Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu Zurna.net

Go Back   Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu > Bilgi ve Tartışma > Mitoloji > Türk Mitolojisi

Etiketlenen üyelerin listesi

Like Tree1Likes
  • 1 Post By okur-yazar

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11.02.2014, 18:44   #1
Düşünür
 okur-yazar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Nereden:
Mesajlar: 2.159
Standart Türk insanı ve inançları

Kök Tengri yani (Mavi) Gök Tanrı inancı Türklerin en eski ve ilk inancıdır.

Tanrı tektir ve eşsizdir; ayrıca ulusal yani Türklerin koruyucu tanrısıdır.

Bu bana Tevrat'taki Yahudilerin ulusal ve koruyucu tanrısı Yehova'yı hatırlatıyor.

Gökte tanrı ve yerde de dünyanın merkezinde duran Türkler vardır.

Hakanların, Kağanların kuvveti tanrısaldır ve gökle iletişimi sağlar.


"tanrı diye telaffuz ettiğimiz tengri sözcüğünün küre demek olduğu hatırda tutulmalıdır. Yahya Kemal niçin Kendi Gökkubbemiz'i yazmıştır dersiniz?

İlk insan ikinci unsur olan suyla birleşen topraktan (çamurdan) yaratılmış, beşer (topraktan yapılmış heykelcik) olmuş, daha sonra Tengri (Küre=Sema) ona ruhundan üfleyince insan olmuştur. Âdem sözcüğünün arz=toprak anlamına gelen edimden türediğine dikkat edilmelidir.

Hâsılı, kadim Türk siyaset tasavvurunda kare, işbu dört unsuru (hava, su, toprak, ateş) temsil etmekle kalmaz, beşeriyeti, dolayısıyla millet'i de sembolize eder.

Daire (küre) ise göğü, dolayısıyla Tanrı'yı, Tanrı'nın iktidar ve gücünü, yani devlet'i temsil eder. Hakan'ın gücünün tanrısal olması, Sultan'ın yeryüzünde Hak tealanın gölgesi (zıllıllahi fi'l-arz) olarak adlandırılması hep aynı âlem tasavvurunun sonucudur.

Türklerin mimarisindeki kare içine yerleştirilmiş daire motifleri sadece millet-devlet birlikteliğini değil, göğün (ilahî olanın) yer'i (beşerî olanı) yönettiğini, yönetmesi gerektiğini de vurgular. İnanışa göre de, belki sultan ilah değildir ve fakat misyonu gereği ilahî idi, olmak zorundaydı. Bu zorunluluk dayanaklarını sadece din'den değil, belki de daha çok devrin bilim anlayışından üretiyordu. Bugün de öyle değil mi?"
(Dücane Cündioğlu)


Türkler daha sonra Şaman inancını kendi Gök Tanrı inancını da muhafaza ederek benimsemişlerdir.

Şaman inancında ruhlarla doğa ve insanlar arasında sürüp giden kopmayan bir bağlantının bulunduğu inancı vardır.

Fakat her isteyen Şaman olamazdı. Bu doğuştan gelen bir şey idi.


"Şaman olacak çocuk küçüklüğünden başlayarak bir takım farklılıklar gösterirdi. Sık sık gelen baş dönmeleri, içe kapanıklık, sinirlilik ve melankolik yapıları en fazla görülen özelliklerdi. Çoğu zaman yemeden içmeden kesilirler ve sık sık evlerinden ormanlara kaçarak dışarıda tek başlarına uzun süre kalırlardı. Sürekli düşüncelere dalarlar ve büyün can sıkıntısı çekerler, bu arada da sıklıkla çeşitli hayaller, imajlar görürlerdi. Mizaçlarında doğuştan gelen şairlik vardı. İrticalen şiirler, ilahiler söyler ve meydana gelecek bir olayı önceden hissedebilirlerdi. En sonunda gerçekten çocuğun Şaman olabileceği sonucuna varılırsa, Şaman adayı genç yaşta usta bir Şaman'ın yanına verilerek, eğitilmesi sağlanır."
(Ergun Candan)


İyilik tanrısı Ülgen oğulları ve kızlarıyla birlikte Ay ve Güneş'in ötesinde, yıldızların üstünde yaşar. Onun huzuruna giden yolda yedi (ya da dokuz) engel vardır. Ülgen'in huzuruna giden bu yol sadece Şamanlar'a ayin sırasında açılır ve Şaman yedi engelli bu yolda ancak beşinci engele kadar yükselebilir. Oradan ileriye geçemez. Ülgen'in yedi oğlu, dokuz kızı vardır. Bunun haricinde Ülgen'in hizmetinde Yayık, Suyla, Karlık, Utkuçı gibi isimlerle anılan başka tanrısal ruhlar da vardır.

Her birinin ayrı görevi olan bu tanrısal ruhlardan Yayık, insanlarla Ülgen arasında vasıtalık yapar ayrıca da insanları zararlı ruhlardan korur. Ayin sırasında Şaman'a en büyük yarım yine Yayık'dan gelir. Şaman göklere Yayık'ın himayesinde yükselir. Yayık rehberlik etmezse Şaman göklere çıkamaz.

Suyla ismi verilen tanrısal ruhun görevi insanların yaşamlarında meydana gelecek değişiklikleri haber vermek ve insanları görüp gözetmektir. Ayin sırasındaki görevi ise Şaman'ın göklere ya da yeraltına yaptığı yolculuk sırasında kötü ruhları Şaman'ın çevresinden uzaklaştırmaktır. Ayrıca Yayık'la beraber Şaman'ın yanında getirdiği kurbanın ruhuna eşlik eder.

Karlık Suyla'nın en yakın arkadaşı ve yardımcısıdır. Utkuçı sürekli göklerde bulunur, yeryüzüne hiç inmez. Göğün beşinci katında Şaman'ı ve yanında getirdiği kurbanın ruhunu karşılar. Şaman'ın isteklerini Ülgen'e iletir.


Türkler bu inançlarına sahipken "asker millet" olmanın getirisi ile Hun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu, vs. gibi devletleri adı altında, ana vatanlarını Orta Asya olarak muhafaza ederek, dünya üzerinde, gerek Batı Roma, gerek Doğu Roma olsun fetihler gerçekleştirmişlerdir.

Asya'da Çinlilerden ziyade daha çok da Moğolların baskıları, akınları sonucunda Türkler birbirlerini sıkıştırarak, teşvik ederek dünyanın dört bir yanına göç etmişlerdir. Bunun sonucunda da Musevilik, Hristiyanlık, İslamiyet, Budizm, vs. gibi inançlara geçmişler ve göç ettikleri ortama ayak uydurmuşlardır.

Fakat çoğunlukla Hristiyanlığa geçen Türkler, Macarlar, Bulgarlar, vs. gibi, Türklüklerini kaybetmiştir; Gagavuz (Gök Oğuzlar) hariç fakat İslam'a geçen Türkler Türklüklerini kaybetmemişlerdir.
kahin bunu beğendi.


okur-yazar isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.02.2014, 17:56   #2
 OZKAN_RF - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2014
Nereden:
Mesajlar: 67
Standart

Dinlerin nasıl ortaya çıktığına yanıt verebilmek için çok uzak geçmişe eğilmek gerekir. Uzak geçmiş, arkeologların ve tarih öncesini inceleyen tarihçilerin araştırmalarından ortaya çıkabilir. Diğer bir kaynak da, Taş Devri’nde hatta daha öncesinde kalmış yaşayış ve düşünüş biçimlerinin, günümüzde hala tarih öncesindekine benzer bir yaşam süren ve “ilkel” olarak nitelendirilen az sayıdaki topluluk kalıntılarıdır.
Evrimcilik yandaşları, aralarında küçük noktalarda ayrılmalarına rağmen, genel olarak ana çizgide birleşirler. Evrimcilere göre insan, düşüncenin ilk aşamasında kişisel bir tanrı tasarlayabilme yeteneğinden yoksundur: Bu cancılık dönemidir. Bu dönemde her çeşit doğa olgusunda, göktaşlarında, kayalarda, ağaçlarda, çağlayanlarda, şimşekte, hayvanlarda, kanda, ay ve güneş tutulmalarında, yaşlı adamlarda, kadınlarda, cinsel yaşamın belirli durumlarında, sara hastalığında v. b. birçok şeyde değişken ölçüde, eşit olmayan bir güçte kendini gösteren, belirsiz, korku verici, güçlü ve gizine erişilmeyecek bir “güc”e inanış vardır. Bu yavaş yavaş, irili ufaklı ruhlara inanmaya ve bir çeşit çoğulcu kişiliğe dönüşen ilkel bir panteist “tekçilik”tir. Buradan çok tanrıcılığa geçilir.
Evrimcilerin karşısında yer alan karşı evrimcilere göre ise, insanlar en ilkel dönemde bile “bir tek” iyi tanrı düşüncesini taşımışlardır; cancılık ve çok tanrıcılık, bu ilk ve özgün inancın çöküşü sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu tezin savunulması olanaksız değildir; çünkü, ilkel toplulukların, özellikle Pigme’lerin arasında, basit ve kaba bir biçimde de olsa, tektanrıcılığın bulunduğuna ilişkin deliller vardır. Gene bazı ilkel kabilelerde görülen “Ulu Tanrı”ya inanışın da, bu tür tek tanrıcılığın kalıntısı olduğu açıktır. Fakat ilkel topluluklarda “Ulu Tanrı”, çoğunlukla geri plandadır: Ona tapılmaz, erkek ya da kadın olabilir.I. ŞAMANİZM VE ŞAMAN
Şamanizm, ata ruhlarına, doğa varlıklarına tapınmaya dayanan eski bir Asya dinidir. Şamanlığın ne zaman ortaya çıktığı, ne gibi değişiklikler geçirdiği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, en eski Çin kaynaklarından edinilen bilgilere göre, samanlığın önce Orta Asya Türkleri arasında ortaya çıktığı, sonradan öbür Türk boyları arasında yayıldığı ve zaman içinde derli toplu bir Türk dini niteliği kazandığı kabul edilmektedir.
Tarih ve din bilimi açısından, Şamanizmin doğuşu ve kaynağı gibi, “şaman” sözcüğünün de nereden geldiği, nasıl bir anlam taşıdığı kesin olarak belirlenememiştir. Bu konuda üç farklı görüş öne sürülmektedir ;
l* Şaman kavramı, Hindistan’daki Pali dilinde “ruhlardan esinlenen kişi” anlamına gelen samana sözcüğünden türemiştir,
2* Şaman kavramının kaynağı, Sanskritçe’de “buddhacı rahip” anlamına gelen samana sözcüğüdür,
3* Şaman kavramı, Mançu dilinde “oynayan zıplayan, bir iş görürken sürekli olarak hareket eden” anlamındaki saman kavramından gelir.
Şaman, Gök-Tanrı tarafından bu göreve getirildiğine (güçlerle donatıldığına), Tanrı ile insanlar arasında aracı olduğuna, bazı tanrısal nitelikler, gizli bilgiler taşıdığına inanır.
Şaman her şeyden önce, kendi özel yöntemiyle ulaştığı “kendinden geçme” (vecd) durumunda, ruhunun göklere yükselmek, yeraltına inmek ve oralarda dolaşmak için bedeninden ayrıldığını hisseden bir “aşkınlık” (trans) ustasıdır. Bütün samanların derin sezgileri, geniş düş güçleri vardır. Derin bir coşkunluğa kapılarak kendinden geçer, bütün gökleri, yeraltı dünyasını gezdiğine, ruhların yaşayışlarını gördüğüne, bütün gizli alemleri dolaştığına inanır. Şaman vecd sırasında, ruhları egemenliği altına alarak, ölüler, doğa ruhları (cinler-periler) ve şeytanlarla ilişki kurar. Böylece ruhlar ve tanrılar dünyasıyla doğrudan ve somut ilişkilere girişen şaman, bir çok ruha sahip olur. Çoğunlukla hayvan biçiminde düşünülen söz konusu ruhlar, Sibirya halklarında ve Altay’larda ayı, kurt, geyik, tavşan, çeşitli kuşlar, (özellikle kartal), baykuş, karga suretinde görünebilirler. Ayrıca, büyük böcek, ağaç, toprak, ateş olarak ta ortaya çıkabilirler. Şaman, gerektiğinde bütün yardımcı ruhları dünyanın dört bucağında bile olsalar çağırabilir. Bu çağrıyı davul veya tefini çalarak yapar.
Şamanlık sonradan kazanılan bir görev değildir ; şaman olacak kimsenin, bir şamanın soyundan gelmesi gerekir. Şaman olmak için gerekli belirtileri taşıyan çocuk, belirli bir yaşa gelince eski bir şamanın eğitimine bırakılıp gerekli ön bilgileri edinir. Şamanın denetimi altında bir sınavdan geçtikten sonra şamanlık yetkisi alıp dinsel tören, bayram şöleni, kurban töreni, dua okuma v. b. görevlere başlar. Şaman bu görevler sırasında ; her parçası, üzerine takılan her maddesi, her şekli ayrı bir varlığın sembolü olan garip (özel ) giysiler, külahlar giyer, maske takar ve yine özel bir şekilde hazırlanmış davulunu ya da tefini çalar. Kendinden geçinceye, başka bir deyişle, tanrılarla ve ruhlarla temas sağlayıncaya kadar zıplar, sıçrar, garip sesler, hayvan sesleri çıkarır, söylenir, yalvarır, yerlerde sürünür, bazen de bayılarak düşer. Şamanın okuduğu “hayır dualar”a alkış denir, şamandan alkış alan bir kimse dileklerinin yerine geleceğine inanır.
Bu konularda en ciddi çalışmalar yapan araştırmacılar ; Orta ve Kuzey Asya topluluklarında dinsel yaşamın daha çok “şaman” çevresinde yoğunlaştığını, fakat bu durumun bütün dinsel etkinlikleri şamanın yönettiği anlamına gelmediğini, bazı yerlerde tanrılara kurban sunucuların “şaman” olmadıklarını, aile reislerinin bile bu işi yapabildiklerini, her sihirle uğraşanın “şaman” sayılmadığını, hastalara şifa vermenin samanlığın temel özelliklerinden biri olmakla birlikte, her şifa sunucunun da şaman olmadığını öne sürmektedirler.
Şamanizmde tanrılar “iyilik” ve “kötülük” tanrıları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ruhlar da tanrılar gibi iyi ve kötü ruhlar olarak vasıflandırılırlar. Eski Türkler’de iyi ruh “Bay Ülgen”, kötü ruh “Erlik” diye adlandırılmıştır. “Bay Ülgen” aynı zamanda iyi ruhların başında bulunan, onlara emir veren bir tanrıdır.
Şamanizmde törenler de genel olarak ikiye ayrılmaktadır ; belirli günlerde yapılanlar veya önceden belirlenmemiş törenler. Bu törenlerde, çeşitli halkların inanç, gelenek ve göreneklerine göre farklılıklar olmakla birlikte mutlaka kurban adeti vardır. At ve koyun dışında kan akıtılarak sunulan kanlı kurban bilinmemektedir. Kutsal sayılan bir yere bir değere bir şey sunmak, eşya adamak, şamanın davuluna, kutsal ağaçlara bez bağlama ; çeşitli maddelerden yapılan tanrı tasvirlerine (töz, ongon, tangara, eren ) yemek sunma, ateşe içki dökme ya da atma kansız kurbandır. Kansız kurbanların bir başka biçimi de ruhlara adanıp kırlara salıverilen hayvanlardır. Samanlıkta kurbansız tören de, törensiz kurban da yoktur.
Şamanizmin bütün çeşitlerinde tanrı-doğa-insan arasında sürüp giden kopmayan bir bağlantının bulunduğu inancına rastlanır. Bu yaygın inanca göre tanrılar insanları yönetimleri altındaki ruhlarla etkilerler: Bir tanrı insana doğrudan buyruk göndermez, gerekli yasakları koymaz. Bütün tanrılar çeşitli maddelerden yapılan eşyalarla tasvir edilir. Bunlar bazı yerlerde altından, keçeden, paçavradan yapılmış olabilir.
Şamanlığın başka bir özelliği de edebiyat alanındaki etkisidir. Orta Asya halklarından Buryatlar arasında şamanlar zengin bir sözlü destan edebiyatının koruyucuları olmuşlardır. Yakutlar’da halkın kullandığı sözcük sayısı 4000’i geçmezken samanların sözcük dağarcığı 12. 000’dir.
Sonuç olarak şamanlık bir dinden çok, temel ilkesi ruhlara, cinlere, perilere emir vermek, gelecekten haber almak düşüncesi olan bir çeşit sihirdir. Eskiçağ ve Ortaçağ’daki çok yaygın olan sihirlerden farkı, onların kişisel olmalarına karşılık, şamanlığın başta Orta Asya ve Kuzey Asya halkları olmak üzere, Tunguzlar’da, Moğollar’da, Mançular’da, Laponlar’da, Eskimolar’da, Vogullar’da, Ontiyaklar’da, Samoyedler’de, Kafkaslar’da, Hindistan’da, Çin’de, Japonya’da, Endonezya’da, Malezya’da, Polinezya’da, Avustralya’da, Büyük Okyanus’un öbür adalarında, Alaska’da, Grönland ve İzlanda’da, Kuzey Amerika’da, Guyana’da, Amazon bölgesinde ve Afrika’nın birçok yerinde ( ufak tefek ayrılıklar bir yana) temel ilkeler değişmemek koşuluyla az yada çok kalabalık “cemaat’ın bulunmasıdır.Eski Türkler’in dini, Gök-Tanrı dinidir. Gök-Tanrı düşüncesinin, toprağa yerleşmiş topluluklardan daha çok avcılık, çobanlık ya da hayvancılıkla geçinen göçebe topluluklara özgü olduğu bilindiğinden, bu inancın kökeni, Asya bozkırlarına bağlanmıştır. Türk tarihi ve kültürüyle ilgili araştırmalarıyla tanınmış bilim adamlarına göre Gök-Tanrı inancı bütün Türklerin ana kültüdür. Bu kült, Hunlar, Tabgaçlaı, Göktürkler, Uygurlar gibi eski Türk topluluklarında inanç sisteminin başında yer alır.
Orhun yazıtlarında, Türk Tanrı inancının temelleriyle ilgili bazı bilgilere rastlanmaktadır. Tonyukuk yazıtında birçok kez adı geçen Tangri ya da Tengri, daha çok “ulusal” bir tanrı niteliği taşır: Göktürkler’in Çin’den ayrılarak bağımsız bir devlet kurmaları (680-682), Tengri’nin isteğiyle gerçekleşmiş kabul edilir; Hakan’ı Türklere Tanrı vermiş, halk hakanı terk edince Tanrı tarafından cezalandırılmıştır. Yani Tanrı Türk ulusunun hayatı ve geleceği ile ilgilenen bir ulu varlık durumundadır.
Gök-Tanrı ( Kök-Tengri) kavramının eski Türk inanışında önemli bir yer tuttuğu konusunda daha somut örnekler de vardır: Hun Hakanı Mete (İ. Ö. 170 dolaylarında) Çin hükümdarına yazdığı bir mektupta, kendisini tahta Gök-Tanrı’nın çıkardığını bildirmiş, Gök’ün yardımıyla ve kendi askerlerinin ve atlarının çabalarıyla çevresindeki 26 devleti ve ( Gansu’dan kuzey Tibet ile batı Türkistan’a kadar uzanan bölgede ) bazı halkları yenerek Hun’laştırdığını belirtmiştir. Görüldüğü gibi, günümüze kalan belgelerde, devletin başına kağanı Gök’ün getirdiği belirtilmiş, devletin ve insanların yönetimi de Gök’e mal edilmiştir: Tanrı Türk’ün yaşamına doğrudan karışır, buyruklar verir, iradesine boyun eğmeyenleri cezalandırır, insanlara bağışladığı iktidar (kut) ve kısmeti (ülüğ) değerini bilmeyenlerden geri alır. Şafak söktüren (tan üntürü) ve bitkileri oluşturan da “Ulu Tanrı”dır. O, yaşam verici ve yaratıcıdır, ölüm de Tanrı’nın iradesine bağlıdır.

*alıntıdır. >>
http://www.historicalsense.com/Archive/Fener47_1.htm (
Engin Bellisan)


OZKAN_RF isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 10.09.2018, 23:59   #3
Phi
 Phi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Nereden:
Mesajlar: 1.793
Standart

turkler statikocu ve oportunisttir inanclarida bu cercevede degiskenlik gosterir.


Phi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 11.09.2018, 04:46   #4
 kahin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2018
Nereden:
Mesajlar: 839
Standart

Fakat çoğunlukla Hristiyanlığa geçen Türkler, Macarlar, Bulgarlar, vs. gibi, Türklüklerini kaybetmiştir; Gagavuz (Gök Oğuzlar) hariç fakat İslam'a geçen Türkler Türklüklerini kaybetmemişlerdir.


kahin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.2018, 00:38   #5
ls2
 ls2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden:
Mesajlar: 2.548
Standart

Phi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
turkler statikocu ve oportunisttir inanclarida bu cercevede degiskenlik gosterir.
valla yalan! hayır! demek isterdim ama diyemiyorum. olabilir, hayatın içinden deliller bu yorumunuzu destekler yönde bana görede..

kahin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Fakat çoğunlukla Hristiyanlığa geçen Türkler, Macarlar, Bulgarlar, vs. gibi, Türklüklerini kaybetmiştir; Gagavuz (Gök Oğuzlar) hariç fakat İslam'a geçen Türkler Türklüklerini kaybetmemişlerdir.
Katılmıyorum. İslamın içinde türk töresini koruyacak hiç birşey yok. aksine arap milliyetçiliği/ arap töresidir islam. güçlü türk töresi ve gelenekleri kendini korumuştur.
asimile olmanın birçok sebepleri var ama en güçlü neden töreyi yaşatacak ve koruyacak güçlü ve bağımsız bir devlet organizasyonu kuramamaktır. içinde yaşadığımız devlet üzerinden örneklersem Atatürk olmasaydı belkide bu topraklarda Türklük bitmiş olacaktı.
ve bu ülkedeki sarıklıların ve cübbelilerin halinede bir bakın. bu yalanıda onlar uydurmuştur kesin. neymiş islam türklüğü kurtarmışmış. hadi oradan yalancı yobazlar!


_______________________
Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur. Tolstoy
ls2 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.2018, 07:02   #6
 kahin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2018
Nereden:
Mesajlar: 839
Standart

ls2 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
valla yalan! hayır! demek isterdim ama diyemiyorum. olabilir, hayatın içinden deliller bu yorumunuzu destekler yönde bana görede..



Katılmıyorum. İslamın içinde türk töresini koruyacak hiç birşey yok. aksine arap milliyetçiliği/ arap töresidir islam. güçlü türk töresi ve gelenekleri kendini korumuştur.
asimile olmanın birçok sebepleri var ama en güçlü neden töreyi yaşatacak ve koruyacak güçlü ve bağımsız bir devlet organizasyonu kuramamaktır. içinde yaşadığımız devlet üzerinden örneklersem Atatürk olmasaydı belkide bu topraklarda Türklük bitmiş olacaktı.
ve bu ülkedeki sarıklıların ve cübbelilerin halinede bir bakın. bu yalanıda onlar uydurmuştur kesin. neymiş islam türklüğü kurtarmışmış. hadi oradan yalancı yobazlar!
türkler kendi kaşındı, mis gibi tengrıcılık varken sen tut pis iğrenç arap pisliğine tap
hiç boşuna kendini yorma gercekler kabak gibi ortada
atatürke rağmen türkler arap bokuna tapmaya devam ediyor sen hayal gücünü görüyorsun sevgili dostum.
jeton düştümü? türkiye diye bir devlet var demokrası var ama ne ilginçtırkı tengrıçılık yerine
arap töresi hala çok güçlü haklıyım değilmi? hadi itiraf et.
türklükmü? kalmış yahuu hahaha bayramlarda kurban kesersınız el öpersiniz yetmez camiye gidersiniz yetmez arap üsülü evlenirsiniz yetmez evlerde kuran bulundurursunuz türklük osmanlı zamanında bitmiş zaten ..

ben türk değilim bulgarım,iyiki türk olmamışım çünkü türkler dünyanın en zeki insanıdır.(ironi)



Konu kahin tarafından (12.09.2018 Saat 07:27 ) değiştirilmiştir.
kahin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.2018, 12:05   #7
ls2
 ls2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden:
Mesajlar: 2.548
Standart

kahin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
türkler kendi kaşındı, mis gibi tengrıcılık varken sen tut pis iğrenç arap pisliğine tap
hiç boşuna kendini yorma gercekler kabak gibi ortada
atatürke rağmen türkler arap bokuna tapmaya devam ediyor sen hayal gücünü görüyorsun sevgili dostum.
jeton düştümü? türkiye diye bir devlet var demokrası var ama ne ilginçtırkı tengrıçılık yerine
arap töresi hala çok güçlü haklıyım değilmi? hadi itiraf et.
türklükmü? kalmış yahuu hahaha bayramlarda kurban kesersınız el öpersiniz yetmez camiye gidersiniz yetmez arap üsülü evlenirsiniz yetmez evlerde kuran bulundurursunuz türklük osmanlı zamanında bitmiş zaten ..

ben türk değilim bulgarım,iyiki türk olmamışım çünkü türkler dünyanın en zeki insanıdır.(ironi)
Tengricilik bizi daha türk yapmaz. islamda türklüğümüzü alıp götüremez. ki götürememiştir. Türkler kendi islam anlayışlarını yaratmışlardır.. hemde doğrudan konuşan,emir ve ögüt veren cabbar bir ilaha rağmen. (vahiy sisteminde arada elçi olsada doğrudan tanrı sözü kabul ediliyor)

bakınız bunu hafife almayınız. Türkler tarih boyunca din değişmekten imtina etmemişlerdir. gene etmeyeceklerdir.

din tercih türklük kaderdir. Ahmet Yesevi.


_______________________
Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur. Tolstoy
ls2 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.2018, 15:24   #8
 kahin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2018
Nereden:
Mesajlar: 839
Standart

ls2 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Tengricilik bizi daha türk yapmaz. islamda türklüğümüzü alıp götüremez. ki götürememiştir. Türkler kendi islam anlayışlarını yaratmışlardır.. hemde doğrudan konuşan,emir ve ögüt veren cabbar bir ilaha rağmen. (vahiy sisteminde arada elçi olsada doğrudan tanrı sözü kabul ediliyor)

bakınız bunu hafife almayınız. Türkler tarih boyunca din değişmekten imtina etmemişlerdir. gene etmeyeceklerdir.

din tercih türklük kaderdir. Ahmet Yesevi.
sen yinede bunu hafife alma derim benden uyarması sevgil ıs2 tengrıcılık türklerin
yaşamı adetleri ve mantığıın oluşturan semboldür diyebilirim. yoksa hayvanlar gibi yaşamak zorunda kalıcaktınız . tengricilik türklerin ruhunu yansıtır. bunu biliyor olmalısın
gök tanrı dinini benimsiyen türkler anideen gelişmiş toplumlar olmuştur özelliklede kadınlar
ok ve yayla özdeşleşmiştir. kadın ve erkek eşittir. tengrıcılikte asıl kısas asıllık ile sembolize edilmiştir.
yani tengricilik türklerin olmazsa olmaz ianncı ve töresidir. tabiki dinidirde..



Konu kahin tarafından (12.09.2018 Saat 15:27 ) değiştirilmiştir.
kahin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.09.2018, 17:58   #9
ls2
 ls2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden:
Mesajlar: 2.548
Standart

kahin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
sen yinede bunu hafife alma derim benden uyarması sevgil ıs2 tengrıcılık türklerin
yaşamı adetleri ve mantığıın oluşturan semboldür diyebilirim. yoksa hayvanlar gibi yaşamak zorunda kalıcaktınız . tengricilik türklerin ruhunu yansıtır. bunu biliyor olmalısın
gök tanrı dinini benimsiyen türkler anideen gelişmiş toplumlar olmuştur özelliklede kadınlar
ok ve yayla özdeşleşmiştir. kadın ve erkek eşittir. tengrıcılikte asıl kısas asıllık ile sembolize edilmiştir.
yani tengricilik türklerin olmazsa olmaz ianncı ve töresidir. tabiki dinidirde..
Maalesef olmazsa olmaz diye birşey yok. dilimiz bile evriliyor. karakterimiz,adetlerimiz ve geleneklerimizde evrilecektir bundan kaçış yok. nereden geldiğini unutmadan,kökleri/ataları ile aidiyetini koparmadan temel değerleri koruyarak veya ona uygun olarak yeniden yaratarak devam etmektir asıl olan. dünyada güçlü kalmanın yolu tarihe güçlü kökler salmaktan geçiyor.. iste o köke töre diyorum ben..

yoksa varoluşu anlamdırma biçimi ve anlayışı değişir.. dün tengricilik vardı bugun islam var yarın ise bambaşka bir inanç..


_______________________
Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur. Tolstoy
ls2 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
inanclari, insani, turk


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:40.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2018 DragonByte Technologies Ltd. Runs best on HiVelocity Hosting.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Webcrawler by Felsefe.Net
Felsefe.Net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz