Sayfa 1/2 12 SonSon
17 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Şiir Nedir?

  1. #1
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart Şiir Nedir?


    Şiir (ar. si'r, fr. poésie, ing. poem), en eski edebiyat türüdür. Değişik sanat anlayışlarına bağlı olarak çeşitli tanımları yapılmış, şiirin tanımlanamayacağı da öne sürülmüştür. Yine de genelde, şiirin ritime ve imgeye dayanan, kendine özgü dili ve söyleyiş özelliğiyle estetik etkilenmeler yaratıcı bir söz sanatı olduğunda birleşilmektedir.

    Türkçede şiir karşılığı koşuk, yır, özün gibi sözcükler önerilmişse de hiç biri yaygınlaşamamıştır. Bugün koşuk, nazım karşılığı kullanılmaktadır. Ayrıca nazımla şiiri birbirine karıştırmamak gerekir. Birincisi yalnızca bir anlatım yoludur. Geçmişte şiirin uyak, ölçü, nazım biçimleri gibi biçimsel özelliklerden ayrı düşünülemeyişi şiirle nazmın eşanlamlı sayılmasına yol açmış, giderek şiir «mevzuu ve mukaffa (ölçülü ve uyaklı) bir söz sanatı» olarak tanımlanmıştır. Günümüzde bu anlayış aşılmıştır. Nitekim şiirin doğuşunu, sanat olarak gelişimini açıklamaya çalışan aşağıdaki özet, bir bakıma şiirin ne olduğu konusunu da aydınlatmaktadır:

    «İnsan, doğayı denetim altına almak için kullanmaya başladı araçlarını. Bunu başarmaya uğraşırken, doğanın, insan iradesinin dışında, kendi yasalarına göre yönetildiğini anladı... zamanla doğadaki yasaların nesnel gerekliliğini tanıyarak onları kendi amaçları uğrunda kullanma gücünü elde etti. Bu yasaların kölesi olmaktan kurtulup onlara hükmetmeyi başardı, öte yandan doğal yasaların nesnel gerekliliğini anlıyamadığı sürece, çevresindeki dünyayı kendi isteğine kalmış bir hareketle değiştirebileceğini sandı. Büyünün temeli budur. Büyüyü, gerçek tekniğin eksiklerini tamamlıyan, aldatıcı bir teknik olarak tanımlayabiliriz... Üretim çalışmaları topluca iken bir ezginin eşliği olmadan iş yapılamıyordu. Böylece konuşma, asıl üretim tekniğinin bir parçası olarak ortaya çıktı... Vahşilerin bugün bile yaptıkları yansılama (mimetic) dansları, buna örnektir... Böylece bütün dillerde iki konuşma biçimi olduğunu görürüz: Biri, insanların birbirleriyle bildirişmelerine yarayan bildiğimiz günlük konuşma; öbürü de toplu olarak törenlerde kullanılan, daha yoğun, olağan dışı, ritimli ve büyüsel olan şiirsel konuşma.

    Bu açıklamaya göre şiir dili, genel olarak ritim, müzik ve düş niteliğini daha çok koruduğu için konuşma dilinden daha ilkeldir... İlkel insanların konuşmaları ancak şiir için düşündüğümüz ölçüde ritimli, ezgisel ve olağan dışıdır. Günlük konuşma şiirsel olunca, sür de büyüseldir. Bildikleri şiir türküdür, türkü söyleyişleri ise her zaman gövdesel bir hareket eşli*ğindedir ve bir başka büyü görevini yerine getirir. Dış dünyayı taklit yoluyla etkileme, düşü gerçeğe uygulama amacını güder... Hemen bütün ilkel duaların; sesçil ve ritimli, eğretileme ve ses yineleme etmenleriyle zengin, garip titreşimler ve tekrarlardan yararlanan bir yapıda olduğu görülmektedir. Hepsinde gerçekleşmesini istediğin şeyin gerçekliğini öne sürerek onu gerçekleştirmiş olmak amacı vardır...

    Böylece şiir, büyüden çıkmış olur...

    Neden şairler olmayacak şeyleri özlerler? Çünkü şiirin büyüden aldığı, başlıca görevi budur da ondan. Vahşiler yansılama danslarında insanüstü bir çabayla düşlerini gerçekçiliğe dönüştürmeye çalışırlar.. Şair de dünyaya karşı öznel tutumuyla aynı davranıştadır. Ritim, perde ve temposu belli aralıklarla düzenlenmiş sesler dizisi diye tanımlanabilir. Fizyolojik bir başlangıcı vardır; belki de yüreğin vuruşuna bağlanabilecek bir başlangıç...

    İnsan, ritmi, araçların kullanılmasıyla geliştirir. Bugün de yaşayan iş türkülerinin görevi, üretim işine ritimli, coşturucu bir nitelik katarak onu hızlandırmaktır.. Kültür tarihinin her döneminde, yeryüzünün her yanında iş türkülerine raslanır. Sadece makinelerin uğultusu bazı yerlerde bu türlü türküleri bastırmıştır ...

    Zamanla türküler çalışma sürecinden ayrılarak boş zamanlarda, dinlenme saatlerinde uydurulmaya başlanmıştır. Çalışma sürecinden kopunca heyamolaların değişmez öğesi genişlemeye başlayarak «ballad» dörtlüğü doğar. Ballad biçiminde dörtlük bir müzik cümlesi, beyit bir müzik cümleciği, dize de bir müzik birimi olur. Çünkü başlangıçta bir dans biçimiymiş ballad.. özetlersek; dans, müzik ve şiir dediğimiz üç sanat, bir tek sanat olarak başlamıştır...

    Bizim anladığımız anlamdaki şiirin gerçekleşmesi için atılan ilk adım dansın bir yana bırakılmasıydı. Böylece türkü ortaya çıktı. Türküde şiir müziğin özü, müzik de şiirin biçimidir.

    Daha sonra bu ikisi de birbirinden ayrıldı. Şiir türküden aldığı biçimi kendi mantığının özüne göre yalınlaştırarak korudu, ritim yapısı şiirin biçimi oldu. Şiir, ritim düzenine bağlı olmaksızın, kendi iç bütünlüğü olan bir hikâye anlatır. Böylece, daha sonraları şiirden düzyazı ile yazılmış hikâyeler ve romanlar doğmuş oldu.
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  2. #2
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart Ynt: Şiir Nedir?

    insan önce çizgileri keşfetti. çizgileri evire-çevire bir iletişim aracına dönüştürerek sesleri/nidaları soyutlayıp çizgileştirdi; daha sonra bu çizgilerden iletmeyi öğrendi. dil yazınlaşmış şekillenmiş ve sınırlı sayıdaki çizgilerden sonsuza uzanan sözcükler/sesler/nidalar ortaya çıkmaya başlamıştı. sonsuzluk insanı heyecanlandırmıştı...çizgiler yerinde durmak bilmiyordu...toplu yapılan ayinlerin/törenlerin kitle ruhu ile ilgisi vardı. ruh dünyasına çizilen her çizgi onda farklı bir iz bırakıyordu. önce bu izleri topladı. toplamanın da kitlesel bir özelliği vardı. yığınlaştırmak...yığın bir gücü temsil ediyordu; salt varlığı yeterli gelmemeye başladı; onun çözümlenmesi gerekiyordu...yığın çözülmeye başlandı...anlatım biçimlendi...sözcükler büyüleyici bir etkiye sahip oldular. sözcükler çuvala sığmıyorlardı...şiir, insanın sözcükler ile yaptığı evrensel bir dans olu-verdi...
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  3. #3
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart Ynt: Şiir Nedir?

    sözcükler çağrılır, savrulur, harmanlanır; şiir olur!
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  4. #4

    Üyelik tarihi
    29 Ağustos 2009
    Mesajlar
    76

    Standart Ynt: Şiir Nedir?

    Bence şiir dünyanın eksikliğini tamamlayan bir etkinliktir. Dünya bize eksik olarak verilmiştir. Yıldızları severiz, ancak onları okşama yetimiz yoktur. Biz de şiir yazarız.

  5. #5

    Üyelik tarihi
    16 Eylül 2009
    Yer
    adana
    Mesajlar
    1

    Standart

    Her zaman merak etmişimdir teşekkürler

  6. #6
    kuzeys
    Ziyaretçi

    Standart

    bence şiir şairin ulaşamadığıdır, tüm çareler içerisindeki çaresizliğidir.

  7. #7
    nil sarı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    15 Eylül 2009
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    25

    Standart

    şiir aşka duyulan özlemdir,gerçekten aşık olanın her hali şiir olduğundan şairlik aşık mertebesinde alt katta kalmaktadır..
    Aşk altın değildir,saklanmaz.Aşkın bütün sırları meydandadır..rumi

  8. #8

    Üyelik tarihi
    13 Kasım 2009
    Mesajlar
    12

    Standart

    şiir : hayatın estetik ahenkli ifadesidir...!! bu tanım edebiyat için Atilla İLHAN tarafından yapılmıştır...

  9. #9

    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2010
    Yaş
    53
    Mesajlar
    307

    Standart

    Şiir nedir ve kime şair denir dendiğinde genelde ordan kaçarım, nedense bu sefer kalliope nin paylaşımı ile son anda vazgeçtim, kendine özgü ritmik ve imgesellik olan yazı türü... Şiir genel bir kavramsa genel de bir tanımı olur, oda sözlüksel mutabakatlı biçimi bu... Sonradan istediğiniz gibi bana göre diyerek sıfatlamalara gidebilirsiniz, kötü şiir, imgesel şiir, lirik şiir gibi yada bu şiir lirik olmamış diyebilirsiniz ama şiir olmamış diyemezsiniz... yani şiirin tanımı çok geniş anlamlar taşısada somut denecek kadar sabit bir tanımdır, şair tanımında olduğu gibi, şair sözlüksel olarak bizde ozan'a denk düşer diyebiliriz, her ozan şiir yazmaya bilir yazılanları güzel bir biçimde yorumluyorsa, kopuzu yada sazı ile onu halk ozan olarak tanımlamıştır ve sözlüklerede şair yazan yada yorumlayan olarak girmiştir, kötü yada iyi olması farklı bir konu...

  10. #10
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    İki kelimeyi yan yana dahi getiremeyen ve hatta okuduğu mısra ’nın sonuna geldiğinde başını unutan şiir özürlü biri olarak şairi isyancı ,şiiri de isyanın sesi olduğunu söyleyebilirim.
    Şiir ve şair denince aklıma V. Mayakovski’nin dizeleri gelir.

    …..
    Fakat kim
    aylak olduğumuzu söyleyerek
    sitem edebilir bize;
    Beyinleri perdahlıyorsak eğer
    dilimizin eğesiyle...

Sayfa 1/2 12 SonSon

Members who have read this thread : 10

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0