ben kimim? bundan daha garibi karşımdaki kim?
ben kimim? bundan daha garibi karşımdaki kim?
Bu nasıl bir konu başlığıdır?Çöp gibi ortaya konu atmışsın.Sen neyi öğrenmeye çalışıyorsun? Kimle konuşuyorsun?Aynayla mı?
Muhtemelen senin karşındaki kendi enkazın...
düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
(N.Hikmet)
mesela bu soruyu kendime sorduğumda somut cevaplar alabiliyorum çünkü soru ve cevap aynı oluyorlar. karşımdakine sorduğumda
ise aldığım cevaplar tamamı ile soyut cevaplar oluyor. ifadenin temelinde bu var zaten. soyutluk.
ifadenin temelinde güvenilmez bir zemin var. ellerimiz, yüzümüz, dilimiz vs...
bahsetmeye çalıştığım bu ifade araçlarının ne kadar güvenilmez oldukları.eğer kendimizi bir aynanın karşısına geçip tanımaya çalışırsak muhtemelen yanılacağız aslında aynadaki kişi başka biri hatta başka bir şey. kendini tanımanın tek yolu zaten kendin olmaktır, herhangi bir anlatım aracına başvurmadan yapılabilir bu.
iş karşındakini tanımaya gelince(bu aynadaki kişi bile olsa) ifadeyi algıyı kullanma zorunluluğu ortaya çıkıyor. bu da bizi
yanıltıyor. ya da aynı soruya karşı binlerce cevaba yöneltiyor.
ve şu an senin(seyduna) verdiğin gibi saçma sapan cevaplar yazmamıza sebep oluyor. merakımı mazur gör...aynaya baktığında ne görüyorsun sen. blok blok apartmanlar mı?
Sen kendine bu soruyu sorduğun zaman nasıl somut cevaplar alıyorsun? Neymiş o somutluk?
Sana kendini anlat dediğin zaman nasıl anlatırsın? Başkasını nasıl anlatırsın?
Saçma sapan konular açan sensin.Çöplük gibi 2 zırva cümle yazıp atmışsın ortaya. Daha buranın felsefe temelli bir yer olduğunu bile idrak edememişsin. Kendini bile ifade edemiyorsun.
düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
(N.Hikmet)
bir şeyin soyut olması için insan süzgecinden geçmesi gerekir. soru-cevap gibi mesela. kendime kim olduğumu sorarsam eğer alacağım cevap yanıltıcı olacaktır çünkü sonuç soyuttur. şöyle anlatayım. olduğu yerde duran bir taş somuttur,, soru ve cevabı içerisinde kendiliğinden barındırır. ve taş bu yüzden kendini bilir ya da kendidir. ben de öyleyim. kim olduğumu anlamak için kendime soru sormuyorum. biliyorum ki, her sorumun karşılığı yanıltıcı cevaplar olacaktır.
biri bana kendini anlat demişse eğer bir nedeni vardır bunun... kim olduğumdan ziyade,, amacına yönelik olarak işine yarayacağı kısım önemlidir. mesela iş başurularında kimse senden felsefi bir anlatım beklemez,, önemli olan o işle alakalı olabilecek becerileri ya da beklentileri, karşılayıp karşılamayacağındır,, bunu bilmek isterler. belki de aşk dışında her tanıma amacı, amaca(somut) yöneliktir.
insan cevabını bildiği soruyu kendine sormaz ancak başkasına sorar. ben kendimi biliyorum ve bunu tartışmıyorum. kimim diye sorduğum soru beni tanımaya yönelik değildir ve bu yüzden sonuca ulaşılamaz..
kendimi ifade etmeye çalıştığımı ve beceremediğimi kim söyledi, blok apartmanlardaki arkadaşların mı?
Konu enkaz tarafından (10 Ekim 2010 Saat 22:58 ) değiştirilmiştir. Sebep: a
Eşini sevgilini ayrılırken-ayrıldıktan sonra, dostluktan-insanlıktan dem vuranı veya herhangi bir elitist tavrın bozulumunu...aydınlığın söyleminin, 3-5 derlenmiş fikir ile diktesinin gerçek sesini de ancak bam teline dokunduğunuzda duyabilirsiniz.
kısa kısa! hoşluklar yapmak, paketi süslü (kasa kasa içi boşaltılmış) sunumlar vb... karşılığını! bulunca zevkliyse de kendi içinden yola çıkıp empati geliştirmeyen, sadece kendi aynasından dünyaya bakarak aynaya sıkışmışlığın söylemini dikte edenler..her ayağı tökezledi,kafası karıştı!-dili sürçtü! bütün bu hoşlukları kursağınızda da!! bırakacaktır, bir de bakmışsınız... senin için ölen seni öldürmeye de hak görüyor kendinde ve dostum diyenin muhabbeti sadece tellallıkmış, kimi de tiranmış da Mesihliğe soyunmuş.
Bunlar hep hayatın içinde olan şeyler ve dünya da; 'mutluluk oyunu' sergilenen,seyir edilen veya oyunda istediğin rolü çalıp-söylemek için kurulu bir sahne değil. Her hal ve şartta dönüşebilen,İbret-i alem varlığın oyunları ile insanın bizatihi çözümlenmesi.
İşte bütün bunları duyumsamak, hissetmek,görmek..yaşamak, 'içinde olmak! 'için, acıdan da geçebilmek! anlayışı ile haz ıra konma hayali görmeden!? olanca yüreklilikte yaşamın içindeyiz ve O'nu (kendini) anlamanın sonu yok... ne ben'in ne de karşında görüp kim? dediğinin
Sen karşındaki değilsin hele arkandaki hiç değilsin. Karşındakini boşver, asıl arkandaki kim?
ben kimim ? beni.. geçtim karşımdaki kim?
'ben'i bilmek ve geçmek ...hiç!! kolay değil
çoğunlukla;
temeli ortak algı..anlamda anlaştıklarımız ile mana yüklenmiş bi dünya da,
kendi çapımızda ise ;
ben ne/kadar isem 'sen' o kadar ifade olabilensin aynı şekilde sen ne/kadar isen 'ben' de o kadar ifade olabilenim...
...burada!
3 boyutlu olan!!! insandır... zamanla beraber, 2 boyutlu maddeler dünyasına (ki kendi dahil yanına da) derinliğine anlam katan da O nun bilinci (düşüncesi) dir (...düşünceyi neler besler köreltir.. -tabi ki- sosyal/ biyolojik-psikolojik ayrıca! açmak gerekir)
bu nedenle madde boyutda değil...de ancak zamanlamaya takılı (gelişen!) bilinclenmekle, birbirimizin derinliğinde boğuluyoruz biz (düşüncem)
yine de...derinlik! avcısına -avcılarına (av oladan) kolay gelsin
bazen içimdeki benin, ben olmadığıma yani benim aslında ben değil başka birşey (biri,yabancı,başka vs) olduğuna inandırabiliyorum kendimi, hissedebiliyorum .. vazgeçebiliyorum kendimden (anlık).. acayip bir şey/his bu..ama ürpertici..kontroldende çıkabilir..garip bişey anlatamam.
not: deli değilim![]()
"beni geçtim karşımdaki kim?"
"ben" i geçtiğinde karşındakini idrak şansını yitirmişsin demektir...
"Hayatım ve (O) na olan sevgim üzerine yemin ederim ki asla başkalarının hatırı için yaşamayacağım...
ve de onlardan benim hatırım için yaşamalarını istemeyeceğim..."