4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Konu: Yılmaz Odabaşı

  1. #1
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart Yılmaz Odabaşı

    AŞK BİZE KÜSTÜ

    I
    biz bu kentlere sığdık da
    bu kentler bize sığmadı âsiya
    ve bir çığlık gibi günlerin çarmıhında
    arttıkça yalnız, sustukça silik...

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    son kuşlar da vuruldular dağlarda
    yakamozları söndü sahillerin, ışıkları evlerin
    çağın vebalı gövdesinde
    bir hayalet gibi gölgemizde yalnızlık

    kaldık... kırık bardaklar gibi
    içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi...
    II
    düşler artık ölü çocuklar doğuruyorsa
    sevgiler boğduruluyorsa kürtajlarda
    ve daha eskimemiş tüfeklerle
    ordusu bozguna uğramış askerler gibi kalıp
    bozuk paralar gibi yuvarlanıyorsak kaldırımlarda
    bir bedeli vardır elbet cennetini çaldırmanın
    ömrünü piç bir bebek gibi
    bırakmanın
    bulvarlara
    bozgunlara
    ve yanlış yalan aşklara;
    bir bedeli
    bu kuşatmaların, ilkyazları kurşunlatmaların...

    biz bu kentlere sığdık aslında
    bu kentler bize sığmadı âsiya
    ah son kuşlar da vuruldular dağlarda!
    III
    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    mutluluk oyununa geç kalan ölü kuşlarla geldim
    geldim... kırık bardaklar gibi
    içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi

    ve ömürlerimizde bin kasvetle upuzun
    sefalet seferlerinin ayazı
    belki de yalnız geçireceğiz artık kimbilir
    batan gemiler gibi yiten aşklardan geride
    kalan her kışı, güzü ve yazı

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    ayrılıklar eskidi... biz eskidik

    aşk bize küstü âsiya...

    IV
    belki de uzun sürecek bu bozgunun saçağında
    sen şarkılarını sesine yasla
    ve bırak beni de usulca
    bir apansız yalnızlığa!

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    büyüdü ölüm
    ve biz küçüldük âsiya...

    YILMAZ ODABAŞI


    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  2. #2
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    HERKES ÖLÜR ÖLÜMÜNÜ

    “Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.”
    -C. Pavese-

    I
    Kanatlanır, kanatılır bütün boşluklar.
    Aynalar her gün bir başka yalan söyler
    ve kalınır geride çizilmiş hayatlardan,
    geride yağmurlardan ve çığlıklardan.

    Herkes çizer boşluğunu…

    II
    Her aşk başlarken pembe,
    ayrılıkta rengi siyah yalnızlığın…
    (Herkes arar pembesini.
    Oysa kendinden ötesi yoktur;
    kimse sevmez yalnızlıkta gölgesini…)

    III
    Herkes sever doğumunu;
    kim sever ölümünü?

    Herkes sever doğrusunu;
    kim sever yanlışını?

    Herkes susar ayıbını.
    Herkes susar ayıbını…

    IV
    Herkes bilir gitmesini.
    Bir zaman öğrenirsin
    gideni sırtından öpmesini

    Herkes yaşar hasretini…

    V
    Herkes geçer gençliğini
    Herkes…Buğusunda anıların
    yitirir kekliğini…

    VI
    Herkes yaşamakla suçlu,
    aşkıyla hükümlüdür;
    herkes doğarken ölümlüdür.

    Herkes ölür ölümünü;
    göğe salıp düşlerini,
    salıp tenini, nefesini
    bırakır ceketini.

    Herkes bırakacaktır ceketini…


    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  3. #3
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    Her şeyi Çürütür Zaman

    Kalplerimizin kuytu yerlerinde bize özel sığınaklar vardır; o sığınakların gündemleri, hayatın hay huyundaki vasat gündemlerle örtüşmez…Orada bazen buruk, ağlamaklı, bazen de kasırgalar gibi dolaşır durur düşlerimiz.

    Kalplerimizdeki düşleri üşüttüğümüzde, ateşi bilincimizi sarar ve o ateş, giderek içimizin sokaklarında bir kaos başlatıp iç barışımızı bozar.

    O zaman ya düşlerimizin iniltilerini teskin edip o ateşi düşürmemiz veya hep acıyan, acıtan o ateşle ve içimizin sokaklarındaki tedirgin sorularla yaşamayı kanıksamamız gerekir.

    Çünkü düş oldukça peşi sıra insandır; çünkü en çok düşlerimizin bize hesap sormaya hakkı vardır.

    Sonra kalplerinizin kuytu yerlerindeki sığınaklarda kendi kendimize telkin ve terapi seans-larıyla bekleriz…Bekleriz…İnsanı, aşkı, olmayı, onarılmayı ve zamanın açtığı yaraları yine zamanın sarmasını bekleriz.Düşlerimizin başucunda bir tüfek gibi dikilerek bekleriz. Küçük nehirlere burun kıvırır ve hep okyanuslara ait olduğumuza inanırız…
    Düşüp kaldığımız ya da itilip unutulduğumuz derin, karanlık kuytularda sabırsız ve tedirgin kederlerle beklerken, küçük sevinçler, küçük yolculuklar hep bir kenarda durur, hep erteleriz…O kitabı sonra okuyacak, akşam yürüyüşlerine sonra çıkacağızdır; hele şu işimiz de bitsin, filancalar gelip gitsindir, elbette zaman olacaktır...Her şey, her şey yoluna girdiğinde yapılacak, söyleyeceklerimiz bile sonra söylenecektir.Sonra...Sonra!

    Derken zaman, yani o büyük ve gizemli güç, hayatın düşlerimizin gerisindeki kırıntılar olduğunu anlatır bize.

    Belki okyanuslara gider, kasırgalarla boğuşur, ama bir damlaya yenilip döner ve zamanın, hep ertelediğiniz ne çok şeyi nasıl öğüttüğünü, küçümsediğimiz nehirleri nasıl kuruttuğunu; ihmal ettiğimiz küçük sevinçlerin, sevgilerin nasıl solduğunu ve ileride, bir gün yürümeyi düşündüğünüz ıssız yollara devasa binaların inşa edildiğini fark edince, tıpkı bir İspanyol atasözünde olduğu gibi,“Don Kişot olmaya giderken, evimize bir Şanso Panço olarak dönmek”le kalmayıp, burun kıvırdığımız o küçük şeyleri de büsbütün yitirdiğimizi görürüz.

    Çünkü avuçlarına bırakılan dostlukları, sevgileri çürütür zaman.Çünkü zamana rüşvet veremezsiniz, çünkü kendinizi ikna etseniz de zamanı edemezsiniz…

    Yaşadığımız gezegen milenyumu kutlarken, ben o tarihte“düşünce suçu” mahkumi-yetlerimin bir yenisi için bir cezaevindeydim.Diktörtgen bir gökyüzünün altında ikinci baharımdı.Yirmili yaşlarında siyasal suçlardan mahkum olmuş altı yedi kişiyle birlikte kalıyordum.

    Koğuşumuzun havalandırmasında bazalt taş duvarlar, bir basketbol potası, koridorlarda küf kokusu,kasvet ve karanlık, dışarıda ise kışkırtıcı bir bahar vardı...

    O bahar, koğuş pencerelerinin tam karşısındaki avlunun taş duvarlarına boydan bo-ya sarmaşık ekmeye karar verip, ceplerine üç beş sıkıştırdığım gardiyanlara rica minnet poşetler dolusu toprak getirttik.Duvarın dibine yığdığımız toprağa geniş suntalarla çevreleyip sarmaşık tohumlarını ektik.

    Birkaç ayda gelişip uzayan sarmaşıklar, havalandırma duvarında çivilere çaktığımız iplere boylu boyunca sarılmakla kalmayıp, kimileri duvarları aşarak dışarıya göz kırpma-ya başladılar.

    Ancak koğuştakiler, şarmaşıklar yüzünden basketbol oynayamıyor ve o bana arada bir tedirgin bir sesle:“Top oynayabilsek çok iyi olurdu hani,” diye mırıldanıyorlardı...


    Yeni bir sonbahar geliyordu ve biz, bütün kışı tabut gibi daracık bir koğuşta balık istifi geçirecektik.Bu yüzden bir tercih yapmak zorundaydık.

    Bir gün ranzalarına uzanmış koğuş arkadaşlarıma dönüp,”Sarmaşıkları artık sökebiliriz,"dedim…Onlar ranzalarından sıçrayıp sevinçle avluya yöneldiklerinde, ben de o infazı görmemek için cezaevi kütüphanesine gittim.Bir saat kadar sonra döndüğümde, koğuştakiler sarmaşıkları yolup toprağıyla birlikte bir köşeye istif etmiş, keyifle top oynuyorlardı.

    Beni görünce bir an duraksayıp yüzüme mahcup bir ifadeyle baktılar.Ben de gülümsemeye çalışarak:”Sorun değil çocuklar, kışın nasılsa kuruyacaklardı,”dedim...Sonra gün be gün büyüttüğüm sarmaşıkların bir köşede büzüşüp kalmış cesetlerine burkularak bakarken, küçük, siyah tohumları dikkatimi çekti.O tutsak ve ölü sarmaşıklar, gövdelerinde bıraktıkları tohumları atıldıkları yerden sanki bir vasiyet gibi sunuyorlardı...

    O tohumları bir kalem kutusuna bırakırken, onları bir gün, dışarıda diledikleri gibi büyüyebilecekleri bir alanda ekeceğime kendi kendime söz verdim…

    Zaman geçti, içeriden çıktım.Sonraki üç yıl oturduğum evlerin hiçbiri o sarmaşık tohumlarını ekmeme uygun olmadı.Arada bir onları barıktağım kalem kutusunu açıp bakıyor, o tohumlara dokunuyor ve bir gün her tohumun artık dışarıda, özgürce bir evin duvarlarını nasıl da boylu boyunca kaplayacağını düşlüyordum…

    Dördüncü yıl taşındığım müstakil evde bir ilkbahar, o tohumları evimin duvarının ön cephesindeki toprağa ektim.Üç günde bir sulayıp sabırla bekledim…Bekledim, fakat filizleri bile görünmeyince, dört yıl boyunca sakladığım sarmaşık tohumlarının çürüdüklerini anladım…

    Şimdi dönüp geriye, upuzun yıllara bakıyorum; aşklar vardı, dostlar vardı, gidilecekti…Söyleyeceklerim aklımın, yazacaklarım kalemimin ucundaydı; kalbimin ve zamanın avuçlarından nasıl da kayıp gittiler…

    Gittiler….O dostlar, şimdi görmek istediğim dostlar değil, eskiden okuyacağım kimi kitaplar artık okumayacaklarım, o yıllar yapmak istediklerim şimdi yapmayacaklarım…Örneğin, eskiden kalabalık olmak isterken, şimdi yalnız kalmayı yeğliyorum.Beğenilerim, tutkularım, rüyalarım, yaşam üslubum bile değişmiş...

    Oysa tam sorunlarımı çözdüm, işte oturdum ve artık gidebilirim derken, bir baktım ki gitmek istediğim pek fazla yer de kalmamış…

    Bu yüzden siz olun, tutkularınızı, düşlerinizi, sevgilerinizi ve yolculuklarınızı hiç ertelemeyin; çünkü çürürler.Çünkü dokunduğu her şeyi çürütür zaman.Her şeyi...Her şeyi çürütür zaman...

    Haziran 2004, İstanbul
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  4. #4
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    Bitme

    bitme! bak,içtim,yürüdüm,kederlendim
    denize girdim,üşüdüm,sana geldim

    düş bitmeden sen bitme
    bitmeden sevgi gitme

    bitme! bak, koştum,savruldum,hep örselendim
    cıgara ziftlendim,ille de seni sevdim
    uzaklarda öyle çok kederlendim

    günler bitmeden bitme
    bitmeden hasret gitme

    bu yangın geceler,bu intihar
    gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar
    bu dolunay gecenin göğsünü yarar
    benim göğsümde de sana geniş bir yer var

    düş bitmeden sen bitme
    bitmeden sevgi gitme...

    Yılmaz Odabaşı



    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

Members who have read this thread : 0

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0