Sayfa 1/3 123 SonSon
21 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Tembellik-İnsan

  1. #1
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart Tembellik-İnsan

    Üretim halkasına emeği ile katılmadan kendini de tüketen insan, tembelliği ne zaman ve nerede edinmiştir? Bu durum doğuştan gelen bir davranış biçimi midir? Yoksa zamanla kazanılan bir sapma mıdır? İnsan neden üretmek istemez? Ruhunun doymazlığına karşın bedenin üretim söz-konusu olduğunda takındığı edimsizlik salt bireysel bir tutum mudur? Tüketim konusundaki aceleciliği, zamanla yarışması, zamansızlığının bir nedeni mi yoksa sonucu mudur? Artık ürün ile tembellik arasında bir bağ var mıdır? Tembelliğin sonuçları toplumsal dokuda diğer bireyleri nasıl etkiler? Sömürü ve tembellik ne zaman yan yana gelir ve hangi koşulda ayrışırlar? Verimliliği arttıran teknoloji insanın kendini yeniden üretmesi için gereken zamanı fazlasıyla karşılamasına rağmen onun tembelleşmesinin nedenlerinden biri olabilir mi? Modernite ile birlikte boy-veren kaotik/belirsiz yapı insan ruhunda önce çekinme ve daha sonra eylemsizlik ile başlayan bir tembelliğin nedenlerinden sayılabilir mi? Üretme isteğini körelten birey-toplum ilişkisi ve buna katkıları nelerdir?

    Bundan yaklaşık 200 milyon yıl önce toplayıcılık ile varlığını sürdüren insanımsılar zamandan kopuktular; gece ve gündüzün farklı yaşam koşullarına göre davranışlarını şekillendiriyorlardı. Boş denilen bir zaman dilimleri yoktu onların. Doğal belirlemenin tüm dayatması içerisinde çırpınırken kendilerini yeniden üretebilmek için gereksindikleri tüketim nesnelerine ulaşmak için oldukça yoğun ve dinmek bilmeyen bir eylemlilik içerisindeydiler. Bu durum ana/atalarımızın ne kadar çalışkan olduklarını göstermeye yeter. İlkel sopa, taş-yontusu araçlar ile yaşamsal süreçlerine tüketim maddelerini kazandırmak için giriştikleri yontu çağında, toplayıcılık yapacakları alanların sayısal olarak azalması karşısında çelişkinin aşılması ile sentezledikleri çözümler ile üretim halkasında tüm bireyleri ile çalışmayı sürdürmüşlerdir. Neolitik döneme henüz ulaşamadıkları bu aşamada ilkel üretim araçlarının sağladığı kolaylık düzeyinde üretimin sınırlı olması nedeniyle tüm bireyleri ile üretime katılmak zorunda kalmış olmalarından dolayı hala tembellik ile tanışmış değillerdir. İnsan türünün tembelliği neolitik dönem öncesinde edindikleri bir yaşam biçimi olduğu söylenemez. Bu durum ayrıca onun/tembelliğin doğuştan gelen bir davranış biçimi olmadığını da kanıtlar. Peki ne zaman?

    Neolitik dönem insanlaşmanın, uygarlaşmanın ilkel tohumlarının atıldığı bir dönemdir. Kendine has/özgü yapısı ile üretken ana-kadının taneli bitkileri elleriyle yetiştirdiği, tarımla birlikte yerleşik toplumsal yapıya geçildiği bir dönemdir. Bir yandan hayvanların evcilleştirilmesi ile avcılığın farklılaştığı bu yaşam diliminde metalurijinin boy vermeye başladığı, madenin işlenmesi ile ilkel tarımın karasından sabana koşulan zamanın modernitesini yaşadığı bir dönemdir. İnsanın, tür olarak insanın doğaya yabancılaşmaya başladığı bu zaman dilimi onun doğaya egemen olmaya başladığı zaman dilimini de işaret etmeye başlamıştır. Çanak, çömlek ve tuğlanın sayılar ile olan raksı gök-anaya duyulan ilgi ile birlikte korkuların, endişelerin ve ateşi denetim altına almakla başlayan süreçte hem soyutlama yapmanın hem de matematiğin gelişmesini birlikte sürüklemiştir. İnsan hala hem ev içi denilen alanda ve hem de ev dışı olarak günümüzde belirlenen alanda ayrım gözetmeksizin üretmektedir. Başka bir anlatımla, insan hala tembelliği bilmemekte ve düşünmemektedir. Öküz gücünün sabana koşulması ile üretimdeki artış gözle görülür elle tutulur hale geldiğinde insan denilen sosyal türün artık ürün denilen ile tanışması ve bunu değerlendirerek bayramlar, şölenler yapması artık an meselesidir.

    Şölenler, uygarlaşma tarihinin kadim geleneklerinden biri olmak yanı sıra insanın kendini yeniden üretebilmesi için kendine bir zaman ayırabilmesi gerekliliğine zemin hazırlayan toplumsal devinim biçimleri olmuştur. Yılın bir gününde bile olsa üretim yapmadan yaşayabilecek kadar üretim elde edilmiş olabilmesini gerektiren şölen olgusu insanın tüm yaşam biçimini etkilemiş, değiştirmiş ve doğal güçler karşısında kendine duyduğu güveni arttırmıştır. İnsanın kendini yeniden üretebilmesi için gerekli olan dinlenmenin tembellik ile hiçbir ortak yanı yoktur. Zıtlar her zaman birlikte olmazlar. Nasıl mı? Her üretim bir yönü ile tüketim olduğu gibi, her tüketim de bir yönü ile üretim sayılacaktır ve fakat öyle durumlar vardır ki tüketim için tüketim aynı anda bir araya geldiklerinde zıtların değil aynıların birlikteliği ortaya çıkar. Tembellik gibi.
    Konu fides tarafından (13 Kasım 2011 Saat 23:31 ) değiştirilmiştir. Sebep: Mesaj birleştirme
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  2. #2
    glsezinrs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2010
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.306

    Standart

    Üretme isteği il zamanlarda hayati bir zorunluluktu.Zaman içinde üretim fazlası, özel mülkiyet, ticaret , savaş ganimetleri ortaya çıktıkça üretim bazı insanlarr için hayati zorunluluk olmaya devam ederken, bazıları için isteğe bağlı/duygusal nitelikler de içermeye başladı.Günümüzde aynen devam etmektedir bu.Bazılarımız tatil planı, bazılarımız da kaytarma planı yapar.Kaytarmakla tembellik aynı değil.İşinden(kazancından) tatmin olmayan olmayan kaytarır.Üretim ise kazanç demek günümüzde.Çok kazanan(kazanç biçimini tartışmıyorum) tatile, az kazanan kaytarmaya...

  3. #3
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    insanın boş zamanı var mıdır? diye sormak gerekirse, yanıt ne olacak?
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  4. #4
    naenia_Ss - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2011
    Yer
    Ankara
    Yaş
    27
    Mesajlar
    17

    Standart

    Kapitalist toplumlarda ''çalışma'' süreleri, özellikle bizim gibi çevre ülkelerde,15-16 saati görebiliyor. Bu tempoda hayat-memat karmaşasında savrulan bireyler, kendilerine ve çevrelerine yeterli süreleri ayıramayıp içinde bulundukları verili koşulları sorgulamayabiliyor doğal olarak. Ancak, kavramın içerdiği olumsuz anlamlar dışında, ''çalışma'' olgusunun olumlu anlamları vardır.

    Kapitalist iş bölümü manasında çalışma olmasa da, anarşizmin yada başka bir ileri felsefenin çalılşmayı dışladığı külliyen yalandır. Bireyin kapitalist iş koşullarında mekanize olmuş bir hayatı sürmesini reddetmek başka, çalışmayı külliyen reddedip tembelliğe farklı bir kılıf bulmak başka bir şeydir. ''düşünme'' dediğimiz olgu, asgari düzeyde sistemli okumalar, tartışmalar, münazalar ve eğitim(milli terbiye bağlamında değil elbette) ile belirli bir birikim ve farkındalık seviyesine gelebilir. Tembelliği yaşam tarzı haline getirmiş bir birey, kendini felsefi ve kültürel bakımlardan geliştirmek için gerekli çabayı sarfedecek midir acaba? Felsefe, düşünce yada sanat üretmek, sistemli ve iradeli bir şekilde okumak, tartışmak ve münazara etmekle mümkündür. Orhan Pamuk'un sanat üzerine güzel bir sözü vardır: Yazmak, öyle gökten beklenen ilahi ilham perilerinin size bahşettiği bir şey değil; ısrarlı ve düzenli bir çabanın size kazandırdığı birikimdir(aşağı yukaru bu mealde bir şeydi).


    Yahya Kemal'in (yanılmıyorsam Sessiz Gemiydi) bir şiirini tamamlaması için tam 17 sene beklediği rivayet edilir.

    Kavramları kullanırken, onları ortaya çıktığı dönemin koşulları bağlamında düşünüp hangi göndermeleri yaptığı ve anlamlara karşılık geldiğini iyi saptamak gerekir. Şayet tembellik kapitalizmin dayattığı ölümüne çalışma koşullarının reddi olarak algılanıyorsa sorun yoktur. Aksi takdirde, tembelliği her anlamıyla alışkanlık haline getiren bireylerin kültüreli fikirsel ve felsefi yönlere ağırlık verip kendini geliştireceğini düşünmek pek mümkün görünmemektedir zannımca...
    ne gecenin karanlığı ne de gündüzün ışığı kalırdı hatırda,,,yazılanlar olmasaydı

  5. #5
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    Tembellik/tüketim karşıtı olan çalışma/çalışkanlık/üretim içinde olmayı barındıracak ve onunla zıtlaşacaktır. Üretime katılma istencinin hem bir hak ve hem de bir özgürlük olduğu dikkate alındığında emek sömürüsünün bir yönü ile aşırı üretim/çalışma karşı yönüyle de tembellik ve tüketim olduğu açıktır. İnsanın kendisini yeniden üretebilmesi için gereksindiği dinlenme asla tembellik değildir. Bu yönü ile tembellik üretim karşılığındaki tüketimi ifade edecektir.

    Her hal ve şartta insanın “boş denilen zamanı” yoktur. Tembellik, üretici olmamanın, olamamanın mistik düzeylere varan ve kişinin kendini tüketmesi olarak karşımıza çıktığında farklı bir boyuta taşındığı görülecektir. Bu durum insanın doğasında var olan mıdır?
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  6. #6
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart


    Tembellik, bedenen ve fikren devinebilecek olanın bunu ötelemesidir. Artık ürünün elde edildiği zaman dilimine kadar insan türü tembelliği tanımamış ve bilmemiştir. Öküzün karasından-sabana koşulması ile kat-be-kat daha fazla olan hayvansal gücün üretime alet edilmesi ile birlikte kendini yeniden üretmek için gereksindiğinden fazlasını bulan/yaratan/üreten insan, neolitik olarak tanımlanan dönemin sonlarına doğru tembellik denilen olgu ile tanışmıştır. Bu durum, kol gücünün beyin gücünden ayrılması ile eş-zamana denk gelmektedir. Mitolojik kahramanlar, yarı-tanrı insanlar doğa karşısında güçsüz olan insanın korkularına rehberlik etmekle ondan ayrı bir güç olarak onun karşısına dikilmiştir. Çit çeken insanın buyurganlığı soyutlandıkça o, tembelliğini gizlemeyi başarmıştır. Tembelliğin bireysel değil, sosyal/tarihsel bir olgu olması onun bireysel görünen yanı ile çeliştiği gibi, bireysel algılanması ile anlaşılmasını/değerlendirilmesini de engellemektedir.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  7. #7
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    Artık ürün ile tembellik arasında sıkı bir bağ vardır. Geçmiş zamanlara dair elde edilen arkeolojik kalıntılar, antropolojik veriler artık ürün olmadığı dönemlerde insan türünün canla-başla yaşamak için avcılık/toplayıcılık ya da başka ne tür olursa olsun üretim için çabaladıklarını göstermektedir. Ruh/duygu ve düşüncenin gelişimi de aynı olguya dayanmaktadır. El-dil-beyin-ayak-göz diyalektiği insanımsıların doğal güçleri denetim altına almayı başarmaları ile hem soyutlama yapma yetilerinin gelişimini hem de yaşamak için gereksinenden fazla üretim yapabilmelerini sağlamıştır. Aynı diyalektik süreç kendi çelişkisini yaratarak üretim yapmadan da yaşanabileceği düşüncesini ve buna bağlı olarak Nazım’ın dediği gibi sofradaki yeri öküzden sonra gelen kadının emeğine göz dikmek suretiyle köleleştirme sürecini doğurmuştur. Tarihin ilk kölesi kadınlardır ve tembellik kadın emeğinin sömürüsü ile başlamıştır. Tembelliğin doğuşu köleleştirme ile eş-zamanlıdır.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  8. #8
    glsezinrs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2010
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.306

    Standart

    Ne yazık ki Felsefenin doğuşu da öyle...
    Gün gelir, istiridye incinin değerini anlar.

  9. #9
    rainbow64 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Şubat 2010
    Mesajlar
    349

    Standart

    Tembellik bencellik kavramından çıkmıştır bana göre . Bencilce düşüne kişi kendi çalışırken bir başkasının çalışmadığını görmüş daha sonra kendisinin de çalışmama alışkanlığı ortaya çıkmıştır. İlk olarak çalışmayan kişi kasıtlı olarak çalışmamazlık yapmamış olabilir.Örneğin yapılacak iş konusunda yeteneği yoktur veya bedensel yetisi o işi yapmaya yeterli değildir. İşte bu durumda olan birini gören çalışan durumdaki kişi daha sonra kendisinin de çalışmam hakkının var olduğu düşüncesine ulaşmış ve kendisi de çalılmamıştır. İkisi içinde diğerleri bir şekilde onların işini yapmıtırş. Örneğin çalışmayan çocuğa anne veya babası bi şekilde şefkat duygusuyla yemel vermiş,karnını doyurmuş, onu soğuktan ve sıcaktan korumuş, tehlikelerden uzak tutmuş ve bu şekilde hayatının devam etmesini sağlamıştır.
    Tembellik konusundaki ikinci düşüncem ise şu şekilde ; Varlık sahibi olan anne-babanın varlıklarını evlatlarının kullanmasında bir sakınca görmemesi durumunda bu çalışmama arzusunun devam etmesidir.
    Bilginin peşinden hiç durmadan koşmak ümidiyle.

  10. #10
    glsezinrs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2010
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.306

    Standart

    Üretmeyenin yaşamasına izin veren her sistem, tembeli besler ve dönüştürerek köleleştirir.
    Gün gelir, istiridye incinin değerini anlar.

Sayfa 1/3 123 SonSon

Members who have read this thread : 3

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0