Sayfa 1/3 123 SonSon
26 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: fetullah gülen tarikatı ve gerçek yüzü Türkiye'yi parçalama planları

  1. #1
    şehrin yabancısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Şubat 2009
    Yer
    istanbul
    Yaş
    40
    Mesajlar
    431

    Standart fetullah gülen tarikatı ve gerçek yüzü Türkiye'yi parçalama planları

    Türkiye’yi parçalamaya ve parçalarını ABD’ye bağlamaya çalışan, arkasında
    küresel Sistem, elinde 100 milyar Dolar sermaye, siyasal arenada legal
    birkaç partiye sahip olan, bölücü örgüt kadar tehlikeli ve daha organize ve
    hatta daha kamufle bir örgütten söz etmek istiyorum. Burada Işık, Nur
    Tarikatı adı altında, halka yutturulan “ayrı bir dinden” söz ediyorum. Gelin
    bu örgütü birlikte inceleyelim. Fetullah Gülen 1938 yılında Erzurum Pasinler İlçesi, Korucuk Köyünde doğdu.
    Babası Ramiz Hoca cami imamı, annesi Rabia ise ev hanımıdır. 6 erkek, 2 kız
    kardeşi vardır. Edirne’de 4 yıl vaizlik yaptı. Askerliğini Ankara Mamak ve
    İskenderun da tamamladı. Daha sonra Kırklareli’nde 1 yıl vaizlik yaptı. 1966
    yılında İzmir’e vaiz olarak atandı. 1971 yılında geçirdiği kovuşturmadan,
    çıkan af kanunu ile kurtuldu. 31.01.1986 yılında İzmir Nüfus Müdürlüğü’nden
    değişme sebebi ile aldığı 3881 kayıt nolu kimliğinde ismi “Fetullah” olarak
    geçmektedir. Yani kendisinin ifade ettiği gibi ve pek çok yazıda geçtiği
    gibi “Fethullah” değildir. Babası için “Sahabeleri cinnet derecesinde
    seviyordu” demesine rağmen babası tek bir çocuğuna bile sahabeden isim
    koymamış, aksine müslümanlarda rastlanmayan “Mesih” ismini koymuştur!
    Fetullah’ın babasının diğer bir oğluna koyduğu isim ise 1913 yılında
    Bitlis’te Kürt ayaklanmasını gerçekleştiren Şeyh Şihabettin ile Seyyid
    Ali’nin dedeleri Arvasilerden Sıbgatullah’tı r. Ne tesadüftür ki, Fetullah
    ın dedeleri Bitlis’in Ahlat bölgesinden kovulmuşlardır(!)
    Fetullah Gülen Küçük Dünyam adlı kitabında “Bir kış içerisinde hafızlığımı
    tamamladım. Hafızlığımı tamamladıktan sonra da talim ve tecvit okumak üzere
    oturduğumuz…” Ne büyük yalandır. Konunun uzmanlarına göre, talim ve tecvit
    hafızlıktan sonra değil önce öğrenilen iki ilimdir. Talim, Arapça harflerin
    nereden çıktığını gösteren bir ders iken; Tecvit, harflerin mahreç ve
    sıfatlarına uymak suretiyle Kur’an-ı Kerim’i hatasız okumayı öğreten bir
    ilimdir. Emsile ve Bina ilmi, Talim ve Tecvit ilminden sonra öğrenilmesi
    gerekirken, Fetullah bu ilimleri bu Talim ve Tecvit’ten önce öğrenmiştir.
    Ona bu hataları yaptıran yani güya hafızlıktan sonra bu ilimleri kendisine
    öğreten, Fetullah’ın evliya gibi gördüğü “imam babasıdır”.
    1959 yılında vaizlik sınavına giren Fetullah Gülen, Diyanet İşleri
    Başkanlığının Müşavere ve Dini Eserler İnceleme Heyetinin 196 sayılı
    belgesine göre; Ayet-i Kerime’den zorlanarak ancak 6 alabiliyor, Kelam’da
    ise daha da kötüsü ancak 5 alabiliyordu. 1966 yılında asaletinin tasdik
    edilmesi için kendisinden bir risale istenir. Her türlü kaynaktan
    yararlanması ve konuların uzmanlarına danışması serbesttir. Fetullah
    Risalesini hazırlar ancak Risalesi baştan sona hatalarla doludur. Allah’ın
    sıfatlarını bile eksik ve yanlış yazmıştır. 4 yaşında hafız olduğunu ve kimi
    yerde 3 kimi yerde 4 kimi yerde de 5 yaşında namaza başladığını büyük bir
    övünçle anlatan Fetullah Gülen, Risalesinden geçerli not alamaz. Bunun
    üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı 20 Mayıs 1966 yılında 27559 sayılı bir
    yazıyla ikinci bir risaleyi daha istemek zorunda kalır. Her yerde Diyanetten
    emekli olduğunu vurgularan F. Gülen 16.03.1990 tarihli hizmet belgesinde yer
    alan bilgilere göre 20.03.1981 yılında istifa etmiştir.
    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
    KONFİÇYUS

  2. #2
    şehrin yabancısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Şubat 2009
    Yer
    istanbul
    Yaş
    40
    Mesajlar
    431

    Standart

    Aksiyon Dergisinin 6-12 haziran 1998 sayılı nüshasında kendi ağzından ”
    Allah aşkına ve lütfen bu raporu ibraz etsinler“ şeklindeki açıklamayla
    Psikiyatri Kliniğinden aldığı raporu inkar ediyordu. Rapor : Eyüp Hükümet
    Tabipliği, 27.02.1981 tarihinde Gülende gördüğü psikolojik bozukluklar
    üzerine kendini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Kliniği’ne
    sevk etmiştir. Burada Uzman Doktor Müfit Uğur ekibi ile birlikte Gülen’in
    şikayetleri doğrultusunda kendisine “Reaktif Ankisiyete Hali” teşhisini
    koymuş, 20 gün istirahat vererek ilaçlarını düzenli olarak kullanmasını ve
    tedavisini aksatmamasını istemiştir. Gülen’in hastalığının Türkçesi “Sürekli
    olarak tekrarlayan korku”dur. Burada amacımız, hastalıkta ve tedavisi de
    insanlar içindir, asla küçümsemek değildir. Fetullah Gülen’in kişiliğini ve
    dünyasını anlamaya çalışmaktır.
    Fetullah Gülen Küçük Dünyam adlı kitabında ailesinin iki taraftan da “Seyit”
    olduğunu iddia ediyor.. Sonra kitabında böyle bir şey yazdığını unutmuş
    olacak ki Nevval Sevindi’nin 1997 basımı “Fetullah Gülenle New York Sohbeti”
    adlı kitabın 23. sayfasında ailesinin iki taraftanda Şerif olduğunu söylüyor
    Nevval Sevindi nin kaleminden F. Gülen, soy ağacı olarak bir yandan Kürt
    kökenli Selahattin Eyyubi’ye, diğer yandan Hz Ali’ ye dayanıyor” iddiasıyla
    Şerifliği de sahipleniyor.
    * * *
    Fetullah Gülen, önce Abdulfettah Şahin daha sonra M. Fetullah Gülen adıyla
    yazdığı ve T.Ö.V yayınlarından çıkan ve pırlanta kitap serisi olarak
    sınıflandıran, “Ölçü ve yoldaki Işıklar” adlı kitabında kadınları üç gruba
    ayırıyordu:
    “Üç çeşit kadın vardır. Sokak kadını, zevk kadını, ev ve hizmet kadını.
    Hafif meşrep sokak kadını çamura düşmüş bir cevhere benzer. Zevk kadını
    gözbağcı iblislere… Ev ve hizmet kadını ise sonsuzluk soluklayan cennet
    hurilerine.. .”.
    Fetullah Gülen, kadınları bu şekilde sınıflandırırken, ikinci dirilişi
    gerçekleştirmek amacıyla faaliyet gösteren ışık evlerinde kalan gençlere
    sabah namazından sonra, elleri aşağıya doğru çevrilerek, şu dua
    yaptırılıyordu: “Allahümme ecirna min şerri nisa, Allahümme ecirna min
    belain nisa, Allahümme ecirna min fitnetin nisa.” Yani Türkçeleştirirsek;
    “Allahım kadınların şerrinden, Allahım kadınların belasından, Allahım
    kadınların fitnesinden bizi koru ve esirge.” Fetullah, gerek dini
    düşüncelerinden gerekse prensiplerinden dolayı kadınlarla muhatap olmuyordu.
    Hatta bu durumu kendisi Küçük Dünyam adlı kitabının 111. sayfasında şu
    sözlerle anlatır: “Bu arada İmam Hatip Okulunun yapımına başlandı. Taban
    döşemelerini toplamaya Ali Rıza Güven Beyle ikimiz gittik. İstemediğim halde
    bir kadınla da muhatap olmak zorunda kalmıştık…”
    Hz. Muhammed’in öve öve göklere çıkardığı sahabelerinden ancak 10’una
    cenneti müjdeleyebiliyorken, Fetullah Gülen arkasındaki tüm cemaatine bu
    müjdeyi verebiliyor! Fetullah Gülen kimdir? Mürşit mi, Müçtehit mi yani din
    yenileyicisi mi yoksa yeni bir dinin peygamberi mi? Fetullah Gülen, 25.Ocak
    1995 tarihinde Sabah Gazetesi’nden Nuriye Akman ile yapmış olduğu söyleşide
    bir rüyasından (!) bahsediyor, haşa sanki Allah’ ın Özel Kalem Müdürü
    edasıyla cemaatına top yekün cenneti müjdeliyor “Ben cehennemin önünde
    kollarımı açmış, sel gibi akan insanları durdurmaya çalışıyorum. Sonunda
    dayanamadım, kenara çekildim. Vallahi bu cemaatten hiç kimse onların içinde
    yoktu”. Gülen, bu rüyasını açıklarken haddini de aşarak Allah’ın insanlara
    adaletsizlik yaptığını da ima ediyor, Allah’ın cehenneme atılmak üzere yola
    çıkardığı insanların cehenneme atılmasına mani olamaya çalışıyor, bu arada
    yorgun düşmesinin ardından bir bakıyor ki, cehennemlikler arasında
    cemaatinden hiç kimse yok! Bir de bunu yeminle söylüyor!
    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
    KONFİÇYUS

  3. #3
    şehrin yabancısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Şubat 2009
    Yer
    istanbul
    Yaş
    40
    Mesajlar
    431

    Standart

    Fetullah’ın “Küçük Dünyam” kitabında sık sık adı geçen Salih Özcan kimdir?
    Salih Özcan; MSP nin milletvekillerinden dir. Rabıtanın Türkiye
    temsilcisidir. Rabıta’yı küresel Sistem kurdurtmuştur. Dünyaya sözde Şeriat
    (ki bu şeriat Kur’an şeriati değil dinciliktir) düzenini yaymak için
    kurulmuş, merkezi İngiliz Suudi Arabistan’da bulunan bir örgüttür ve
    arkasında Amerikan petrol şirketi Aramco vardır. Rabıta dünya ülkelerine
    dincilik düzenini yaymak için her yıl tonlarca altın ve milyarlarca dolar
    harcar. Bizim bazı aklı evveller ise Amerikalara kadar gidip Clinton
    hazretleri(! ) ile baş başa kaldıktan sonra “Beni desteklemezseniz şeriat
    gelir” gibi vecizeler yumurtlamıştır. Sanki Türkiye’ye dinci (dindar değil
    dinci, bu farklılıklara dikkat edelim) yönetimin gelmesi Amerikan
    çıkarlarına tersmiş gibi. Amerika’nın “Laiklik bizi ilgilendirmiyor”
    şeklindeki açıklamaları ile bu konudaki tavrını zaten ortaya koymuştur.
    Çünkü kucağına oturttuğu uysal yönetimler incelenecek olursa, Suudi
    Arabistan örneğinde olduğu gibi dinci Devletlerdir.
    * * *
    Yazıma, Fethullah’ın Gerçek Yüzü adlı kitaptan bir alıntı yaparak devam
    etmek istiyorum “1922 yılında, Mustafa Kemal Atatürk, Konya’ya yaptığı
    ziyarette bir medreseye gittiğinde, orada bulunan bir molla, medreselerin
    sayısının artırılmasını ve medrese öğrencilerinin askere alınmamasını rica
    eder. Bunun üzerine kendini tutamayan Atatürk, özellikle bu askere alma
    düşüncesine karşı olan mollaya kesin bir ifadeyle şöyle cevap verir:
    “Ne o, yoksa sizin için medrese, Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden
    kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi
    çocukları cephelerde döğüşür, yurt için canlarını feda ederken, siz burada,
    genç sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz! Bu asalakların askere
    alınmaları için hemen yarın emir vereceğim…”
    Atatürk’ün bu yanıtı karşısında yüzleri kızaran mollalar ona hiçbir şey
    söyleyemezler. Zaten Atatürk de onlara bir şey deme fırsatı bırakmadan
    burada yapacak işimiz kalmadı” diyerek ayrılır. Medreseden ayrıldıktan sonra
    yanındaki Sovyet Rusya elçisi Aralov’a otomobilde şu açıklamayıyapar “Savaş
    sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! Her şeyden önce onları mali
    dayanaklarından, vakıflardan, yoksun edeceğim. Yurt topraklarının büyük bir
    parçası, neredeyse üçte ikisi, belki de daha çoğu vakıftır. Bu topraklar
    mollaların yaşama kaynaklarıdır. Bunların çoğu köylülerin elinden alınmış
    topraklardır. Buna son vereceğiz. Bir de utanmadan hükümetten yardım
    istiyorlar”.

    Atatürk, Aralov’a medreseler hakkında bilgiler vererek, Anadolu
    topraklarında halen delikanlıları askerden kaçıran onyedibin medrese
    bulunduğunu söyler. Atatürk, bu ülkeyi mollaların dualarının değil, Anadolu
    halkının dua ve çabalarının ve Türk askerinin dökülen kanının kurtardığını
    başka vesileler ile başka yerlerde de dile getirir. Buna karşılık bu dinci
    molla takımı, ülkenin dört bir tarafı işgal altında iken, askeri gücün
    oluşmasını engellemeye çalışmaktadır. Ki, bu zihniyet ne yazık ki hiçbir
    zaman değişmemiştir!
    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
    KONFİÇYUS

  4. #4
    şehrin yabancısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Şubat 2009
    Yer
    istanbul
    Yaş
    40
    Mesajlar
    431

    Standart

    Nitekim, Kürt Said de Konya’da Atatürk’e ricada bulunan molladan farklı
    düşünmemekte, gençleri askerden kurtarma konusunda, Nur Risaleleri’nin bir
    parçasını teşkil eden Lem’alar Risalesi’nde şöyle demektedir “Risale-i Nur
    öyle değerli bir kitaptır ki, Kur’an’ın onda yansıyan nurlarına hizmet etmek
    askerlikten ve kutsal savaştan bile üstündür. Benim elimde fırsat ve param
    olsa, Risale-i Nur hizmetinde olan değerli kardeşlerimi askerlikten
    kurtarmak için; bin lira karşılığında bile olsa bedeli; öder ve kurtarırım
    onları…”

    Bu yazılara, T.C. İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı’nın raporunu
    ekleyelim. Jandarma Genel Komutanlığının Hizbullah Terör Örgütü ve Diğer
    İrticai Faaliyetler adlı raporunda, Fethullah Gülen’le ilgili bir bölüm
    aşağıya aynen alınmıştır:

    “Unutmamalı ki F. Gülen’in nihai hedefi ve rüyası, Türkiye liderliğinde
    İslam Birliği ve Tanrı’nın sözünü topluma egemen olmasını sağlamaktır. Şifre
    kendisinin ifadesi ile üç kademelidir. İman, hayat, iktidar. Said Nursi
    onlara göre imani dirilmeyi sağlamıştır. İçinde bulunulan safha ise imanı
    hayata geçirme ve yaşama safhasıdır. ‘Altın Nesil’ de iktidarı sağlayacaktır
    Cemaatin tüm çabası Türkiye’deki siyasal ve ekonomik güç dengesinde söz
    sahibi olmak ve ranta ortaklıktır.. İnsanlara yaklaşılırken ‘Liberal İslam’
    anlayışı ile hareket edilmekte ve İslam’ın siyasal yüzünü göstermekten çok,
    tüm insanları kucaklayan bir hoşgörü felsefesi olduğu lanse edilmektedir..
    Üniversiteleri hedef alan çalışmalarında cemaatin herhangi bir şekilde
    Türkiye’de laik demokratik düzeni bozmaya yönelik bir maksadının olmadığı
    bilakis Türk insanını eğitme hamlesi olduğu tezi işlenir. Bu maksatla Türk
    Cumhuriyetlerinde açtıkları okulların ve orada yetişen çocukların Türk
    kültürünü nasıl öğrendikleri konusunda hazırladıkları video kasetler
    kullanılır. Bu okullardaki gençlere rehberlik faaliyetleri adı altında
    cemaat öğretisinin verildiğinden hiç bahsedilmez.”
    * * *
    Konuyu biraz da örgütlenme ve cemaate adam kazandırma esasları çerçevesinde
    işleyelim.
    Cemaat tek tip insan yetiştirme gayreti içindedir. Gerçi 1990′larda
    tahminlerin ötesinde büyüdüğü için bu amaç biraz sekteye uğramıştır. Hedef
    kitle; 6. sınıftan sonraki öğrencilerdir. Çünkü bir gencin en cahil olmakla
    beraber en idealist olduğu devir bu çağdır. Çocuğun aile durumu ve kişisel
    durumuna göre aylarca dinle ilgili hiçbir şey söylenmeyebilir. Yapılan şey,
    bu gençlere bir abi gibi davranmak, onlara derslerinde yardımcı olmak ve
    geleceğe ait planlarda yol göstermektir. Uygun ortam oluştuğunda cemaatin
    öğretisi verilmeye başlanır.
    Genç, evinde ne kadar sorunluysa başarı oranı o kadar yüksektir. İlk hedef
    büyümedir. Bunun da yolu okulların etrafında örgütlenmeden geçer. Büyümenin
    iki yolu vardır: Okuyan gençler ve esnaf.
    Gençler, cemaatın insan kaynağını; esnaf ve iş adamları ve yandaş
    belediyelerin legal görünümlü bursları ise lojistik ve para kaynağını
    oluşturur. F. Gülen’e göre cemaatin lokomotifi Anadolu insanı ve himmetidir.
    Hiçbir dış katkı yoktur.
    2000′lere kadar cemaatin ana hedefi “eğitim” olduğu için hep öğretmen
    yetiştirmeye çalışmışlardır. Cemaat büyüdükçe bu gereksinim yerini
    diğerlerine bırakmış, bugün sanatçısından mühendisine kadar toplumun her
    kesimini yetiştirme gayreti içindedirler. 2000′lerden sonra önem merkezleri
    değişmiştir. Eğitimden daha çok önem atfedilen hukuk fakülteleri ile
    geleceğin “hakim-savcı-avukatla rı” ve kamu yönetimi-uluslararası ilişkiler
    bölümleriye “geleceğin kaymakam-vali, müfettiş, diplomat ve yöneticileri”ni
    ve de polis okulları ile geleceğin “polislerini- emniyet müdürlerini”
    yetiştirmektir.
    Harp okullarına ve askeri liselere sokulacak çocuklar ise gizlilik
    içerisinde eğitilir. Bu çocuklar özel evlere giderler. Cemaat içindeki
    “sorumlular” dışında kimse bu evlerde ne yapıldığını bilmez. Çünkü Cemaatın
    örgütlenemediği, en azından subay rütbesi düzeyinde örgütlenemediği tek
    kurum Silahlı Kuvvetlerdir.
    Örnek olarak İzmir Maltepe Askeri Lisesinden 3, Balıkesir Astsubay Okulundan
    2 öğrencinin Işık evlerinde Nur eğitimi aldıkları, okulda dikkat çekmemek
    için abdest yerine teyemmüm etmeleri, namazı gözle kılmaları, oruç
    tutmamaları, konusunda talimat aldıkları okul bitene kadar kendilerinden bir
    şey beklenmediği tespit edilmiştir. Halbuki askeri giden herkes bilir ki,
    askerde ne oruç tutmak ne de boş saatler dahilinde gösterilen mekanlarda
    namaz kılmak yasak değildir. Ancak bu kişilerin amaçları asimetrik
    saldırganların iddialarındaki gibi “askere rağmen dini ibadetlerini yerine
    getirmek” değil Fetullah Gülen örgütünün elemanları olarak
    gerçekleştirilecek operasyonlar için içeriye yerleştirilmektir.
    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
    KONFİÇYUS

  5. #5
    şehrin yabancısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Şubat 2009
    Yer
    istanbul
    Yaş
    40
    Mesajlar
    431

    Standart

    Eğitim, Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültelerindeki teşkilatlanmaları çok üst
    düzeydedir. Üniversiteye hazırlanan gençlerin kendi dershanelerine
    gitmelerini sağlamaya çalışırlar. Üniversiteye hazırlık dershaneleri en
    verimli çalışan örgüt birimleridir. Buralara büyük, insan kaynağı ve parasal
    destek yapılmıştır. FEM dershaneleri, İzmir’deki Akyazılı bunlara birer
    örnektir.
    Dershane binaları çok fonksiyonludur. Buralarda örgüt toplantıları da
    yapılır. Ayrıca, F.Gülen’in ikamet ettiği yerlerden biri de Altunizade FEM
    dershanesidir. Burada kendisine tahsisli bir oda vardır. Gülen’in ABD’ye
    hicretinden sonra bu odanın akıbeti hakkında bilgi yoktur.
    Ev ile hazırlık dershanesi ilişkisi çok önemlidir. Cemaatın 90′lı yıllarda
    çok güç kazanmış, 2000′li yıllarda ise artık ağırlık merkezine dönüşmüş bir
    diğer önemli organı da öğretim kurumlarıdır. Okullar yatılı olduklarından
    öğrencilere karşı daha etkili olmaktadır. Bu okul ve dershanelerdeki eğitim
    seviyesi, diğer okul ve dershanelerden daha yüksektir. Çünkü kadrolarında
    işi para için değil inandıkları için yapan bir çok gönüllü vardır. Özellikle
    Fen liselerindeki örgütlenmeleri çok önemlidir. En zeki çocukları yetiştiren
    bu okullar, cemaat için çok uygun bir genişleme sahası oluşturmaktadır.
    Çocukların lise çağında hafta sonları gördükleri ilgi ve sıcak ev yemekleri
    bu çocukları cemaat elemanı yapmak için yeterlidir. Bahsedilen evlerin
    dışında üniversite öğrencilerine hitap eden evler de artık çok yaygındır.
    Bunlar üniversitelerde okuyan öğrencilere hizmet verir. Bu evlerin ilk amacı
    cemaatın aktif elemanları yerine “sempatizanları nı” yaratmaktır. Çünkü
    Fethullahçılar bu cemaatin belli bir zaman sonra ‘cemiyet-toplum’ olacağını
    hesaplamaktadı rlar.
    Işık evlerine arada bir, daha üst seviyeden “abi”ler gelir ve cemaatin son
    durumu hakkında teşvik edici, yüreklendirici konuşmalarda bulunur.
    Monotonluğu yok etmek ve her cemaat elemanının yukarıyla olan temasını
    kuvvetlendirmek için bu önemlidir.
    Üniversiteli Fetullahçı gençler bu teşkilatla birlikte belediyelerin ve
    cemaat vakıflarının verdikleri burslarla takviye edilir. Mezun olanları,
    bölümleri müsaitse, iyi yerlere yerleştirilir. Mülakatlerde yardımcı olunur.
    * * *
    Fethullah Gülen’i ve cemaati tanıtan kasetlerde ve verilen vaazlarda sık sık
    yinelenen temalar kısaca şunlardır:
    Türk insanı son yüzyılda, yani Atatürk cumhuriyetiyle birlikte, İslamın
    özünden uzaklaşarak materyal ve ruhsal bağlamda geride kalmıştır. Tanrı
    inancından uzaklaşmak bu dünyada mutsuzluk ve tatminsizliği, öteki dünyada
    ise cehennem hayatını getirir. Türk insanını bu hatadan kurtarmak görevi ise
    yeryüzünde bu cemaatin omuzlarına Tanrı tarafından verilmiştir!
    Harcadığınız her nefeste İslam dinine uygun yaşamalısınız (böyle denir ama
    kendilerinden olmayanlara karşı her şeyi reva görürler, aynen Yahudi
    inancında olduğu gibi).
    Yaşamın amacı, dolaylı veya dolaysız Tanrı’ya hizmettir. Cemaatin dışında
    bir hayat cehennemdir. Ve cemaattan çıkan da bir daha iflah olmaz ve
    cehennemliktir.
    * * *
    Cemaatin muazzam bir hiyerarşik yapısı vardır ve Türkiye’de askerden sonra
    en iyi teşkilatlanmış örgüttür. 1990′lara kadar ana cemaat birimi:
    “Dershane” ve “Işık evleri denen, öğrencilerin ve “abi”lerinin kaldığı
    evlerdir. Cemaatin “iyi” elemanları hep buralarda yetişmektedir.
    Her “dershane” ve “ev” bir bölgeye bağlıdır. Her ev hacmine göre 5-8 kişiden
    oluşur ve evlere kimlerin dağıtılacağını “Bölge İmamları” belirler. Ayrıca
    her evin bölge imamları tarafından tayin edilmiş bir imamı vardır. Ev
    imamları genellikle yaşça daha kıdemli insanlardır.
    Evlerde ise hayat özetle şöyledir:
    Evin birincil amacı “adam kazanmak” ve yeni kazanılan insanlara cemaat
    öğretisini empoze etmektir. Bu fonksiyonu yitiren evlerin kadrosu dağıtılır.
    İkincil amaç, evde kalanların kendilerini cemaat öğretisi paralelinde
    devamlı yetiştirmeleridir. Üçüncül amaç da barınacak bir yer tedarik
    etmektir. Evin her türlü gereksinimi cemaat tarafından karşılanır. Her evin
    sorumlu olduğu özel bir misyonu vardır. Ev sakinlerinin hizmet dışı sokakta
    dolaşması tasvip edilmez. Çünkü sokak günahlarla doludur. * * *
    Hedef kurum ve kuruluşlara bakarsak, F.Gülen’e göre askeriye, mülkiye-hukuk
    ve eğitim, teşkilatlanması gereken ilk üç kurumdur. Üst düzey bürokratlarla
    sıkı ilişkiler kurmak, içişleri ve polis teşkilatına sızmak cemaatin vizyonu
    içindedir.
    Spor dünyasını bile ihmal etmeyen cemaat, özellikle Galatasaray Futbol
    Kulübü’nde bir dönem (Hakan Şükür bunun delilidir) etkin faaliyetleri ile
    biliniyor. Fetullahçı olduğu bilinen Yıldırım Demirören ile BJK’da da etkin
    olmaya çalıştıkları tahmin ediliyor. Bu küçük örnek cemaatin politika
    belirleyicilerinin vizyonlarının genişliği ve hedeflerinin derinliğini
    göstermektedir.
    Boğaziçi, ODTÜ ve Bilkent gibi üniversitelerde örgütün fakülte düzeyinde
    yapılanması kuvvetli değildir. Fakat bu üniversitelerde asistan veya doktora
    çalışması yapan ve mezun cemaat mensupları mevcuttur.
    YÖK ve MEB’in 5-6 sene önce hazırladığı proje ile yeni üniversitelerin kadro
    ihtiyacını karşılamak için yurt dışına binlerce öğrenci gönderilmiştir. Bir
    öğrencinin devlete maliyeti senede yaklaşık 40.000 Amerikan dolarıdır. Her
    fırsatı değerlendirmekte usta olan cemaat bu fırsatı da çok iyi kullanmıştır
    Yurt dışına gönderilen öğrencilerin çoğunluğu bu cemaate mensuptur. Özel
    Üniversiteler bazında Fatih Üniversitesi onlarındır.
    * * *
    Gelir kaynakları ve sermaye gelişimi açısından, esnaflar üzerindeki
    örgütlenme özellikle 90′larda artmış, 2000′lerde en üst düzeye ulaşmıştır.
    Şu anda muazzam bir finansal güçleri vardır. 200 milyar dolara ulaşan dinci
    sermayenin en az % 50’sinin F.Gülen cemaatinin destekleyicilerine ait olduğu
    değerlendirilmektedir.
    İlk zamanlarda esnaf teşkilatlandırılmamıştı. Bunların fonksiyonu cemaate
    parasal ve lojistik destek vermekti. Para toplama olayına “himmet” denir ve
    en büyük yardım da Ramazan ayında toplanır. Cemaatin üst bir elemanı gelir,
    duygusal bir konuşma yapar ve insanlar bir sonraki ramazan ayına kadar
    verilmek üzere para veya mal taahhüt ederler.
    Yeni bir strateji ile esnaf biraraya getirilmiş ve 1996 yılında İstanbul’da
    İŞHAD (İş Hayatı Dayanışma Derneği) oluşturulmuştur. Bu dernek ile esnafın
    eğitimi ve biraraya gelmesi sağlanmıştır. Başta MÜSİAD olmak üzere, adı
    artık sayılamayacak kadar çok vakıf ve dernek (STÖ) bulunmakta, bunlar
    sosyal, kültürel ve iş hayatınının kontrolünü elinde tutmaya çalışmaktadır.
    Türk Cumhuriyetlerinin iş potansiyelinde en büyük pay onlarındır. Anadolu
    Kaplanları denilen yerli girişimcilerin önemli kısmı Fethullahçıları
    destekler. Aralarında güçlü bir iş ortaklığı ve bilgi transferi vardır. Bu
    dayanışma dış ticarete de yansımıştır.
    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
    KONFİÇYUS

  6. #6
    şehrin yabancısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Şubat 2009
    Yer
    istanbul
    Yaş
    40
    Mesajlar
    431

    Standart

    İbadet meseleleri de ilginçtir. Evlerde herkes gibi namazlarını kıldıktan
    sonra, muhakkak ya Nur Risaleleri ile Fethullah Gülen’in kaleme aldığı
    kitaplar okunur ya da kasetler dinlenir veya izlenir. Sabah, akşam, yatsı
    namazları bu çarpık ve alternatif ibadet için en uygun vakitlerdir.
    * * *
    Medyanın öneminin farkında olan cemaat, bu konuda hem basın yayın elemanı
    yetişmesini teşvik etmekte, hem de finansman sağlamaktadır. Zaman gazetesi,
    Vakit Gazetesi, Yeni Şafak Gazetesi, Taraf Gazetesi, Samanyolu TV, 24 TV,
    Ülke TV, Kanal 7, TV Net, Sızıntı, Yeni Ümit dergileri gibi 20′den fazla
    dergi ve 25′tan fazla radyo bu konudaki teşebbüslerindendir. Neredeyse her
    ilde yerel yayın yapan kanalları da vardır.

    * * *
    Cemaatin geleceğine bakalım biraz da. Türkiye’de silahlı kuvvetler ve gerçek
    cumhuriyetçi ve kurum kimliğini kaybetmeyen ciddi kurumlar olmasaydı, bugün
    hayalini kurdukları Dinci-Amerikancı devleti tesis etmiş olacaklardı. Şu
    anda Türkiye’de Fethullahçılar ile askerler arasında gizli bir satranç
    oynandığı iddia edilmektedir. Cemaatin askere bakışı bellidir. Askerliği her
    fırsatta övdükleri halde büyümeleri için önünde tek engelin de askerlik
    kurumu olduğunun farkındadırlar.
    Yakın geçmişte Refah Partisi ile Fazilet Partisi’nin ve yandaşlarının
    uğradıkları akıbetten ders alarak uç davranmanın ciddi zararlar getirdiğini
    görmüş ve “hoşgörü” felsefe ve politikasını cemaatin amblemi olarak lanse
    etmişlerdir. Analiz ve araştırmadan uzak Türk halkı ve küçük burjuvazisi ise
    bu maskeye hemen inanmış ve çabuk verilmiş kararlarla “ılımlı İslam” olarak
    lanse edilen örgütü desteklemişlerdir. Ama örgütün diğer bütün dinci
    örgütlerden daha akıllı olduğunun ve kritik güce ulaşana kadar bu “hoşgörü”
    maskesini taktığının, bu yolla ülkeyi ABD ve küresel Sistemin dümenine
    bağladığının farkında değildir.
    * * *
    Yukarıdakilere istinaden, durumun vehametinin anlaşılmasını sağlayacak
    bilgilere devam etmek istiyorum. Said-i Kürdinin, Bitlis’in Nurs köyünde
    yaşadığı sırada soyadı kanunu çımıştır. Burada yaşaması dolayısıyla da,
    kendisi Nursi soyadını almıştır. Aslen kendisi Kürt’tür. Asıl adı da Saidi
    Kürdi’dir. Bediüzzaman Said-i Nursi denilmektedir. İdeolojisi başta halife
    padişahın olduğu Bitlis ve Anadolu merkezli bir sözde Kürt-İslam devleti
    kurmaktır. Said-i Kürdi, sadece Kürtlerin gidebileceği bir üniversite kurma
    planı (Van’da) hazırlamış; bunu 2. Abdülhamit’e sunmuştur. Dincilerin
    Atatürkle kıyasladığı padişah 2.. Abdülhamit, Said-i Kürdi’yi önce
    tımarhaneye attırmış daha sonrada cezaevine postalamıştır. İşte bu Said-i
    Nursi’yi örnek alanlara “Nurcu” denir. Nur kelimesini Türkçe anlamıyla
    anımsarsak, Fetullah Gülen’in Işık tarikatı, aynı şeyi temsil etmektedir.
    Gerçekte Hoşgörü, Dinlerarası Diyalog, Kardeşlik, Eşitlik naraları atan,
    Rusya da şurada burada ki gavurları “Türkleştirip müslümanlaştırıyoruz”
    diyen Fetullah, oradaki örneğin, Türkmenistan’daki insanları yobaz bir
    neo-amerikancı eğitime tabi tutmakta, daha sonra da onları Türkiye kanalıyla
    ABD’ye bağlamaktadır. ABD’nin GOP gibi projeleri doğrultusunda kurulacak
    yeni Osmanlı için….
    * * *
    İBDA-C. Bu isim sanıyorum tanıdık gelmiştir. Bu Türkiye’de faaliyet gösteren
    belli başlı dinci terör örgütlerinden biridir. Açılımı “İslami Büyük Doğu
    Akıncılar Cephesi”dir. Örgütün elebaşı 1998 yılının son günlerinde yakalandı
    Salih Mirzabeyoğlu, ismini kullanıyordu. Tüm medya da bu adamı, Salih
    Mirzabeyoğlu ismiyle takdim etti. Gelelim sahte isminin deşifresine.. Soyadı
    neydi, sözcüklere ayırırsak; Mirza Bey Oğlu. Mirza Bey Said-i Kürdi’nin
    babasıdır. Mirza Bey’in oğlu kim olur o zaman, Said-i Kürdi, güncel ismiyle
    Said-i Nursi. Yani bu Salih Mirzabeyoğlu sahte ismini kullanan terörist başı
    bir mesaj veriyor “Ben Said-i Kürdi gibiyim, bu savaşta ondan sonra gelen
    neferim; Said-i Kürdi’den bayrağı ben devraldım. Ben de Said-i Kürdi gibi,
    Kürtçüyüm, dinciyim, Anadolu da yeni bir Kürt-İslam Devleti’nin kurulmasını
    istiyorum. Başına da padişah olarak ben geçebilirim.” Çok şükür ki yine de;
    Türkiye’nin şerefli Polis’i var; Jandarma’sı var; MİT’i var.
    İBDA-C’nin yayın organı Taraf dergisinin 1 Ekim tarihli sayısından bazı
    alıntılar yaparsak: “Dinsiz cumhuriyeti yıkma yolunda en önde giden Sivas’ın
    yiğit Müslümanlarına teşekkürü bir borç biliriz”. “Karar çıkmıştır. ‘İslam
    da şiddet yoktur’ diyen her kim olursa olsun aynen
    Kemalist ve işgal yanlısı bir kâfirdir. Nifak ve fitnecilerin katli hak ve
    önceliklidir. Yaşasın Anadolu halkının şeriat için silahlı mücadelesi”.
    Sivas’ta insanlarımız, yargılama ve cezalandırma hakkını kullanmıştır:
    Yargılama ve cezalandırma hakkı yalnız Müslümanlarındır. Bunun lamı cimi yok
    Yasa dışı T.C.’nin hiç bir hakkı yoktur”.

    Eylül sayısı sayfa 24′e baktığımızda, gerçek yüzleri iyice belirginleşiyor.
    Bu sayıda bir okurun gönderdiği mektup ve ona verilen cevap şu şekildedir:

    “Muhterem ve aziz kardeşlerim. Kısa bir süre önce gerek Zaman, gerekse Milli
    Gazete’de sizlerle ilgili haberleri görmüştüm. Sonsuz merakta iken çok şükür
    rabbime Taraf dergisi ile müşerref oldum. Çok beğendim, fakat polise köpek
    diyorsunuz, teröriste gerilla! Bu bana PKK’lı teröristlerin ağzını
    çağrıştırıyor. Abdullah Öcalan’dan; PKK’lı gerilla komutanı diye
    bahsediyorsunuz. Sakın canlarım. Eğer İslam’ı tebliğe çıktığınızı
    söylüyorsanız ki, samimiyetinize inanıyorum… Allah aşkına bu PKK’yı hiç
    bir şekilde haklı çıkararak bahane ileri sürmeyin. Affedin size nasihat,
    akıl verecek haddim yok. Ama galiba bir çoğunuzdan yaşça büyüğüm. Ablanız ve
    anneniz gibi düşünüyorum. Kimbilir o canlarınız neler çekiyor? Kim bilir
    geceleriniz nasıl kanlı ve kinli… İşkence haberlerinizi, anılarınızı
    okudukça yüreğim parçalanıyor.”
    Cevap: “Biz de sizi ablamız, annemiz kabul ettik. 12 sayfalık mektubunuzu
    okurken duygulandık, gözlerimiz doldu. Muhterem annemiz, PKK’ya bakışımıza
    ve Saddam’ı desteklemiş olmamıza üzülüyorsunuz ve açıklama bekliyorsunuz.
    Defalarca izah ettiğimiz bu mevzuda kısaca şunları söylemek isteriz: İslam
    âleminin bugünkü Batıya mahkûm halinin sorumlusu, ABD’nin başını çektiği
    Yahudi, Hıristiyan ve batı emperyalizmidir. İslam âleminin bağımsızlaşması
    bu kan emici zorbalığın güç kaybetmesi ile doğru orantılıdır. O sebepten,
    kim ki onlara savaş açar, zarar verir, biz onu destekleriz. İsterse komünist
    Küba olsun… Anlamsız gördüğünüz ‘Saddam sen oradan biz buradan’ sloganının
    manası; Saddam sen oradan emperyalistlere karşı, biz buradan emperyalistlere
    ve onların uşaklarına karşı savaşalım… Diğer meseleye gelince Türkiye’de
    Müslümanlara parya muamelesi yapan, geçmişte yüz binlerce kardeşimizin
    kanına giren Kemalist devlettir. PKK değil! İslamcı mücadelelerin etkinliği
    bu devletin güç kaybetmesi ile bağlantılı olduğundan ona darbe indiren her
    kesim, biz İslam devrimcilerini mutlu kılar, ister Dev-Sol, ister PKK olsun.
    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
    KONFİÇYUS

  7. #7
    şehrin yabancısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Şubat 2009
    Yer
    istanbul
    Yaş
    40
    Mesajlar
    431

    Standart

    Terörist örgüt İBDA-C ile ilgili yazılara son verip; başka bir konuya
    geçelim. Fetullah Gülen, eğitimini özel bir hocadan almıştır. Aldığı eğitimi
    kendisi medrese eğitimi olarak tanımlamaktadı r. Kendisi hocasından ders
    alırkenki arkadaşı Cemalettin Kaplan’ dır. Yani ikisi de aynı hocanın
    ürünüdürler, ideolojilerinde de bir farklılık yoktur.. Cemalettin Kaplan
    öldükten sonra, yerini oğlu Metin Kaplan almıştır. Almanya’da faaliyetleri
    top yekûn devam etmektedir (2008 yılı itibariyle Alman devleti, küresel
    Sistem’in yeni projelerinin gereği olarak örgüt üstünde baskı kurmaya
    başlamış ve örgütü illegal ilan etmiştir).
    Akit’ in yeni versiyonu Vakit’ de, Kaplan soyadlı bir kişi (Kaplancılardan)
    yazılar yazmaktadır, bir kesime çağrılar yapmaktadır. Mesela Vakit
    Gazetesi’ndeki bir köşe yazısında şu sözleri sarf etmiştir “Şeriat ve Cihad
    için, masum müslümanlar da öldürülebilir”. “A ah” dediğinizi duyar gibiyim.
    Evet. Çünkü ben de bu yazıyı ilk okuduğumda böyle tepki vermiştim. Kur’an-ı
    Kerim’de buna cevaz verecek bir ayet varsa ya da böyle yorumlanabilecek bir
    ayet varsa getirsin. Böyle bir şey kesinlikle yoktur. İslam bir saldırı,
    savaş, kaos dini değildir; barış, huzur, hoşgörü dinidir. Fakat bunun
    gibileri böyle saçmalıklar yazıp; gerek Işık Tarikatı gerek tüm tarikatları,
    dergahları gerekse de terörü desteklemektedir.
    Sonra bunun gibiler daha da saçmalayıp hadlerini aşıp; İkiz Kuleleri
    indirmekte, Türkiye’ de beşer gün arayla katliam yapmaktadır. Bunlar için
    günah yoktur, her şey serbesttir; kendilerinden olanlar cennete,
    kendilerinden olmayanlar cehenneme gider; bazen cennetin anahtarları bazı
    partilere oy vermekten geçer; bazen de fetvaları yerine getirmekten geçer.
    Hz. Muhammed 10 kişiye cenneti müjdeleyebilmişken; bunların cennet müjdeleri
    yüzbinlerle ve hatta milyonlarla ölçülür. İnsan öldürmek için masum-suçlu,
    gavur-müslüman ayrımı yoktur, hiç fark etmez. Yeter ki birilerini
    öldürsünler! Buna da sonra “İslam” derler. Sonra da insanlarımız neden
    dinden soğuyor; neden biz Hiristiyanları , budistleri, dinsizleri
    müslümanlaştıramıyoruz ya da neden Avrupalı ülkeler müslümanlara katil,
    vahşi, geri, barbar, çağdışı gözüyle bakıyor diye konuşur konuşur dururuz.
    * * *
    Olay çok geniş kapsamlı, kamufle edilmiş bir şebekedir. Fetullah Gülen
    Cemaatinin 3 aşamalı bir planı vardır. 1.si Cemaate adam ve finansman
    sağlamak ( bu gerçekleşti ). 2.si İktidarı sahiplenebilmek ve devletin
    çeşitli, organlarına sızabilmek ( Bu da gerçekleşti ). 3. sü de
    hayallerindeki az önce bahsettiğim devleti kurabilmek (bu, bugün
    Genişletilmiş BOP projesi kapsamındaki ülkeleri ABD çıkarlarına hizmet için,
    kurulacak yeni Osmanlı Devleti’ne dönüştürüldü diyebiliriz) .
    Ankara Emniyet Müdürleri Osman Ak ve Cevdet Saral, Sabri Uzun, Eski Savcı
    Nuh Mete Yüksel; bu cemaatin kurduğu komplolardan dolayı görevlerinden
    alınmışlardır. Ayrıca cemaat, yargıya hukuk dışı müdahalelerde bulunmayı
    kendisine caiz görmektedir.
    Bunların okudukları kitaplardan en ünlüleri Küçük Dünyam, Fasıldan Fasıla,
    Said-i Nursi Külliyatı ve Nur Risaleleridir.
    Nur Risalesinin Kur’an-ı Kerim’in geldiği “ARŞ mertebesi”nden geldiğini hem
    Said-i Nursi hem de Fetullah Gülen kitaplarında ve kayıtlarında
    söylemektedir.
    Yani bu resmen yeni bir din ilan etmek demek, kendilerini yeni bir peygamber
    olarak görmek ve ima etmek demek ve yeni bir din kitabı ilan etmek demektir.
    Zaten Kelime-i Tevhit’ten “Muhammeden resulullah” kısmının çıkarttırması,
    Yahudi ve Sabetay inancında olduğu gibi (Kuran’da tebliğ edilen “son
    peygamberin Hz. Muhammet olduğu” bilgisine rağmen) bir kurtarıcı Mesih’in
    geleceğine inanmaları ve burada bahsedilemeyecek, cilt cilt kitaplarla
    anlatılabilecek bilgiler ışığında, Nurculuğun ve cemaat inancının İslam’ı
    yozlaştırmaya çalıştığı ve İslam öğretisiyle birlikte ve bazen ona karşı
    ikame bilgilerle, yeni bir dini anlayış ve din yaratma çabası olduğu açıktır
    Nesil yayınları yine bunlara aittir. Kitaplar genelde bu yayınevi tarafından
    basılır ve dağıtılır.
    * * *
    Bu bilgiyi de vermek gerekir. Nurculuğun yaklaşık 16 kolu var. Bunlardan,
    Fetullah Gülen taraftarlarına Işıkçılar-Gülenciler-
    Fetullahçılar-hizmetkarla r denir. Bunlar içlerine çekmek istedikleri,
    potansiyel ışıkçı gördükleri ve hele de dinle biraz alakası varsa, ona önce
    hissettirmeden yaklaşırlar. Gerekirse ilk 1-2 yıl hiç siyaset, din bile
    konuşmazlar. Genellikle çağdaş dindar görünümüne bürünürler. Yaklaştıkları
    öğrenciye sıcak ev ortamı sunarlar. Çok candan, samimi arkadaşlıklar
    kurarlar. Ama sonra avlarını cemaate katıverirler. Bunlar arada bir kamplara
    giderler. Bu kamplarda Arapça’ya sempati duyurulmaya çalışılır. Cemaatin
    hoşgörü propagandası yapılır. Fetullah Gülen’den ve Said-i Nursi’den
    Risaleler okutulur, okunur. Milliyetçilik duygularından arındırılıp, ümmetçi
    yapılır. Bazı devlet kurumlarına ve kişilere karşı nefret duyguları
    pompalanır.
    2002 yılı bilgileriyle, Özbekistan da 17 eğitim kurumu, 1 dil merkezi;
    Türkmenistan da 1 üniversite, 13 ortaöğretim kurumu 1 dil merkezi;
    Kazakistan da 30 lise, 1 üniversite; ABD, Kamboçya, Malezya, Bangladeş,
    Gürcistan, Kırgızistan, Irak, Romanya, Moldova, Ukrayna, Azerbaycan,
    Tacikistan, Arnavutluk, Fas, İran, Pakistan gibi ülkelerde okulları
    mevcuttur. STV’de yayınlanan “Ayna” programı belgesel görüntüsü örtüsüyle,
    bu ışık okullarının ve cemaatin yayılmışlığının propagandasını yapmaktadır.
    Her yıl düzenlenen “Türk Dili Olimpiyatları” da “Ayna” programı gibi,
    Fetullah Gülen cemaat ve okullarının propagandasına yöneliktir. Bu olimpiyat
    dönemlerinde, televizyon kanallarına yoğun baskılar ile “dış ülkelerden”
    gelen çocuklar misafir edilerek programlar yaptırılır. Sohbet, eğlence
    programlarına konuk ettirilir. Cemaat’e tabi “başkanların” emri ile
    belediyeler şenlikler düzenleyerek, olimpiyatlar için gelen çocukları ve
    onların “hocalarını” halka tanıtır. Masum halk “Türkçe” ile kandırılır.
    2010 yılı itibariyle İran’ın etkisiyle Irak’taki 4 okulu kapatılmış, Rusya
    daki okulları kapatılıyor ve İran’da okul açmalarına izin verilmiyorsa da,
    Afrika kıtası yoğunlukta olmak üzere artık dünyadaki pek çok ülkesinde
    “Light School” adı altında Işık okulları mevcuttur. Buralarda Türkçe ve
    İslam adı altında Fetullahçı zihniyetli, bazen “ılımlı İslam” görünümlü ABD
    ye biat edecek geleceğin kadroları, yöneticileri yetiştirilir. Örneğin şu an
    Senegal Maden Bakanı bu okullardan mezundur. Bu okullardan yetişerek üst
    düzey devlet adamı-bakan olmuş pek çok kişi mevcuttur. Devletin polisi de
    bunları durdurmaz çünkü EGM Polis Akademisi 2001-2002 Mezunlarının %67 si
    aktif Fetullahçı olduğu iddia edilmektedir. Bundan sonraki yıllarda da yine
    bu oranlarda olduğu tahmin edilmektedir. MİT içerisinde de varlıkları
    bilinmektedir, yalnızca Askeriye içerisinde olmadıkları sanılmaktadır.
    Olanlar da, Yüksek Askeri Şura da askerlikten ihraç edilmektedirler.
    Artı olarak cemaati yakında tanıyan yazar Ergün Poyraz’ın bir özel raporunda
    : …gidilen yerlerde Fetullah Gülen kasetlerinin seyredildiği, namaz
    vakitlerinde birlikte namaz kılındıktan sonra, Said-i Nursi’nin risalelerini
    okuyup, birlikte ders çalıştıkları ve F. Gülen kitapları hususunda
    derinlemesine eğitime tabi tutuldukları, genelde bu evleri 7-8 kişilik
    gruplar halinde kullandıkları, bu öğrencilerin kullandıkları evin ev
    sahibini görmedikleri ve kısıtlı olarak tanıştırılmadıkları, bu evlerden
    sadece “abi” diye hitap ettikleri üniversite öğrencilerinden 1 yada 2
    kişinin bulunduğu, planlı bir şekilde hareket ettikleri, gizliliğe önem
    verdikleri, hafta sonu programları, devre imamlarının talimatı doğrultusunda
    sınıf imamları vasıtası ile öğrencilere iletildiği, okula dönüş saati
    yaklaştığında tekrar birer ikişer gruplar halinde evden ayrıldıkları bu
    evlerin Işık Evleri veya Işık Kışlaları olarak adlandırıldığı ve tamamen bu
    yapılanma içerisinde bulunan öğrencilerin ihtiyaçlarının karşılanması için
    sivil vatandaşlarca tahsis edildiği, bir evde bulunması gereken her şeyin bu
    evlerde mevcut olduğu…” bilgileri yer almaktadır.
    Cemaatin yakın zamana kadar 2 numaralı ismi olan, hatta Fetullah Gülen’in
    prensi olarak görülen, daha sonra cemaatin gerçek yüzünü görerek büyük bir
    ihtilafla cemaatten kopup, kendisini cemaatin gerçek yüzünü, amacını topluma
    ifşa etmeye adayan Nurettin Veren de, bu yazıda yer alan bilgileri teyit
    eder nitelikte bilgiler vermekte ve hatta daha ayrıntılı ve daha çarpıcı
    açıklamalarla ekranlarda bildiklerini toplumla paylaşmaktadır.

    kaynaklar; ilk kurşun gazetesi,
    Ergün Poyraz’ın “Kanla Abdest Alanlar”
    kitabından alıntıdır. Ayrıca Nurettin Veren’in tv. açıklamalarından da
    yararlanılmıştır.
    Konu şehrin yabancısı tarafından (19 Şubat 2010 Saat 02:15 ) değiştirilmiştir.
    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
    KONFİÇYUS

  8. #8
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün düşüncelerinin ne derece doğru olduğu senin bu emeğinle,yüreğinle ortaya çıkmış oldu.
    Teşekkürler yabancı.(Nikini kısaltarak yazmam samimiyetimin bir ifadesidir.)
    Konu Mühendis tarafından (25 Şubat 2010 Saat 23:49 ) değiştirilmiştir.

  9. #9

    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2010
    Yaş
    53
    Mesajlar
    307

    Standart

    "kaynaklar; ilk kurşun gazetesi, Ergün Poyraz’ın “Kanla Abdest Alanlar”
    kitabından alıntıdır. Ayrıca Nurettin Veren’in tv. açıklamalarından da
    yararlanılmıştır."

    Nurettin Varen bu cemaatin en önemli kurucularındandır, Gülenle ilişkileri kopana kadar bu yapılanmaya hizmet vermiş ve yapılanmayı deşifre ederken Bir çok kurumda cemaat adına illegal faliyetleride canlı yayında anlatmıştır, Peki öldürülmakten korkmuyormusunuz sorusuna, onuda CİA koruyor Benide yanıtını vermiştir...
    "Mesela Vakit
    Gazetesi’ndeki bir köşe yazısında şu sözleri sarf etmiştir “Şeriat ve Cihad
    için, masum müslümanlar da öldürülebilir”. “A ah” dediğinizi duyar gibiyim.
    Evet. Çünkü ben de bu yazıyı ilk okuduğumda böyle tepki vermiştim. Kur’an-ı
    Kerim’de buna cevaz verecek bir ayet varsa ya da böyle yorumlanabilecek bir
    ayet varsa getirsin. Böyle bir şey kesinlikle yoktur. İslam bir saldırı,
    savaş, kaos dini değildir; barış, huzur, hoşgörü dinidir. "


    "İslam dini cihat dinidir, son insan müslüman oluncaya kadar sürecektir" "Kıssası size farz kıldım erkeğe erkek, dişiye dişi, köleye köle, sakın olaki aşırıya kaçmayın dişiye erkek öldürmeyin" İslam adına öldürmenin farz kılındığı ayet sayısı bir hayli kabarıktır, ve islam adına yalan söylemeyle ilgilide, bu konu ile ilgili araştırma yapmak artık bir hayli kolaylaştı, online Kuranlar var hangi kelime ile ilgili bilgi istiyorsanız yazıp arattırıyorsunuz ve onunla ilgili tüm ayetler önünüze geliyor, bu başlarına iş açtığı için bir çok site kaldırdı bunu ama yanılmıyorsam Diyanetin sitesinde halen olması gerek, yani iki doğru söyleyenin klavuzluğuna bu devirde güvenmekte ayrı bir sorun...
    Bilgi gömü gibidir,bulup çıkarmak için onu, emek ister....

  10. #10
    rainbow64 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Şubat 2010
    Mesajlar
    349

    Standart

    Bu konuda yazılmış en güzel kitap ben ce Necip Hablemitoğlu hocamızın KÖSTEBEK adlı kitabıdır. Tarih yer neden sonuç ilişkileri içinde yapılanmayı net bir şekilde anlatmıştır.
    Bilginin peşinden hiç durmadan koşmak ümidiyle.

Sayfa 1/3 123 SonSon

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0