Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu

Go Back   Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu > Bilgi ve Tartışma > Psikoloji

User Tag List

Like Tree4Likes

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 02.03.18, 20:54   #1
Özel Üye
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 3.929
Standart Yarım Kalan Aşklar Neden Unutulmaz?

Yarım kalan aşklar unutulmaz derler. Bunu merak eden Rus psikolog yarım kalan aşkların neden unutulmaz olduğunu araştırdı. Sonucunda Zeigarnik etkisini keşfetti. Zeigarnik etkisi, ilk kez Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından keşfedilmiştir ve yarım kalmış, tamamlanmamış şeylerin daha kolay hatırlanabildiğini ortaya koyan bir kavramdır. Bu etki bize, yarım kalmış aşklarımızı unutamayışımızı, yarıda bıraktığımız şeylerde sürekli aklımızın kalışını çok net açıklar aslında ve “Devam edecek” şeklinde en önemli yerinde yarıda bırakılan diziler, bu psikolojik etkinin en bariz örneklerinden sayılabilir.

Zeigarnik etkisi çalışmalarında, ilk olarak garsonlardan ilham alınmıştır.

1920’lerin ortalarında tamamı psikologlardan oluşan bir arkadaş grubu, Berlin Üniversitesi restoranına gider. Grubun siparişlerini tek bir garson alır ancak siparişleri hiçbir şekilde kaydetmez. Bu durum psikologlardan birisinin dikkatini çeker ve hatta restorana geri dönüp garsona bu kadar siparişi nasıl aklında tuttuğunu sormasına sebep olur. Garsonun cevabıysa basittir; garson, siparişlerini aklına yazıp, yemekleri kişilere verdikten sonra aklından sildiğini söyler bu meraklı adama.

Bir sürü şeyi aklında tutup işini bitirdikten sonra da aklından sildiğini söyleyen garson, Rus öğrenci Bluma Zeigarnik’in dikkatini çeker…

Zeigarnik ve hocası Kurt Levin, konuyla ilgili çeşitli çalışmalar yaparlar ve karşılaştıkları sonuç, bitirilmemiş işlerin zihni meşgul etmeye devam ettiği olur. Oysa iş bittiğinde, zihin bu meşguliyetten kurtulmakta ve o durumu kolayca silmektedir. Ve Zeigarnik, zihnin bu faaliyeti ile ilgili çeşitli deneyler gerçekleştirir.

Bunlardan ilkinde Zeigarnik, deneklerden, bir seans sırasında, birkaç kez, belli renkteki boncukları, onlara verilen sıraya göre dizmelerini ister. Ama bu boncuk dizimi sırasında, denekleri engeller ve işlerini yarım bırakmalarını sağlar. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra deneklere, hangi dizimlerin akıllarında kaldığını sorar. Ve deneklerin tamamının cevabı, kendilerine yarım bıraktırılan boncuk dizimleri olduğu yönündedir.

Diğer deneyde ise yarım bıraktığı bazı işleri olan deneklerden, bir roman okumaları ve sonra da romandaki tüm detayları anlatmaları istenir. Bunun sonucunda, deneklerin romana tam anlamıyla konsantre olamadıkları ve detayları yeteri kadar hatırlamadıkları görülür.

Bir başka denek grubundan da aynı şey istenir ancak bu sefer durum biraz farklıdır. Çünkü bu kez deneklere, yarım bıraktıkları o işleri tamamlamak konusunda plan yapmaları için izin verilmiştir. Bunun sonucunda ise işlerini tamamlama konusunda plan yapabilen denekler, okudukları romana dair detayları; diğer denek grubuna göre daha iyi hatırlamıştır.

Sonuçta, yeni bir işe daha rahat geçilebilmesi için, yarım bırakılan işin tamamlanması konusunda, zihnin bir baskısı olduğu ortaya çıkar.

Yarım Kalan Aşklar Neden Unutulmaz?

Zihnin bilinç dışı çalışan kısmı, bilinç dahilinde çalışan kısma, yarım kalan işin bitirilmesi konusunda baskı yapmaktadır. Aksi durumda, sonraki işler bu durumdan negatif yönde etkilenecektir. Zeigarnik Etkisi, yarım kaldığını düşündüğümüz veya gerçekten yarım kalan aşkımızı neden bir türlü unutamadığımızı da açıklıyor aslında ya da gün içinde devamını hatırlayamadığımız bir şarkının tüm gün kafamızı meşgul etmesini.

Mesele tamamen o yarım kalmışlık, eksiklik duygusu. Bunu sonuçlandırdığımızda, hayatımıza çok daha rahat bir şekilde devam etmemiz mümkün. Kısaca, geçmişe ait planlayıp yapamadığımız tüm projelerimiz bize Zeigarnik etkisi olarak geri dönüyor diyebiliriz.

https://kisiselbasari.com/bilimsel-a...unutulmaz.html


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 03.03.18, 16:26   #2
Felsefe Aşığı
 tazmanyayahnisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2017
Nereden:
Mesajlar: 152
Standart

Aşkta ilkeler çok önemlidir
1)Dürüstlük ve sadakat
2)Güven duygusu
3)Saygı sadece aşıklar arasında değil doğaya insana saygı
4)Vicdan
5)Merhamet
6)Cinsellik

Bu uyumu yakalayanlar bence mutlu olur....
Lefty likes this.


_______________________
İnsan sevgisi,barış uzlaşı kültürü ve ahlak iste bir yahnide olması gerekenler
tazmanyayahnisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 03.03.18, 21:48   #3
Özel Üye
 ihaveanidea - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2017
Nereden:
Mesajlar: 403
Standart

tazmanyayahnisi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Aşkta ilkeler çok önemlidir
1)Dürüstlük ve sadakat
2)Güven duygusu
3)Saygı sadece aşıklar arasında değil doğaya insana saygı
4)Vicdan
5)Merhamet
6)Cinsellik

Bu uyumu yakalayanlar bence mutlu olur....

Saydıklarından 6 hariç geri kalanların "aşkın vasıflarından" çok "insanlık vasıfları" ile ilgisi var.

O halde her insan ilk beş vasıf(insan olmak) yerine getirdikten sonra 6.ncı ve son özellik olan cinselliği birisi ile yaşadığında o kişiye aşık olur gibi bir tez çıkıyor yazdıklarından.



Bir yeri atlamışsam düzeltir misin?


_______________________
Sadece bir kez yaşarsın.O halde her gün Toblerone ye!
ihaveanidea isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 03.03.18, 22:10   #4
Felsefe Aşığı
 ÜstünKişi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2018
Nereden:
Mesajlar: 206
Standart

Aşk; üreme içgüdüsünün duyguya dönüşmüş halidir.Sayın Lefty'nin verdiği deney örneğindeki gibi yarım bırakılan işler unutulamaz. Aşk da üreme işinin bir parçası olduğu için yarım bırakıldığında o da unutulmaz.


ÜstünKişi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 03.03.18, 23:28   #5
Özel Üye
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 3.929
Standart

ÜstünKişi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Aşk; üreme içgüdüsünün duyguya dönüşmüş halidir.Sayın Lefty'nin verdiği deney örneğindeki gibi yarım bırakılan işler unutulamaz. Aşk da üreme işinin bir parçası olduğu için yarım bırakıldığında o da unutulmaz.
Aşk unutulmuyor, aşık olduğunuz kişi ile yaşayacaklarınız tamamlanamadığı zaman aklınızda takılı kalıyor, o kişiyi zihninizden atamıyorsunuz. Çevremizde yok mu örneği? Terk edilenlere bir bakın, yıllarca aynı insanı unutamıyorlar. Tüketilmiş bir aşk ile yarım kalan aşk çok farklıdır. Kıyaslama ile hep yeni gelende, o eski aşkı ararsınız.

---------- Mesajlar Birleştirildi at 23:28 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 22:40 ----------

Beynin ödül sistemi ayrılık yaşayan kişide devreye girmediği için, kişi mutsuz olur ve uzun süre o kişiyi unutamaz. Kişi kendini mutlu edecek aktivitelerle ancak bu süreci aşabilir.


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.03.18, 11:25   #6
Özel Üye
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 3.929
Standart

ihaveanidea Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Saydıklarından 6 hariç geri kalanların "aşkın vasıflarından" çok "insanlık vasıfları" ile ilgisi var.

O halde her insan ilk beş vasıf(insan olmak) yerine getirdikten sonra 6.ncı ve son özellik olan cinselliği birisi ile yaşadığında o kişiye aşık olur gibi bir tez çıkıyor yazdıklarından.

Bir yeri atlamışsam düzeltir misin?
Cinsellik aşkın ön koşulu olamaz, ne yazık ki günümüzde öyle gibi bir algı yaratılmaya çalışılsa da, çok şükür halen bu kadar basit olmadığının idrakinde insanlar var. Tazmanyayahnisi kendi cevabını verecektir ama ben de bu yorumu beğendiğim için, kendi görüşümü eklemek isterim.

İlişkilerde öncelikle dürüstlük ve samimiyet önemlidir. Tanıma sürecinde güven duyabilmek için bir insana, karşındakinin ne kadar içten davranıp, davranmadığını anlamaya çalışırsın. Herkese her an yapılan ucuz sevgi gösterileri ve yapay sözcükleri değil, samimiyeti ararsın. Bazen sadece fikizsel bir çekimle de başlayabilir fakat tanıma süreci yine bu belirttiğim şekilde ilerler. Karşındakinin kişiliği, yakışıklı ya da güzel olmasından daha önemlidir ama hangi yaşlarda? Tabii ki 20'li yaşlarda değil. Tazmanyayahnisi de daha önce okuduğum kadarı ile 40'lı yaşlarda ve ben onun ne demek istediğini çok iyi anladım. Cinsellik en sondaydı dikkat edersen çünkü bu yaşlarda artık farklı şeyler önem kazanıyor. Aşkta cinsellik de vardır fakat salt cinsellik için aşık olunmaz. Kaldı ki bizler çabuk tüketilmiş aşklara ve daldan dala konan günübirlik ilişkilere karşıyız. Ayşe güzel diye ona aşık olup, 3 ay sonra da Fatma'ya aşık olan, aynı sahte sözleri sarf eden ve duygular besleyenleri dikkate bile almıyoruz.

Kalitesiz aşklar (sözde aşklar) her yerde yaşanıyor ve sonra da mutsuz insanların sayısı artıyor. Mesele her önüne gelenle bir şeyler paylaşmak değil, doğru insanı bulmak ve bulamıyorsan da birileriyle hiç boşa zaman harcamamaktır.

Cinsellik bir ihtiyaç değildir bana göre ve içinde aşk yoksa zaten iki tarafın birbirini kullanıp, bir kenara atması kadar yapay bir deneyimdir. Bu kişiyi yorar aslında ve birgün karşısına gerçekten aşık olabileceği birisi çıktığı zaman da ona verecek bir şeyi kalmamıştır çünkü ucuz birliktelikler ile tüketmiştir, o yaşanabilecek en güzel duyguları...

Yarım kalan aşklarda ise kişi bir beyninde hayali yaşatır, durur. Onunla olmayı ve yaşamayı gözünde o kadar abartır ki sanki o yoksa dünya dönmemeye başlar. Oysa bu kişinin kendi beyninin yarattığı, sahte bir aşktır. Paylaşım yok, karşılık yok sadece bir hayalet sevgili var ve zihninde döner durur. Bu noktada kişi kendisini mutlu edecek aktiviteler bulamaz ve o hayale saplanıp kalırsa, bu süre uzar gider. Yeni geleni fark edemez. Kısaca kendi kendine eziyet eder. Beyin, o kişinin gittiği gerçeği ile yüzleşmelidir ancak o zaman bu acılı süreç sona erer.


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.03.18, 12:20   #7
Özel Üye
 ihaveanidea - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2017
Nereden:
Mesajlar: 403
Standart

Lefty Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Cinsellik aşkın ön koşulu olamaz, ne yazık ki günümüzde öyle gibi bir algı yaratılmaya çalışılsa da, çok şükür halen bu kadar basit olmadığının idrakinde insanlar var. Tazmanyayahnisi kendi cevabını verecektir ama ben de bu yorumu beğendiğim için, kendi görüşümü eklemek isterim.

İlişkilerde öncelikle dürüstlük ve samimiyet önemlidir. Tanıma sürecinde güven duyabilmek için bir insana, karşındakinin ne kadar içten davranıp, davranmadığını anlamaya çalışırsın. Herkese her an yapılan ucuz sevgi gösterileri ve yapay sözcükleri değil, samimiyeti ararsın. Bazen sadece fikizsel bir çekimle de başlayabilir fakat tanıma süreci yine bu belirttiğim şekilde ilerler. Karşındakinin kişiliği, yakışıklı ya da güzel olmasından daha önemlidir ama hangi yaşlarda? Tabii ki 20'li yaşlarda değil. Tazmanyayahnisi de daha önce okuduğum kadarı ile 40'lı yaşlarda ve ben onun ne demek istediğini çok iyi anladım. Cinsellik en sondaydı dikkat edersen çünkü bu yaşlarda artık farklı şeyler önem kazanıyor. Aşkta cinsellik de vardır fakat salt cinsellik için aşık olunmaz. Kaldı ki bizler çabuk tüketilmiş aşklara ve daldan dala konan günübirlik ilişkilere karşıyız. Ayşe güzel diye ona aşık olup, 3 ay sonra da Fatma'ya aşık olan, aynı sahte sözleri sarf eden ve duygular besleyenleri dikkate bile almıyoruz.

Kalitesiz aşklar (sözde aşklar) her yerde yaşanıyor ve sonra da mutsuz insanların sayısı artıyor. Mesele her önüne gelenle bir şeyler paylaşmak değil, doğru insanı bulmak ve bulamıyorsan da birileriyle hiç boşa zaman harcamamaktır.

Cinsellik bir ihtiyaç değildir bana göre ve içinde aşk yoksa zaten iki tarafın birbirini kullanıp, bir kenara atması kadar yapay bir deneyimdir. Bu kişiyi yorar aslında ve birgün karşısına gerçekten aşık olabileceği birisi çıktığı zaman da ona verecek bir şeyi kalmamıştır çünkü ucuz birliktelikler ile tüketmiştir, o yaşanabilecek en güzel duyguları...

Yarım kalan aşklarda ise kişi bir beyninde hayali yaşatır, durur. Onunla olmayı ve yaşamayı gözünde o kadar abartır ki sanki o yoksa dünya dönmemeye başlar. Oysa bu kişinin kendi beyninin yarattığı, sahte bir aşktır. Paylaşım yok, karşılık yok sadece bir hayalet sevgili var ve zihninde döner durur. Bu noktada kişi kendisini mutlu edecek aktiviteler bulamaz ve o hayale saplanıp kalırsa, bu süre uzar gider. Yeni geleni fark edemez. Kısaca kendi kendine eziyet eder. Beyin, o kişinin gittiği gerçeği ile yüzleşmelidir ancak o zaman bu acılı süreç sona erer.


Öncelikle aşktan anladığımız nedir ve özellikle şunu sormak istiyorum,aşkın kaynağı nedir?


Farklı düşünüyorsan belirt ancak bence aşkın kaynağı "duygulardır".


Duygular ise her an değişebilen izlenimler,etkileşimler değil mi?




Misal küçük bir çocuğu yanağından öptüğünde "sevgi" hissederken,sevgilinle kavga ettiğinde "üzüntü" hissedersin.


Şu diyeceğimi önyargılarını yıkarak dinlemeni rica ediyorum.




O halde aşkı da duygulara dayandırmışsak(hala aksini savunabilirsin.) değişmesini yani son tahlilde yok olmasını ve artık hiçbir şey hissedemediği karşı cinsi bırakıp,diğeri ile ilişki yaşamak ve aşk duygusunu tekrar alevlendirmek istemenin insana ve insanlığa ne zararı var?




Kommensal ilişkileri tenzii ederim.


_______________________
Sadece bir kez yaşarsın.O halde her gün Toblerone ye!
ihaveanidea isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.03.18, 12:41   #8
Özel Üye
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 3.929
Standart

ihaveanidea Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Öncelikle aşktan anladığımız nedir ve özellikle şunu sormak istiyorum,aşkın kaynağı nedir?
Farklı düşünüyorsan belirt ancak bence aşkın kaynağı "duygulardır".
Duygular ise her an değişebilen izlenimler,etkileşimler değil mi?
Misal küçük bir çocuğu yanağından öptüğünde "sevgi" hissederken,sevgilinle kavga ettiğinde "üzüntü" hissedersin.
Şu diyeceğimi önyargılarını yıkarak dinlemeni rica ediyorum.
O halde aşkı da duygulara dayandırmışsak(hala aksini savunabilirsin.) değişmesini yani son tahlilde yok olmasını ve artık hiçbir şey hissedemediği karşı cinsi bırakıp,diğeri ile ilişki yaşamak ve aşk duygusunu tekrar alevlendirmek istemenin insana ve insanlığa ne zararı var?
Kommensal ilişkileri tenzii ederim.
Aşk bana göre beynin yarattığı hastalıklı bir süreç çünkü insan tüm dengelerini yitiriyor. Biyolojik açıdan ise neslin devamı için yaratılan zorunluluğu maskeleyen tutku.

Aşkın belli bir süresi var tabii, o süre sonrası insan boşluğa düşüyor. Aşk yoksa ilişki biter demek de doğru olmaz fakat bence çoğu insan aşka bağımlı ve yaşı kaç olursa olsun aşkın yarattığı o heyecanı, tekrar tekrar bulmaya çalışıyor. Yerine koyabileceklerin ne yazık ki çoğu insanı tatmin etmediği için de eşlerine ihanet ediyorlar.
Sen eşini bırakıp başkası ile mi aşkı alevlendirmekten bahsediyorsun yani bir yabancı ve salt cinsellik ile? Bu kabul edilemez bana göre korkunç geliyor hatta çünkü taraflar aşkı kaybetmiş ve yerine de bir şey bulamıyorsa, ayrılmalıdır ya da olan halini kabullenmelidir. İhanet korkunç bir şey, bu ön yargı değil her ihanet bana göre çok zalimce geliyor. Bir dostun ihaneti ile sevdiğinin ihaneti hiç fark etmez.


*Acil çıkmam gerekiyor, gelince cevap yazarım.


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.03.18, 13:06   #9
Özel Üye
 ihaveanidea - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2017
Nereden:
Mesajlar: 403
Standart

Lefty Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
(...)Kaldı ki bizler çabuk tüketilmiş aşklara ve daldan dala konan günübirlik ilişkilere karşıyız. Ayşe güzel diye ona aşık olup, 3 ay sonra da Fatma'ya aşık olan, aynı sahte sözleri sarf eden ve duygular besleyenleri dikkate bile almıyoruz(...)

Alevlendirmek derken cinselliği kastetmemiştim tabii ki.Tam olarak alıntıladığım yer hakkında soru soruyorum.


Daldan dala,günübirlik ya da başka bir şey olsa da aşkın temeli duygular değil mi ve hissedemediğim duygular için beni neden dikkate almıyorsun?


_______________________
Sadece bir kez yaşarsın.O halde her gün Toblerone ye!
ihaveanidea isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 04.03.18, 16:45   #10
Özel Üye
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 3.929
Standart

ihaveanidea Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Alevlendirmek derken cinselliği kastetmemiştim tabii ki.Tam olarak alıntıladığım yer hakkında soru soruyorum.


Daldan dala,günübirlik ya da başka bir şey olsa da aşkın temeli duygular değil mi ve hissedemediğim duygular için beni neden dikkate almıyorsun?
Aşkın temeli duygular ve duyguları oluşturan beyin yani beynin salgıladığı hormonlar fakat bundan fazlası var. Ruh faktörü de çok önemli. Görmeden sevmek mesela bir insanı ancak ruhun devreye girmesi ile mümkündür.

Samimi duygular var, bir de kölesi olduğumuz hormonların esiri olduğumuz zorunlu duygular var. Ben özgürce yaşanacak samimi duygular için beynin de özgür olması gerektiğini savunanlardanım. Verdiğim örnekte samimiyet yok, kişi hormonlarının kölesi gibi her gördüğü güzel ya da yakışıklıya çekim hissediyor yani özgür iradesi ile değil, vücut mekanizmasının ona sağladığı imkanlar ile yaşıyor. Herkes ile benzer duyguları yaşamaya başlarsan bir süre sonra bu duygular senin için anlam ifade etmez ve hak edecek kişi denk geldiği an tükenmiş olursun.

Birçok insan yüzlerce sevgili yapabilir, özellikle kendine güveni olanlar için hiç problem değildir fakat karşındaki gönlüne hitap etmiyor ya da his oluşmuyorsa zaman kaybıdır, ne işin var o insanla ki, birbirinizi sadece kullanıyorsunuz demektir.


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
aşk, psikoloji, zeigarnik, zeigarnik etkisi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 13:34.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2018 DragonByte Technologies Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Webcrawler by Felsefe.Net
Felsefe.Net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz