Sürüleşmek nedir?
ozan diyor ki;
"uyur iken uyardılar
sürüye saydılar bizi"
Sürüleşmek nedir?
ozan diyor ki;
"uyur iken uyardılar
sürüye saydılar bizi"
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLÛKU
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
1947 Nazım Hikmet
Sürüleşmeyelim kardeşim
Sürüleşmeyelim hak yolunda
Koyunlaşalım kul yolunda
Sürüleşmeyelim hak yolunda…
Sıkılacak üzüm misali ezilmeyelim
hak yolunda,
Kasaba giden koyun misali
Baş eğelim
Kul yolunda…
Sürüden ayrılanı kurt kapar mı
Bilinmez…
Lakin;
Nice olur kulun hali
tek başına kaldığında
iki kısa,
iki uzun
dört tahta arasında…
mücadelemiz neye karşıdır
bilsek…
sürüden ayrılsak
bir başımıza mı yürüsek,
sürüye katılıp
kurban mı edilsek?
Ne edersek etsek
yeter ki
doğruyu etsek,
doğruyu etsek…
Sürü, her şeyden önce sayısal bir çokluk demektir; ancak bu çokluk, ögeleri yek-diğerine benzeşen bir çokluktur; heterojen/çok türlü görünen türlerinde de tam anlamıyla homojen/tek-tür olma özelliğini taşır. Sayısal çokluklar bir araya gelmeyle oluşurlar. Fiziksel olarak bir araya gelen sayısal çokluklar ile bilgi/deneyim/bilinçsel olarak bir araya gelen sayısal çokluklar arasında önemli farklar vardır. Deniz ya da ırmak kumu fiziksel bir çokluktur ve fizik yasalarına bağlı olarak oluşurlar. Bir insan ya da hayvan topluluğu hem fiziksel hem de sosyal bir topluluk olarak salt fiziksel çokluklardan ayrışırlar. Hayvansal yaşam iç-güdüleri ile oluşan sayısal çokluk ile insanın yaşamsal iç-güdüsünü aşan sayısal çokluk arasında da farklar vardır; her ne kadar insanın sayısal çokluğunun temelinde hayvansal yaşam-içgüdüsü bulunsa da...
Doğal seçme olarak tanımlayan Darwin’in tesbitleri ile türlerin neden bir-arada bulunduklarına, türün sürdürülebilir olması için geçirdikleri değişim ve dönüşüme ilişkin verileri, gözlemleri bilimsel olarak kitlesel bir-araya gelişlerin biyolojik/yaşamsal nedenleri anlaşılır bir yapı kazanmış bulunmaktadır. Sürüleşmek bu biyolojik belirlemenin ötesinde bir olgu olsa gerek.
Avcı toplulukları küçük klanlar, topluluklar olarak günü-birlik yaşarlardı ve diğer hayvan topluluklarından sayısal olarak daha küçük topluluklar şeklinde kalmaktaydılar. Antropolojik, arkeolojik, etnolojik tüm çalışmalar ve tesbitler göstermektedir ki, sayısal olarak daha az olan insan türünün yaşamsal mücadelesi daha zorlayıcı olduğundan bu durum onun daha karmaşık yapıları geliştirmesinin nedeni olmuş ve bir açıdan insanlaşma süreci bu temeller üzerinde –denebilirse - emeklemeye başlamıştır. Sayısal çokluk var-olmak açısından insan türünün dikkatini çeken ilk olgulardandır. Bunu önemsemiştir. Günü-birlik yaşayan avcı toplulukları yeterli avlanamadıkları zamanlarda açlığın diliyle baş-başa kaldığında sürekli farklı yöntemler geliştirmek durumunda kalmışlardır. Neolitik olarak tanımlanan dönemde biyolojik sürecini tamamlamış olan insanın insanlaşma sürecinde henüz emekleme aşamasında olduğu belirlenmiştir. Taneli/kültür bitkileri, taş, maden işlemeciliği, peşi-sıra yerleşik yaşam ve hayvanların evcilleştirilip sürüleştirilmeleri ile tarım, hayvancılık ve ilkel metarulji ile yeni bir dönemi yaşayan insan türünün, sürüleştirdiği hayvan topluluğu ile yakın temasını yaşaması süreci başlamıştır. Avcı topluluklarında olmayan yeni bir kurum oluşmaya başlamış demektir; çobanlık; sürüyü güden kimlik...Sürü ve çoban ayrılmaz ikilidir; birinin olduğu yerde diğeri kaçınılmaz olarak vardır-var olacaktır. Tarım ve hayvancılık toplumlarına geçiş ile yaratılan yeni süreçte karşılıklı etkileşimler ile insan, sürünün denetlenebilir olmasına ve bolluk ve bereketine ayrı bir önem vermiştir. Bayramların çıkış kaynakları bu bolluk ve bereketlerin birer yansımaları/toplumsal iz-düşümlerini oluşturmaktadırlar. Sürünün cezbeden bu bolluğunun yanı-sıra denetlenebiliyor olması insan türünün daha çok ilgisini çekmiştir. Avcı topluluklarında avın kılığına girerek ona yaklaşmayı deneyen insan sürüleştirdiği hayvanların sürü şeklindeki edim/sizliklerini de mal edinmiştir. Bu duruma, sürüleştirenin sürüleşmesi olarak tanım koymak yerindedir
../.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
Varsa yoksa darwin mi?
Tek başınalık oncalıklar yanında;
sürü/leş/meye tepkiyi mi doğurdu dersiniz?
Konuya bu açıdan da bakabilir miyiz?
Doğal seçme olarak tanımlayan Darwin’in tesbitleri ile türlerin neden bir-arada bulunduklarına, türün sürdürülebilir olması için geçirdikleri değişim ve dönüşüme ilişkin verileri, gözlemleri bilimsel olarak kitlesel bir-araya gelişlerin biyolojik/yaşamsal nedenleri anlaşılır bir yapı kazanmış bulunmaktadır. Sürüleşmek bu biyolojik belirlemenin ötesinde bir olgu olsa gerek. şeklinde Darwin ötesinde sosyal/tarihsel iz-düşümleri aramak istediğimi açıkça belirtmiş bulunuyorum.
tek-başınalığın sürüleşmeye bir tepki olduğuna katılmayacağım. sürüleşmek sosyolojik/tarihsel bir edimsizlik biçimidir, bir tür sosyolojik virüs olarak değerlendirilebilir. kitlenin bilinçli olması ile olmaması arasında yadsınamaz bir fark olacaktır takdir edersiniz.
...
sürleşme ile ilgili tesbitlerimi sürdüreceğim.
katılımınız için teşekkür ediyorum ayrıca sorduğunuz soruya yeterli yanıt verip vermediğimi bilemiyorum, tek-başınalıktan kastettiğinizi daha açık belirtirseniz ben de yanıtımın net olduğundan emin olacağım
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
Bir arada, el-birliği ile gerçekleştirilen üretimin, doğa güçleri karşısında insana sağlamış olduğu üstünlük, sayısal olarak çoğalmanın ekonomik/sosyal temellerini atmıştır. Yerleşik tarım ve hayvancılık üretim kültürü ile üründeki artıklık insan topluluklarının sayısal çoğalabilmelerine olanak sağlarken, bu durum aynı zamanda türün “doğal seçme” de varlığını korumasının nedenlerinden biri olmuştur. Diğer türlerden farklı olarak insan, ellerin serbest kalması ile birlikte el-dil-ayak-göz-beyin diyalektiğinin etkileşimleri/gelişimleri sonucunda iklimlere ve coğrafyalara uyum sağlamayı başarmıştır. Mamutların sıcak ve soğuğa karşı tüy dönüşümünü gerçekleştiremediklerinden dolayı elemine oldukları düşünülmektedir. Kıyaslanacak olursa insan, sırtındaki giysileri değiştirerek hem soğuğa hem de sıcağa uyum sağlayabilmiştir. Bu durum insan türünün doğaya uyum sağlamaya çabalamasının ona yetmediğini, doğayı kendine uyarlamaya çabaladığını göstermektedir. İnsan, yarattığı için var-olabilmiştir. Bir arada, birlikte, el-kol-beyin gücünü kullanarak vahşi doğa karşısındaki kazanımlarını tarihsel belleği ile biriktiren insan “bilinç”i ni yaratmıştır. Bu bilinçsel doku ile bir yandan sayısal olarak çoğalırken, diğer yandan sayısal çoklukları denetim altına almaya başlamıştır. Bu sayısal çokluklar zamanla kitle denilen sosyal olguyu yaratmıştır. İnsan türünün belki de en büyük yaratısı/keşfi kitle olgusudur. Kitle öyle bir olgudur ki, bilinçli olduğunda önüne geçilemez bir güç iken, sürüleştirildiğinde ise bir bataklığa dönüşebilmektedir. Kitlenin bu iki uç/ayrı noktası bir tarih çizgisi gibidir; iyi ile kötü, güzel ile çirkin, özgür ve köle ayrımının kesiştiği ve ayrıldığı bir çizgi...Ki, sonuçta tüm bunların yaratanı da insan değil midir? Örneğin, çirkinlik doğal değil, sosyaldir/düşünseldir ve yalnızca insan türüne ilişkindir.
../.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
Sürü, kendi içinde devingen olsa da doğası gereği pasif/edilgendir. Bu durum, bir yığınlaşmanın yaşadığı yönsüzlük ile eş-değerdir. O, kendine yön gösterilmesini bekleyen kendi içinde kararlı ve fakat özde kararsız bir kitledir. Buradaki karasızlığı gideren öge ise, çoban olacaktır. Çoban, sürü kitlesinin beyni/karar mekanizmasıdır. Çobansız kalan bir sürü önce kendi içine doğru çekilir, safları sıklaştırıp, sokulur ve beklemeye başlar. En küçük bir uyarı aldığında ise, karasız ve panik bir halde dağılır. Dağılan bir sürü yeniden toparlansa bile o artık eski sürünün özelliklerini taşımayan bir sürüdür. Her an kopmaya hazır bir sürü kitlesine dönüşmüştür. Bu sürü kitlesi yeniden çobansız kaldığında ise, ilkinde olduğu gibi ilkin bir-diğerine sokulmaz; derhal dağılır. Bu ikinci tür sürü kitlesini denetlemek daha zordur. Sürü kitlelerinin kendilerini yeniden üretmeleri sonucu bu döngü sarmal olarak eklemlenir ve zamanla denetimleri zorlaştığından onları yönetecek çobanların sayısal artışını gündeme getirir. Çobanların sayısal artışı kendi içinde mantıksal bir çözüm gibi görünse de çelişkisini içinde taşır. Yönetmedeki sayısal çokluk, karar verme sürecini uzatacaktır. Bu durum sürüyü denetleme gücünü zayıflatacaktır. Döngü sürdüğünde ise, sürü ve çobanlardan oluşan dış katman sürüsü ve devam eden bir sürü/leş/me halkası uzayıp gidecektir. Sonuçta, hem sürü hem de çoban iç-içe geçer ve sürekli sürü üretip kısır bir döngüde eşleşir/eşitlenirler. Bu duruma, sürüyü yönetenlerin de sürüleşmesi ilkesi denilebilir.
../.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
açtığın konu ve tespitlerin çok güzel. sürüleri, çoban ve çoban adaylarını uzaktan izliyorum.
Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
KONFİÇYUS
AAhh evet,sürü,çoban ve çoban adayları...
Kime ve neye göre?
Darwin'e mi bana mı?))))))