3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Mem û Zîn

  1. #1
    chimera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10 Mart 2008
    Mesajlar
    496

    Standart Mem û Zîn


    Tür : Dram / Tarihi
    Yönetmen : Ümit Elçi
    Senaryo : Ümit Elçi , Exmede Xani (Kitap)
    Görüntü Yönetmeni : Salih Dikişçi
    Müzik : Mazlum Çimen
    Yapım : 1991, Türkiye , 90 dk.

    Oyuncular

    Meltem Doğanay (Zîn) , Yalçın Dümer (Mem) , Halil Ergün (Bey) , Füsun Demirel (Ana) , Musa Anter (Dengbej)

    Mem û Zîn, feodalitenin kıskacında, asla mutlu sona ulaşamayacağı başından belli olan, gerçek ve acı dolu bir aşkın hikayesidir.

    Mem ağanın kızı Zîn'e aşık olur, Zîn de bu duyguları paylaşmaktadır. Yardımcısı, Beko'nun ortaya attığı fitneler sonucu ağa, ağalığını yapmak zorunda kalacaktır. Çünkü ağalık yapmayan ağa değildir. Birbirini seven iki gencin acı dolu günleri böylece başlamış olacaktır.

    1991 yılında çekilen bu film Türkiye'nin ilk Kürtçe filmi olmasının yanı sıra vizyona girdiği dönemde yasaklanıp uzun yıllar sonra tekrar gösterime sokulan filmlerden biri olma özelliğini de sahip.

    Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..

  2. #2
    fides - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    15 Şubat 2008
    Yer
    Sürgün
    Mesajlar
    1.538

    Standart Ynt: Mem û Zîn

    Cizre hükümdarlarından Mir Abdullah'ın oğlu Mir Zeynuddin zamanında (854 Hicri, 1451/1451 Miladi) yıllarında olay meydana gelmiştir.
    Kürt şairi, bilgini olan Ehmedê Xanî tarafından yazılmış ve 1695 yıllında tamamlanmıştır. Bu bu eserin hangi tarıhte yazılmış olduğu hakkında hiçbir belge yoktur. 1690 yılında yazmaya başladığı söylenmektedir.
    Xanî'nin, hangi tarihte doğup hangi tarihte vefat ettiği hakkında da kesin bilgiler mevcut değil. Buna rağmen Xanî'nin (1651/52) yılında Hakkârî bölgesinde bulunan Xân köyünde dünyaya geldiği ve ismini buradan aldığı yargısı güçlüdür. Ehmedê Xanî, Kürt edebiyatına can verenlerin başında gelmektedir. Ve Kürt halkına birçok eser armağan etmiştir. Bu eserlenden biri (şaheseri) olan Mem û Zîn'dir.

    Ahmedê Xanî, bu olaydan yaklaşık olarak 240 yıl sonra Cizre'ye gelmiş ve eserini yazmıştır. Bu ölümsüz eser hakkında günümüze kadar onlanca inceleme kitabı ve yüzlerce makale yayınlanmış, konferanslar düzenlenmiş, tartışmalar yapılmıştır. Bir eseri üzerine bunca şey yapılmışken, Ehmedê Xanî'yi anlatmak ve bir kaç sayfaya sığdırmak elbette ki mümkün değildir. Onun için ben de Xanî'nin 'Mem û Zîn' adlı ölümsüz eserinde birazcıkta olsa bahsetmeye (tanıtmaya çalışacağım desem
    daha doğru olur.) çalışacağım.

    Cizre Beyi, Mir Zeynuddin'in Zîn ve Sitî adlarında iki tane bacısı vardı.

    Zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. Bey onu çok severdi. Sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. Tacdin, Beyin Divan Vezirinin oğluydu. Hikâyenin ana
    kahramanı Mem ise Tacdin'in manevi kardeşi ve dostuydu. Botan bölgesinde baharın müjdecisi olan Mart ayında (21 Mart Newroz), eğlence ve bayram günlerinde çoluk - çocuk bütün Cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.

    İşte böyle bir günde Mem ile Tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. Şenlik alanına vardıklarında
    erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar Sitî ile Zîn'di) Onları görür görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. Sitî ile Zîn bayan kıyafetli iki
    erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzeklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. Mem ile Tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin
    ve sersem onlduklarını görürler. Bu esnada Tacdin Mem'in parmağında, üzerinde Zîn yazılı mücevheri fark eder, Tacdin Mem'ın parmağına doğru elini
    uzatınca Mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde Sitî yazılmış olan yüzüğü görür. İkiside Sîti ve Zîn'in ne yapmış olduklarını
    anlarlar. Sitî ile Zîn dadıları olan Heyzebun'a anlatırlar. Dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan Mem ve Tacdin'in yanına varıp, Sitî
    ve Zîn'inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir. Fakat Mem 'bununla yaşıyorum' diyerek yüzüğü vermez.
    Mem ile Tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. Bunun üzerine Tacdin için Cizre'nin önde gelenleri Cizre Bey'inden Sitî'yi Tacdine isterlerler.
    Bey, Tacdin'e Sitî'yi verir. Böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. Aslen Botanlı olmayıp İran'ın bir köyünden (Merguverli) olan Beko, Bey'in kapıcısıdır.
    Tacdin Beko'yu hiç sevmez. Bey'e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığı söyler fakat bey: 'değirmenimiz onunla dönüyor. Köpekler de
    kapıcıdırlar' der. Beko, Bey'in Zîn'i Mem'e vermemesi için 'Efendim, Tacdin kendi tarafından Zîn'i Mem'e vermiş.' Bunun üzerine kızan Bey,
    'and içerim ki; Zîn'i eş olarak Mem'e vermeyeceğim' der. Bey'in ava çıktığı bir günde Mem Zîn'i görmek için bahçeye girer. Mem'i gören Zîn birden yıkılıverir
    yere. Bu sırada Mem onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der:

    'Ey gul.. Eger tu nazenînî, / 'Ey gül.. Gerçi sen de nazeninsin,
    Kengê tu ji rengê ruyê Zîn'î / Sen nerde, Zin'in yüzünün rengi nerde?
    Ey sınbıl.. Eger heyî tu xweş bû, / Ey sünbül.. Gerçi senin güzel kokan var,
    Reyhan ji te bûyîne sîyehrû, / Reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
    Hun ne ji mîsalê zilfe yarin / Fakat siz yarimin zülfine benzemezsiniz.
    Hun her du fızûl û he zekarın / İkiniz de arsız ve herzecisiniz.
    Ey bılbıl.. Eger tu ehlê halî / Ey bülbül.. Gerçi sen de aşk adamısın,
    Perwanyê şem'ê werdê alî, / Kırmızı gül mumunun pervanesisin.
    Zîn'a me ji sorgula te geştir / Benim Zîn'im senin kırımızı gülünden daha şendir.
    Bext'ê me ji talıê te reştir' / Benim bahtım da senin talihinden daha karadır.'

    Mem bunu söyledikten sonra Zîn'i görür ve oda orada bayılır. Ava giden Bey, avdan dönünce Mem'i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. Mem
    'Beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum'der. Bey'in yanında bulunan Tacdin abanın altında
    Zîn'in saçlarını görür, durumu anlayan Tacdin Bey'i ikna ederek divana doğru götürür. Daha sonra eve gidip Sitî ve çocuğunu evden çıkararak,
    evi ateşe verir. Böylece Mem ile Zîn'in kurtuluşu için Tacdin evini feda eder. Emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. Beko'nun oyunlarıyla
    beyle satranç oynamaya ikna edilen Mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. Beko Mem'in iyi oynadığını görünce Mem'in yönünü Zîn'e doğru çevirir. Zîn'i görüp
    hayallere dalan Mem, Bey'e yenilir. Sevgilisinin Zîn olduğunu öğrenen bey Mem'in zindana atar. Bir seneye yakın zindanda kalan Mem, Zîn'in hasretine dayanamayıp
    ölür. Mem'in cenazesinin kaldırıldığı esnada Tacdin Beko'yu görüp öldürür.

    Beko'nun öldüğünü gören Zîn, bakın hakkında ne düşünüyor:

    'Ey şah û wezirê izz-û temkin.. / 'Ey izz ve temkinli şah ve vezir..
    Ez hêvî dikim ne kin înadê / Rica ediyorum inatetmeyiniz,
    Der heqqê vi menbeê fesadê / Bu fesat kaynağı hakkında.
    Lewra ku xwedanê ins û canan / Çünkü insanlar ve cinlerin Allahın,
    Wi xaliqe erd û asimanan, / Yer ve göklerin yaratıcısı,
    Roja ewî hubbe da hebîban / Sevgiyi, sevgilileri verdiği gün,
    Hıngê ewî buxzê da raqiban / O zaman buğzu da rakiblere verdi.
    ... / ...
    Em sorgulin, ew jibo me xare / Biz kırmızı gülüz, o bizim için dikendir
    Em gencîn û ew jibo me mare / Biz hazineyiz o bizim için yılandır.
    Gul hıfz-ı di bin bi nûkê xaran / Güller dikenlerin gagasıyla korunur,
    Gencîne xwedan di bin bi maran / Hazinelerde yılanlarla beslenir.
    ... ...
    Ger ew ne bûya di nêv me hail / Eğer o olmasaydı aramızda engel,
    Işqa me di bû betal û zail' / Aşkımız da buzulur ve zail olurdu.'

    Nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) Beko olacaktır. Diyen Zîn, Mem'in mezarının
    başında devamlı ağlayarak şöyle der:

    'Ey vücudumun ve canımın mülkümün sahibi,
    Ben bahçeyim, sen de bahçıvan
    Senin bahçen sahipsizdir
    Sen olamazsan onlar neye yarar
    Kaşlar, gözler, zülüfler neyedir.
    Zülfümü tel tel çekeyim
    Sonra yarim sen beni belki değişik görürsün
    En iyi hepsi yerinde kalsın
    Hakk'a emanetim teslim ediyim.'

    Diyerek yapıştığı Mem'in mezar taşında canını verir. Bey, Zîn'i gömmek için Mem'in mezarını açtırarak Zîn'i sarktığı esnada şöyle seslenir:

    'Memo.. Al sana yar.. der.

    Xanî, bu aşk hikâyesini, Kürt halkı arasında oldukça yaygın olan ve sözlü gelenek yoluyla yüzyıllarca dilden, dile dolaşan 'Memê Alan Destanı''ından esinlenerek yazmıştır. Mitolojik bir nitelik kazanan
    bu destan M.Ö.'den bu yana halk arasında, daha çok 'dengbêj' 'ler tarafından ve özellikle uzun kış gecelerinde ard arda uzayıp giden gecelerde manzum ve bazen de anlatıcı durup mensur (hikaye edici bir dille) a
    nlatırdı. Uzun soluklu bu dengbêjleri, halk âdeta büyülenmiş bir şekilde ve kendinden geçercesine saatlerce dinler ve onu takip eden gecelerde hikâyenin
    sonunu büyük bir sabırsızlık ve merakla beklerdi. Halkın ilgisini göre anlatıcısı da hikâyenin kısa veya uzunluğunu belirler. Xanî, 'Mem û Zîn' ' i XVII. Yüzyılın
    sonlarında yazmıştır. O dönemde yazılmış olan bütün eserlerde Arapça ve Farsça'nın etkisi altında kalıp bu dillerden kelimeler mevcuttur. (Bu Divan Edebiyatı'nın
    da bir özelliğidi.) Bunda dolayıdır ki bu Mem û Zîn'de de bu etkiyi görebilmek mümkündür. Buna rağmen bu eser, Kürt dilinin ve zengin kültürünün ispatıdır. Xanî'nin, 'Kurmancım, kûh-î kenarî ' (Kürdüm, dağlıyım, kenardanım) deyişi,
    sanırım birçok sorunun cevabı niteliğindedir. Bu eser, ilk olarak Ahmed Faîk tarafından (1143 hicri-1730 miladî) yılında Azeri Türkçesine çevrilmiştir.
    Sırrı Dadaşbilge, 1969 yılında nesre çevirip, beyitlerini sadeleştirmiştir. 42 yaprak 83 sayfadan meydana gelmiş bu çevirinin ilk sayfası zayidir. Faîk,
    Ehmedê Xanî'den 35 yıl sonra çeviri yapmıştır. İki ayrı yerden kendisinden bahsetmekte olan Faîk ayrıca gazellerin son beyitlerinde mahlaz kullanmıştır.
    İkinci olarak Abdulaziz Halis Çıkıntaş 1906 yılında Türkçeye çevirmiştir. Fakat kitap bir türlü basılamaz. Arapça, Fransızca, Almanca, Rusça başta olmak üzere birçok
    dile çevrisi yapılmıştır. 1968 yılında M.Emin Bozarslan tarafından Türkçeye çevirilmiştir. Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliyet gibi Mem û Zîn'de dünyanın ölümsüz edebi eserleri arasında yerini almıştır. Ve yine bu eserlerdeki gibi
    Mem û Zîn'de de beşeri aşktan ilahî bir aşka yükseliş vardır. Bu aşk etrafında Xanî, çağın sosyal, kültürel, dini ve idari durumunu güçlü bir şekilde tasvir
    etmiş, bölge (Botan bölgesi)'nın törelerini, bayramlarını (Burada Newroz bayra**nın yeri oldukça önemli...), bayramlarla birlikte av partilerini,
    kır eğlencelerini kısacası halkın bütün yaşantı tarzlarını görebilmek mümkündür. Aşk unsurunun yanında, dağlardan (Cudi, Tura 'Tur dağı'), sulardan
    (Özellikle Dicle nehrini), ağaçlardan, hayvanlardan, kuşlardan (Bülbülün önemi büyük), bitkilerden (Bülbülle bağlantılı olarak gül'den ), renklerden,
    kokulardan sık sık bahsetmekte bunları okuyucunun zihninde canlandırıp adete gözler önüne sermektedir:

    MEM BI DÎCLE'RA DI BEYÎVE / MEM'IN DİCLE'YE SESLENİŞİ

    'Ey Şıbhetê eşkê min rewane.. / 'Ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir..
    Be Sebr û Sıkünî aşiqane / Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir..
    Bê Sebr û Qerar û bê Sıkûnî / Sabırsız, karasız ve sükûnetsizsin,
    Yan Şıbhetê min tu ji cinûnî? / Yoksa benim gibi sen de deli misin?
    Qet nine jibo tera qerarek / Senin için hiçbir karar kılmak yok,
    Xalıb di dilê tedaye yarek.' / Galiba senin gönlünde de bir yar var.'

    Dicle'ye seslenen Mem'in onunda kendisi gibi sabırsız ve sükünetsiz bir âşık olduğunu döktüğü gözyaşlarını da Dicle'nin suyunu benzetmesi, Dicle'yi kendisi gibi deli, aşık görmesi bunların her biri Mem'in kendi vasıflarını Dicle nehrine de yüklemesi ile, böyle bir bağlantı
    kurmuştur. Dicle suyu gibi Mem'in dağa ve rüzgara karşı seslenişi;Zîn'in de muma kamlara ve pervaneye seslenişi bunların her biri bahtsız olan Mem ve Zîn'in içinde bulundukları çaresizleği anlatır.

    ZÎN BI FINDÊRA DI BEYÎVE / ZÎN MUMA SESLENİYOR

    'Ey henser û hemnişîn û hemraz / 'Ey sır ve oturma arkadaş, baş arkadaşım..
    Herçendi bî sohtinê wekî min / Gerçi yanmak yönünden benim gibi sin sen,
    Emma ne bî gotinê wekî min / Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin.
    Ger şibhetê min te jî bî gota / Eğer sen de benim gibi söyleseydin
    Dê min bî xwe dil qewî ne sohta.' / Benim de gönlüm fazla yanmazdı.'

    Zîn bir sohbet arkadaşı aramakta ve derdini muma yanmaktadır. Xanî, aynı zamanda hikâyede ateşin önemine, kutsallığı da deyinmiş: Mem, Zîn'le beyin bahçesinde buluşuyorken bey, av partisinden döner beyin döndüğünü gören Tacdin, Mem'i kurtarabilmek için evini ateşe verir. Burada ateş kurtarıcı bir görev almaktıdır. Diyebiliriz ki Xanî, Zedüştlük inancının düalizminden etkilenmiştir. Zerdüşt dininde düalizm (iyi-kötü, aydınlık-karanlık) var. Mem û Zîn'de de ikili sistem esas alınır. 'Kötünün bilinmediği yerde iyiyi tarif edemezsin. Her şey zıddı ile izah edilir.' İyiliği ve aydınlığı Mem û Zîn; kötülüğü ve karanlığı ise Beko'ya veren Xanî, aynı zamanda ay ile güneş, ateş ile su, kadın ile erkek, melek ile iblis gibi ikili temaları oldukça işlemiştir. Bununla birlikte dönemin yönetimini elinde tutanları, gericiliği, zalimleri, kötü niyetli kimseleri yermiş, haksız düzene karşı âdeta isyan bayraklarını göklere çekmiştir. Haksızlığa ve feodal düzene karşı cephe alan Xanî, haksızlığa uğrayanların, yoksulların ve çarezilerin yanında yer almış. Kötülüğü, ikiyüzlülüğü fitne ve fesatçılığı yine dalkavukluğu Bekir (Beko)'de; doğruluğu, iyiliği, suçsuzluğu, güzeli ve çaresizliği de Mem ve Zîn'de toplamıştır. Fakat, bu âşkın büyüklüğüne ve ölümsüzlüğüne en büyük katkıyı sağlamış olan Beko'dur. Evet, yaşadıkları sürece kendilerine cefa çektiren onların kavuşamamaları için her türlü fitne ve fesatlığa başvuran Beko, bu aşkın edebîleşmesinde büyük rol oynamıştır. Mem ve Zîn'in ölümünden sonra Bey Beko'nun söylediklerine kulak verdiği için pişmanlık duyar, fakat iş işten geçmiştir. Onlar ebedî mutluluğa erdiler. Aşk Botanda ebedileşti, aşk MEM Û ZÎN'de ölümsüzleşti.

    Cizre hükümdarlarından Mir Abdullah'ın oğlu Mir Zeynuddin zamanında (854 Hicri, 1451/1451 Miladi) yıllarında olay meydana gelmiştir.
    Kürt şairi, bilgini olan Ehmedê Xanî tarafından yazılmış ve 1695 yıllında tamamlanmıştır. Bu bu eserin hangi tarıhte yazılmış olduğu hakkında hiçbir belge yoktur. 1690 yılında yazmaya başladığı söylenmektedir.
    Xanî'nin, hangi tarihte doğup hangi tarihte vefat ettiği hakkında da kesin bilgiler mevcut değil. Buna rağmen Xanî'nin (1651/52) yılında Hakkârî bölgesinde bulunan Xân köyünde dünyaya geldiği ve ismini buradan aldığı yargısı güçlüdür. Ehmedê Xanî, Kürt edebiyatına can verenlerin başında gelmektedir. Ve Kürt halkına birçok eser armağan etmiştir. Bu eserlenden biri (şaheseri) olan Mem û Zîn'dir.

    Ahmedê Xanî, bu olaydan yaklaşık olarak 240 yıl sonra Cizre'ye gelmiş ve eserini yazmıştır. Bu ölümsüz eser hakkında günümüze kadar onlanca inceleme kitabı ve yüzlerce makale yayınlanmış, konferanslar düzenlenmiş, tartışmalar yapılmıştır. Bir eseri üzerine bunca şey yapılmışken, Ehmedê Xanî'yi anlatmak ve bir kaç sayfaya sığdırmak elbette ki mümkün değildir. Onun için ben de Xanî'nin 'Mem û Zîn' adlı ölümsüz eserinde birazcıkta olsa bahsetmeye (tanıtmaya çalışacağım desem
    daha doğru olur.) çalışacağım.

    Cizre Beyi, Mir Zeynuddin'in Zîn ve Sitî adlarında iki tane bacısı vardı.

    Zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. Bey onu çok severdi. Sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. Tacdin, Beyin Divan Vezirinin oğluydu. Hikâyenin ana
    kahramanı Mem ise Tacdin'in manevi kardeşi ve dostuydu. Botan bölgesinde baharın müjdecisi olan Mart ayında (21 Mart Newroz), eğlence ve bayram günlerinde çoluk - çocuk bütün Cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.

    İşte böyle bir günde Mem ile Tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. Şenlik alanına vardıklarında
    erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar Sitî ile Zîn'di) Onları görür görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. Sitî ile Zîn bayan kıyafetli iki
    erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzeklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. Mem ile Tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin
    ve sersem onlduklarını görürler. Bu esnada Tacdin Mem'in parmağında, üzerinde Zîn yazılı mücevheri fark eder, Tacdin Mem'ın parmağına doğru elini
    uzatınca Mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde Sitî yazılmış olan yüzüğü görür. İkiside Sîti ve Zîn'in ne yapmış olduklarını
    anlarlar. Sitî ile Zîn dadıları olan Heyzebun'a anlatırlar. Dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan Mem ve Tacdin'in yanına varıp, Sitî
    ve Zîn'inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir. Fakat Mem 'bununla yaşıyorum' diyerek yüzüğü vermez.
    Mem ile Tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. Bunun üzerine Tacdin için Cizre'nin önde gelenleri Cizre Bey'inden Sitî'yi Tacdine isterlerler.
    Bey, Tacdin'e Sitî'yi verir. Böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. Aslen Botanlı olmayıp İran'ın bir köyünden (Merguverli) olan Beko, Bey'in kapıcısıdır.
    Tacdin Beko'yu hiç sevmez. Bey'e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığı söyler fakat bey: 'değirmenimiz onunla dönüyor. Köpekler de
    kapıcıdırlar' der. Beko, Bey'in Zîn'i Mem'e vermemesi için 'Efendim, Tacdin kendi tarafından Zîn'i Mem'e vermiş.' Bunun üzerine kızan Bey,
    'and içerim ki; Zîn'i eş olarak Mem'e vermeyeceğim' der. Bey'in ava çıktığı bir günde Mem Zîn'i görmek için bahçeye girer. Mem'i gören Zîn birden yıkılıverir
    yere. Bu sırada Mem onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der:

    'Ey gul.. Eger tu nazenînî, / 'Ey gül.. Gerçi sen de nazeninsin,
    Kengê tu ji rengê ruyê Zîn'î / Sen nerde, Zin'in yüzünün rengi nerde?
    Ey sınbıl.. Eger heyî tu xweş bû, / Ey sünbül.. Gerçi senin güzel kokan var,
    Reyhan ji te bûyîne sîyehrû, / Reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
    Hun ne ji mîsalê zilfe yarin / Fakat siz yarimin zülfine benzemezsiniz.
    Hun her du fızûl û he zekarın / İkiniz de arsız ve herzecisiniz.
    Ey bılbıl.. Eger tu ehlê halî / Ey bülbül.. Gerçi sen de aşk adamısın,
    Perwanyê şem'ê werdê alî, / Kırmızı gül mumunun pervanesisin.
    Zîn'a me ji sorgula te geştir / Benim Zîn'im senin kırımızı gülünden daha şendir.
    Bext'ê me ji talıê te reştir' / Benim bahtım da senin talihinden daha karadır.'

    Mem bunu söyledikten sonra Zîn'i görür ve oda orada bayılır. Ava giden Bey, avdan dönünce Mem'i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. Mem
    'Beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum'der. Bey'in yanında bulunan Tacdin abanın altında
    Zîn'in saçlarını görür, durumu anlayan Tacdin Bey'i ikna ederek divana doğru götürür. Daha sonra eve gidip Sitî ve çocuğunu evden çıkararak,
    evi ateşe verir. Böylece Mem ile Zîn'in kurtuluşu için Tacdin evini feda eder. Emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. Beko'nun oyunlarıyla
    beyle satranç oynamaya ikna edilen Mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. Beko Mem'in iyi oynadığını görünce Mem'in yönünü Zîn'e doğru çevirir. Zîn'i görüp
    hayallere dalan Mem, Bey'e yenilir. Sevgilisinin Zîn olduğunu öğrenen bey Mem'in zindana atar. Bir seneye yakın zindanda kalan Mem, Zîn'in hasretine dayanamayıp
    ölür. Mem'in cenazesinin kaldırıldığı esnada Tacdin Beko'yu görüp öldürür.

    Beko'nun öldüğünü gören Zîn, bakın hakkında ne düşünüyor:

    'Ey şah û wezirê izz-û temkin.. / 'Ey izz ve temkinli şah ve vezir..
    Ez hêvî dikim ne kin înadê / Rica ediyorum inatetmeyiniz,
    Der heqqê vi menbeê fesadê / Bu fesat kaynağı hakkında.
    Lewra ku xwedanê ins û canan / Çünkü insanlar ve cinlerin Allahın,
    Wi xaliqe erd û asimanan, / Yer ve göklerin yaratıcısı,
    Roja ewî hubbe da hebîban / Sevgiyi, sevgilileri verdiği gün,
    Hıngê ewî buxzê da raqiban / O zaman buğzu da rakiblere verdi.
    ... / ...
    Em sorgulin, ew jibo me xare / Biz kırmızı gülüz, o bizim için dikendir
    Em gencîn û ew jibo me mare / Biz hazineyiz o bizim için yılandır.
    Gul hıfz-ı di bin bi nûkê xaran / Güller dikenlerin gagasıyla korunur,
    Gencîne xwedan di bin bi maran / Hazinelerde yılanlarla beslenir.
    ... ...
    Ger ew ne bûya di nêv me hail / Eğer o olmasaydı aramızda engel,
    Işqa me di bû betal û zail' / Aşkımız da buzulur ve zail olurdu.'

    Nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) Beko olacaktır. Diyen Zîn, Mem'in mezarının
    başında devamlı ağlayarak şöyle der:

    'Ey vücudumun ve canımın mülkümün sahibi,
    Ben bahçeyim, sen de bahçıvan
    Senin bahçen sahipsizdir
    Sen olamazsan onlar neye yarar
    Kaşlar, gözler, zülüfler neyedir.
    Zülfümü tel tel çekeyim
    Sonra yarim sen beni belki değişik görürsün
    En iyi hepsi yerinde kalsın
    Hakk'a emanetim teslim ediyim.'

    Diyerek yapıştığı Mem'in mezar taşında canını verir. Bey, Zîn'i gömmek için Mem'in mezarını açtırarak Zîn'i sarktığı esnada şöyle seslenir:

    'Memo.. Al sana yar.. der.

    Xanî, bu aşk hikâyesini, Kürt halkı arasında oldukça yaygın olan ve sözlü gelenek yoluyla yüzyıllarca dilden, dile dolaşan 'Memê Alan Destanı''ından esinlenerek yazmıştır. Mitolojik bir nitelik kazanan
    bu destan M.Ö.'den bu yana halk arasında, daha çok 'dengbêj' 'ler tarafından ve özellikle uzun kış gecelerinde ard arda uzayıp giden gecelerde manzum ve bazen de anlatıcı durup mensur (hikaye edici bir dille) a
    nlatırdı. Uzun soluklu bu dengbêjleri, halk âdeta büyülenmiş bir şekilde ve kendinden geçercesine saatlerce dinler ve onu takip eden gecelerde hikâyenin
    sonunu büyük bir sabırsızlık ve merakla beklerdi. Halkın ilgisini göre anlatıcısı da hikâyenin kısa veya uzunluğunu belirler. Xanî, 'Mem û Zîn' ' i XVII. Yüzyılın
    sonlarında yazmıştır. O dönemde yazılmış olan bütün eserlerde Arapça ve Farsça'nın etkisi altında kalıp bu dillerden kelimeler mevcuttur. (Bu Divan Edebiyatı'nın
    da bir özelliğidi.) Bunda dolayıdır ki bu Mem û Zîn'de de bu etkiyi görebilmek mümkündür. Buna rağmen bu eser, Kürt dilinin ve zengin kültürünün ispatıdır. Xanî'nin, 'Kurmancım, kûh-î kenarî ' (Kürdüm, dağlıyım, kenardanım) deyişi,
    sanırım birçok sorunun cevabı niteliğindedir. Bu eser, ilk olarak Ahmed Faîk tarafından (1143 hicri-1730 miladî) yılında Azeri Türkçesine çevrilmiştir.
    Sırrı Dadaşbilge, 1969 yılında nesre çevirip, beyitlerini sadeleştirmiştir. 42 yaprak 83 sayfadan meydana gelmiş bu çevirinin ilk sayfası zayidir. Faîk,
    Ehmedê Xanî'den 35 yıl sonra çeviri yapmıştır. İki ayrı yerden kendisinden bahsetmekte olan Faîk ayrıca gazellerin son beyitlerinde mahlaz kullanmıştır.
    İkinci olarak Abdulaziz Halis Çıkıntaş 1906 yılında Türkçeye çevirmiştir. Fakat kitap bir türlü basılamaz. Arapça, Fransızca, Almanca, Rusça başta olmak üzere birçok
    dile çevrisi yapılmıştır. 1968 yılında M.Emin Bozarslan tarafından Türkçeye çevirilmiştir. Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliyet gibi Mem û Zîn'de dünyanın ölümsüz edebi eserleri arasında yerini almıştır. Ve yine bu eserlerdeki gibi
    Mem û Zîn'de de beşeri aşktan ilahî bir aşka yükseliş vardır. Bu aşk etrafında Xanî, çağın sosyal, kültürel, dini ve idari durumunu güçlü bir şekilde tasvir
    etmiş, bölge (Botan bölgesi)'nın törelerini, bayramlarını (Burada Newroz bayra**nın yeri oldukça önemli...), bayramlarla birlikte av partilerini,
    kır eğlencelerini kısacası halkın bütün yaşantı tarzlarını görebilmek mümkündür. Aşk unsurunun yanında, dağlardan (Cudi, Tura 'Tur dağı'), sulardan
    (Özellikle Dicle nehrini), ağaçlardan, hayvanlardan, kuşlardan (Bülbülün önemi büyük), bitkilerden (Bülbülle bağlantılı olarak gül'den ), renklerden,
    kokulardan sık sık bahsetmekte bunları okuyucunun zihninde canlandırıp adete gözler önüne sermektedir:

    MEM BI DÎCLE'RA DI BEYÎVE / MEM'IN DİCLE'YE SESLENİŞİ

    'Ey Şıbhetê eşkê min rewane.. / 'Ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir..
    Be Sebr û Sıkünî aşiqane / Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir..
    Bê Sebr û Qerar û bê Sıkûnî / Sabırsız, karasız ve sükûnetsizsin,
    Yan Şıbhetê min tu ji cinûnî? / Yoksa benim gibi sen de deli misin?
    Qet nine jibo tera qerarek / Senin için hiçbir karar kılmak yok,
    Xalıb di dilê tedaye yarek.' / Galiba senin gönlünde de bir yar var.'

    Dicle'ye seslenen Mem'in onunda kendisi gibi sabırsız ve sükünetsiz bir âşık olduğunu döktüğü gözyaşlarını da Dicle'nin suyunu benzetmesi, Dicle'yi kendisi gibi deli, aşık görmesi bunların her biri Mem'in kendi vasıflarını Dicle nehrine de yüklemesi ile, böyle bir bağlantı
    kurmuştur. Dicle suyu gibi Mem'in dağa ve rüzgara karşı seslenişi;Zîn'in de muma kamlara ve pervaneye seslenişi bunların her biri bahtsız olan Mem ve Zîn'in içinde bulundukları çaresizleği anlatır.

    ZÎN BI FINDÊRA DI BEYÎVE / ZÎN MUMA SESLENİYOR

    'Ey henser û hemnişîn û hemraz / 'Ey sır ve oturma arkadaş, baş arkadaşım..
    Herçendi bî sohtinê wekî min / Gerçi yanmak yönünden benim gibi sin sen,
    Emma ne bî gotinê wekî min / Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin.
    Ger şibhetê min te jî bî gota / Eğer sen de benim gibi söyleseydin
    Dê min bî xwe dil qewî ne sohta.' / Benim de gönlüm fazla yanmazdı.'

    Zîn bir sohbet arkadaşı aramakta ve derdini muma yanmaktadır. Xanî, aynı zamanda hikâyede ateşin önemine, kutsallığı da deyinmiş: Mem, Zîn'le beyin bahçesinde buluşuyorken bey, av partisinden döner beyin döndüğünü gören Tacdin, Mem'i kurtarabilmek için evini ateşe verir. Burada ateş kurtarıcı bir görev almaktıdır. Diyebiliriz ki Xanî, Zedüştlük inancının düalizminden etkilenmiştir. Zerdüşt dininde düalizm (iyi-kötü, aydınlık-karanlık) var. Mem û Zîn'de de ikili sistem esas alınır. 'Kötünün bilinmediği yerde iyiyi tarif edemezsin. Her şey zıddı ile izah edilir.' İyiliği ve aydınlığı Mem û Zîn; kötülüğü ve karanlığı ise Beko'ya veren Xanî, aynı zamanda ay ile güneş, ateş ile su, kadın ile erkek, melek ile iblis gibi ikili temaları oldukça işlemiştir. Bununla birlikte dönemin yönetimini elinde tutanları, gericiliği, zalimleri, kötü niyetli kimseleri yermiş, haksız düzene karşı âdeta isyan bayraklarını göklere çekmiştir. Haksızlığa ve feodal düzene karşı cephe alan Xanî, haksızlığa uğrayanların, yoksulların ve çarezilerin yanında yer almış. Kötülüğü, ikiyüzlülüğü fitne ve fesatçılığı yine dalkavukluğu Bekir (Beko)'de; doğruluğu, iyiliği, suçsuzluğu, güzeli ve çaresizliği de Mem ve Zîn'de toplamıştır. Fakat, bu âşkın büyüklüğüne ve ölümsüzlüğüne en büyük katkıyı sağlamış olan Beko'dur. Evet, yaşadıkları sürece kendilerine cefa çektiren onların kavuşamamaları için her türlü fitne ve fesatlığa başvuran Beko, bu aşkın edebîleşmesinde büyük rol oynamıştır. Mem ve Zîn'in ölümünden sonra Bey Beko'nun söylediklerine kulak verdiği için pişmanlık duyar, fakat iş işten geçmiştir. Onlar ebedî mutluluğa erdiler. Aşk Botanda ebedileşti, aşk MEM Û ZÎN'de ölümsüzleşti.

    Eğer biri sana parmağıyla güneşi gösterir ve sen de parmağa bakarsan aptalsın demektir. Eğer güneşe bakarsan daha da aptalsındır, çünkü güneş gözlerini kör eder. Senin bakman gereken parmakla güneş arasında uçan kuştur... (Subcomandante Marcos)

  3. #3
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart Ynt: Mem û Zîn

    MEM Û ZÎN in Ms.1695 de tamamlandığı Ehmedé Xani’nin kendi kaleminden bilinmektedir. Yine aynı esere göre bu tarihte Ehmedé Xani 44 yaşındadır. Buna göre doğum tarihi Ms.1651 dir. Xan şehrinden geldiği de söylenmektedir. Ancak Margarerte Rudenko’nun MEM û Zîn kitabını kaynak gösteren Prof.Qaneté Kurdo’ya göre Xani ailesi Ms.1592 de Beyazıt –sonradan adı Doğubeyazıt oluyor- sancak beyliğine göç etmişlerdir. Böyle oluncada Ehmedé Xani Beyazıt’da dünyaya gelmiş olacaktır.

    Paylaşım için teşekkürler .

    "MEM-Û-ZîN" (*)


    Mem kara-yağız bir candı
    İsmi yazılıdır coğrafyalarda,
    yürüdüğünde toprak toz ile karışık
    ayakları altında
    zangır- zangır sallanırdı;
    ağalar, beyler o-nun yürüyüşünden ürker
    köşe -bucak saklanırdı;
    hem yakışıklı hem de çok zeki
    bir çocuk gibiydi oysa yüreği!...

    Mem in bir can dostu vardı ki
    sormayın
    yüreğinde tek bir leke olmayan
    güçlü, kuvvetli
    ve bir o kadar asi ruhlu
    Tacdin adlı bir yürekti!...

    Zin, beyin biricik kızı
    endamlı, alımlı, elma yanaklı
    kirpikleri ok, kaşları yaydı
    ince belinde gezinirdi simsiyah saçları
    yürürken ceylanlar bile su içmeyi bırakırdı;
    ne Güneş ne Ay-a benzerdi
    O güneş ten ve ay dan daha parlaktı;
    Zin kızıl bir gül-dü;

    Sıti adlı bir can dostu vardı o- nun da
    yedikleri son lokma ayrı gitmez
    kenetli iki can, çığlık çığlık
    uçurumda sanırsın bir-candılar!...

    Günlerden bir gün
    gün ve gece eşitlendiğinde
    yaşam tüm doğayla yeniden denklendiğinde
    yem yeşile boyanmıştı alanlar bahar kokusunda;
    gün değmişti bir kere geceye
    yıldızlar halayda canlar alanlarda,
    Mem ve Tacdin tebdil-i kıyafet
    gök-kuşağının altından geçmişçesine
    kimseye fark ettirmeden
    girmişlerdi kızlar govend-ine;
    iki göz iki daha göz
    iki yürek iki daha yürek-
    yek-diğerine saplanmıştı;
    Mem ve Tacdin peçelerini çıkartıp
    gösterdileri kendilerini çaresiz
    Zin ile Sıti!ye;

    Kandilde yağ
    yağda fitil
    yandı yürek
    kavillendi dört can
    gün değerken geceye
    odlar yana dursun ateşiyle
    Mem şaşkın, Tacdin per –perişan,
    Zin uçarken, Sıti koşuyordu.
    ama gece kısa, gün uzundu,
    geldikleri gibi uzaklaşacaklardı;
    o an öyle bir geçecek ti içlerinden
    solukları saplanacaktı geceye!...

    töreler katı ve geçilmezken
    başka bilen olmayacaktı bunu
    canlar bir türlü kavuşamamanın
    özlemiyle erimeye başlayacaktı bir-bir

    Tacdin dayanamdı
    tüm yakınlarını gönderdi Sıti için
    Mem de ona katıldı
    Zöhre yıldızı
    Tacdin le Sıtiyi kucakladı
    Mem buz tutmaktaydı
    bey kızını
    nasıl olurda
    bir köylü çobana
    verirdi?!...
    gurur ve beylik düzeni
    kökten sarsılırken
    bey düşünceli ve kızgındı;
    “bu ne cüret “ diye kükredi yerinden
    Mem karanlık, loş bir zindanda buldu kendini
    o günden sonra
    Zin yemedi içmedi
    Bekir, beyin uşağı
    kapısında bekçiydi
    amma ve lakin
    beyin kafasının efendisiydi;
    bir gün dedi ki bey’e
    Mem’e koşul koyarak bu işin üstesinden gelebilirsin
    koşulunu gerçekleştirir ise Zin ile kavuşur diye
    bey şaşırdı
    “ ya başarırsa ben ne yaparım Bekir” diye kükredi
    Bekir dedi ki
    “korkma başaramaz!”...

    sırtlan salyasını akıtır
    engerek çatal-diliyle sokardı
    “söyle bre-zındık nedir kafandaki” dedi bey
    dedi ki Bekir
    beyim usta Mem’e
    satranç teklifinde bulunacaksın,
    yener ise Zin O-nun olacak”...
    bey korktu
    yüreği sallandı
    Mem’in salmıştı ünü coğrafyaya
    kimse o nu yenemez diye;
    bey,
    “sen ne diyorsun bre zındık” diye kükredi
    Bekir den endişelenerek
    Bekir anlattı anllatı...

    Su uyumuş yılan uyumamıştı
    “tamam” dedi bey
    böylece
    hem Mem i yenecek
    hem de Zin e karşı ayıpsız kalacaktı;

    Günler sonra zebaniler
    Mem-i gün ışığına çıkardılar
    saç sakal karışık bir derviş gibi
    çıktı bey in karşısına
    bey tereddütsüz yaptı teklifini
    Mem koşulsuz kabulümdür” derdi
    yüzü gülüyor
    içi içine sığmıyordu!?...

    Masa kuruldu, şah vezir yanına koyuldu
    kaleler köşelerde, başladı oyunları...
    Zin yüreği yanık ceylan
    Mem i görmek için can vermeye hazır
    Bekir vardı zin in yanına
    M”em i görmek ister misin” diye sordu
    Zin havalardaydı, uçuyordu
    Bekir Zin i alıp Mem in karşısına getirdi
    ayrı bir pencereden iki göz bir birine değdi
    karşılaşma başlayalı bir hayli olmuş
    bey kalelerini kaybetmişti oysa
    vezir gitti gidecek
    şah devrilecekti

    Mem in yüreği yandı
    fırtınalar geçti içinden
    Ağrı Dağ-ı sarsıldı
    buzul eridi birden
    kükredi volkan
    bin yıllık uykusundan uyandı
    Mem mat olduğunu anlamadı bile;
    zindan çok karanlıktı
    Zin hatasını geç anladı:
    olan olmuştu
    Mem i son bir kez olsun görmek için
    zindan zebanisine
    saç tutamını vermek zorunda kaldı
    ancak bunu Mem den saklamadı
    Mem yıkıldı

    Zin bir kelebek gibi
    Zin bir kırlangıç gibi
    özgürlüğe uçan bir-çift kanattı
    kale burçlarından;
    o gün bu gün dür
    gün geceyle eşitlendiğinde
    özgürlük ve barış
    kin ve düşmanlığa karşı
    hep halay durmuşlardır.!......

    Küçüksu
    ¾ Nisan 2007 gece sattleri
    MEM-Û-ZİN (*) türbesi Ağrı-Doğubeyazıt ilçesinde olan EHMEDÊ XANÎ' nin 1690-1695 yıllarında yazımını tamaladığı, aşkın, sevdanın , iyiliğin kötülüğün, iki-yüzlülüğün, direncin, haklının haksızın, gücün , doğrunun ve sahtekarın, örgütlü yalanın ve saf yüreğin, aldanmaların aladatılmaların, çirkinle güzelin, barış ile savaşın, yanan yüreğin destanınıdır. Yaklaşık 7850 ikili beyit ve 15712 dize den oluşan bir eser... benim yaptığım aslında devede kulak bile sayılmayacak bir özet oldu... .. eserin orjinal temasına sadık kalınmıştır. ... nüanslar her zaman hoş-karşılanan; yaşayan bir aktarım ve söylemdir; bu her ozan-a göre şekillenir...

    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

Members who have read this thread : 2

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0