3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Tuğrul Tanyol

  1. #1
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart Tuğrul Tanyol

    Sudaki Anka

    biz bülbül-i muhrikde mi gülzâr-ı fırâkız
    âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
    II. Selim

    özlemin soğuk kışı, ırmağa karışan arzu
    dallarda, üşüyen kanatlarından soyunmuş
    sudaki billuru düşleyen ankâ
    seslerimiz seslerimizi arıyor uzaklarda
    ardımızda uzanan yollarda unuttuğumuz
    kayıklar dolusu altın şarkı, mücevher, akik
    ve kehribar ırmağın usulca yüzdürdüğü
    eski bir şarabı taşıran esrik anılar
    bahçelerden akardı ince bir kanûn renginde
    güller ve güllere sürtünüp tutuşan rüzgâr

    ağaç yağmurun biçimini alırdı uzaktan baksak yanılırdık
    günlerin karaya çıktığı yerde dururdun
    sıcak falında izlerin ve kumun
    bir ses bir sese yansıtırdı pırıltısını
    bir dağ bir dağı gölgelerdi ve o ıssız sürünün
    tozları dağılınca başlardı gün
    uzayıp giderdi yollar boyunca
    ağacın ağaca fısıldadığı sürgün

    zaman sesini yükseltiyor şimdi seyrelmiş otların arasından
    kıyıya yanaşan kayıklardan iniyor
    kalabalık, gölgesini ardında bırakıp
    usulca bir imgeye dönüşüyor
    ırmağın buzları erirken ötelerde
    son kez dönüp bak, geride bıraktığın izleri topluyor çocuklar
    eski bir evden, zümrüt bir kuleden
    sevdiğimiz ve unuttuğumuz kadınların sözlerini uçuruyor rüzgâr

    yaşamın acısı geçmiş buradan bir iz gibi sürüp toprağı
    geçtik biz de çatısında binlerce ses çınlayan o ıssız geceden
    karşılamak için seni: bilinmeyeni

    artık susmalıyız, konuşsak bile
    bizim acımızı kim anlayabilir
    sen, sudaki rengine külünü savuran ankâ
    ırmak akıp gitti, çoktan
    küllerimiz küllerimizi arıyor hâlâ…



    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  2. #2
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart




    Sen Elimden Tutunca

    Sen elimden tutunca
    Deniz basardı içimi
    Sen elimden tutunca, yüreğim
    Yeşil yosunlara takılıp günlerce
    Dip akıntılarının peşi sıra gitmek isterdi.

    Günlerce, gözbebeklerini tutuşturan o gizli alevin kaynağını
    Sorardım kendime. Geceler boyu yolumu arardım zor ve
    aşılmaz tepelerde. Sonra ışıklar söner, sonra yıldızlar
    Düşerdi içimdeki serin göllere. Sen elimden tutunca
    Ben miydim, yoksa bir başkası
    yürüyen seninle...
    Dalgalara ve rüzgâra basmadan yürüyen.

    Sen elimden tutunca
    Bir mavilik çökerdi gözlerime
    Sonra tüm denizler çekilir
    Bir orman uğultularla sarsılır
    Bir güvercin sürüsü havalanırdı
    Kış bürümüş yüreğimden
    Sen tutunca ellerimden
    Avlunun beyaz taşlarına dökülürdü
    Kızıl yaprakları bir çınarın
    Ve ben günlerce
    O yapraklara gömülüp ölmek isterdim.

    Panjurları açık kalmış eski evler gibiydik
    Rüzgârda çarpan, başıboş ve ürkek
    Sen elimden tutunca
    Kayaları delip çıkardı bir çiçek.

    Sen elimden tutunca
    Yolculuk basardı içimi
    Külrengi bulutlara takılıp günlerce...



    Elinden Tutun Günü

    Günü elinden tutuyorum
    Öyle ürkek
    Ben tutmasam karanlığa düşecek
    Karanlığa düşecek sevgiler
    Kapılarınızı yalnızca nefret çalacak,

    Ağır ağır yükseliyor bir davulun sağır sesi
    Birer birer düşüyor ağaçlar, orman seyreliyor
    Tutun elimden, elimden tutun yoksa
    Bu canavar sessizlik, bu yılgınlık, bu ölüm,

    Sabırsız ayak sesleri ne toplaşıyor, ne dağılıyor
    Kararsız külrengi bulutlar, ne zaman yağacak yağmur
    Hani nerede yıldırımlar, gökgürültüleri nerede
    Yalnızca bu sağır davul
    Tenimde ağır ağır
    İşleyen bu hançer,

    Günü elinden tutuyorum
    Elim alev almış gibi yanıyor
    Yanıyor karanlık, kızıl, koyu, et kokusu, kül ve kan
    Kentin bacalarından savruluyor durmadan
    Durmadan, altından geçiyor köprülerin
    Durmadan sarıyor kuleleri
    Durmadan sızıyor caddelerden
    Büyüyor, büyüyor, büyüyor
    Bu canavar sessizlik, bu çılgınlık, bu ölüm,

    Beynimin çıkmaz sokaklarında
    Giderek artıyor çekiç sesleri.
    Yankılanıyor kentin alanlarında
    Tahtayı tutkuyla kucaklayan çivi,
    Yaşam, yükselen darağacının kollarında
    Uyuyan bir bebek gibi
    Tabutunda sallanıyor.
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  3. #3
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    Yitik Belleği Rüzgârın

    Buradayım, sana bakıyorum
    Omuzumda yağmurun silktiği tozlar
    Oysa henüz ne nisan ne de sonbahar
    Yalnızca suyun gizli duvarı
    Yani bir ırmak gibi akmaktasın

    Ben seni izliyorum, gölgeni
    Güneşin yağmura vuran gölgesini
    Fildişinden bir taş gibi öpüyorum seni
    Yani seni diyorum öpmek akıp giden suyu
    Suda oynayan ışığı
    Işığı ışıkla dolduran aşkı, adını
    Gömüyorum sessiz çığlıklara, suya, uçurumlara

    Sen avuçlarından gizli kuşlar geçiren
    Bilmez misin ki bulut
    Bir balık sürüsüdür o göksel denizde
    Ben seni izliyorum nicedir daldırıp ellerimi
    O bulutların arasından çekip çıkarmak için seni

    Sen altın ya da güneş ışığı bir bıçakla kalbimi oyuyorsun
    Oyulmuş iskeletimden karanlık bir rüzgâr gibi geçiyorsun
    Bir ırmak gibi geçiyorsun zaten hiç durmadan
    Zaten hiç durmadın ki, nereye gittiysen
    Bir güvercin uçuşuyla oraya dek izledim seni
    Yeşeren okyanusların, köpüren dalgaların içinden

    Diyorum ki köpüğü sudan ayırmak ya da akşamı
    Rüzgârın yitik belleğiyle uçarken ben
    Bir kayayı çekip çıkarmak ırmağın derisinden

    İşte öyle seviyorum seni, bir taş
    Nasıl sonsuzca düşerse
    Sonsuzluktan bir sonraki uçurumlara...
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

Members who have read this thread : 0

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0