11. BÖLÜM
Bunu anladığın, benimsediğin düşünce ve eylem biçimine dönüştürdüğün zaman sen gerçekten mükemmel bir birey ve kadın olacaksın” diye söylemişti. Aysel incinmiş ve daha da sertleşerek “sen erkek değilsin” diye bağırmış ve o gün işi zamanından önce bırakarak gitmişti. Saatlerce yürümüş ve zaman zaman “bu geri-zekalının yüzünden canımı sıkamam gerek yok” diyerek kendisini sakinleştirmeye çalışmış ise de bir türlü söylenen sözleri kafasından çıkartamamıştı. Ozan’ın söyledikler aslında çok doğru sözlerdi ve bunları yalanlayamadığı ve ancak benimsemek istemediği içi huzursuzdu. Benimsemek istemiyordu çünkü bu yönlü kendisini kazançlı sayıyordu. Bu beğenisini neden kaybetsin ki? Ve bunun gerekçesi ne olabilirdi? Beyni çatlamış ancak bir türlü işin içerisinden çıkamamıştı. Etrafındaki hiçbir erkek bu güne kadar kendisini bu denli küçümsememiş ve bu denli de açık sözlü olarak eleştirmemişti doğrusu. Bu konuyu onunla konuşmadan içi rahat etmeyecekti. Sonunda bu konuyu sakin bir ortamda Ozan ile konuşarak eğrisiyle doğrusuyla bir karara varmak üzere kendisini sakinleştirmeyi, bir açıdan sorunu zamana yayarak kısmen ötelemeyi başarmıştı. Belki de bu yöntemle söz ve davranış ortasında bir fırsat bularak Ozan’dan hesap sorma şansını da yakalayabilirdi? Neden olmasın?
Mayıs-ın sert rüzgarları deniz dalgası ile kıyıları yalayarak geçmekteydi. Kapı açıldı Ozan ve Aysel di gelenler. Özge pencere kenarında kırmızı şarabını yudumlamaktaydı. Hangi zaman diliminde olduğunu kimse bilemiyordu. Özgür’ün kayboluşundan sonra yalnızca Deniz’le birlikte olduğunda konuşuyor ve sevinçli anlar yaşıyordu. Diğer zamanların çoğunda sessizce kendi içine kapanarak dünyalar aşıyordu. Gelenlere bakmakla yetindi. Sanki onları görüyor ve görmüyordu. Ozan ve Aysel selam vererek Ozan’ın odasına yöneldiler. Özge denize bakmayı sürdürdü.
Salonun büyüklüğü hemen göze çarpıyordu. Ozan’la yöneldikleri oda kapısı aralık durmaktaydı. Yanı başındaki odanın kapısı kapalıydı. Pervazlar çerçeve oluşturacak şekilde kapıya kocaman bir fotoğraf yerleştirilmişti. Fotoğraftaki kişinin gözleri siyah ve bakışlarında şaşırtan bir kararlılık okunuyordu. Dalgalı siyah saçı ve ok gibi kirpikleri vardı. Aysel tam da “kim?” diye soracakken Ozan’ın odasına geçtiler. Ancak o yine de merakını gidermek istiyordu. Sorduğunda aldığı yanıt kısa ve öz oldu. “Kardeşim Özgür” başka açıklama gelmedi. Aysel de üstelemedi. Odanın kapı karşısındaki duvarında genişçe bir pencere vardı ve ötesi yemyeşil bir orman deniziydi. Pencerenin hemen önünde bir koltuk durmaktaydı. Sol duvar önünde kocaman bir kitaplık içi tıka basa kitap doluydu. Karşıdaki duvarın önünde özenle ışıklandırılmış bir çalışma masası ve bilgisayar ve hemen önünde de bir koltuk durmaktaydı. Ortada bir sehpa olan odaya yeşil ve turuncu renkler egemendi. “Gördüğün bu oda benim çalışma odam işte” diye açıklama yaptı Ozan.. Aysel’in konuşma teklifini kabul ettiğinde Ozan gidilebilecek onca yer teklifini benimsetememiş Aysel’in ısrarla kendi çalışma odasında sakin bir görüşme yapmak isteği ile merakını gidermesine olanak sağlamak için burasını seçmek zorunda kaldığı için bu açıklamayı yapmıştı. Aysel çalışma ortamını çok beğendiğini söylemekle yetindi. Ozan merakla izliyordu. Aysel’in aradığı ne ki diye? Bazı şeyleri beklemeden görmek mümkün olamıyordu. Aysel camın kenarındaki koltuğa geçip oturdu. Koltuk oldukça rahat ve kendi ekseninde dönmekteydi. Bir süre orman denizini izledi. Bir tablo gibiydi manzara ve güneş ışınları yapraklarda, dikenlerde yansımaktaydı. Odaya doğru döndüğünde Ozan’ı diğer koltukta oturmuş kendisini izlemekte buldu. Aysel‘in yüzünde bir tebessüm vardı. Duygularını biriktirmiş ve gülümsemesi arkasına gizlemiş gibiydi. Konuşmak için burasını seçmekteki amacı bir kereliğine de olsa Ozan’ı tüm erkeklerle eşitlemek ve haklı olduğunu açıklayarak “siz tüm erkekler işte aynısınız” diyerek kırılan duygularını düzeltmekti. Ozan’ın duruşunu bozmakla kendi davranışlarına da


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı
