(inancıyla) birlikte olduğu gibi kabullenir
ve bu konular üzerinden bir tartışmaya dalaşmaya bölünmeye gitmezsin..

artık senin için yaşamda önemli olan din, tanrı, ölüm sonrası yaşamlar, milli, etnik cinsel kimlik, siyaset vs değil
yaşamın ve insanoğlunun kendisidir, onunla olan insani, birlik, beraberlik, dostluk temelli ilişkilerindir..

kimseyi "insandan öte" tutunmak zorunda olduğu bu kavramlar yüzünden yargılamaz, eleştirmez ve dışlamazsın.

artık senin için;
müslümanı, hristiyanı, budisti, alevisi kürdü, türkü, fransızı, ateisti, ermenisi, eşcinseli, travestisi, milliyetçisi,
materyalisti, komünisti, vs aklına gelebilecek ne kadar etiket varsa hepsinden arınır ve karşındaki insanı da etiketsiz görmeye algılamaya
olduğu gibi kabullenmeye başlarsın..

ben buna aydınlanma/farkındalık/kurtuluş diyorum..
 
P

Pyramos

Ziyaretçi
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

ben buna aydınlanma/farkındalık/kurtuluş diyorum..
teşekkürler Sevgili Paslıçivi. söylediklerinize katılıyorum ve inançlı olmama rağmen bu bahsettiğiniz farkındalığa sahip olduğumu belirtmek istiyorum.

bir önceki yazınızda; ''o yüzden hep söylerim, kurtuluş kişiseldir bireyseldir..başkalarına aktarılamaz ya da aktarılması çok zordur, imkansıza yakındır..'' bu sözünüzde ki benimde katıldığım öznelliğe dair bir benzetme yapmak istiyorum. Yunus Emre ve A.Camus; ikiside dünyayı saçma bulmalarına rağmen ,yani belkide nerdeyse aynı çıkış noktası ile biri aşkınlığı reddederken diğeri aşkınlığa aşıktır..

X dediğiniz bilinmezleri ve bunların insan düşüncesine yansımalarını kabul etmekle birlikte, bilinenlerin hayret vericiliğinin de insana etkisini beraber düşünelim.

Bir söz vardı; gördüklerim, görmediklerime inanmaya mecbur ediyor beni... diye..

biride şöyle diyordu; rastgele saçılmış canlarız..

Cem Karaca şarkısı ile bitirelim; hayat ne garip, hayat çok garip :)
 

paslıçivi

Yeni üye
Katılım
13 Şub 2012
Mesajlar
241
Puanları
0
Yaş
52
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

söylediklerinize katılıyorum ve inançlı olmama rağmen bu bahsettiğiniz farkındalığa sahip olduğumu belirtmek istiyorum.
bu insan merkezli farkındalığa ve hoşgörüye sahipseniz aydınlanma yolunda sohbete devam edebiliriz o zaman sevgili donkişot :)

eskiden herkes gibi ben de inançlı biriydim.
hangi inanca sahiptiniz diye sorarsanız herkes gibi zaman ve coğrafya gereği atalarımın inancına sahiptim
atalarım/ebeveynlerim müslüman olduğu için ben de o savunmasız bebeklik dönemimden itibaren bu inançla yüklenmiştim
dünyada bir insan evladı yoktur ki; bir din ya da inançsal bir ideoloji olmayan bir zaman ve coğrafyada dünyaya gelmesin.
bu durum ancak insanoğlundan uzak büyüyen bir insan yavrusu için geçerlidir
yani insan olan anne baba elinde değil de insandışı başka canlıların(hayvanlar) elinde büyüyen bir bebek için geçerlidir
tarihte bunun bir kaç örneği var, bebek iken kaybolan ya da hayvanlar tarafından kaçırılan insan yavrularının sonradan bulunması gibi

insanoğlunu insan yapan şey, bir insandan doğması/üremesi değil insan olan canlıların ortamında büyüyüp gelişmesidir
tarihte yaşanmış bu kaybolan ve sonradan bulunan çocukların hiçbiri insan gibi davranmıyorlardı.
history channel ve natioanal geographic gibi kanallarda seytettiğim kadarıyla iki çocuktan bahsediyordu
biri maymunların diğeri kurtların elinde büyümüş ve her iki çocuk da büyüyüp yetiştiği ortamdaki canlılar gibi davranıyor ve sesler çıkarıyordu
ve en az onlar kadar vahşiydi.. yani beden olarak insanoğluydu ama düşünce tutum ve davranış olarak bir maymun ve kurt gibi davranıyorlardı..

yani bugün medeni insan dediğimiz canlı türünün düşünce tutum ve davranışlarını yapılandıran şey tamamen kendi atalarının binlerce yıllık kültür birikimidir

inanç dediğimiz şey de bu kültürün bir parçasıdır..
hangi zaman ve coğrafyada doğarsa doğsun insanoğlu boş bir levha(tabula rasa) olarak dünyaya geliyor..
ve bu boş levha yaşadığı kültür tarafından bir çok soyut kavramla işlenip yükleniyor..

boş bir levha iken bizi düşündüren, yöneten, karar aldıran mekanızma/benliğimiz ilkel benliktir, psikiyatrik adı ID dir

ID; yeni doğmuş hayvan ve insanlarda hakim olan karar verme mekanızmasıdır. temel güdüsü yaşamda kalmaktır
ve bunun için ihtiyacı olan beslenme, barınma gibi ihtiyaçların hemen ve tamamen giderilmesini ister ve arzular..
bu istek ve arzuların giderilmsinde ne zaman tanır ne mekan ne de çevresindeki diğer canlıların ihtiyaçlarını..
yani ileri dercede egoisttir, bencildir, paylaşımcı değildir.. hiç bir kanun, kural ve yaptırım tanımaz, tanımak istemez..
bu dediklerimi daha iyi anlayabilmen yeni doğmuş ya da küçük bir insan/hayvan yavrusunu gözünde canlandır..

ama ister hayvan olsun ister insan, hiç bir canlı yavrusu bu benlikte(ID) yaşamaya devam edemez,
çünkü bir toplum/sürü içinde canlılığını devam ettirmek zorundadır
ve sınırsız egozim, paylaşımsızlık mümkün değildir
büyüme yaşına göre bu ilkel benliğe belli oranda izin verilip belli oranda tımarlanmak zorundadır..

işte bu tımarlanma işi sonunda yavaş yavaş özümüzdeki o ilkelbenliktenten uzaklaşıp ikinci bir benliğie geçeriz
bu ikinci benliğe geçiş öyle sinsi ve derinden işler ki, canlı kendine/özüne yabancılaştığını bile farketmez..

çünkü bu aşamada bilinci ortaya koyan beyin hücreleri(nöronlar) henüz çok yenidir ve farkındalık sahibi değildir
yani "ben varım" diyemezler..

insan yavrusu "ben varım/ben buyum" diyene kadar bu iş çoktan halledilmiş olur..

ilkelbenlikten tımarlanma yoluyla ikinci benliğe geçiş için ceza ve ödül kavramları kullanılır..
bunun için de bazı ek mekanızmalara ihtiyaç vardır..

inanç dediğimiz kavram da bu mekanızmalardan en etkilisidir.

bu arada bir canlının geçmeye zorlanılan ikinci benliğin adı "ego" dur artık..
kişi bu ego denilen ikinci benlik zemininde düşünür, karar alır, tutum ve davranışlarda bulunur..

yani inanç dediğimiz ve genel kavrayışa göre din dediğimiz olgu; egonun bir kompenentidir, bir öğesidir..

egoyu dünyaya geldiğimiz ve büyüdüğümüz atalarımızın kültürü oluşturduğu için
dini inancımız da atalarımız belirler..

bunu daha iyi kavrayabilmek için dünya inanç atlasına bakarsan nerdeyse tüm dünya insanlığındaki,
her insan yavrusunun dünyaya geldiği zaman ve coğrafyadaki dini inancını benimsemek zorunda olduğunu görürsün..

ego dediğimiz ikinci benliğimiz;
bu uçsuz bucaksız evrende bizi mutlu kılmak için tasarlanmış yalancı bir mutluluk motoru olduğu farkedersin..

şimdilik burda keseyim, gelişmelere göre devam edebilirim..
 

Gezgin

Yeni üye
Katılım
27 Ara 2009
Mesajlar
24
Puanları
1
Yaş
34
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

Nietzsche kendisini kısıtlayan birisiydi ilk başlarda. Başkaları çok rahatlıkla içindeki çirkinlikleri, ahlaksızlığı gösterebilirken o hep sessiz kaldı.
Bunlar yanlış dedi, böyle yaşamak yanlış. Büyük bir redediş içine girdi. İçinde daha doğru biri olmak üst insan olmak için müthiş bir inat vardı.
Kendini dışardaki yanlış dünyadan soyutladı ve nasıl olmalı, nasıl yaşamalı dedi. Düşündü, düşündü. Kendini tüm yasaklardan sıyırıp dilediğini yaşayarak olgunlaşabileceği kararına vardı. Artık tanrı ve herşeyden bağımsız, dilediğini yapma özgürlüğü içersinde kendini güçlü hissediyordu.
Bu temeli olmayan güç sadece nefsini,egosunu tatmin ettiği sürece onunla idi. Bu nedenle daha çok anarşistliği, ahlaksızlığı istedi.
Zaman geçtikçe temeli olmayan fikirlerin altında kalarak ezildi, azabı tattı. Eşşek gibi inat ederek yaşadı ve bi eşşek sebebiyle öldü.

Geçmişte nietzsche gibi düşünerek Allah'a isyan etmiştim. Bana bu durum azaptan başka birşey vermedi. İsyan etmek insanı daha huzursuz ve değersiz kılar. Alçakgönüllülük ve şükretmek üstün insanların özelliğidir.

"Ey Peygamber sen, sevdiğini doğru yola iletemezsin; fakat Allah dilediğini doğru yola iletir. O, yola gelecek olanları daha iyi bilir" (el-Kasas, 28/56)

[video=youtube;T21i3Q4z3qQ]http://www.youtube.com/watch?v=T21i3Q4z3qQ[/video]
 
P

pissen

Ziyaretçi
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

üst insan kavramı tamamen bir fiyaskodur. doğrusu insanın kendisi bir fiyaskodur. :)
 
P

Pyramos

Ziyaretçi
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

bu insan merkezli farkındalığa ve hoşgörüye sahipseniz aydınlanma yolunda sohbete devam edebiliriz o zaman sevgili donkişot :)
Sevgili Paslıçivi , yazınızı okurken ve bitirince aklımdan o kadar çok versiyon geçti ki şimdi hangisinden başlasam bilemedim:) ama anladığım kadarıyla, sizin gitmek istediğiniz yöndekileri paylaşayım biraz kendimce..

paylaşımlarınız İnsan denen bütünün parçalarından biri ama bütünü değil çünkü görüldüğü gibi bu durumu yani öğretilerle boğulmuş olduğunu fark edebilecek kapasiteye de sahip.. peki bunu farkettiği andan itibaren kendini sadeleştirmeye yani öğretileri atmaya nasıl ve ne ile başlayacak? malesef gene öğrendiği öğretilerle değil mi? bunların tamamından kurtulması artık imkansız, böyle bir durumu kurgulamak bize varsayımlardan öte veri vermez bana göre...örneğin kurt adam olsaydı ve hiçbir kavram öğrenemeseydi düşünme şansı var mıydı? o zaman aklı ne kadar işine yarardı? kısaca çıkmaz sokak bu durum.

Tüm inançlar, psiko sosyal insan üretimi ve öğretisi olabilir, ama olmaya bilir de.. burda ilk önce sormamız gereken soru Tanrı var mı? (Tanrı kavramını artık biliyoruz ilk insanları baz alarak sormuyorum) Tanrı varsa bizimle iletişime geçti mi?

....bunu daha iyi kavrayabilmek için dünya inanç atlasına bakarsan nerdeyse tüm dünya insanlığındaki, her insan yavrusunun dünyaya geldiği zaman ve coğrafyadaki dini inancını benimsemek zorunda olduğunu görürsün....

evet. bu böyledir sebebleride bellidir ancak bu Tanrı ve İnanç çeşitliliğine ve bölgeselliğine bakıp; ''bu uçsuz bucaksız evrende bizi mutlu kılmak için tasarlanmış yalancı bir mutluluk motoru olduğu'' yorumunu çıkarmak ,çıkarımın içeriğine göre doğru olabilmekle birlikte, Tanrının var olmadığına ya da tüm inançların yanlış olduğunu gibi bir sonuçsal çıkarımı doğrulamaz.

Tanrı varsa ; bizi buraya göndermesinin bir amacı vardır, ve burada gerçekleşen herşeyde bu amaç doğrultusundadır. kısaca insanın Tanrısal bir planı bozma şansı yoktur.Tanrının amacı nedir? bizden ne beklemektedir ? Önce bunları bilmemiz gerekir ki burada gerçekleşenleri ona göre değerlendirelim. bunu bilmeden bir çok şeyin bize saçma gelmesi olağandır.
 

paslıçivi

Yeni üye
Katılım
13 Şub 2012
Mesajlar
241
Puanları
0
Yaş
52
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

paylaşımlarınız İnsan denen bütünün parçalarından biri ama bütünü değil çünkü görüldüğü gibi bu durumu yani öğretilerle boğulmuş olduğunu fark edebilecek kapasiteye de sahip.. peki bunu farkettiği andan itibaren kendini sadeleştirmeye yani öğretileri atmaya nasıl ve ne ile başlayacak? malesef gene öğrendiği öğretilerle değil mi? bunların tamamından kurtulması artık imkansız, böyle bir durumu kurgulamak bize varsayımlardan öte veri vermez bana göre...
bir insanın öğretilere boğulduğunu farkedip sadeleşmeye gitmesi ayrı bir konu sevgili donkişot. zamanımız olursa bunu ileriki zamanlarda ayrıca konuşuruz.
bu konuda bilgi ve tecrübesi olduğuna inandığım sevgili mor ve ötesi'nin paylaşımlarından da faydalanırız. ama kısaca değinmek gerekirse ben müslüman
olarak başladığım hayatımda ateizm, deizm, panteizm, klasik agnostisizm, benim bahsettiğim agnostisizm(evren bilinemezcilik) dönemlerini yaşayıp
deneyimledikten sonra şu an kendimi hedonist ve humanist olarak tanımlıyorum.. yaklaşık 16-17 yaşlarında başlayan bu içsel yolculuk bilinçli düşünerek
okuyarak araştırarak değil çocukluğumda oynadığım bir oyunun adını sonradan öğrendiğim "meditasyon" sayesinde olduğunu düşünüyorum.
neyse bu konuya ileriki zamanlarda değiniriz..

burda ilk önce sormamız gereken soru Tanrı var mı? (Tanrı kavramını artık biliyoruz ilk insanları baz alarak sormuyorum) Tanrı varsa bizimle iletişime geçti mi?
felsefik ve/veya bilimsel "soyutlamaya" göre bir kavramı indirgediğimizde beş duyumuza yansıyan bir madde olmalıdır..
şayet bir kavramı indirgediğimizde maddesel bir nesneye ulaşamıyorsak buna soyutlama değil "soyutçuluk" deniyor..

tanrı kavramı da bir soyutçuluk örneğidir. yani tanrı kavramını istediğiniz kadar indirgemeye çalışın 5 duyumuz yansıyan,
gözlem veren bir madde elde edemezsiniz.

elma kelimesi de bir soyutlamadır ama indirgediğinizde gözlem veren yenebilen tatlı bir maddeye ulaşırsınız ve evrensel onaylıdır
elektrik kelimesi de bir soyutlamadır ama indirgediğinizde gözlem veren bir maddeden türevlendiğini farkedersiniz ve evrensel onaylıdır
akıl/zeka da bir soyutlamadır ama indirgediğinizde gözlem veren bir maddeden türevlendiğini farkedersiniz ve evrensel onaylıdır
gibi..

ama tanrı kelimesini indirgeyip gözlem veren bir maddeye indirgeyemezsiniz ve evrensel onayı yoktur..
o yüzden soyutçuluk inançsal bir olaydır
ve sadece inanan kişiyi bağlar, tüm insanlığı değil..

ve soyutçuluktan doğan bu inançsal öğelerin "varlığı/yokluğu" değil "inanılıp/inanılmaması" tartışılabilir ancak..

meyvelerle dolu bir sepette bir elmanın varlığı/yokluğu tartışılır, tüm sepet boşaltılıp gözlemlenir ve buna karar verilir.
bir odada bir iğne olup olmadığı tartışılır, tüm oda araştırılır, gözlemlenir ve bir karar verilir.
bir ortamda bir maddede elektrik olup olmadığı tartışlır, ölçülür gözlemlenir ve karar verilir.
bir insanda akıl/zeka düzeyi tartışılır, deneyler ölçümler yapılıp gözlemlenir ve bir karar verilir

tanrı kavramının varlığı/yokluğu tartışılmaz ama insanoğlu binlerce yıldır bunu tartışıyor..
gözlem vermeyen, bir somuta indirgenemeyen ve soyutçuluk örneği olan her kavram gibi tanrı kavramının var/yok tartışması;
anlamsızdır, mantıksızdır ve hiç bir zaman bir sonuca varılamayan bir kördöğüşüdür ve insanoğlunu bölüp birbirine düşüren bir kavramdır..
tanrı kavramı egonun kompenentlerinden biri olduğu için tartışanlar arasında sadece tartışamada üstünlüğe göre tatmin ve tatminsizlikten öte
yani yalancı mutluluk ve mutsuzluk sağlamaktan öte gitmez, gidemez..

tanrı kavramının işaret ettiği şeyin varlığı/yokluğu bilinemez, çünkü varlık/yokluk maddeye has bir özelliktir..
tanrı kavramının işaret şeye sadece inanılır ya da inanılmaz
ve dediğim gibi ikinci benlik(ego) merkezli yaşayan insanoğlu açısından sadece kişisel tatmin
ve tüm insanoğlu açısından da egonun diğer tüm kompenentleri gibi sadece bölücülük ayrımcılık ve düşmanlık getirir..

dedikten sonra sana şunu sorayım sevgili donkişot..

bir tanrının olup olmadığını ve insanlarla iletişime geçip geçmediğini niçin merak edip öğrenmek ve bilmek istiyorsun?

şu an ulaştığım kişisel bilinçte kendi yaklaşımımı söyliyeyim..

tanrı kavramı benim için anlamsızıdır ve tanımsızdır, kendi yaşamımda ve insanlarla olan ilişkilerimde hiç bir anlam ve önem taşımaz..

çünkü evrensel kabul görebilecek ve gözlem veren bir tanrı tanımını hiç kimse yapamaz..
tanımını yapamadığım, insanoğluna gözlem vermeyen bir kavramın varlığı ya da yokluğu konusunda nasıl bir taraftarlığım olabilir ki?

evet. bu böyledir sebebleride bellidir ancak bu Tanrı ve İnanç çeşitliliğine ve bölgeselliğine bakıp; ''bu uçsuz bucaksız evrende bizi mutlu kılmak için tasarlanmış yalancı bir mutluluk motoru olduğu'' yorumunu çıkarmak ,çıkarımın içeriğine göre doğru olabilmekle birlikte, Tanrının var olmadığına ya da tüm inançların yanlış olduğunu gibi bir sonuçsal çıkarımı doğrulamaz.
dediğim gibi tanrının varlığı/yokluğu dinlerin doğruluğu/yanlışlığı zihinde/egoda yaşayan insanoğlu içindir..

ego/zihinden arındığında ne tanrı ne de dinler senin için bir şey ifade etmez,
ne doğrulamaya ve buna göre bir insanlararası yaşam kurmaya(teizm düzeyi bilinçaçıklığı)
ne de yanlışlamaya ve buna göre bir insanlararası yaşam kurmaya(nonteizm düzeyi bilinçaçıklığı) uğraşırsın..
sadece sana sunulan yegane yaşamını gönlünce yaşarsın..
 
P

Pyramos

Ziyaretçi
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

bir tanrının olup olmadığını ve insanlarla iletişime geçip geçmediğini niçin merak edip öğrenmek ve bilmek istiyorsun?
Nasıl var olduğuma dair teoriden öte gidebilen bir veri yok, ve önümde ölüm denilen bir gerçeklik var. buraya nasıl ve neden geldim? neden burdayım? bir anlam , misyon ya da sorumluluğum var mı ? varsa nedir, ne olabilir? vs vs bu klasik temelde başlıyor birçok şey sanırım. kendi görüşümü açmaya çalışayım;

Öncelikle beni var eden, yokluktan varlığa çıkaran Tanrı ise, Tanrı var demektir ve bu Tanrı insan ve evren gibi muazzam bir eser yaratabildiğine göre oldukça kudretlidir. böyle bir kudret inanç ve din içerikleri dışı düşünürsek aynı zamanda bizim için bir tehdittir. böyle bir kudrete karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Ondan sığanabileceğimiz tek kudret yine kendisidir. bizi var eden böyle bir kudret sahibinin akılsal ve mantıksal olarak, adaletsiz ve haksızlık edici olması beklenemez. çünkü herşeyin zaten sahibi O 'dur. Bize ihtiyacı olması düşünülemez ki zaten bizi böyle yaratmış olmasıda adaletinin kanıtı ve garantörüdür.

İnsan Tanrısal özellikler taşır; insan insanın bir yerde Tanrısıdır. insan çoğu şartta geçici Tanrıdır.kendimizden yarattığımız karakterler önemsizdir. önemli olan ve gerçek olan tek şey; iyilik ve kötülüktür. (sadeleştirilmiş ifadesi ile) geri kalan eylemler bir yerde anlamsızdır.

Benim inandığım Tanrı herşeyi bilmelidir. herşeyi bilen bir kudretin hata yapması beklenemez.

Şimdi; Ben Tanrıyla yüzleştiğimde, O'na beni var ettin ve sorumluluklar verdin. ben bunları istemiyorum , yok olmak istiyorum. desem.

Tanrı Adildir. haklı isem bu istegimi yerine getirmesi gerekir. ona haksızlık yakışmaz.

Tanrıya karşı nasıl haklı çıkabilirim? ya da Tanrı neden haklı? benim İnançsal sorgulamalarım ağırlıkla bu yöndedir.

neyse; bunları yazmak zorunda kaldım çünkü sorunuza başka türlü verdiğim cevaplar anlatmak istediğim biçimde anlaşılmaya bilirdi.

Tanrı varsa ne yapmamız gerekir? yoksa ne yapmamız gerekir? bu iki durum benim için hayata yüklenen anlamı oldukça değiştirecektir.

ben hayatıma anlam yüklemek için mi Tanrıya inanıyorum? onun var olduğunu düşündüğüm için mi ona inanıyorum? ben burada ikinci şıkka yakın buluyorum kendimi, ama anlamlandıramadığım çok şey var bunlarda ayrı.

tarafsız bir noktaya gelerek Hayata ve evrene Tanrısız bir bakış açısı ile bakabiliyor muyum? bakamıyor muyum? İnandığım şeyin temelinde ne var? o temelde ben mi varım? yoksa gerçek inanç mı var? gerçek inanç nedir? sonuçta cevabımız ne olursa olsun İnanç Tanrıya karşıdır ve buna karar verecek olan O'dur. (bu yazdıklarımı özelliklede son 2 satırda yazdıklarımı aklımdan geçenlerin sesli düşünülmesi olarak düşünün lütfen)
 

____morfin

Yeni üye
Katılım
4 Mar 2012
Mesajlar
19
Puanları
0
Yaş
34
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

felsefeye bu denli katkıda bulunmuş birinin çölde iğne arar gibi, eleştirmek acımazsızca geliyor bana.Bahsettiğimiz filozof hümanistliğiyle nam salmış biridir kadın düşmanı değil şuanki çağdada yaşamakta olduğumuz sinsi kadın kurnazlığını eleştirmektedir.Onu eleştiren her erkek dost meclislerinde bıktım bu karıların dırdırından der, ve birbirlerine kadın konumuna düşürmekle rencide ederler.Öğretileri elbet hak ettiği yeri bulacak ama ne zaman ?
 

paslıçivi

Yeni üye
Katılım
13 Şub 2012
Mesajlar
241
Puanları
0
Yaş
52
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

Öncelikle beni var eden, yokluktan varlığa çıkaran Tanrı ise, Tanrı var demektir ve bu Tanrı insan ve evren gibi muazzam bir eser yaratabildiğine
bilincine yansıyan ve "var" dediğin evrenin ve/veya insanın zaman kavramında bir başlangıcı olduğunu niçin sabitliyorsun?

evrenin zaman kavramında bir başının(sonradan yaratılma, varolma) olmayabileceği kavramını yani olasılığını niçin bertaraf ediyorsun?

yani evrnin zaman kavramında bir başlangıcı olmayabileceği sonradan yaratılmadığını yani sonsuz olabileceğini niçin düşünmüyorsun?

mesela 2500 yıllık bir din/öğreti olan budizm zihni giydirilmiş bir budist "yaratıcı tanrı" kavramını algıyamaz, çünkü onların öğretilerinde evren
zaman kavramında sonradan varolmamamıştır, hep vardır ve hep varolacaktır, yani zaman ve evren başlangıçsız ve bitimsizdir..
o yüzden bir budiste "yaratıcı tanrı" kavramını anlatamaz ve algılatamazsın
aynı şekilde batıda "tanrıcı zihin" giydirilmiş birine de başlangıçsız ve tanrısız evreni anlatıp algılatamayacağın gibi..

oysa evrenin ve zamanın bir başlangıcı varmı yokmu yoksa başlangıçsız ve bitimsiz mi olduğunu bilmiyoruz

zihinde/egoda yaşamak derken ne demek istediğimi kavrayabiliyormusun..
ya da zihinsizlik/egosuzluk dediğim şeyi?
 
P

Pyramos

Ziyaretçi
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

bilincine yansıyan ve "var" dediğin evrenin ve/veya insanın zaman kavramında bir başlangıcı olduğunu niçin sabitliyorsun?

evrenin zaman kavramında bir başının(sonradan yaratılma, varolma) olmayabileceği kavramını yani olasılığını niçin bertaraf ediyorsun?

yani evrenin zaman kavramında bir başlangıcı olmayabileceği sonradan yaratılmadığını yani sonsuz olabileceğini niçin düşünmüyorsun?
bilim evrenin başlangıcı var diyor,belki bu başlangıç başka bir evrenin içinde oldu,o da bir diğerinin içinde..kısaca evren sonsuz olabilir bu ihtimali düşünmedim değil. ama bu evrenin dışına çıkma şansımız olmadığına göre bunu bilmemiz de mümkün değil. diğer yandan da bu çok önemli değil ben bunu baz almıyorum ben öncelikle kendimi ve burada gördüklerimi ,bildiklerimi baz alıyorum. zaman kavramı da bu durumlara olan düşüncem de çok etkili değil.

şimdi düşünelim; ben bilinç ,farkındalık ve akıl sahibiyim. eğer beni var eden ,oluşturan şey bilinç,farkındalık ve akıl sahibi değilse; bunlar yani bilinç,farkındalık ve akıl beni oluşturan şartlar karşısında ''birer hastalık'' olarak değerlendirilebilir. o zaman aklı ve bilinci yadsımalı mıyız? ancak bakıyoruz ki bilinç ve akılla yeryüzünde oldukça çözümleyici ve yapıcı işler gerçekleştirebiliyoruz. yani kısaca akıl dış dünyada iş görüyor , oldukça etkili çalışıyor,sağlaması yapılabiliyor yani.

aklı yadsıyamıyorsak bizi var eden şeyde de akıl aramak zorundayız. baktığımız tüm sistemlerde dolaylı yada dolaysız bir akıl aramıyor muyuz?zorundayız diyorum çünkü biz böyleyiz ve başka türlü düşünmemiz bana göre akla ihanet olur. eğer beni bir akıl yaratmadıysa ben yani akıl beni yaratan şeyin kendine ihanetiyim, mutasyonum, hastalığım,kanser hücresiyim, hatayım,saçmalığım vs vs..

insan bir insanı anlayabildiği kadar bir Tanrıyı anlayamaz. ben bu sebeble insandan yana düşünmüşüm dür ağırlıkla. Camusun dediği gibi ben de insanı savunurum diyebilirim. diğer açıdan İnsandan yana olmak zaten çoğu inanışta Tanrının da emridir.

Beni ,bilincimi aklımı yaratan Tanrı bilgisi karşısında benim her türlü bilgim yetersiz kalacaktır. eşit bilgiye ulaşmamak için bunu ondan istememiz gerekecektir.Tanrı söylemedikçe biz onu anlayamayız, bu anlamamak beni Tanrıyı reddetmeye götürmedi,götüremez hiç bir zaman. evrenide anlamıyoruz işte ! bu reddetmek sonucunu desdeklemez ve doğrulamaz.

Kısaca ; kişisel olarak benim tüm kapıların eninde sonunda Tanrıya açılmaktadır. beni O'ndan başkası var etmiş olamaz.


zihinde/egoda yaşamak derken ne demek istediğimi kavrayabiliyormusun..ya da zihinsizlik/egosuzluk dediğim şeyi?
anlıyorum ama anlamıyorum. hayata bir anlam yüklememekte bir anlam yüklemektir. İnsan kendine anlam yüklemeye çalışan tek varlıktır der Camus haklıdır. buna mecburuz biz böyleyiz, dışına çıkılamaz. felsefe ,bilim,inanç nasıl ve neden var? aileden devlete ,devletten siyasete,siyasetten ahlaka vs vs tüm insan kuruluşu olan bu sosyolojik kurumlar nasıl ve neden var?
 

paslıçivi

Yeni üye
Katılım
13 Şub 2012
Mesajlar
241
Puanları
0
Yaş
52
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

insan bir insanı anlayabildiği kadar bir Tanrıyı anlayamaz. ben bu sebeble insandan yana düşünmüşüm dür ağırlıkla. Camusun dediği gibi ben de insanı savunurum diyebilirim. diğer açıdan İnsandan yana olmak zaten çoğu inanışta Tanrının da emridir.
işin özünü gayet güzel ifade etmişsin sevgili donkişot..

burda senin tanrıcı ya da başka bir şey olmanın hiç bir önemi yok.
insanlarla olan ilişkinde;
evrene verdiğin anlam ve içeriği(inancını) öncelik haline getirmiyorsan iş bitmiştir zaten
sen kişisel olarak kurtuluşa ermişsindir.
karşındaki insan bir tanrıcı, ateist, deist, hristiyan, hindu, satanist, budist, musevi, panteist vs, olmasına rağmen,
sen bunları görmeyip yargılamıyorsan
o insanı dışlayıp ötelemiyorsan, küçümsemiyorsan
ve bu tutum ve davranışlarını
milliyetçilik, ahlak, zenginlik, dil, ırk, mevki vs aklına gelebilecek ne kadar "insandan öte" kavramı öncelik haline getirmiyorsan
"önce insan" diyor ve böyle bir davranış içindeysen
ne mutlu sana :)

beni Tanrıyı reddetmeye götürmedi,götüremez hiç bir zaman.
kişisel ulaştığım bilinçte;
senin tanrıyı reddetmeni kimse senden isteyemez, talep edemez, zorlayamaz
hatta daha ileri gideyim, bunu sen bile isteyemezsin.

senin tanrını reddetmeni isteyemeyeceği gibi
hiç kimse bir ateisti; tanrıya inanmayı zorlayamaz, talep edemez
hiç kimse bir deisti; teist, ateist, vs olmaya zorlayamaz, talep edemez
hiç kimse bir budisti; hristiyan müslüman hindu vs olmaya zorlayamaz, talep edemez

bu liste uzar gider..

her benlik tatmin/mutlu olmak zorundadır, tatminsizliği seçmek gibi bir lüksümüz yok hiçbirimizin

o yüzden herkes kendini nasıl mutlu/tatmin hissediyorsa zaten onu savunmak ve ona tutunmak zorundadır, bundan kaçış yoktur..

işte bu durum da; evrende kaosu getirmek zorundadır..

bu kaostan ancak kişisel olarak kurtulunabilir
o da kişinin özüne/özbenliğine yaklaşmasıyla mümkündür ancak..

kişi özündeki mutlak tatmine ulatığında "insandan öte" kavramlara tutunup, savunmak ve diğer farklı insanları dışlamak ötelemek ve onlarla dalaşmak zorunda kalamz..

ama kişi özünden ne kadar uzaksa bu insandan öte olan kavramlara(tanrı, din, millyetçilik, ölümsonrası yaşamlar, ahlak, para, mevki, politika vs) o kadar fazla tutunmak ve diğer farklı insanlara bunu dayatıp bu insanlarla dalaşmak ve bir kaotik ortam içinde olmak zorundadır..

bunlar benim kişisel ulaştığım tezlerimdir.
 
P

Pyramos

Ziyaretçi
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

şte bu durum da; evrende kaosu getirmek zorundadır.. bu kaostan ancak kişisel olarak kurtulunabilir
o da kişinin özüne/özbenliğine yaklaşmasıyla mümkündür ancak.
Bir filmde şöyle diyordu; Beni olduğum gibi kabul et. Ancak o zaman birbirimizi keşfedebiliriz.

Evet. Ben ve olduğum gibi..ne olursak olalım, hepimiz ortak kaderi paylaşan insanlarız.

Örneğin Tanrıya inanan bazı insanlar neden üstlerine Tanrının değerlerini giyinip Tanrıyı oynama başlarlar ?

Sen Tanrı değilsin heyhat! İnsansın ! kendine gel , kendini bul .

Tanrıya ne fayda verebilirsin ne de zarar.

Ama bir insana fayda da verebilirsin ,zararda ! senin rolün bu dünya denen sahnede en fazla bu kadar .

Bir savaş filminde bir asker diğerine şöyle soruyor du; Tanrı şiddeti seviyor mu? neden bu kadar şiddet doluyuz?

Bende diyorum ki; böyle birşey varsa bile Tanrıyla yüzleşince sorarsın bu sorunu ona... ama görünen o ki şiddet önce senin elinle gerçekleşiyor..

O zaman bu soruyu ilk önce kendine sor ! Ey İnsan !
 

Gezgin

Yeni üye
Katılım
27 Ara 2009
Mesajlar
24
Puanları
1
Yaş
34
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

Kuran'da bildirildiği gibi Allah insana kendi ruhundan üflemiştir. Çok güzel bi örnekle açıklamak istiyorum.
Allah tertemiz, berrak bir su iken insan çamurlu bir sudur.

Çamurlu bir suyu nasıl arındırırız?
Afrikalılar bunu şöyle yapıyor. Bir kap'a delik açıyorlar içine irili, ufaklı bolca çakıl taşı koyuyorlar. Çamurlu suyu bu kap'a döküyorlar böylelikle delikten daha az çamurlu su dökülüyor. Bu işlemi her tekrarlayışlarında su biraz daha arınmış oluyor.

Sonunda çamur sudan arındırılıyor ama mikroplarında sudan arındırılması gerekiyor. Bunun içinde suyu kaynatıyorlar.

İnsan çamurdan yaratıldığı için insanın çamurdan arındırılması ruhun bedenden çıkması ile olur.
Mikroplardan arındırılması için ise cehennem yaratılmıştır.

Bir su çamurdan, mikroptan arındırılsada o tertemiz, berrak suyun tadını vermez.

Allah'ın kendi ruhundan üflediği doğrudur ama bunun yanında insana nefsaniyette vermiştir.
Nefsten kurtulmanın gücünüde vermiştir. Oda allah sevgisidir.. Allah sevgisinin kalplerde olmadığı her an kalplerimiz kötülüğe ve harama açıktır.
 

paslıçivi

Yeni üye
Katılım
13 Şub 2012
Mesajlar
241
Puanları
0
Yaş
52
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

Örneğin Tanrıya inanan bazı insanlar neden üstlerine Tanrının değerlerini giyinip Tanrıyı oynama başlarlar ?

Sen Tanrı değilsin heyhat! İnsansın ! kendine gel , kendini bul .
:) sevgili donkişot bak kıyamet nasıl kopuyor. sen burda bazı insanların tanrı algılayışını yargılıyorsun, bu insanlardan bazıları şimdi bu forumda olsaydı ya d sen bu yargılarını onların yüzlerine karşı söyleseydin neler olurdu neler..

sevgili gezgin de kendi tanrı algılayışını dile getirmiş, varolan dinlerden biriyle özdeşleştirmiş, islamla..

varoluşa "anlam içerik verme tabanlı" bilinçaçıklığı bu yüzden insanoğlunu biribirine düşürür ve böler..

şimdi bu sitede değişik tanrı anlayışı olan insanlar olsaydı (hristiyan, musevi, hindu, ateist, deist, panteist, alevi vs) ve bu insanlar da kendi tanrı algısını ortay koyup sizi yargılasalardı kıyamet kopacaktı.. nitekim insanoğlu binlerce yıldır bunun sıkıntılarını yaşıyor..

çünkü zihinde/egoda yaşam bunun gerektirir, herkes varoluşa verdiği kendi anlam ve içeriği hakikat, diğerlerini batıl görür..

insanoğlu bu bilinaçıklığında yaşadığı sürece de bu kaos/cehennem devam etmek zorundadır..
 
P

Pyramos

Ziyaretçi
Cevap: Fredrick Nietzsche Ve Üst İnsan Kavramı

varoluşa "anlam içerik verme tabanlı" bilinçaçıklığı bu yüzden insanoğlunu biribirine düşürür ve böler..
çünkü zihinde/egoda yaşam bunun gerektirir, herkes varoluşa verdiği kendi anlam ve içeriği hakikat, diğerlerini batıl görür..
Ama bu her konuda böyle Sevgili Paslıçivi. İnsanlar tuttukları takım sebebi ile bile nefret ve şiddete başvurabiliyor.

Demek istediğim sadece inanç konusunda mevcut değil bu egoculuk,her insansı alanda mevcut.. dünyada 7 milyar insan varsa bunların hiçbir 2 tanesi birbirine uymaz. burdan yola çıkarak diyebililiriz ki egoculuk kaçınılmaz son. İnsanın kendine benzeyen insanları diğerlerine göre kendine yakın bulduğuda temel bir insan gerçeği. müşterek noktalarda buluşmak zorundayız. hukuk ve ahlakta öncelikle bunu sağlamaya çalışıyor..

ama üzerinde durduğunuz gibi inanç konusu bu anlaşmazlıkların en köklülerinden biri. psikolojik,sosyolojik,zihinsel,eğitimsel,ekonomik vs vs farklılıklarla dolu insanlarla dolu dünya.. kısaca bu durum oldukça olağan. bana göre gerçek bir kötülük (sade) haricinde kimsenin bir diğerini temelde suçlamaya ve ayrıştırmaya hakkı yok...ama dünyayı,hayatı, insanı vs vs idraklarımizde farklı malesef..insan olmak sorumlu olmaktır. benim görüşüm ve tarafım ; herkes idrak ettiği halde işlediği her kötülükten sorumludur. hatta biri şöyle demişti; yapmadığımız iyiliklerden de sorumluyuz..neden olmasın .