Sayfa 2/2 İlkİlk 12
19 sonuçtan 11 ile 19 arası

Konu: Fikir hapsi

  1. #11

    Üyelik tarihi
    14 Eylül 2010
    Mesajlar
    337

    Standart

    cafcaf kimdir? Kuresel Iletisim Mrk Medya Yay.Bil.veInt.Hiz.TicA.S çıkardığı dergi. Peki bu Kuresel Iletisim Mrk Medya Yay.Bil.veInt.Hiz.TicA.S kimdir?

    ????? ??????
    http://www.dunyabulteni.net/
    Dnya Bizim

    gibi sitelerin sahibi. Peki bu siteler nedir?

    Bu siteler nurcularındır. Zaten açıp okursanız Atatürkten, Türkçülükten nefret eden bir mekanizmadır. Sözde sağcıdır ama sağı karışmış başka ülkelerin sağları kollarına yapışmıştır. Genelde iran ve arap dünyası desteklidir.
    İçinde Atatürkle Cüneyt Arkını kıyaslayan hatta Ramboya benzeten zihniyet mevcuttur. Din eksenlidir fakat kendi dinleri. Şeriatı öve öve bitiremez. Kısaca beynine format atmak isteyenler için güzel sitelerdir. Arapça öğrenmek üyelikte ön şarttır. Ön koltuklarda emniyet kemeri zaruridir. Lütfen cep telefonlarınızı kapalı konuma getiriniz.

    Amin!

  2. #12
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    Alıntı nırvana Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Konuyu açtığın yazıdan yola çıkarak sözüme başlayayım.
    Zaman yaşanan herşeyin aslında normalin bu olmasından kaynaklı olduğunu gösterecek.Şöyleki herkesin başkasının fikrine saygı gösterme,olduğu gibi kabullenme durumu hiçbir ilerlemeye izin vermez.Aramızda çıkabilecek çatışmaları devlet çözmeliyse,devlet kimdir,kural insan elindense kural nedir?devletin normali adil olan mıdır?
    Lay lay lom bi dünya hiç olmadı kabil ile habilden bu yana.yaşasın dünya barışı diye bir masal var nesilden nesile gelen.doğa büyük balık küçük balığı yutar denklemi üzerine işliyor.sevgi merhamet bana ve benden olana yetiyor ancak herkes için.insanı seviyorum ben diyen onun gelip inat ve ısrarla üzerine pislediğini görse o insanı öldürebilir.aldatıldığını gören eş diğerini aşkına rağmen kıtır kıtır kesebilir.yaşaşın hitler diyene onun kendi doğrusu olduğunu bilsemde rahatlıkla uçan tekmeyle cevap verebilirim.
    bana ütopya gibi gelmiyor ..nedense ..ne bileyim cok zeki olmama gerek yok ya da cok bilge ...agora diye bir film var yakın zamanda izledim..orada hypatia isimli BAYAN filozof canlandırılmış.filmde dinlerin kavgaya neden olduğu fikri hakim ben öyle düşünmesem de..dinler geliyor her yeni gelen din yeni yaşam tarzıyla ortaya cıkıyor .filmde adı gecen şehirde üç din grubu var yahudi ,pagan (hypatia pagan) , hristiyan.hristiyanlık yeni gelmiştir ve devlet dini olmuştur ..devlet dini olması onlar da hoşgörüyü ya da diğer dinden insanları rahat yaşamasına sınırlama getirmiştir..acaba gercekten Hz isa olsa oyle yapar mıydı? Bilinen su ki Hz isa yanağının birine tokat yediğinde diğerini gösterecek kadar alicenap biri..eğer Hz isa böyleyse hristiyanların yanlış davrandığı açık zaten.. paganlar baskılardan sıkılıp isyan eder ve devlet onları kovar daha sonra paganlara ibadet etme yasagı hatta yoldan gecerken bir paganlıkla ilgili bir put veya sembole bakması ona saygı göstermesi bile yasaklanır ve ceza idam dır...film bu yanlışı hristiyanlığa veriryor ki eğer gercekten böyle olmuş ise belli ki devrin hristiyanları dinlerini anlaymamış Hz isa yı anlayamamıs gorunuyor..
    benim demem o ki biz osmanlı da ve asrı saadette böyle şeyler olmadığınnı biliyoruz..mesela sahabeden biri savaşta kaçan bir düşman kaçarken inandım demesine rağmen öldürmüştür..fakat Hz peygamber net bir şekilde öldürmemeliydin diyerek kızmıştır...
    biz insanların gönüllerini hoş tutmak için yaşmalıyız ..olabilir farklı düşünsün, hata yapsın , ben kendime bakarak yaşamalıyım ...zaten dediğiniz gibi kolay olmadığını bilmekteyim ..öyle olmasa şimdi dünya neden hala kan döküyor olsun ...işte tam burda devlet,hukuk devreye giriyor ..öyle bir hukuk lazım ki ve öyle bir devlet lazım ki tüm dünyada süper güç ve en adil olan devlet olsun ....bunu da insani yasalar ile sağlmak mümküm mü??? benim modelim Osmanlı ...
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

  3. #13
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    Alıntı Preatorian Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    cafcaf kimdir? Kuresel Iletisim Mrk Medya Yay.Bil.veInt.Hiz.TicA.S çıkardığı dergi. Peki bu Kuresel Iletisim Mrk Medya Yay.Bil.veInt.Hiz.TicA.S kimdir?

    ????? ??????
    http://www.dunyabulteni.net/
    Dnya Bizim

    gibi sitelerin sahibi. Peki bu siteler nedir?

    Bu siteler nurcularındır. Zaten açıp okursanız Atatürkten, Türkçülükten nefret eden bir mekanizmadır. Sözde sağcıdır ama sağı karışmış başka ülkelerin sağları kollarına yapışmıştır. Genelde iran ve arap dünyası desteklidir.
    İçinde Atatürkle Cüneyt Arkını kıyaslayan hatta Ramboya benzeten zihniyet mevcuttur. Din eksenlidir fakat kendi dinleri. Şeriatı öve öve bitiremez. Kısaca beynine format atmak isteyenler için güzel sitelerdir. Arapça öğrenmek üyelikte ön şarttır. Ön koltuklarda emniyet kemeri zaruridir. Lütfen cep telefonlarınızı kapalı konuma getiriniz.

    Amin!

    tavsiyen için teşekkür ederim...bundan sonra nur cu la ra karşı daha dikkatli olurum..nur işte nerden çıkacağı belli olmuyor ...
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

  4. #14

    Üyelik tarihi
    14 Eylül 2010
    Mesajlar
    337

    Standart

    Alıntı iuflsfozkn Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    tavsiyen için teşekkür ederim...bundan sonra nur cu la ra karşı daha dikkatli olurum..nur işte nerden çıkacağı belli olmuyor ...
    Her insan kendi nurundan sorulur. Kendi nurunu bulmayan başkasının nurunu ne yapsın? Kendi nurunu bulan başkasına nur verme hevesinde değildir. Bu yüzdendir ki herkese nur sunan kendi nurundan bir haberdir.

  5. #15
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    ...ve hakiki diyalog ancak herkes başlangıçta başkasından öğreneceği bir şey olduğuna kesinlikle inandığı zaman gerçekleşir.
    hakiki medeniyetler diyalogğu ancak herkes, diğer insanı, kendisinin tam anlamıyla insan olması içini kendisinde bulunmayan taraf olarak görüp buna kesinlikle inandığı zaman var olur..
    roger garaudy
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

  6. #16
    tırı vırı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25 Şubat 2011
    Yer
    antalya
    Yaş
    30
    Mesajlar
    46

    Standart

    Daha darbe ve İhtilal ayrımı yapamayan bir toplumla yaşadığımızın farkındayız değil mi arkadaşlar? Güzel ve kaliteli paylaşımları fark ediyorum tartışmalarınız bile seviyeli ama dış dünya böyle değil,okumaktan sıkılan bir toplumuz keşke dünya bir forum olsa yönetenleri vs okumadan öğrenilmese yazılanlar ve herkes o yüzden okumak zorunda kalsa ne güzel olurdu, ama ezber ve öğretilmiş yanılgılarla atalet sizleşen bir toplumum beyinler dolduruluyor rant, siyaset çıkar uğruna hele şu televizyon yok mu, O icat edileli yozlaştık...


    Bu Meryem’in Tanrıyla son yatışıdır.
    Bu güneşin bakir bir tarlaya son bakışıdır.
    Şimdi babanın son damlası, Meryem’in,
    Yanaklarından mı süzülsün?

    TIRI VIRI

  7. #17
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    Bol şiirli bir yazı bu. Zira bir şaire dair. Bizden başka şeylere inansa, başka davalara da adasa kendini, memleketini seven hem de zannımızca çok seven bir şaire. Nazım Hikmet’e…

    1902’de Selanik’te doğup kimi gönüllü kimi zorunlu sürgünlerin ardından 63’te Moskova’da hayatını kaybetti Nazım. Yıllar yılı birilerinin kahramanı birilerinin düşmanı olarak sürdürdü varlığını. Biz, insan Nazım’ı yâd etmek niyetindeyiz, zira kim olursa olsun tüm sıfatlarının önündedir bizce insanlığı…

    Nazım Hikmet’in 1961’de Paris’te kendi sesinden kayda alınan şiirleri geçen günlerde Yapı Kredi ve İş Bankası Kültür Yayınları’nın işbirliği ile bir kitap eşliğinde piyasaya çıktı. Uzun, hüzünlü ve heyecanlı bir hikâyesi var kaydın.

    İki sanatçının samimiyetlerine dair ipuçları da içeren kayıt, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bir ziyaretinde yapılıyor. “Başlayayım mı Üstad?” diye soruyor Nazım Hikmet. “Başla Reis!” diye cevap veriyor Bedri Rahmi. Ve uyarıyor: “Yalnız patırtı yapmayın şimdi…” 57 şiirini okuyor şair. Kâh durup soluklanıyor, kâh beğenmeyip baştan alıyor. Sonra arkadaşı Bedri Rahmi’ye verip Türkiye’ye gönderiyor.

    “Sana tüm şiirlerimi banda kaydedeceğim. / Yaşamımım tüm sesleri seninle kalsın. / … / Sonra Türkiye’de ver bu sesi. / Bizim barışmamız ölümümden sonra olacak. / Ülkeme dönmek için ölmek zorundayım.” Karısı Vera’ya yaptığı vasiyeti yakın dostu yerine getiriyor. Ancak o yıllarda yasaklı Nazım. Emanetin saklanması lüzum ediyor. Bedri Rahmi sık sık evini arayan polisler için bir tedbir almayı da ihmal etmiyor. Kasetin başına kendi okuyor ilk şiiri. Soran olursa bana ait diyecekti besbelli. Sonra Nazım geçiyor teybin başına. 57 şiir okuyor. Bunlardan ikisini diğerlerinden ayırmak gerek. Biri daha önce hiç yayımlanmamış. Diğerininse Rusçası biliniyor ancak Türkçesi ilk kez ortaya çıkıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu oğlu ve gelinine ‘Bu kaydı çok iyi saklayın aman ha!’ uyarısıyla teslim ediyor kaseti. Yıllarca evin muhtelif bölümlerinde; yüklükte, merdiven altında saklanan kasetin nerede olduğu ‘yayın vakti geldi’ denildiğinde ancak bir haftada bulunuyor.

    Şairin ömrünün son yıllarında yaşadığı vatan özlemi ilk kez yayımlanan şiirinde bütün derinliği ile hissettiriyor kendini. “Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden / gölgem gibi demiyorum / çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da / Ellerim ayaklarım gibi de değil / uykudayken yitirirsin elini ayağını / ben hasreti uykuda da yitirmiyordum / Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden / açlıktı, susuzluktu demiyorum / sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı aramak gibi de değil / giderilmesi imkânsız bir şey / ne sevinç ne keder / şehirlerle bulutlarla türkülerle de ilgisiz / içimdeydi dışımdaydı / Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden / zaten elimde ne kaldı bu yolculuktan / hasretten gayrı…”

    ‘Ülkeme dönmek için ölmek zorundayım’ çaresizliğinin üstüne bu şiirini okuyunca ideolojilerin, siyasetlerin insanın önüne ördüğü anlamsız, zalim duvarlara bir kez daha öfke duymamak imkânsız herhâlde...

    Ayse Adlı nin aksiyon icin yazdığı yazıyı paylaşmış oldum




    Fikir hapsi büyüsünde
    Yutsun önce fikirleri
    Sonra insanları yutsun
    Toplumu yutsun
    İnsanlığı yutsun
    Uyutur önce yutmadan
    Yutar sonra uyandırmadan
    İnsanın insana yaptıgı bu zulm
    Yok eder bir gun dönüp, yuttuklarını kusar bir gun
    Zulm ölür adalet kalır
    Konu iuflsfozkn tarafından (27 Şubat 2011 Saat 17:51 ) değiştirilmiştir.
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

  8. #18
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    rasim özdenören den alıntıdır

    PANORAMA

    Bazı Genellemeler: Halen beş milyara yakın insanın yaşadığı yeryüzünde başka hiçbir ek faaliyete gerek duyulmadan mevcut nüfusun on mislini besleyecek seviyede bir üretim yapıldığı halde, milyonlarca insanın açlıkla pençeleştiği söylenirse ortada bir bozukluğun olduğu aşikardır.

    Kaliforniya’nın portakal bahçelerinde günde üç portakal karşılığında bütün gün çalışmak zorunda bırakıldığından dolayı karnını doyuramayan tarım işçilerinin olduğunu, fakat bahçe sahiplerinin fiyatları düşürmemek için portakalları denize döktüğü bir dünyada ortada bir bozukluğun olduğunu görmek için Kaliforniya’ya gitmeye gerek yoktur.

    Doğmuş çocuğu beslemek için sarfedilecek paranın ana rahmindeki çocuğun doğmaması için sarfedildiği yerde bir terslik var demektir.

    İslamı Anlamak: Kafası Çağdaş putlarla iğdiş edilerek uzlaşmacı bir tavra sürüklenen bazı müslümanlar belki durumu bütün vahametiyle kavramakta acze düşmekte ve çoğu zaman da bilinçsizce İslam düşmanlarıyla aynı safta yer alabilmektedirler. Bakışlarımıza İslam’ın öngördüğü şartlar değil, fakat İslam -dışı

    Dünyanın gözümüze taktığı gözlükler hakim kılınmıştır. Müslümanca bakmak nasıl olur? Müslüman kadar batının hasm-ı canı olduğunun bilincinde olan başka bir insan zümresi yoktur. Yalnız İslam kültürüdür ki, kendisinin dışında her türlü kültürü reddetmek durumundadır. İslam’ın kendisiyle bu uzlaşmaz durumunu ise batı çok iyi düşmandır. Bu yüzdendir ki olup bitenleri bizim göstermeye çalıştıkları gibi değil de müslümanca bir bakışla görmek zorundayız diyoruz.

    Batı kültürü, bugün öyle bir “bilim” geliştirmiştir ki, bu bilimin hasılası diye bakılan “teknoloji” tabiatı tahrip etmeye yönelirken, bilimin kendisi de dini telakkiye muhalif olmayı adeta varlığının temel hikmeti diye kabul etmektedir. O kadar ki, insanların haya duygularına müdahale etmek, haya duygusunu iptal etmek bile, artık “bilim” yaftası ile peçelenebilmektedir.

    Bizim dini görevimiz nedir?

    Aslında bugün bizim belki de en önde gelen “dini görevimiz” dini hükümlerin bize kazandırdığı zihniyeti, telakki tarzını hayata hakim kılmaktır.



    SAĞLIKLI DÜŞÜNMEYE DOĞRU

    İnanmanın Diyalektiği: Dine Allah’ın emri olduğu için ve sırf bunun için inanmak asal bir usul meselesidir. Bu yüzdendir ki, akla mantığa yahut hikmete ve felsefeye uygundur diye dine inanmak küfür sayılmıştır. Dininin hükümlerine hiçbir sebeple mukayyed olmadan inanmak, inanmayı kendi hakikati içinde yakalamak ve öylece saklamak anlamına gelir.

    Batı dünyasında bu konuda en tutarlı ve doğru yaklaşım içinde olanlardan biri Dostoyevski’dir. O da kendini batılı saymaz. Şöyle bir sözü var: “Hz. İsa’nın batıl olduğu matematik bir gerçeklikle ispat edilse bile, ben yine de onun yanında yer alırdım.” Şurası var ki, bir kez bu yoldan inanınca dinin hükümlerine ait hikmetlerin araştırılması yasak değildir. Bu türden araştırıcılık imanın kuvvetlenmesine yol açarken hikmete uygundur diye inanmak küfre götürebilir.

    Çağın gözüyle mi İslam’a bakmalı, İslam’ın gözüyle mi çağa:

    Müslüman, kendisini değerlendirmeye tabi tutmak isteyen “kıstası” “müslümanca” olup olmadığına göre değerlendirir. Eğer kullanılan kıstas geçirmeye çabalasın bir değer ifade etmez. Bir başka deyişle bizim için asıl olan bu kıstaslar hakkında İslam’ın ne dediğidir.

    MÜSLÜMANIN ÖZELLİKLERİ

    Yaklaşımlardaki Mizaç Faktörü: Asabi ve celadetli bir mizaca sahip olan Hz. Ömer Rasulullah’ın irtihali esnasında: “Kim, O öldü derse boynunu vururum” diyordu. Hz. Ömer ancak Hz. Ebubekir’in O’na diri ve kalıcı olanın Allah (cc) olduğunu Rasulullah’ın ise sadece kul olduğunu hatırlatarak “Bütün nefislerin ölümü tadacakları” na dair ayet-I kerimeyi okumasıyla toparlanabilmiş ve ancak o zaman hakikate teslim olabilmişti.

    Hz. Ebuzer servet biriktirilmesine şiddetle karşıydı. İnsanları ellerine geçeni dağıtmaya teşvik ederdi. Hz. Osman’ın hilafeti zamanında ondan kişilerin ellerindeki serveti dağıtmaları hususunda devlet gücünün çalıştırılmasını talep etmişti. Fakat Hz. Osman, zekatını verdikten sonra geriye kalan servetini dağıtması hususunda insanların zorlandığına dair Allah Rasulü’nden herhangi bir sünnet intikal etmediğini söyleyerek, Hz. Ebuzer’in teklifini reddetmişti. Böylece kişisel cömertlik ve takva haliyle, şeriatın ölçüsü tefrik edilmiş oluyordu.



    Nihai Hedef: Allah’ın Rızası: Müslümanları öteki din mensuplarından ayıran8 en önemli niteliklerden biri de her amelini, her davranışını “Allah Rızası” için ifa etmesi gerçeğidir. Müslümanın gayesi “Allah’ın Rızasını” kazanmaktır. Halen materyalistik bir bazda işleyen bir kafa yapısının önümüze getirdiği ve gerçekleştirmesini istediği hususların hiçbiri Müslüman için asgari bir düzeyde bile herhangi bir gaye değeri taşımaz. Materyalistik düşüncenin bize gaye diye gösterdiği herşey İslami bir hayatın sonucundan ibarettir.

    Ayrıca şu inceliği de belirtmek gerekiyor; Karşılık beklemeden amellerini sırf Allah Rızası için işleyenler, Allah’ın vaadettiklerini umarak amel işleyenlerin umdukları bütün nimetlere ulaşırlar, belki biraz fazlasını da!

    Bilgi ve bilinçlilik: İslam’a göre bir yaşama tarzını elde edebilmek İslam’a göre düşünmek ise, onun hakkında birtakım “maddi” bilgiler elde etmekle gerçekleştirilmez. Mühim olan kafatasını birtakım bilgilerle doldurmuş olmak değil, İslam’ın gerektirdiği “nosyon” içerisinde düşünebilme yeteneğidir. Prensiplere ulaşamamış bir bilgi manzumesi ne kadar yüklü olursa olsun, hiç beklenmedik yerlerde, kolaylıkla mihverinden sapabilir. Prensiplere ulaşabilen bir bilgi manzumesi ise “bilinçli” olmakla ilgilidir.

    Bu müslüman bir yandan namaz kılar, orucunu tutarken, bir yanda da küfrün ve zulmün aleti olmaya bilerek veya bilmeyerek devam ederse, onda elbette belli bir bilincin bulunduğundan bahsedilmez.

    Kul olarak Kendini Kavramak: Bugünkü hayat tarzının en önemli özelliği, müslümanı, farkında olmadan İslam dışı emirle itaat etmeye razı kılmasıdır. Dünyaya karşı muhabbet, bağlanma gün ve gün artmaktadır. Bugün sokakta ki Müslüman’ın çok sayıda küçük ilahları vardır fakat bilmemektedir. Çünkü kulluğunun farkında değildir, unutmuştur. Gene unutmuştur ki, Allah’tan başka ilah tanıyan Allah her şeyi ilah kılar Allah’tan başkasına kulluk edeni de Allah herşeye kul eder.



    İSLAMIN’IN ÖZGÜNLÜĞÜ

    İslam’ın Diyalektik Yapısı: İslam, onu bütün ruhuyla kavramayanlara oldukça “parodoksal” gelebilir. Bir yerde zenginliğin övüldüğünü görürsünüz, biryerde fakirliğin nimetlerinden bahsedilir. Bir yede insanların birbirine güvenmeleri gerektiği söylenirken, başka bir yerde tam tersini söyleyen bir ifadeyle karşılaşabilirsiniz. Bütün bu ifadelerin altındaki gizli anlamı (hikmet) kavramadan sadece lafızlara göre hükmetmeye kalkışırsak, içinden çıkılması imkansız çelişkilerle karşı karşıya bulunduğumuzu sanabiliriz. Fakat çelişki gibi görünen bu ve benzeri ifadelerin altındaki değişmez “temel bildiri”yi hesaba kattığımızda, bunların bütünüyle insanı apayrı bir hayat düzenine, yepyeni bir düzleme çağırdığını farketmekte gecikmeyiz.



    İslam ve felsefe: Hayvanların filozofu merkep, Orwell’in “HAYVAN ÇİFTLİĞİ” adlı satirik romanında şöyle konuşur: “Allah bana sinekleri kovmam için kuyruk vermiş” der ve hemen arkasından ekler; “fakat ne sinekler olsaydı nede kuyruğum.” Burada hem felsefe ile istihza edilmekte, hem miskin bir ruh hali sergilenmektedir. Ayrıca miskin ruhların birtakım bahanelerle nasıl oyalandıkları da inceden inceye vurgulanmakta: Merkep kendisine verilen kuyruğu harekete geçireceğine, birtakım yersiz varsayımlarla avunmaktadır.

    Felsefi düşüncede insanı harekete geçirici “cevher” yoktur. Şartlara müdahale etmekten sakınan insanlara zihin idmanı yaptırıyor sadece. Fakat bu zihin idmanı hayata yansımıyor. İnsanı sadece hayallerle (illüzyon) uğraştırıyor. Onu nihayet vehimlere götürüyor. Vehim, aklın kendi icadı olan fantezilerle, illüzyonlarla uğraşmasından başka birşey değil… Buysa yerinde sayarak yürümek gibi birşey. Ya da pandomim: Hayat yerine hayatın taklidi.

    Batının kafa yapısı, dini de felsefe haline getirmiştir. Dinin hayatı sevk ve idare edecek yönünü iptal etmiştir. Marx, din afyondur, derken asıl bunu anlatmak istiyordu. Yani Hıristiyanlığın artık insanı harekete geçirici, sevk ve idare edici özünü yitirdiğini vurgulamak istiyordu.

    İslam bir zihin fantazisi olarak indirilmemiştir. Yaşasın diye indirilmiştir. Dinin buyrukları yerine getiren, yasakladığı şeylerden sakınan insanların meydana getirdiği toplulukta, hayata, dünyanın gidişatına kendiliğinden müdahale edilmiş oluyor. Kuyruk altına üşüşmüş sinekleri “sinekler olmasaydı” diye düşünmek felsefenin işiyken, harekete geçip sinekleri kovmak dinin işlevi oluyor.



    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

  9. #19
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    Melda Bekcan
    Demek ki matematikçiden oyuncu olurmuş!
    Gerçekten keskin bir çizgi var mıdır akıl ile duygu arasında? Duygu, akılsız mıdır? Akıl, katıksız mıdır? İkisi bir arada barınamaz mı? İnsan hem akıllı hem de duygusal olamaz mı?
    Yaklaşık on yıl kadar önce, oyunculukta kendimi yeni yeni ispat etmeye başladığım dönemlerdi. Reklamdı, diziydi, filmdi derken, sokakta yürürken bile yavaş yavaş tanınmaya başlamıştım.

    Bunu övünmek için söylemiyorum çünkü genel kanının aksine son derece sancılı bir süreçti benim için.

    Karşılaştığım kişiler, ekrandan tanıdıkları, yani kendilerine göre farklı bir boyutta yaşadığına inandıkları simayı hazır yakalamışken adeta soru yağmuruna tutuyor, tüm bilinmeyenleri bilmek, gerçekleri iyice bellemek istiyorlardı.

    Bense oldum olası kendimden bahsetmekten hoşlanmayan, dolayısıyla özel hayatıma dair soru sorulmasından kaçınan biri olarak ezilip büzülüyor, elimden geldiğince yuvarlak hatlı ve arkadan yeni soruların gelmesine imkan tanımayan cevaplar vermeye çalışıyordum.

    Yani ‘Kem küm…’ diyerek lafı evirip çeviriyordum.

    Hiç şaşmadı! Yöneltilen soruların önceliği eğitimimle ilgiliydi, çünkü insanlar nasıl oyuncu olduğumu merak ediyorlardı.

    *Fakat aldıkları cevap karşısında bir hayli tepki gösteriyorlardı!

    İnanır mısınız; bugüne kadar bir kez bile diş hekimliği fakültesinde okuduğuma şaşırmayan çıkmadı, hiç kimse bu durumu normal karşılamadı.

    Gözlerdeki soru işareti çok netti!

    Nasıl yani? Bir insan hem hekim olup tıp bilimine, hem de oyuncu olarak sanata yatkın olabilir mi?

    ******

    Hadi, sinema ve televizyon sektörüyle ilişkisi olmayan kişilerin, bu durumu yadırgamasını makul karşılayalım, gelin görün ki yıllardır işin içinde olan, bir film çekiminden diğerine koşan emektarlardan da aynı tepkiyi gördüm!

    Biliyor musunuz; hâlâ kulaklarımda çınlar, sinema projesinde birlikte çalıştığım ünlü bir görüntü yönetmeninin, sette yanı başımda ‘Matematikçiden oyuncu olmaz!’ demesi.

    Bir değil, iki değil, üç değil, hep aynı cümleyi tekrar etmesi. Anlayacağınız, ben ve benim gibilerin asla oyuncu olamayacağını kastetmesi!

    ***

    Ne mi yaptım?

    Her ne kadar üzülmüş olsam dahi elimden geldiğince belli etmemeye çalıştım çünkü o camiadakiler de kendilerine göre haklıydı. Bulundukları konuma gelebilmek maksadıyla sosyal bilimlerle iç içe yaşarken, fen ve matematikten alabildiğine uzak kalmışlardı, tıp dünyası onlar için hakkında fazla bilgi sahibi olmadıkları meçhul bir âlemdi.

    Evet, sorunun temeli yetişme biçimindeydi!

    ***

    Sanırım toplum olarak elbirliğiyle mücadele etmemiz gereken en büyük problemimiz, klişe! Vee bu vadideki tohumlar, çocukluk yıllarından başlıyor yeşermeye.

    Taa küçük yaşlardan itibaren bizi gruplara ayırıp kimimizi fenci, kimimizi de sosyalci yapan eğitim sistemimizin de hataları var elbette.

    Üstelik o klişe düşünce bir kere yapıştı mı artık kimsenin gücü yetmez değiştirmeye.

    Yine geldik, zihnimizdeki demirbaş listesine…*

    ***

    Malum! O listeye göre insanlar iki safta toplanmıştır; çocuğun kafası ya matematiğe yatkındır, ileride büyüyünce mühendis, doktor olacaktır ya da sosyalcidir yani duygu ağırlıklı kariyer peşinde koşacaktır.

    Kafalı bir çocuğun, aynı zamanda duygusal eğilimi olmasına, duygusal bir çocuğun da zihinsel üstünlük gerektiren faaliyetlerde boy göstermesine meydan bırakılmayacaktır…

    Peki, soruyorum sizlere; sınır belirlemek bu kadar kolay mıdır? Gerçekten keskin bir çizgi var mıdır akıl ile duygu arasında. Duygu, akılsız mıdır? Akıl, katıksız mıdır?

    İkisi bir arada barınamaz mı? İnsan, hem akıllı hem de duygusal olamaz mı? Aklını rehber edinerek, duygu denizinde kulaç atamaz mı?

    Lütfen… Şu demirbaş listesi, mümkün olan en kısa sürede buruşturulup bir kenara atılamaz mı?






    Ben de matematik mezunu olduktan sonra felsefe de Yüksek lisans yapıyor olmamı ablak , şaşkın , istihza dolu iştah kaçıran bakışlar ile karşılayanlara çok tanık oldum .. Haklılar , biZim kalıplarımız var. Halbuki filozofları az tanıyan bilir ki pozitif bilimlerde de soz sahibi bir çok filozof yasamış bu evrende.... Hak veriyorum melda bekcan in yazdıklarına
    Konu iuflsfozkn tarafından (16 Mart 2011 Saat 19:36 ) değiştirilmiştir.
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Members who have read this thread : 2

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0