Neler yeni

Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun

Ferdinand Bardamu

Yeni üye
Katılım
30 Nis 2012
Mesajlar
2,000
Puanları
0
Yaş
37
Ekli dosyayı görüntüle 1059


Herkesin Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyorum. Bu Cumhuriyet hepimizindir.Cumhuriyeti yıkmaya çalışan iç ve dış güçlere karşı verilen halk mücadelesinde tarihi bir günü yaşıyoruz.Habur'dan gelen Pkk'lı teröristlerin davullu zurnalı kutlamasına gıkını çıkarmayan iktidar, Cumhuriyet'i kutlayan topluluğa müdahale etmiştir.
 
F

faust

Ziyaretçi
[video=youtube;wsUfCxgERHE]http://www.youtube.com/watch?v=wsUfCxgERHE[/video]

Paylaşım biraz eski ama paylaşayım dedim,dinlerken hayli duygulandım ..
 

Ozzy152

Yeni üye
Katılım
24 Eki 2012
Mesajlar
12
Puanları
0
Yaş
29
Türkiyeyi ayakta tek güçlü tutan Cumhuriyettir .
Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun .100'ncü yılını da kutlatacağız !
 

birazdahaderinmavi

Yeni üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,976
Puanları
0
Yaş
54
Cumhuriyet Bayramı’ndan Niye Korktun Usta...


Diktatörün korkuları farklıdır:

Tiyatrodan korkar mesela...

Heykelden korkar...

Mizahtan korkar...

Fıkra dinlesin, herkes gülerken suratı düşer...

Karikatürden korkar...

*

Bu kez korkusu; bayram...

Yoksa 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını niye yasaklayacaksın?..

Terörist değil gelen, eşkıya değil...

O koltuğuna oturduğun, seni adam eden rejimin çocukları, ellerinde bayrakları ile çıkacaklar, şarkılarını söyleyecekler...

İşte korku; şarkılar...

*

Cumhuriyetin koltuğuna oturuyorsun da, bayramından niye korkacaksın?..

Cumhuriyet ile barışık olsan, sevinmelisin hani...

*

Bu biber gazları, bu demir coplar, bu panzerler, bu zırhlı, bu miğferli, kalkanlı, silahlı, sis bombalı birlikler...

Tümü şu günlerde bayrama karşı...

29 Ekim...

Adı; Cumhuriyet Bayramı...

*

Korktunuz...

*

Çünkü...

Bizim dahi tamı tamına farkında olmadığımız bir gerçeği biliyorsun zalim; Cumhuriyeti silip atmak öyle kolay değilmiş...

Onu savunan ne kadar kurum varsa yıktınız...

Ne kadar kavramı varsa sildiniz...

Onu savunanları hapishanelere tıktınız...

Önünüze engel çıkma olasılığı olanların peşine düştünüz, fişlediniz, izlediniz, evlerini dinlediniz, yuvalarına kadar girdiniz, tutukladınız, hapishanelere doldurdunuz...

Sandınız ki bitti...

*

Bence hafife aldınız Cumhuriyeti...

Ve Cumhuriyetçileri...

Öylesine, sıradan, güçsüz ve kolay sandınız...

Tüydüler, tırstılar gibi geldi sanki...

*

Artık bizden iyi biliyorsun ki, değil işte...

Yürekli Atatürk sevdalıları bir orman gibi...

Cumhuriyet âşıkları deniz gibi dalga dalga...

Gökyüzü gibi sonu yok...

*

Korktunuz...

*

Bu kez korku; bayram...

Ve yasakladınız...

Korktuğunuzun tescilidir bu yasak...

Tarihte “Bayram korkusu” diye yer alacak...

*

Olsun...

29 Ekim Cumhuriyetimizin şanlı bayramıdır...

Cumhuriyetin çocukları bayramlarını kutlayacaklar...

Kutlu olsun...

25 Ekim 2012 - Cumhuriyet
 

Süreyya Önal

Yeni üye
Katılım
16 Nis 2010
Mesajlar
503
Puanları
0
Yaş
44
devlet yapılanmaları - yönetimler (devletçiliği savunuruz savunmayız o ayrı bir tartışma konusudur) öteden beri kalıcı olmak ve adıyla sanıyla dünya fizik siyasi haritasından silinmemek adına
kabaca güçlü ekonomi - güçlü ordu üzerine faaliyet- politikalarını sürdürürken TC devleti de bu tabloda ve tarihteki yerini ister istemez almış
*
emperyalizmin yayılmacı kolları .. evveliyatiyle ve akabinde 89 yıl öncesi;

önce aşmış kimi yetersiz işbirlikçi siyasiler ve görünürde onların izledikleri siyasetler ile de
sonra şaşmış bir irade/idare

neticesi itibariyle : mevcut vatan toprağının da birleşik işgalci güçlerce işgal edilmesi

ancak yurttaşlık bilincini etnik kimlik karmaşasına ve dini mezhep ayrıştırmalarına yem etmemiş, yurtlandığı yurdunu canı pahasına savunmuş, seferber olmuş bir ordu/lideri ile halkın mücadelesi

devlet, idaresi cumhuriyet rejimiyle beraber bu şekilde yeniden kurulmuş ve yenilikçi ilerici birleştirici halkçı vb. devrimleri de hedeflemiş / bir bir gerçekleştirirken yine dünden bugüne değişmez kaidedir iç-dış kimi işbirlikçi rejim düşmanları da boş durmamış

tabii bir de buna devlet yönetimi/adamlığına ehil-yeterli olmayan politikacılar eklendiğinde

bu ülkede sular bir türlü durulamamış

bu şartlar altında kurulu Cumhuriyetin temelini türk kürt laz çerkez vb. birlikte atmışken
elbette ecdada saygı geleceğe inançlı olmak adına, yıldönümleri de birlikte saygı ile anılmalı-hatırlanmalıdır

ancak dedik ya suların durulması kiminin işine gelmiyor

kutlansın kutlanmasın inatlaşılsın yok karşı çıkılsın derken
halkı halklar diye diye birbirine karşı ve adı var kendi muallak rejime karşı kışkırtmanın adı maalesef ki siyaset

gündem bu tip oyalanırken ekonomi zaten bağımsız değil oto yolundan bankalara tarlandan fabrikana vb. tüm kaynakların yabancı sermayedara teslimmiş .. gelecekten umutsuzluk varmış

ama her dönemin lale devrini yaşayan bir mutlu azınlığı da varken tüm bunlar -değilmi ya-kime ne gam mış :/
 

birazdahaderinmavi

Yeni üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,976
Puanları
0
Yaş
54
Dün, Sonun Başıydı...

Daha bir gün önceden elinde çiçek olanı yakaladılar...

Anıta çiçek koyacak ne de olsa...

Bomba yerleştirse bu kadar olur...

*

Nefret yolları kesti...

Kin barikattı...

Ankara’ya giden bütün yolları tuttular...

Elinde bayrağı ile Cumhuriyetin kuruluş gününü kutlamak için yaya yollara düşenleri alıp götürdü, cumhuriyet düşmanı...

Zulüm oradaydı...

Atatürk anıtının önünde cumhuriyet marşlarını söyleyenlerin gözüne biber gazı sıktılar, yıkım birlikleri...

Sussunlar diye...

*

Ama...

Tarih defterinde düne bir işaret koyun...

29 Ekim 2012...

*

Dibe vuruştan sonra, yüzeye çıkıp alınan ilk nefes gibi...

Çünkü faşizmin gıcırdayan dişleri bütün çirkinliği ile engellemek istese de... Panzerler, helikopterler, coplar, biber gazları ile Cumhuriyet ve Cumhuriyet sevdalıları arasına girmek istese de...

Milyonlar oradaydı...

*

13 yaşında Elif...

Babası orman işçisi olduğu için büyükannesi ile geldi...

Küçük bir bayrak elinde...

O Cumhuriyetti işte...

*

“Saroz...”

Balıkçılar ona öyle diyorlar...

Yakaladığı son palamutları teslim etti, onun parası ile geldi...

Ağarmış kaşlarının arasında öyle gözleri vardı ki...

Kaplan gibi...

Bakamaz insan...

O işte Cumhuriyetti...

*

Bayrağını ağzına almıştı...

Alkışlamak istedi; dizlerini birbirine vurarak yaptı bunu..

2004’te mayında kalmıştı iki eli...

Olmayan ayakları ile oradaydı...

Cumhuriyetti işte o...

*

Düne bir işaret koyun...

Kırılma noktası dersiniz...

*

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...

Göreceksiniz...

Üniversitesini, yargısını, ordusunu, medyasını, sermayesini, sendikalarını, kurumlarını, kavramlarını, ilkelerini yok ettiklerini sandıkları Cumhuriyetin en büyük gücü, o “damarlardaki asil Cumhuriyet kanı” dün oradaydı...

*

Dibe vuruştan sonraki ilk nefesti sanki...

Unutmayın...

Dün, sonun başıydı... ( cumhuriyet 30 ekim 2012)
 

darkmoon

Yeni üye
Katılım
5 Eyl 2012
Mesajlar
79
Puanları
0
Yaş
48
bu eski yazarların müşteri velinimetimizdir anlayışlarına hastayım yahu..
vallahi hepsinin okudukça yüreciği soğumuştur kesin..

artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacakmış..
hahahhaa… göbeğini kaşıyan ayılar da aynen öyle söölüyor..
 

birazdahaderinmavi

Yeni üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,976
Puanları
0
Yaş
54
AKP, Batı ve ABD ile çatışarak iktidar olamayacaklarını gören ve bu nedenle emperyalizmle sınırsız bir işbirliği yapmaya karar veren İslamcıların partisidir.
Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ikilisinin liderliğindeki AKP, kendi dar dinci programlarını ancak ABD ve Batı’ya teslim olarak hayata geçirebileceklerini anlayan İslamcıların kurdukları partidir.

Bu grubun, daha otantik ve Batı karşıtı bir İslamcılığı temsil eden Necmettin Erbakan’ın Milli Görüş hareketinden ayrılmalarının nedeni de budur.
AKP’nin başarısı, kurulu düzene yönelik gerici eleştirileri demokratik bir itiraz gibi sunmasında yatıyor. Yaratılan bu yanılsama, solun önemli bir bölümünün sisteme yönelik yüz yıllık eleştirilerinin geri çekilmesine neden oldu. Dahası bu hile solun ve laikliği içselleştirmiş halk kesimlerinin direniş refleksinin kırılmasında yol açtı. Bu yanılsamanın yaygınlaşması, yandaş liberallerin yaptığı ideolojik bir hileden kaynaklanmaktadır.

***

Cumhuriyet’in soluna kapalı yapısının, kendisinin tasfiye edilme sürecinde önemli bir rol oynadığı kesindir. Sol korkusu nedeniyle tarihsel ve kategorik bakımdan bir önceki çağa ait sınıflar, güçler ve ideolojiler (din) ile ittifak içinde kendi solunu tasfiye eden Cumhuriyet burjuvazisi ve onun siyasal öncüsü Kemalistlerin bu politikası onların da sonunu hazırlamıştır.

Türkiye Soğuk Savaş kurbanı bir ülkedir. Türkiye NATO’ya girdikten sonra Sovyetler Birliği ve Sosyalist Bloka karşı ABD ve Batılı ortaklarının uyguladığı “Yeşil Kuşak” projesinin üssü haline geldi. Türkiye NATO’nun “Dolaylı Saldırı Doktrini”- nin hayata geçirildiği ilk cephe ülkesiydi.

Dolaylı Saldırı Doktrini, esas olarak iki blok arasındaki nükleer silah dengesi nedeniyle doğrudan bir savaşın çıkmayacağı varsayımına dayanır. Bu nedenle NATO’ya göre kapitalist ülkelerde yaşayan sosyalistler, Sovyetler Birliği’nin yönlendirmesiyle sisteme karşı dolaylı bir savaş/saldırı yürütmektedir.

Daha açık bir ifadeyle, bu doktrine göre Sosyalist Blok kapitalist ülkelerdeki sosyalist partiler, sol örgütler, devrimci gençler, sendikalar ve diğer toplumsal muhalefet güçleri aracılığıyla dolaylı bir savaş yürütmektedir. O halde adı geçen bu kesimler yurttaş değil, düşmandır. Bu durumda onlara karşı hukuk ve yasalarla sınırlandırılmamış örtülü ve “gayri nizami” bir savaş yürütülmelidir.

İşte, asıl ve genel adı Süper-NATO olan, tek tek ülkelerde ise Gladyo ya da Kontrgerilla gibi isimler alan, NATO ülkelerindeki yasadışı örgütlenmenin kuruluşu bu değerlendirmeye dayanır. Sovyetler Birliği’nden gelecek bir açık işgal girişimine karşı gerilla savaşı verme hazırlığı ise, “derin devlet” de denilen Kontrgerillanın önemli olmakla birlikte ikincil gerekçesidir.

Bu doktrin, küresel ölçekte NATO’nun, ulusal ölçekte de başta TSK olmak üzere Cumhuriyetin kurucu güçlerinin, solun önünü kesebilmek için İslamcılarla işbirliği yapmalarının, onları destekleyip büyütmelerinin belirleyici nedenini oluşturmaktadır.

Siyasal İslamcı hareket bir Soğuk Savaş ürünü ve emperyalizmin imalatıdır.

***

Cumhuriyet burjuvazisi korkak ve siniktir. Asker ve sivil bürokrasinin sistem içinde öne çıkmasının ve merkezi bir güç kazanmasının belki de en önemli nedeni Cumhuriyet burjuvazisinin bu korkaklığıdır.

Cumhuriyet’in dahakuruluşundan itibaren burjuvazinin sosyal/sınıfsal, ekonomik ve entelektüel bakımdan zayıf olması tarihsel korkaklığının başlıca nedenidir.

Cumhuriyetin kurucu kuvvetlerinin sola karşı düşmanca bir tutum izlemesi, Soğuk Savaş döneminin hoyrat ve kıyıcı anti-komünist siyasetiyle birleşince tam bir faciaya yol açtı.

Rejim, bu ülkenin en seçkin aydınlarını, toplumu 21. yüzyıla taşıyacak kadrolarını, en pırıltılı yurttaşlarını, akademisyenlerini, sanatçılarını ve solcuları imha etti.

Örneğin birer modernleşme ve aydınlanma örgütlenmesi olan, bu yanıyla aslında çubuğu burjuvaziden ve hatta liberalizminden yana büken Köy Enstitüleri’ne ve Halkevleri’ne bile tahammül edilemedi.

Sola karşı rejim çok acımasız oldu. Bu ülkenin seçkin denebilecek yazar ve sanatçılarından bir dönem hapis yatmamış ve eziyete uğramamış bir kişiyi bulmak mümkün değildir. Bu gruba bugün el üstünde tutulan sanatçılar ve yazarlar da dahildir.


***

Toplumun sola kaymasını önlemek için İslam desteklendi, siyasallaştı ve sonuçta kendisini büyüten gücü tasfiyeye yöneldi. AKP-Cemaat iktidarını hazırlayan tarihsel arka plan budur. AKP bir neden değil sonuçtur. AKP sadece Cumhuriyete son darbeyi vurmuş, kaçınılmaz olarak da kendisini besleyen, büyüten ve iktidara gelmelerine neden olan güçleri tasfiye etmiştir.

Askeriyle, bürokrasisiyle Cumhuriyet burjuvazisinin daramı da bu tarihsel gerekçede yatmaktadır.

Türkiye’de 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerinde sosyalist solun ve devrimci hareketin ezilmesinin yanı sıra esas olarak devletteki “solcu Kemalistler” de tasfiye edildi. Öyle ki, 12 Mart 1971 darbesinin başlıca amacının sol Kemalistleri tasfiye etmek olduğunu bile söyleyebiliriz.

Sol Kemalistlerin tasfiyesi 12 Eylül 1980 darbesiyle tamamlandı. Sağ Kemalistler, İslamcılar, muhafazakârlar ve aşırı sağcılarla (faşistler) ittifak içinde kendi solunu budadı. Bu tasfiyeden sonra kendi egemen ve tayin edici konumlarının da devam edeceği sanıldı.

Amerikancı bir örtülü darbe ile iktidara gelen AKP-Cemaat koalisyonunun 2008-2011 yılları arasında yürüttüğü Ergenekon soruşturmasıyla, Türkiye’de sağcı Kemalistler tasfiye edildi. Sağ Kemalistler bu operasyon ile ordudan, bürokrasiden ve geleneksel iktidar blokundan atıldı.

Kendi solunu 12 Mart ve 12 Eylül’de tasfiye eden Cumhuriyetçi-Kemalist kadro, gerçekte kendi sonunu da hazırladı. Çünkü içi boşalmış, gücünü yitirmiş ve bir kabuğa dönüşmüştü. Bu nedenle 2008 Ergenekon darbesi ile kolaylıkla bertaraf oldu.

Böylece solu ve sağıyla Kemalizm ve Kemalistlerin tasfiyesi tamamlandı. Devlette Kemalist kalmadı.

Sonuç olarak; Cumhuriyet burjuvazisi sol düşmanlığı ve muhafazakârlaşma politikalarının sonucunda kendi devrimini teslim etti.


***
Halk 29 Ekim 2012 günü, AKP iktidarının yasaklarını ve siyasal İslamcıların, muhafazakârların ve liberallerin kurduğu ablukayı dağıttı. Sokağa çıkan milyonlarca insan hem Cumhuriyeti hem de Bayramını geri aldı.

Gerici-faşizan AKP diktatörlüğünün, ilk kez devletten bağımsız ve moda deyimle ‘sivil’ şekilde yapılacak halk kutlamalarını engelleme girişimi yenilgiye uğradı.

Bu nedenle 29 Ekim günü, siyasal sonuçları yakın gelecekte daha iyi görülecek çok önemli bir değişim yaşandı. Artık ne Türkiye 28 Ekim’deki ülkedir ne de AKP eski kudretli iktidar partisidir.

Sokağa çıkan milyonlarca yurttaşı “terörist” ilan eden AKP, artık alanlarda yenilgiye uğramış bir partidir.
Artık devlet AKP’nin, Cumhuriyet ise halkındır.

AÇLIK GREVLERİ


AKP’nin samimiyetten ve gerçek bir çözüm niyetinden uzak sahte Kürt açılımının kaçınılmaz şekilde başarısızlığa uğramasından sonra, ülke yeniden kan gölüne döndü. Kürt sorununa Amerikancı ve Barzanici çözümler arayan, gerici siyasal programını Kürt siyasal hareketine de dayatan AKP’nin bu başarısızlığı sürpriz değildi.

Ancak geride kalan dönemde Kürt siyasal hareketi Türkiye’nin sol, yurtsever ve Cumhuriyetçi güçlerinden, dolayısıyla tarihsel bakımdan 200 yıllık ilerici dinamiğinden koptu ve aydınlanmacı yatağından ayrıldı. Bir dönem yine yaklaşık 200 yıllık bir derinliğe sahip olan tarihsel/siyasal gericilikle ortak bir çözüm yaratılabileceği yanılgısına düşüldü.

AKP’nin KCK soruşturması sırasında, yasal siyaset yapan ve şiddete başvurmayan Kürt politikacılarına karşı, tıpkı Ergenekon operasyonlarında uyguladığı yöntemle, yani hile, sahtekârlık ve tertiple yaygın tutuklamalara girişmesi bu yanılsama halini düzeltti.

Bugün 600’ün üzerinde KCK tutuklusu açlık grevi ve ölüm orucu eylemi yapıyor. Kritik sınır olan 50’inci gün geçildi. İktidar sahipleri ise, toplumun en geri, ilkel ve vahşi tarafına seslenerek, “Liderleri, milletvekilleri dışarıda kuzu-kebap partileri yapıyor, onlar içeride ölüme yatıyor” şeklinde çirkin bir propaganda yapıyorlar.

Medyanın önemli bir bölümü bu propagandayı alçakça süslüyor, her gün yeni bir versiyonuyla dolaşıma sokuyor. Lüks sitelerde padişah sofraları kuran, türbanlı eşleri kızları ciplerden (Jeep yazılıyor artık) inmeyen; patronlarının, iktidar sahiplerinin, yükselen yeni İslamcı-muhafazakâr sermaye çevrelerinin açlıkla giriştikleri lüks tüketim çılgınlığını görmeyen bu güruh, ikiyüzlü bir iğrençlikle demokratik hakları için ölüme yatan, cezaevi koşullarının düzeltilmesini isteyen insanlara saldırıyorlar.

Bütün korkuları, Kürt muhalefeti ile Cumhuriyetçi-yurtsever güçler arasındaki bir işbirliğinin oluşmasıdır. Türkiye’nin birliğini çok daha sağlam temellerde yeniden kuracak ve büyütecek, dolayısıyla Cumhuriyeti de bir Halk Cumhuriyeti olarak yeniden kuracak bir cephe, gerici ve karşıdevrimci cephenin uykularını kaçırmaya yeter. (m. y. yurt gazetesi)