Gece, güne karasını çalarken, vakit henüz erkendi. Maviye, yeşile çalan gökyüzü, utancından kızıllaşıyordu. Şehrin adımları, olur olmaz her yerde koşuştururken, korna sesleri betonarme yapılara çarpıp gök gürültüsü gibi çöküyordu evlerimize. Duasına çıkılan yağmurlar, yağmayı bekliyordu şehre sokulmamış evlerin üzerlerine. Ve gün tinsel bir seremoni ile batarken şehrin kıyısında âşıklar için, İşçi Recep vardiyasından çıkıyordu.
Vakit henüz daha çok erkendi !;
vardiyasından çıkıp evine dönmeye hazırlanan Recep'in vakur bir şekilde proleter tabanları ile esnaf ziyareti yaptıktan sonra salaş bir meyhanede iki tek atıp neşelenmesi için. Vardiyası dakikalar önce bitmiş olmasına rağmen, kapının önüne gelen ayakları beton gibi kaskatı kesilmişti. Günün tüm telaşını ve koşuşturmasını neşter gibi kesip atan fabrika zilinin çalması, Recep'i derin bir çaresizliğe boğmuştu. Ömrün muhasebesini yapmayan Recep, bir ayın muhasebesini yaparken buldu kendini kapının önünde. Bir aylık muhasebe mi yoksa kapının önünde bulunmak mı, ürküttü Recep’i bilinmez ama kurumuş ter kokusunu sigara dumanına katarak hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Her akşam onu mahallesine götüren adımları bu akşam onu ters bir istikamete doğru yöneltti. Mahallesinden uzaklaşan Recep her adımda daha çok yaklaştı kaçtığı şeye ve kendini vitrinlerin arasında dolaşan kalabalığın içerisinde buldu. Şehir öylesine hareketli ve hızlı akıyordu ki şehrin caddelerini panayır yerinden ayıran tek şey, orada bir panayırın bulunmayışı ve bunun günlük bir koşuşturma olmasıydı. Herkes görmek istediklerini, görerek çarpmadan ama birbirine sürtünerek ilerliyordu. Yoksul sokakların sefaletini unutan ve bir an için de olsa kafasını dağıtan Recep şehrin ışıklarını ve ışıltılı vitrinlerini seyre daldı. Göz kamaştırıcı, insanın içini açan eşyalara bakıp, bunu yoldan geçen insanların renkliliğiyle süsleyen Recep, etrafındaki aldırmazlığı görünce, fundalıklardan süzülen esintiler kadar olmasa da, günün çaresizliği karşısında bir serinlik hisseti. Şehrin büyüsüne kapılan Recep, günlük sorunlardan uzaklaşıp, insan içine çıkmanın vermiş olduğu rahatlıkla, bu şaşalı hengâmeyi seyre dalıp turlarken, ertesi gün düzenlenecek miting için şehre giren bir partinin konvoyunu ve konvoyun hemen önündeki otobüsün içerisindeki şişman politikacıları gördü.
Gürültü ve coşkulu seslenişlerin yükseldiği konvoydan, cennetten direk müstakil tapulu toprak satışı vaatlerini işiten Recep, yoksul mahallesinin kara saçlı, kömür gözlü çocuklarını, umudun şarjörüne mermi koyan bildirilerini düşünmeden önce, öğle yemeği sonrası muhasebe ile yaptığı görüşmeyi hatırladı. Piyasadaki sıkıntılar yüzünden patronun bankaya işletsin diye verdiği ve alamadığı repo paralarının şirkete daha ulaşmamış olması ve avans için istemiş olduğu birazcık parayı da, patronun şehir dışından gelen misafirler için bütçe olarak ayırdığını işittiği anı düşündü. Öğlen yediği tokat değil ama şimdi bu kalın enseli, gür sesli, coşkulu adamları görünce bu tokat, onun puslu düş ile gerçek arasında yaratmış olduğu bir an'ı silme tokat dağıtmıştı. Zamanın eğretisi içinde gerçeklerin tahakkümüne maruz kalmıştı Recep. Dededen kalma bir söz, geçmişin derinliklerinden çıkıp "Eğreti eşeğe binen tez iner." diye seslenip, onu tekrar mahallesine yöneltti. Dönüş yolunda, biraz önce tüm albenisi ile onu etkileyen şehrin ışıkları ve ışıltılı vitrinleri ona bir cam kadar yakın olup bir yıldız kadar uzak gelmeye başlamıştı. Şehir tüm büyüsünü yitirmişti artık. Gün, geceye tutsak düşmüştü. Ve Recep'in yorgun bedeni varlığını öylesine hissettirmeye başlamıştı ki, ilk ses şişen ayaklarından geliyordu. Kendinden çok uzun zaman önce vazgeçen Recep, homurdanan vücuduna bakıp gülümsedi ve bu sesi kendine daha tanıdık kabul edip, günün ilk samimi gülümseyişinin içerisinde derin ve kadim bir duygu hisseti. Evine dönmek için yöneldiği yolda, Puslu düş'ü ile vedalaşmak için arkasına bakıp keyiflenmeye çalıştığı sırada, elini bir dal sigara almak için cebine uzatınca, yoksul cebinden karısı Fatma, kızı Ayşe ve oğlu Hasan için çıkan faturaları görünce, düğüm düğüm olan boğazına inat, bir küfür salladı dünyaya içten içe. Yutkusunu, o gün bu gün, Recep'(ler) dışında kimsecikler unutmaz.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı
