Düş{üş}ler *

Mara

Üye


Susarak,iki komşu gibi güne değerek
Asıl söyleneceklerin üstünden aşarak
Sevdiğim
Ayrı ayrı uzakta,yanyana

Birbirimizi derinden gözlediğimiz yazlarda
Ve üstün körü baktığımız kentlerde
Güllerin güllerimiz
Hüzünlerimse hüzünlerimiz değil

Bir deli kuzgun gibiyim yaşlı teleğimle
Göğü siliyorum duraksamadan
Yorgunluktan değil,öyel sanıyorum
Yalnızlıktandır
Hızla dökülüyor tüyüm teleğim

Orda öyle aramızda soluyor işte
Ayrı ayrı uzakta,yan yana
Hangi yangın hangi deprem becerebilir?


Gülten Akın
 

Mara

Üye
Ölüm çok güzel olmalı,
yumuşak, kahverengi toprakta yatmak,
birinin başının üzerinde çimlerin dalgalanması, ve sessizliği dinlemek.
Dünün olmaması, ve yarının olmaması.
Zamanı unutmak, hayatı affetmek, barışta olmak…

-Sylvia Plath. ”​
 

Ay

Üye
"içindeki etrafı yara kaplı boşluk bir gün dolacak, belki şu an dilediklerin ile değil ama dolduranları dilemeyi de öğreneceksin" der. ve en sonunda "bak gördün mü her şey nasıl yoluna giriyor, yeter ki güçlü ol" Diyip, avutacaklar. kalbin kırık. ve en kötüsü de bu hiçbir zaman düzelmeyecek. Her şeyin başladığı yere geri gidilmiyor.


Şimdi durup bir sigara yakmalıyım.(Yaktı ve devam etti.)
 

Mara

Üye
Tutulmuş dağ yolları oklar ve tuzaklar
Biri dostluk adına bağışlar çirkinliğimizi
Düz yollara düşeriz yeniden oksuz ve tavşansız
Yılgın savaşçılarız, sevgiler ürküttü bizi.


Gülten Akın
 

Mara

Üye
Bu dünyadan bir Cesare Pavese geçti
‘Yaşanacak bir yaşam vardır.Binilecek bisikletler var ,yürünecek yaya kaldırımları ve tadına varılacak güneş batışları vardır.’ diyen umutla hayata bakan harika bir günlük yazan
ve sonra aldığı edebiyat ödülünün ardından bir otel odasında intihar eden…

dünya böyle bir yer hayat böyle bir şey işte.
 

esekherif

Yeni üye
Hani; her gün sabahına uyananların dışında kimsenin s..ne sallamadığı kasabalar vardır, girişinde koca tabelalarla "kasabamıza hoş geldiniz" yazan... Sen saatte 100 km hızla A şehrinden B şehrine giden bi' araçla içinden geçerken; bir dakika bile dolmadan hem hoş gelmiş hem de hoş gitmiş olursun. Çünkü 1 km önce sana "hoş geldin" deme ihtiyacı duyan dangalak, çıkışa da "hoşçakalın" yazdırmıştır sırıtarak.
İşte bizim hayat diye kodladığımız zavallılık da böyle bi' şeydir Perihan. Sen "tamam bu sefer buldum" dediğin anda, o çoktan çıkıp gitmiş olur arka kapıdan.
Ha, unutmadan;
Tabakla ağzım arasındaki yolda bir gıdım tarator daima gökyüzüne damlıyor, o yüzden gökyüzünde çürümüş yoğurt lekeleri var Perihan, o yüzden gökyüzünde kolumun çarpıp devirdiği kadehlerden kalma ağır bi' anason kokusu. Ve bu kokuşmuş göğün altında; '...tombul bir dulun bira kokulu ağzı ensemde soluklanırken; yaban kedisi kürkünün içinde; soluk yüzü, siyah saçı ve uzunca burnu ile bir Kürk Mantolu Madonnayla hiç göz göze gelemeyeceğim ben...' İşte sırf bu yüzden sen keman çalmayı bilmiyorsun, hiçbir yağmur da ıslatamıyor o biçimini bilmediğim saçlarını ve ben de arındıkça kirletmek istiyorum bu cinayet mahalinden hallice dünyayı...
Bir de Perihan; ölmek iki ihtimalin orta yerinde bilinçsizce kalakalmaktır belki de, belki de bir düşevren, istek ve olmayışlıkla kurulu bir eşitsizlikte... Halının üstünde bir parça alüminyum folyo ve iğnesi çoktan pas tutmuş bir şırınga gözüne iliştiğinde;
Bingo! Hayat denen ibne karşındadır artık, hem de o kıllı, kocaman götüyle.
O an, "nihayet bitti" dersin Perihan.
Ve/fakat
"nihayet bitti" dediğin anda aniden kendini yenileyen bu hüsran,
tutup kaldırırmış gibi yerden hiçliğini, bi' zırıltı ya da hiç gidilmemiş bir yerin kadraja güzel sığmış resimleri gibi koca bi' talan başlatır belleğinde.
(ve) Üşümüş ellerini alıp titreyen ellerinin içine, yeni bir gidişe hazırlar seni, o "nihayet bitti" denilecek anlar hiç tükenmesin diye...

İşte böyle Perihan, herkesin Mariası kendine Pudermiş anladım. Ve tamam itiraf ediyorum; ben ne zaman rakının bokunu çıkarsam önüme gelene Perihan diye sarılıyorum, ama Allah belâmı versin ki Perihan kimdir, necidir inan hiç bilmiyorum. Bir de ben nasıl böyle eşiğe sıçıp kaçan kediden bile bi' hüzün çıkaracak manyak oldum, bir türlü anlamıyorum.
Son olarak; Pavase iyi demiş Perihan;
sırf siktiri çekip gidebilmenin tadına varmak için de olsa "herkesin bir evi olmalıdır" ve güneş göğün sahnesinden çekilip gidince her gece, yağmur yağmalıdır şehirlere; sırf herkes boşaltıp sokakları evinde geberebilsin diye,
yağmur yağmalıdır bizim gibi çulsuzların üzerine...
 

Mara

Üye
Bıçağın ucundaydı insanların hafızası
‘İnsan unutandır
ve insan unutulmaya mahkum olandır.’
Tanrı şöyle derdi o zaman:
Ah!

Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının tanrım,
Ulaşılamazdı,
Sen sarılmak istesen ona,
O sana sarılmazdı.
Ne çok dikenin vardı Tanrım!
Ne çok isterdim,
Sana sarılamazdım.
Ve şöyle derdim o zaman:
Ah!


Didem Madak.

~~

ölürüm, dedim sonra; sana alışıyorum ama ben bu valsden değilim üzerim seni ıssız satırlarım ve yedi bavulum var

hem bu orman su almaktadır buralarda kalabilmek henüz gül içindeyken bana başka bir hüzzam ver ki ben artık gidebileyim.. üzerim seni bık benden kedilere ve kendime katlanamam kirpiklerimi kes!

yedi bavulum var, dedim.


/ Jan Ender Can.
 

Mara

Üye
Onun bir sözcüğüyle yaşamımda
yer alan her şeyi çöpe atmak isterdim
gelgelelim aşk değil bu, aşk hiç değil
bir şey arayan bir kadının aradığı şeyle
karşılaştığında kendine iskambillerden
kurduğu bir hayatın yıkılması gibi
bir şey bu.

Aşk değil ki bu…


/ Lale Müldür.
 

Mara

Üye
bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
bana bakıp görmediğin için
ben yokken içini çektiğin için

ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen


Louis Aragon
 

Mara

Üye


---------- Mesajlar Birleştirildi at 17:18 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 17:17 ----------

Biliyor musunuz ben bu çağdan nefret ettim,
etimle kemiğimle nefret ettim..


A.Cahid Zarifoglu

---------- Mesajlar Birleştirildi at 17:20 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 17:18 ----------

şeyhim bütün hikayeleri dolaştım,
ağzı bozuk bütün kahramanları buldum,
oturdum bir ağız dolusu,
denize, ağaca, yere ve göğe yemin olsun,
ben bütün yaraları topladım,
üzerimde biriken bu gözyaşı benim değil..
âşık’a mâşuk’a, ve sükûta erene yemin olsun,
ben bütün azad olunmuşları topladım
mahallemde biriken bu şenlik benim değil..

şeyhim bütün şiirleri dolaştım,
elinde cigarası yalnız başına oturan bütün
adamları buldum,
oturdum bir efkâr boyu,
şaire, kafiyeye ve noktaya yemin olsun
ben bütün gazellerde yandım,
üzerimde biriken bu karanlık benim değil..

şeyhim bütün rüyaları dolaştım,
ruhu sınırdan taşan her bedeni buldum,
oturdum bir elif miktarı,
güneşe, ay'a, geceye ve gündüze yemin olsun
ben bütün hayalleri topladım,
üzerimde tepinen bu yarınsız cüceler benim değil..

şeyhim bütün zaman kiplerinden geçtim,
dünden bugünden ve yarından nasibimi aldım,
oturdum bir ömür kararı,
günlere, aylara, yıllara ve asr'a yemin olsun
üzerimde yeşeren bu cennet benim değil..
 

Mara

Üye
Ben savaşı kazandım, zannetmiştim.

Ben zannetmiştim ki birden hayatım fransız aşk filmlerine dönmüştü. Başta karakterlerden biri olayı tam kavrayamamış diğeri de çoktan aşk büyüsüne boğulmuş.
Arka fonda tatlı şarkılar çalıyordu, çimlerde uzanıyordu, gün doğumları gün batımları şaraplar filmler büyük kahkahalar uzun susuşlar her şey film tadındaydı, birbirimizi arada bir bırakışlarımız bırakırken şiir mısralarını serpiştirişimiz geceleri paylaşışımız, lanet olsun ben gerçekten de savaşı kazandım, zannetmiştim.
Mesela dünya o kadar güzelleşmişti ki artık hiçbir şey kötü olamazdı, utanırdı. Hayvanlar mutluydu, çiçek yetiştiriyordum, sokaktaki hayvanlar tanıyorlardı beni dolayısıyla seni.

Herkese selam veriyordum sevgi dağıtıyor edasıyla, düşünsene gözümü açtığımda kocaman gülümsüyordum.

Ben seninle dünyayı sevmeyi öğrenmiştim bir kez daha ve bu savaştan galip çıktım, zannetmiştim. Uzun soluklu bir yolda kısacık yürümüştüm, bunu başka türlü anlatamam.

Yol duruyor, yürüyüş bitti.


giz*
 

Mara

Üye
Yuvarlanarak geçtim buradan:
Görmediniz.
Güneş bile yumdu gözlerini
Kapattı kulaklarını
İşitmedi
Sözlerimi.

Yaralanarak geçtim buradan:
Sağaltmadınız.
Gök bile örtündü bulutlarını
Sakladı yıldızlarını
Dinlemedi
Umutlarımı.

Yok olarak geçtim buradan:
Yaşatmadınız.
Ölüm bile çekti aldı anlarını
Tuttu attı anılarımı
Dindirmedi
Acılarımı…


Oruç Aruoba.
 

kahin

Yeni üye
ölüm en güçlü umuttur,herşeyi kaybettiğimizde umut dahada güçlenir,, ölüm belkide gerçeği anlamak için tek umuttur. ölmek nedir? doğmak nedir?
doğum umudu anlamak ölümse umudu tamamlamaktır.
insanlar ölür gider ama umut asla ölmez,umudu öldüren ölüm değil,
yaşamdır.fakat yaşamıda öldüren umut değilmidir?
umut yaşamdan fazlası değilmidir?
umut hayallerin efendisi değilmidir?
umut seni yaşatır,en olumsuz anda bile hala yanındadır.
umut aşkın sevginin barışın ve gerçeğe açılan anahtar değilmidir?
umutsuz yaşam, amaçsız değilmidir,umutsuzca yok etmek ve kaos yaratmak
zamanı anlamsızlaştıran yaşam değilmidir?
umut yaşamın ve zamanın anlamını hissettiren ve asla ihanet! etmeyen en iyi dostun değilmidir?
 
Son düzenleme:

Mara

Üye
Sonra ne oluyor biliyor musun ?
Geçiyor.
Bir zamanlar uğruna dünyayı karşına alabileceğin insan, yabancılaşıyor sana..
Adım adım uzaklaşıyorsun..
Kör kalsa, yatalak olsa, bacaklarını kaybetse vazgeçmeyeceğin insanın buna hiç değmediğini farkediyorsun..
Bir an geliyor bir şeyler kırılıyor içinde. Bir şeyler dökülüyor..

Sonra ne oluyor biliyor musun ?
Ölmeye gidiyoruz diyerek ellerini tutsa, tereddütsüz gideceğin bu insanı hayretle izliyorsun..
Usul usul ağlıyorsun bir yerlerde, gidişine değil haketmeyişine..
Bir an geliyor, dayanamıyorsun.

Sonra ne oluyor biliyor musun ?
İp kopuyor en sağlam yerinden.
En güvendiğin kişinin bıçak izi kalıyor sırtında..
Kelimelerle anlatılamayacak kadar sarsılıyor hayallerin.
Grileşiyorsun.
Oysa biraz umudun olsa,
Cinayet işlerdin uğruna.
Bu kadar çok düşmüş olmasaydın, daha güçlü kalkardın ayağa..
Biliyorsun.
Çaresi yok, en çok buna yanıyorsun.

Sonra ne oluyor biliyor musun ?
Anlıyorsun.
Korkuyorsun.
Öyle çok yormuş oluyor ki seni,
Ve öyle eksiltmiş,
Masumiyetine ateş edilmiş gibi hissediyorsun.

Kimse o'nu senin kadar sevemez.
Vazgeçerken,
En çok buna üzülüyorsun
...
 

elbiss

Yeni üye
Penceremden dışarıya bakıyorum
Yağan yagmuru izliyorum
Öyle güzel yagıyor ki..
Tüm siyahı bir anda beyaza çeviriyor ...

İnsan yagmuru izledikçe izleyesi geliyor
Fakat bir bakmışsın yagmur dinmiş

Yerini güneşli bir güne bırakmış..
Oysa saatler öncesinde herşey böyle değildi..
Bir anda her taraf günlük güneşlik oldu..
O zaman anlıyorsun ki..
Yagmur bereket
Güneş ise aydınlık...
Anlamaya başlayınca insan çok şey ögreniyor

Öğrendikçe daha fazla diyorsun
Fakat herşey karınca kadarıyla olması yarına yeni umutlarla bakmaya neden oluyor..
Hayat işte bir pamuk ipliği dizesi gibi
Bu dizede dogru yerlere koymak önemli olsa gerek.
Buda insana kalmış bir durum olsa gerek

Böyle.
 
Son düzenleme:

Mara

Üye
benden sana mevsimlerden anne, uykularımdan tüller,
ömrümden ağrılar sızmıştır.
bu aşk bende bir imkânsızlık tasarımı gibi kaldı,
kaldıramam.

bir gün olur senin de düşerse elinden nar
aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar
ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar
çağır o zaman, anlatırım sana,
bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar.


/ Birhan Keskin.
 

elbiss

Yeni üye
Gözlerimde uyku
Dilimde sözcükler
Kalbimde sızı
Yüreğimde bitmek bilmeyen bir acı..
Sanki hepsi bir anda toplanmış
Yaşam nedir dediler
Kem küm derken sözler yetişmedi,
Zaman nedir dediler işte şöyle filan derken zamanı tükettim..
Su neden var dediler anlatırken suyumu tükettiğimi anladım...
Sözler vardır özel olandır..
Cümleler vardır güzel olandır..
Hayat vardır yaşanılır
Fakat yaşam ise tecrübe ile edilinilir
Hayatı anlasakta o bize hep gizli bir kapısını gösterir
Anlarız ki daha öğrenilecek çok şey varmış deriz ..

Böyle.
 
Son düzenleme:
Üst