Sayfa 2/2 İlkİlk 12
13 sonuçtan 11 ile 13 arası

Konu: Babası ( - )

  1. #11
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    11. BÖLÜM

    Bunu anladığın, benimsediğin düşünce ve eylem biçimine dönüştürdüğün zaman sen gerçekten mükemmel bir birey ve kadın olacaksın” diye söylemişti. Aysel incinmiş ve daha da sertleşerek “sen erkek değilsin” diye bağırmış ve o gün işi zamanından önce bırakarak gitmişti. Saatlerce yürümüş ve zaman zaman “bu geri-zekalının yüzünden canımı sıkamam gerek yok” diyerek kendisini sakinleştirmeye çalışmış ise de bir türlü söylenen sözleri kafasından çıkartamamıştı. Ozan’ın söyledikler aslında çok doğru sözlerdi ve bunları yalanlayamadığı ve ancak benimsemek istemediği içi huzursuzdu. Benimsemek istemiyordu çünkü bu yönlü kendisini kazançlı sayıyordu. Bu beğenisini neden kaybetsin ki? Ve bunun gerekçesi ne olabilirdi? Beyni çatlamış ancak bir türlü işin içerisinden çıkamamıştı. Etrafındaki hiçbir erkek bu güne kadar kendisini bu denli küçümsememiş ve bu denli de açık sözlü olarak eleştirmemişti doğrusu. Bu konuyu onunla konuşmadan içi rahat etmeyecekti. Sonunda bu konuyu sakin bir ortamda Ozan ile konuşarak eğrisiyle doğrusuyla bir karara varmak üzere kendisini sakinleştirmeyi, bir açıdan sorunu zamana yayarak kısmen ötelemeyi başarmıştı. Belki de bu yöntemle söz ve davranış ortasında bir fırsat bularak Ozan’dan hesap sorma şansını da yakalayabilirdi? Neden olmasın?

    Mayıs-ın sert rüzgarları deniz dalgası ile kıyıları yalayarak geçmekteydi. Kapı açıldı Ozan ve Aysel di gelenler. Özge pencere kenarında kırmızı şarabını yudumlamaktaydı. Hangi zaman diliminde olduğunu kimse bilemiyordu. Özgür’ün kayboluşundan sonra yalnızca Deniz’le birlikte olduğunda konuşuyor ve sevinçli anlar yaşıyordu. Diğer zamanların çoğunda sessizce kendi içine kapanarak dünyalar aşıyordu. Gelenlere bakmakla yetindi. Sanki onları görüyor ve görmüyordu. Ozan ve Aysel selam vererek Ozan’ın odasına yöneldiler. Özge denize bakmayı sürdürdü.


    Salonun büyüklüğü hemen göze çarpıyordu. Ozan’la yöneldikleri oda kapısı aralık durmaktaydı. Yanı başındaki odanın kapısı kapalıydı. Pervazlar çerçeve oluşturacak şekilde kapıya kocaman bir fotoğraf yerleştirilmişti. Fotoğraftaki kişinin gözleri siyah ve bakışlarında şaşırtan bir kararlılık okunuyordu. Dalgalı siyah saçı ve ok gibi kirpikleri vardı. Aysel tam da “kim?” diye soracakken Ozan’ın odasına geçtiler. Ancak o yine de merakını gidermek istiyordu. Sorduğunda aldığı yanıt kısa ve öz oldu. “Kardeşim Özgür” başka açıklama gelmedi. Aysel de üstelemedi. Odanın kapı karşısındaki duvarında genişçe bir pencere vardı ve ötesi yemyeşil bir orman deniziydi. Pencerenin hemen önünde bir koltuk durmaktaydı. Sol duvar önünde kocaman bir kitaplık içi tıka basa kitap doluydu. Karşıdaki duvarın önünde özenle ışıklandırılmış bir çalışma masası ve bilgisayar ve hemen önünde de bir koltuk durmaktaydı. Ortada bir sehpa olan odaya yeşil ve turuncu renkler egemendi. “Gördüğün bu oda benim çalışma odam işte” diye açıklama yaptı Ozan.. Aysel’in konuşma teklifini kabul ettiğinde Ozan gidilebilecek onca yer teklifini benimsetememiş Aysel’in ısrarla kendi çalışma odasında sakin bir görüşme yapmak isteği ile merakını gidermesine olanak sağlamak için burasını seçmek zorunda kaldığı için bu açıklamayı yapmıştı. Aysel çalışma ortamını çok beğendiğini söylemekle yetindi. Ozan merakla izliyordu. Aysel’in aradığı ne ki diye? Bazı şeyleri beklemeden görmek mümkün olamıyordu. Aysel camın kenarındaki koltuğa geçip oturdu. Koltuk oldukça rahat ve kendi ekseninde dönmekteydi. Bir süre orman denizini izledi. Bir tablo gibiydi manzara ve güneş ışınları yapraklarda, dikenlerde yansımaktaydı. Odaya doğru döndüğünde Ozan’ı diğer koltukta oturmuş kendisini izlemekte buldu. Aysel‘in yüzünde bir tebessüm vardı. Duygularını biriktirmiş ve gülümsemesi arkasına gizlemiş gibiydi. Konuşmak için burasını seçmekteki amacı bir kereliğine de olsa Ozan’ı tüm erkeklerle eşitlemek ve haklı olduğunu açıklayarak “siz tüm erkekler işte aynısınız” diyerek kırılan duygularını düzeltmekti. Ozan’ın duruşunu bozmakla kendi davranışlarına da

    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  2. #12
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    12. BÖLÜM

    bir gerekçe bulmuş olacak ve bir açıdan kendisini doğrulamanın rahatlığına erecekti. Bunca zamandır belki de erkelerin kendisinden alıp götürdüklerinin tümünün faturasını Ozan’a kesecekti. Bacak bacağın üstüne atıp sol kolunu koltuk kenarından aşağı sarkarak geriye yaslandığında, mini olan ve yırtmaçlı eteği kalça kıvrımına kadar açılmış ve göğüs dekoltesinden uçlar dışarı fırlayacak gibi olmuşlardı. Ateş baruta yönelmiş ve kıyısında dolaşmaya başlamıştı. Ozan sabırla bekliyor ve gözünü Aysel’in gözünden ayırmıyordu. Sözün açılmasını istediğinde ise aslında Aysel’in anlatacağı bir şey yoktu. “Şey” diye söze başlamak istedi ancak gerisi gelmedi. Ozan’ın bu manzara karşısındaki ilgisizliği doğrusu Aysel’i çileden çıkarmıştı. Ancak daha oyunu bitirmek niyetinde de değildi. İlk ve son sözleri ardında koltuğunu sürerek Ozan’ın koltuğunun yanına geldi. Ozan’ın ellerini avuçları arasına alarak bacaklarının arasında sıkıştırıp kulağına “seni sevdiğimi anlamıyor musun” diye fısıldarken yanağına dudakları ile dokunmayı da ihmal etmedi. Aysel yapacağı son hamlesini yapmış ve çok gerilmişti. Ozan ellerini geri çekip ayağa kalktı. Camın kenarına geçerek arkası dönük olduğu halde kendisine inanarak ve bir açıklama yapacağını ve konuşmak istediğini düşünerek burayı benimsemek durumunda kaldığını ve fakat kendisinin ise farklı bir amaca yönelik sinsi bir plan kurduğunu söyleyerek eleştirisini yönlendirdiğinde ayrıca yine kadın kimliğini öne çıkartıp kendisinin önemsenmediğini, önemsenilmeyenin sevilemeyeceğini, sözlerin sahte olduğunu açıkladığında ise Aysel bitik bir durumdaydı. Fazlasıyla incindiğini iliklerine kadar duyumsadı. “Haklısın” diyerek ağlamaya başladı. Çok kötü olmuştu. Yıllar üzerinden geçmiş bir acı gibi gözlerinden boşalmaktaydı. Ozan yanına geldi ve eğilerek “seni kucaklamama izin verir misin?” dedi. Aysel şaşkın bakışlarla başını evet anlamında sallayabildi. Ozan kendisini kucaklarken ilk kez bu denli içten ve sıcak bir kucaklamaya tanık olan Aysel daha çok ağlamaya başladı. Ozan’ın gülen insan ağlamasını da bilmeli sözleri karşısında
    O da Ozan’a sımsıkı sarıldı. “beni ne olur bırakma” sözleri döküldü ağzından. Bir kuş gibi rahatlamıştı. İlk kez bir erkeğe insanca sarılmanın gururu ile doluydu. Sevincine diyecek yoktu. Ozan’a çıkıp dolaşmayı teklif etti. Odadan çıktıklarında salona İdil ve Deniz girdiler. Karşılaştıklarında Ozan hepsini usulen tanıştırdı. Aysel Deniz’i görür görmez kapıdaki resmi anımsadı. Evet o adamın küçüklüğü olmalı dedi içinden. Ancak göz renkleri farklıydı. Baba ve çocuğu idi bunlar. Eğildi Deniz’i sımsıkı kucakladı. Ancak Deniz’in gözleri salonu kolaçan etmekteydi. Deniz kendisini sıyırarak bu kuş gibi kollarını yanlara açıp “Özge ana” diye çığlık atarak koşmaya başladı. Özge çömeldi, kollarını açtı “Deniz-m gel çocuğum” dedi. Pencereden deniz görünmekteydi. Deniz Özge ana-ya doğru kanat çırpan bir kuştu. Ana özgeydi kollarını açmış bir anka-ydı. Her şey bir birine dönüşürken, her şey bir birini dönüştürmekteydi. Hiçbir şey dönüşümsüz değildi. Yılın anası seçildiğinde Özge ana değildi, oysa şimdi o Özgür’ün, Ozan’ın değil hem onların hem de İdil’in ve Deniz’in anasıydı. Deniz-ana, Özge-ana karıştılar bir birlerine...İdil hayatında ikinci kez bu denli mutlu olduğunu duyumsadı. Gözleri yaşararak aynı mutluluğu tattığı Özgür ile Zuhal ana dan çıkıp bu eve doğru yürüdükleri gün hafızasından geçti. İdil denizi izliyordu. Ozan ve Aysel çıktılar.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  3. #13
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    TÜM BÖLÜMLER SONU/

    İdil bitirdiği bölümde mastır yaptıktan sonra doktorasını yapmaya başlamış ve iki yıl sonra da doktora tezini vererek felsefe kürsüsünde genç bir yardımcı doçent olarak çalışma yaşamına atılmıştı. Zuhal ile aralarında hiçbir tartışma ve geçimsizlik olmadan ayrı ve bağımsız konutlarda yaşıyorlardı. Tez çalışmasını bitirip akademik unvan kazandığında Deniz de üç yaşını doldurmuştu. İdil bir felsefeciydi. Felsefeyi her alanda yaşatır ve görürdü. Felsefesi olmayan olgu ona göre sakat sayılırdı. Deniz onun için yaşamın direnç kaynağı idi. Özgür’ü çok özlese de Deniz’in bundan haberi olmamalıydı. Onu özenle baba olgusundan uzak tutuyor, Özge ve Zuhal’dan tam destek alıyordu. Ozan zaten bu olguyu benimsemişti. Evdeki kocaman fotoğrafı sorduğunda ise Deniz’e Özge’nin oğlu, Ozan’ın kardeşi Özgür olarak tanıtılmıştı. Özgür başka ülkelerde özgürce dolaşmaya gitmişti. Belki bir gün dönerdi. Bunu kimsenin bildiği yoktu. Afacan Deniz kabına sığmıyordu. Bir gün kapıda asılı fotoğrafla çok benzeştiğini sorgulamaya kalktığında ise, İdil kromozomlardan, genetik yapılardan, doğal belirlemelerden geniş geniş söz ederek kişilerin benzeşebileceğini açıklamaya kalkmış ne ki Deniz aldığı dersten sıkılmış olacak ki “tamam” diye konuyu kesmiş ve bir daha bu konuya değinmemişti.

    İdil anfiye girdiğinde öğrenciler hemen toparlanmış ve aralarındaki konuşmayı kesmişlerdi. İdil’in dersleri ilgiyle izlenmekteydi. Öğrenciler çoğu kez ara zilinin çaldığını bile duymazlıktan geliyorlardı. İdil ders anlatmıyor, yaşıyordu; anlatırken düşünce dünyasındaki soyut olgular düşüncelerde film şeridi gibi canlanıyordu. İdil öğrencilerince hem çok seviliyor bir o kadar da sayılıyordu. İdil “ gününüz aydın olsun çocuklar” diye söze ve derse başladı. Öğrenciler pür-dikkat hocalarını dinliyor ve zaman zaman not alıyorlardı. Derslerin çoğu soru ve yanıtlarla tartışmalar eşliğinde
    geçiyordu. Ne ki, o günkü derste parmak kaldıran ve tek bir soru soran olmamıştı. İdil’de kendisini kaptırmış, anlattıkça anlatıyordu. Birden gözleri bir sıraya takıldı. Sıra boştu. İdil’in derslerinde boş sıra hiç olmazdı. Önce şaşırdı. Yine baktı. Evet sıra boştu. O sırada bir zamanlar Özgür’ün oturduğunu anımsadı. Birden Özgür belirdi, sırada oturmuş onu dinliyordu. Ve sonra kayboldu. Kısa bir durgunluk anı yaşadı. Düşünceleri ve duyguları bir birleriyle yarışarak iç dünyasında çarpışmaktaydılar. Boş olana sıraya bir daha baktığında Özgür’le son tartışmaları gözünde canlandı. “bu bir üstünlük değil çocuklar” diye söze girdi. Boş olan sıraya gözlerini dikerek anlatıyordu. Kendi iç dünyasında o, Özgür’le konuşmaktaydı aslında. “bu bir üstünlük değil çocuklar” sözünü yinelerken düşünme zamanı kazanmak ister gibiydi. Konuşması içten, yalın ve dingindi; “tüm doğa ve canlı-cansız tüm olgular bir bütünün parçaları ya da sonsuza uzanan bütünü oluşturan sonsuz parçalardı. Her olgu sürekli dönüşürken ilk ve son yoktu. Alevli yanma için oksijene nasıl gereksinim varsa, soluyan canlının ak ciğerlerinde oluşan alevsiz yanma ve demirin aynı şekilde yanması için de oksijene gereksinim vardı. Hidrojen ve Helyum gibi iç-tepisel yanmalarda oksijene gereksinim duyulmamaktaydı. Atom parçacıkları tepkidiklerinde yanmanın bir değişik şekli ortaya çıkmaktaydı. Tüm biyolojik yapıların temelinde kimyasal öz ve elementler vardı. Karbon elementi çok sıradan görünse de canlının temel taşıydı. Canlıların doğaya yabancılaşarak geliştirdikleri kültürel birikim çeşitli süreçlerden geçerek “ben- olgusundan kırılarak “bana, benim- olgusuna doğru dönüşmüştü. Bundan sonraki süreçte ise doğal olarak canlılar arasında bir kategorize edilmek gelmekteydi. En üstte bu kategoriyi oluşturan insan “homo- yerleştirilmiş,hayvanlar, bitkiler, börtü-böcek sıralanmıştı. Üstünlük duygusunun temelinde yatan asıl kırılma burada yatmaktaydı ve bu gen-yapısını da etkileyerek kuşaklara aktarılmaya başlandıktan sonra çoğu kişi “homo-
    tarafından fark edilmemekteydi. Ayrıca böylesi bir belirleme insan “homo- çıkarınaydı ve sıkı sarılmanın nedeni de buydu. Tüm sapmalar gibi bu sapma aslında sosyal olgunun çöküş nedenlerinden biriydi ve giderilmesi gerekmekteydi. Üstün- olmanın altında gizlenen aşağı- olma olgusu üstünlük kompleksini ve beraberinde aşağılık kompleksini geliştirmekteydi. Bu düşünce giderek farklı canlılar arasındaki sınıflandırma olmanın ötesine taşacak ve insanın “homo”nun- kendi arasında da sen-, -ben-,-üstün-,-aşağılık-,-düşük,-öteki-, tanımlamaları ile güç dengesizliğinde yer edinme ve güçsüz bırakıp yok etme olgusunu yaratacaktı. Kanlı bıçaklı tüm savaşlar ve kavgalar için sebep hazırdı ve insan türü bunu yapmaya can atmaktaydı. Oysa ki ne kadın ne erkek, ne çocuk ne yaşlı, ne beyaz ne kara,ne hayvan ne bitki, toz-toprak, börtü-böcek hiç biri yek diğerinden ne üstün nede aşağı değildi. Bu düşüncede oluşan kırılmanın yok edilmesi gerekmekteydi. Böyle olunca ana-ya biyolojik olarak bağlı gelişen çocuğun ana ile ilişkilendirilmesi ne kadın için bir üstünlük ne de erkek için bir aşağılık olarak yorumlanamazdı.”... Ara zili çoktan çalmıştı oysa ve tüm öğrenciler soluksuz dinlemekteydiler. İdil zaman ötesinden taşıp zamana akmıştı. Asıl ders konusunun çok ötesinde olduğunu da fark edememişti. ”çocuklar gününüz aydın olsun” diyerek anfiden çıktı. Öğrenciler bir süre sessiz kaldılar. Daha sonra kendi aralarında konuşmaya ve tartışmaya başlayarak anfiyi boşalttılar. İdil hocanın söyledikleri üzerinde aralarında bu güne kadar yaşamadıkları yoğun bir tartışma başladığını fark etmeden yedi yönde dağılmaya başladılar. Onlarla birlikte İdil öğretmen de dağılıyor toz zerresi gibi parçalanıyor ve atom parçacıkları gibi tepkimelere neden oluyordu. Düşünce kızıl derili atasözünde söylendiği gibi ok gibiydi. Yönlendirmesini bilmeyeni bumerang gibi gelir bulurdu. İdil kendisine dönmeyen güçlü bir ok gibi savruldu, zamanı aşarak.....



    Okuma zahmetini gösteren ve katılan tüm dostlara teşekkürlerimle...
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Members who have read this thread : 4

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0