Neler yeni

Felsefenin Bitmesi Demek İnsan Beyninin Bitmesi Demektir

Lefty

Tanınmış üye
Katılım
23 Ara 2012
Mesajlar
4,905
Puanları
48
Sadık Usta'nın felsefenin önemi üzerine söyleşisinin tamamı çok uzun olacağı için sadece kısa bir bölümünü aktarıyorum.

***

Sadık Usta: "Felsefenin bitmesi demek insan beyninin bitmesi demektir."

Dünyayı Değiştiren Düşünürler serisine imza atan yazar Sadık Usta, 4 kitaplık “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” serisinde felsefe ve uygarlık tarihine ışık tuttu. Kafka Yayınevi’nden çıkan bu seride Sadık Usta, “tarihte ne yapılmış, ne yapmışlar da dünyayı değiştirmişler” sorusuna cevap aradı. İşte o söyleşi:

-Günümüzde ülkemizde ve dünyada yaşayan “dünyayı değiştiren düşünür” olarak tanımlayabileceğimiz kimse var mıdır? Felsefe tarihi sona mı ermiştir?

“Günümüzde ‘dünyayı değiştiren düşünür’ var mı” sorusu güzel bir soru. Doğrusu şu anda bununla ilgili herhangi bir saptamada bulunmak zor. Şundan zor: Dünyayı değiştiren düşünürlerin, dünyayı değiştirdiklerini önce görmemiz lazım. Bunun için henüz erken. 20’inci yüzyılın felsefe tarihi yazılabilir ki bu yapılmaktadır, fakat bunların hangisinin dünyayı değiştirdiğini söylemek için henüz erken. Bu bilim alanı için de söz konusu. Ancak illa birkaç isim verelim derseniz, hemen aklıma gelenleri şöyle sıralayabilirim: Einstein ve Marie Curie… Büyük devlet adamları var: Gandi, Lenin, Atatürk, Mao gibi. Bu dört adam dünya nüfusunun yüzde 80’inini bir yerden alıp bir yere taşımışlardır.

“FELSEFE HİÇBİR ZAMAN SONA ERMEZ”

Felsefenin sona erip ermediği sorusuna gelince… Felsefe hiçbir zaman sona ermez. “Felsefe artık yolun sonuna geldi” diyen kendi sonunu ilan etmiş olur, çünkü felsefenin bitmesi demek düşüncenin bitmesi, sorunların bitmesi, insanın kafa yoracağı meselelerin bitmesi veya insan beyninin bitmesi demektir. Felsefe, insanlığın çözülebilecek veya çözülemeyecek temel sorunlarına yanıt arar. İnsanlığın geldiği aşama, henüz bir bebeğin emekleme evresine denk gelir. Felsefenin bitip bitmediği sorusunun gündeme gelmesi de aslında bir soruna işarettir. O da felsefenin tıkanıklık yaşadığına işarettir. Tarihte bazen tıkanıklıklar baş gösterebilir, kitaplarda buna örnek dönemlerden bahsettim ancak felsefenin o uzun yürüyüşü kesintiye uğrayamaz.

Felsefe ve düşüncenin serüveni bir ırmak gibidir bazen sulak ve karlı bir yerden geçer ve gürül gürül akar, bazen de kuraklık baş gösterir, suyu çekilir, fakat yerin altında akmaya devam eder. Normal bir göz onu göremez. Tam bittiğini sandığınız anda o bir yerden gürül gürül fışkırır ve bütün insanlığı aydınlatıcı suyuyla besler.

-Son olarak, güncel yazılarınızda sosyal medya ve teknolojinin yanlış kullanımının olumsuz etkilerinden bahsediyorsunuz. Bunun fikir üretimine felsefeye etkileri nasıl?

İnsanlık çok önemli bir dönüm noktasında bulunuyor. Sanayi Devrimi’nin bir çocuk gibi kalacağı bilimsel buluşlar dönemine girdi insanlık. Genetik, iletişim teknolojisi, yapay zekâ… Klasik metallere ihtiyacın olmayacağı bir çağa giriyoruz. Neredeyse her şey karbon bazlı olacak. Bunlar önümüzdeki dönemin en önemli alanlarıdır fakat büyük riskler de beklemektedir insanlığı. Bir asır sonra geriye bakıldığında bugünkü hayatımız o insanlara, bizim bugün Ortaçağ olarak nitelendirdiğimiz dönem gibi gelecek. Bu hızlı gelişmenin yararı var ancak büyük bir zararının olacağını da düşünüyorum.

“İNSANLAR ÇILDIRMIŞ VAZİYETTE”

Şu anda birçok insanın, bilim insanının, siyasetçinin ayağının yerden kesildiğini görüyorum. Teknolojiye övgü muazzam, insanlığın temel sorunlarını çözüleceği bir yüzyıla girdiğimiz müjdeleniyor. Bunlar boş hevesler ve kuruntulardır. İnsanlar çıldırmış vaziyette, sürekli yeni aletlerle haşır neşir olmak istiyor ve neredeyse bununla orgazm oluyor. İnsanlığın içinde bulunduğu durumu, 1920’li yıllardaki insanın ruh haline benzetiyorum. Çılgınca eğlenmek ve sadece ânı yaşamak istiyor. Bu ruh hali büyük bir felaketin habercisidir. Teknoloji kendi insanını kendi kültürünü yaratıyor. Bir teknolojiyi bir başka kültür için kullanamazsınız. Akıllı telefonları sadece mantıklı ve yararlı haberleşmek için kullanamazsınız, o size sosyal medyada ölümüne aktif olmanızı dayatıyor.

Birkaç insan buna direnebilir ancak milyonlar zombi gibi kimseyi dinlemeden onun peşinden koşuşturuyor... Bu konuda ne yazık ki karamsarım. İnsanlığın her zaman bir çıkış yolu bulacağına inanmakla birlikte, içinde bulunduğumuz bu üretim hızının, sahip olma hızının ve tüketim hızının bütün insani ve kültürel değerlerimizi kökten değiştireceğini düşünüyorum. Bir başka insan tipi geliyor. Her şey yapaylaşma yolunda ilerliyor. Bu zenginle yoksulun, elitlerle yığınların arasındaki açıyı daha fazla açacak. Bir avuç zengin mutsuz ama gerçek bir hayat yaşıyorken yığınlar mutsuz ama sanal alemdeymiş gibi tadı tuzu olmayan bir hayat yaşayacak. Anne, baba, kız, evlat ve sevgili ilişkisi yapaylaşacak ve belki ortadan kalkacak. Dolayısıyla insan ilişkisi, sevgi, aşk da sadece sözlüklerde olacak ve her şey, o anki ihtiyaca yanıt verip vermediğiyle ölçülecek. Normlar ve etik değerler çok değişecek.

Sosyal medya ise tam bir baş belasıdır ve ne yazık ki bundan kaçış da yoktur çünkü başka bir hayatımız yok artık. Onsuz bir yanımız eksik gibi, çünkü hayatımızın büyük bir kısmı artık orada depolu ve orada aktif.

Kaynak: odatv.com/felsefenin-bitmesi-demek-insan-beyninin-bitmesi-demektir--29011951.html