8 sonuçtan 1 ile 8 arası

Konu: İman-Şüphe İlişkisi / Kierkegaard

  1. #1
    Pyramos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28 Eylül 2011
    Mesajlar
    653

    Standart İman-Şüphe İlişkisi / Kierkegaard

    İmandaki şüphe unsuru, Kierkegaard’ın sisteminde varoluşsal bir değere sahiptir.
    Dinamik bir iman anlayışını benimseyen Kierkegaard için şüphe, insanın imanın objesiyle
    sürekli ve canlı bir ilişkiye girmesini sağlamaktadır. Şüphe, cesaret, risk ve gerilim öğelerini
    de içinde barındırmaktadır. Genel anlamda Kierkegaard sisteminde iman önermelerinin
    yapısının da getirdiği bir zorunlulukla dinamik iman anlayışını benimsemiştir.

    İmanın iki ucu vardır. Bir tarafta imanın objesi olan Tanrı, diğer taraftan bu ilişkiyi
    gerçekleştiren insan. Bu iki uçlu ilişki hem kesinlik taşımakta hem de içinde bir şüpheyi
    barındırmaktadır. Tillich’e göre, “imanın ilişkide olduğu Sonsuz, bir sonlu varlık tarafından
    tecrübe edildiği sürece iman kesin değildir.. Suje tarafından idrak edilen Sonsuz, kesindir.
    Bunda bir şüphe yoktur. Şüphe, onu idrak eden sujeden kaynaklanmaktadır. Sujenin sınırlı
    kapasitesiyle iman objesini tüm gerçekliği içinde idrak etmesi mümkün değildir. Bundan
    dolayı iman ilişkisinde bir taraf hep sınırlı olacağından şüphe de onun ayrılmaz bir parçası
    olacaktır.

    İman, geçici yaradılışlı insanın eylemidir. İnsanın fâni özellikleri dolayısıyla bir takım
    sınırlamaları vardır. Bu sınırlamalar, iman eyleminde şüphe öğesinin doğmasına neden
    olmaktadır. İman, hem kesinlik öğesini hem de şüphe öğesini içinde barındırır.
    Kişinin, görünmeyen Aşkın Varlık ile girdiği ilişki var olan her şeye bir meydan
    okumadır. Meydan okuma bir cesarettir. Ve onda başarısızlık imkanı da vardır. Meydan
    okuma, alınan bir risktir. Bu eylemin sonunda kişi, umutsuzluğa düşebilir. İman eyleminin
    başarısızlıkla sonuçlanması insan için büyük bir yıkımdır. Meydan okuma ile kişi büyük bir
    risk almıştır. Alınan riskin artması imanın derecesini yükseltmektedir. İmanın yapısında
    sürekli bir tetikte olma vardır. “Ne kadar çok risk alınırsa o kadar yoğun iman olur. Ne kadar
    nesnel güvenlik varsa o kadar az içsellik olur...

    Sürekli bir ihtimal durumunun devam
    etmesi söz konusudur. İman elinizde duran kumların, parmaklarınızı fazla açtığınızda
    elinizden kayması halidir. İman, kumların elinizden kaymaması için sürekli harcanan bir çaba
    halidir. “Kesinlik imanın, en kötü düşmanıdır.. Kesinliğin, iman alanında işlevsellik
    kazanması imanın yapısı itibariyle mümkün değildir.


    Kierkegaard’ın sisteminde iman, sürekli bir oluş halidir. Her adımın varoluşsal bir
    önemi vardır. Bunun için yapılan her hamle alınan bir risktir. Bu riskin imana yönelip
    yönelmeyeceği konusunda bir kesinlik yoktur. “Risksiz iman olmaz. İman özellikle nesnel
    belirsizlik ve bireyin içindeki sonsuz tutku arasındaki zıtlıktır..
    İmanın objesinden değil de
    imana yönelen sujeden kaynaklanan risk, imandan ayrı düşünülemez. Kierkegaard’da
    bilinmeze yapılan hamle değerlidir. İnsan, bilmediği bir alana yalnızca Tanrı’ya duyduğu
    güvenle hamle yapmaktadır; ancak bu adımın imanla sonuçlanacağı yönünde bir garanti
    yoktur.

    Kierkegaard’ın iman anlayışında cesaret, önemli bir yer tutmaktadır. Cesaret, iman
    riskiyle ilişkili olan bir unsurdur. İmanda mevcut bulunan risk, cesareti de beraberinde
    gerektirmektedir. Cesaret olmaksızın şüphe imanda bulunmaz. Şüpheyi iman unsuru olarak
    kabul edebilmek için mutlaka cesaretin bulunması gerekmektedir. İmandaki cesaret, şüpheye
    rağmen iman önermelerinin kabul edilebilmesidir. Bir anlamda büyük bir risk alınarak imanın
    objesine teslim olmaktır. Yani bu kişinin, “Tanrı olamaz, bütün deliller onun aleyhine; fakat
    ben yine de inanıyorum diyerek risk alması ve Tanrı’ya teslim olmasıdır.
    Kierkegaard için alınan risk, imanın bir göstergesidir. “En büyük risk en büyük
    imandır.

    Böylesi bir iman anlayışı iman önermelerinin makul zeminde izahının
    yapılamıyor olmasından kaynaklanmaktadır.

    İmanın yapısında olan şüpheyi hem Descartes’in ortaya koyduğu metodik şüpheden
    hem de septiklerin ortaya koyduğu şüpheden ayırmak gereklidir. Metodik şüphe bilimsel
    araştırmalar için gereklidir ve Kierkegaard’ın sisteminde benimsediği şüpheden farklıdır.
    Septik şüphe ise mantık örüntüsüyle çürütülemeyecek olan bir tavır alıştır. Bu şüphenin temel
    özelliği, “fark ettirici” olmasıdır. “Her iman eyleminde zımni (olarak var) olan şüphe ne
    metodolojik ne de septik şüphedir. O, her riske eşlik eden şüphedir.
    kadar götürebilmektedir.
    Kierkegaard’ın kullandığı şüphe ise egzistansiyalist şüphedir. Bu,
    mahiyetin içindeki şüphedir. Yani iman önermelerinin bünyesinde taşıdığı, onun asli unsuru
    olan şüphedir.

    Bu şüphe, yani egzistansiyalist şüphe, imanın mahiyetinde bulunduğu için zihin,
    sürekli bir gerilim halindedir. Kierkegaard’a göre bu durum zihnin her an tetikte olmasını
    sağladığı için yararlıdır. devamlı yaşamasını sağlar. Şüphenin, iman önermelerinin içinde bulunması iman eyleminde
    her zaman var olan bir öğe olarak düşünülmelidir….

  2. #2
    glsezinrs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2010
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.306

    Standart Cevap: İman-Şüphe İlişkisi / Kierkegaard

    Alıntı donkişot Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    . Bir anlamda büyük bir risk alınarak imanın
    objesine teslim olmaktır. Yani bu kişinin, “Tanrı olamaz, bütün deliller onun aleyhine; fakat
    ben yine de inanıyorum diyerek risk alması ve Tanrı’ya teslim olmasıdır.
    Kierkegaard için alınan risk, imanın bir göstergesidir. “En büyük risk en büyük
    imandır.
    Oldukça kafa karıştırıcı..Risk,umulan bir beklentinin karşılığında göze alınan kaybetme olasılığıdır.İmanın/imansızlığın ,varoluşçu bir şüpheyi içinde barındırıyor olması, varoluşun (insan yaşamının) her aşamasında hatta her anında yeniden güncellenmesi demek oluyor ki, bu da imanı bir çeşit deneme-yanılma eylemine indirgiyor.Risk nedir(Kirkegaard'a göre) ona da bakmak lazım...Eğer risk, imanı yitirme ise, tartışma bu alanda bambaşka açılımları da beraberinde getirecektir.
    Gün gelir, istiridye incinin değerini anlar.

  3. #3
    Pyramos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28 Eylül 2011
    Mesajlar
    653

    Standart Cevap: İman-Şüphe İlişkisi / Kierkegaard

    Alıntı glsezinrs Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Oldukça kafa karıştırıcı..Risk,umulan bir beklentinin karşılığında göze alınan kaybetme olasılığıdır.İmanın/imansızlığın ,varoluşçu bir şüpheyi içinde barındırıyor olması, varoluşun (insan yaşamının) her aşamasında hatta her anında yeniden güncellenmesi demek oluyor ki, bu da imanı bir çeşit deneme-yanılma eylemine indirgiyor.Risk nedir(Kirkegaard'a göre) ona da bakmak lazım...Eğer risk, imanı yitirme ise, tartışma bu alanda bambaşka açılımları da beraberinde getirecektir.
    B şıkkı Sevgili glsezinrs İmanını yitirme riski...Kirkegaard; nesnel belirsizlik ve bireyin içindeki sonsuz
    tutku arasındaki zıtlık olarak tanımlıyor imanı...ona göre iman ve şüphe bir arada bulunduğu için şüphe dengeyi kendi lehine bozarsa İmanını geri dönmemek üzere kaybedebilirsiniz
    diyor..imanın sürekli kontrol
    altında tutulması gereken risk alanı olarak tanımladığı içinde en büyük risk en büyük imandır diyor benim anladığım kadarıyla..ayrıca Varoluşsal şüphe, imanın olmadığını göstermez aksine imanın var olduğunun bir anlamda tastikidir diyor.. kesinlikle deneme /yanılmayı kasdetmiyor..

    İman etmiş Ahirete inanan birinin neden günahta ısrar ettiği (ısrardan kastım anlık şartlar ve duygularla işlenmiş günahlar değil günahta ısrar) gerçekten incelenmesi gereken bir konu..insanın karmaşıklığını ortaya koyan durum bu bana göre..benim gözlemlediğim kadarıyla insanlar bu durumla yüzleşmekten kaçıyorlar..kendilerine bile cevap vermek istemiyorlar..her insanın oldukça özel bir zihne sahip olması bu duruma psikolojik cevaplar verilmesinide imkansızlaştırabilir sanırım..

  4. #4
    Pyramos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28 Eylül 2011
    Mesajlar
    653

    Standart Cevap: İman-Şüphe İlişkisi / Kierkegaard

    ..ayrıca;

    Aklın bu alana, yani iman alanına girmesi onun paradoks içine girmesine neden
    olmaktadır. Aklın metafizik herhangi bir konu için ortaya attığı tez bir antitez tarafından
    cevap bulmaktadır. Empirik olarak kanıtlamak da mümkün olmadığından akıl, birbirine aynı
    derecede eşit iki doğru arasında kalmaktadır. Aslında radikal fideistlerin ortaya koymuş
    oldukları fikirler aklı, bu iki doğru arasında kalmaktan kurtarmaktadır. Bu şekilde ‘Tanrı
    vardır’ şeklindeki önermenin “Tanrı yoktur” şeklindeki antitezinin hangisinin doğru olduğu
    konusunda akıl çaba sarf etmeden geri çekilmektedir ve bu alanı irade ve sezginin ön planda
    olduğu imana bırakmaktadır...

    daha önce varoluşçuluk başlığı altında Kierkegaard ile ilgili bir yüksek lisans teznin linkini vermiştim gene vereyim efenim..ben henüz bitiremedim ara ara okuyorum.. pdf formatında olup kolay bir üyelik işlemi ile bilgisayarınıza indirebilirsiniz..(bu tezdeki ilgimi çeken bir bölümüde bu başlığı açarak paylaştım)

    http://www.belgeler.com/blg/1aff/kie...thought-of-god
    Konu Pyramos tarafından (13 Aralık 2011 Saat 19:59 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27 Eylül 2011
    Yaş
    56
    Mesajlar
    2.770

    Standart Cevap: İman-Şüphe İlişkisi / Kierkegaard

    Bence konu "imani yitirmek" ten ziyade imanin verdigi inancin ya bilgi ile ya da inanan aklin supheye dusmesi ile yasadigi calkantidir.

    Sonucta bir hipotez bilimsel olarak ne ise, bir iman da odur. Hipotez ya gozlemsel ya da akilci teoriye donusurken, iman da uygulamali yonlendirim ve yaptirimli dusunce ve davranisa donusmektedir.

    Nasil bilimsel bir teori olgu olamadiginda teori olarak kalirsa, inanc ta dogrulanmadikca uygulamaya gecememektedir.

    Iste tam bu temelde iman degil, supheye yonelen ve genelde bilincalti zorlamasiyla gelen "acaba" yi doguran iman degil, onun inancidir.

    Gerci konu tamamen metafizik uzerinedir. Ama unutmamak gerekir ki, akil kendince kendine dogrulamadigi ve genelde de bir fenomenal icerik vermedigi imani inanca tasiyamaz.
    http://img88.imageshack.us/img88/2130/xsig2.jpg
    Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.

  6. #6
    Pyramos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28 Eylül 2011
    Mesajlar
    653

    Standart Cevap: İman-Şüphe İlişkisi / Kierkegaard

    Alıntı evrensel-insan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bence konu "imani yitirmek" ten ziyade imanin verdigi inancin ya bilgi ile ya da inanan aklin supheye dusmesi ile yasadigi calkantidir.

    Sonucta bir hipotez bilimsel olarak ne ise, bir iman da odur. Hipotez ya gozlemsel ya da akilci teoriye donusurken, iman da uygulamali yonlendirim ve yaptirimli dusunce ve davranisa donusmektedir.

    Nasil bilimsel bir teori olgu olamadiginda teori olarak kalirsa, inanc ta dogrulanmadikca uygulamaya gecememektedir.

    Iste tam bu temelde iman degil, supheye yonelen ve genelde bilincalti zorlamasiyla gelen "acaba" yi doguran iman degil, onun inancidir.

    Gerci konu tamamen metafizik uzerinedir. Ama unutmamak gerekir ki, akil kendince kendine dogrulamadigi ve genelde de bir fenomenal icerik vermedigi imani inanca tasiyamaz.
    ya metafiizk olsun nolcek üstad, ötelemeyin bu kadar yani metafiziği oda bizden sonuçta sizinn deyiminzde metafizigin belirleyici ve belirticisi de biziz yabancı mıyız ?

    ha işte ! Kierkegaard bu çalgantıyı İmanın bir parçası sayıyor zaten üstad..çok iyi bir hristiyan eğitimi almış bir filozof ve oldukçada inançlı.. din kurallarının rasyonelizm ile düşünülürse yanlış sonuçlar vereceğini inancın, bilgiden (sahip oldumuz,olabilecegimiz bilgi- insansı yapımızda hesaba katılarak) farkını belirtmeye çalışıyor benim anladığım kadarıyla..tabi bu benim 2 satırla özetlediğim gibi basitçe değil.. oldukça sağlam bir zemin kurmuş Kierkegaard..
    Konu Pyramos tarafından (15 Aralık 2011 Saat 12:02 ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27 Eylül 2011
    Yaş
    56
    Mesajlar
    2.770

    Standart Cevap: İman-Şüphe İlişkisi / Kierkegaard

    Alıntı donkişot Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ya metafiizk olsun nolcek üstad, ötelemeyin bu kadar yani metafiziği oda bizden sonuçta sizinn deyiminzde metafizigin belirleyici ve belirticisi de biziz yabancı mıyız ?

    ha işte ! Kierkegaard bu çalgantıyı İmanın bir parçası sayıyor zaten üstad..çok iyi bir hristiyan eğitimi almış bir filozof ve oldukçada inançlı.. din kurallarının rasyonelizm ile düşünülürse yanlış sonuçlar vereceğini inancın, bilgiden (sahip oldumuz,olabilecegimiz bilgi- insansı yapımızda hesaba katılarak) farkını belirtmeye çalışıyor benim anladığım kadarıyla..tabi bu benim 2 satırla özetlediğim gibi basitçe değil.. oldukça sağlam bir zemin kurmuş Kierkegaard..
    Nedir sence bu "saglam zemin" ve bu zeminin saglamligini saglayan nedir/kimdir? Sen neden ben metafizigin bilimsel olmayan ve insanoglunu tartisma olarak biribirine dusuren sorunlarini "otelemek" olarak algiliyorsun?

    Aslinda konu "otelemek degil, neyin ne olarak ortaya kondugunun bilinc ve farkinda oldugunun algisinin getirdigi, icsellestirmektir. Zaten bir seyi ancak icsellestirebilirsen, onu sorgulayabilirsin, otekilestirmek ise tam da dogal zihniyetin ayrimciligidir. Anti ayrimcilik ise bilincli ve farkinda algi olarak icsellestirmeyi getirir.
    http://img88.imageshack.us/img88/2130/xsig2.jpg
    Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.

  8. #8
    Pyramos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28 Eylül 2011
    Mesajlar
    653

    Standart Cevap: İman-Şüphe İlişkisi / Kierkegaard

    Alıntı evrensel-insan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Nedir sence bu "saglam zemin" ve bu zeminin saglamligini saglayan nedir/kimdir? Sen neden ben metafizigin bilimsel olmayan ve insanoglunu tartisma olarak biribirine dusuren sorunlarini "otelemek" olarak algiliyorsun?

    Aslinda konu "otelemek degil, neyin ne olarak ortaya kondugunun bilinc ve farkinda oldugunun algisinin getirdigi, icsellestirmektir. Zaten bir seyi ancak icsellestirebilirsen, onu sorgulayabilirsin, otekilestirmek ise tam da dogal zihniyetin ayrimciligidir. Anti ayrimcilik ise bilincli ve farkinda algi olarak icsellestirmeyi getirir.
    Kierkegaard insanı temel alarak ''öznellliğe'''' özel'liğine 'dikkat çekmiştir ..evet bu çok önemli...insanlar topluluklar/gruplar/milletler vs şeklinde Tanrının karşısına çıkmayacaktır..herkes tek başınadır ve özeldir ... ortak inançlar, ortak akıl,evrensel değerler, vs hesap vermez..insan tek olarak hesap verecektir ve tek başınadır..tüm kalabalık nafiledir...insan kendine ne verilmişse/ne verilmemişse tüm şartları ile ve ne istenmişse/yapmışsa/yapmamışsa onunla sorumludur..Kierkegaard uzak tutulann bu noktayı ortaya koymuştur..nesnellik önemsizdir önemli olan insanın kendisidir..herkes kendiyle ve Tanrıyla birebir yüzleşecektir...işte dikkat çekilen bu zemin bana göre oldukça sağlamdır..

Members who have read this thread : 11

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0