Sayfa 1/2 12 SonSon
13 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: EGO'nun Savunma Mekanizmalari

  1. #1
    heisenberg - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08 Aralık 2010
    Yer
    Canada/Kingston & Kocaeli
    Mesajlar
    20

    Standart EGO'nun Savunma Mekanizmalari

    BASTIRMA (REPRESSION)...En sık kullanılan savunma mekanizmalarından biridir. İd den -kaynaklanıp Ego tarafından bilinç düzeyine çıkarılarak doyuma ulaştırılmayı isteyen dürtüler, gerçek ilkesi alanında engele uğradıkları ve Ego da bu yüzden bir çatışma içine düştüğünde, bu dürtüyü İd e yanı bilinçdışı alana geri göndermek, bilinç yüzeyine çıkmasını önleyerek geriye bastırma yolunu seçer.Yaşam boyunca pek çok dürtü bastırılmış olup, bilinçdışında her an bilinç yüzeyine çıkmaya hazır bir halde beklerler. Örneğin; belli bazı cinsel dürtülerini açığa çıkarmamak için zorlanmasında, kişinin tüm cinselliği reddeden bir davranış içine girmesi gibi bir savunma tepkisini benimsediği görülebilir.Kendisi bir kadınla cinsel ilişkiyi isteyen, ancak bunu içinde bulunduğu toplumsal koşullar (yaşam biçimi koşulları, olanaklar ya da ahlak anlayışı vb.) nedeniyle gerçekleştirmesi güç olan bir erkeğin tüm cinsel ilişkileri ve bunu ima eden tüm davranışları (kız-erkek arkadaşlığı, açık giysiler vb.) hepten ayıplayıp kötülemesi ve reddetmesi durumunda bir tepki oluşumundan söz edebiliriz.
    YÜCELTME (SUBLIMATION)- Bilinç yüzeyine çıkarılıp doyuma ulaştırılması kabul edilemeyen,- superego tarafından yasaklanmış ya da engellenmiş bazı dürtülerin kabul edilebilir yüksek sosyal değerli bazı amaçlara yönelik dürtüler halinde değiştirilmesidir. Örneğin; saldırganlık, cinsellik gibi belli bazı ilkel dürtülerin açığa çıkmasının uygun olmadığı koşullarda, kişinin bu enerji birikimini güzel sanat yapıtları, spor ve iş başarıları gibi eylemlere yönelterek, olumlu bir biçimde kullanması gibi.
    DÜŞLE DOYUM (DAY-DREAM).- Gerçekte doyuma ulaştırılması güç ya da olanaksız olan bazı dürtülerin düş gücü ile doyuma ulaştırılmasıdır. Örneğin; fakir bir kimsenin bir piyango bileti alıp, büyük ikramiye çıkarsa neler yapacağını düşünmesinde de böyle bir düşle doyum söz konusudur.
    YERİNE KOYMA (SUBSTITUTION)Dürtülerin asıl amacına ulaşması engellendiğinde asıl amacın yerine başka bir amaç ya da nesnenin konarak dürtü boşalımının sağlanması, gerilimin giderilmesi söz konusudur.


    YANSITMA (PROJECTION)İnsanın kendinde var olduğunu kabul etmek istemediği dürtü uyartılarını, başkalarına yansıtmasıdır. Örneğin; okul ortamı içinde öğretmenlerine karşı kızgınlık ve nefret duyan bir öğrenci, böyle bir nefret duygusuna sahip olmanın hoş bir şey olmayıp ego suyla Superego su arasında çıkarttığı çatışmadan, bu nefret duygusunu öğretmenlerine yansıtarak yani "öğretmenlerim beni sevmiyor, benden nefret ediyor" düşüncesiyle kendini kurtarır.
    GERİLEME (REGRESSION)Herhangi bir çatışma durumu karşısında insanın ruhsal gelişim sürecindeki daha gerideki bazı dönemlere doğru gerileme göstermesidir. Çocuksu davranış, ağlama, saldırganlık, öfke veya korku anında çocuksu bir davranışla birine sığınmak gereksinimi veya aşırı yemek yemek veya kusmak da bu gibi davranış örnekleridir. Psikosomatik hastalıklarda da böyle bir gerileme süreci söz konusu olup, hastalık gösterisinde simgesel bir anlam taşıyan bir organ belirtisi bulunmaktadır.
    YADSIMA (DENIAL)Bilinç dışı bir işlemle dayanılması zor olan bazı kaygı, çatışma ve duyguların ve bunları doğuran olay ve eylemlerin kışı tarafından bilinmezlikten gelinmesi, varlığının kabul edilmemesidir. Yaşamını iyi bir sporcu olmaya adamış, bu yolda çalışmış ve başarıya ulaşarak o ilerlemekte olan bir spor yıldızının mesleğinin en parlak döneminde yapılan sağlık muayenesinde kalp yetmezliği saptandığında, böyle bir hastalığı olduğunu kabul etmeyip, kendisini inceleyen çeşitli hekimlerin yanlış bir tanıya vardıkları üzerinde ısrarla tedaviyi kabul etmeyip spor hayatını sürdürmeyi istemesi de bir yadsıma tepkisidir.
    AKILCILAŞTIRMA (RATIONALIZATION)Anxietenin gücünü azaltmak amacıyla ve çoğu kez yadsıma mekanizmasıyla birlikte kullanılan akılcılaştırmada, iki temel savunma öğesi bulunur.
    (1) Kişinin davranışını haklı göstermesine yardımcı olan öğe,

    (2) Ulaşılamayan amaçlara ilişkin düş kırıklığının etkisini yumuşatan öğe. Örneğin; o gece arkadaşının daveti üzerine onunla yemeğe ve sinemaya gittiği için ertesi günkü sınavına hazırlanamayıp kötü not alan öğrencinin, gitmeseydi arkadaşını kırıp üzecekti ve ayıp olacaktı düşüncesiyle avunması da akılcılaştırma türünde bir savunma mekanizmasını harekete geçirmektedir.


    kaynak : britannica

  2. #2
    nırvana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25 Aralık 2009
    Yaş
    31
    Mesajlar
    60

    Standart

    modern ve güçlü insanı ayakta tutan bu mekanizma zaten ,aslı kendine yalan söylemek olsada olmazsa olmaz denir mi?
    Olmazsa olmazmış da olmuş bu yalanlama çalışmaları.Tüm itici gücün kaynağı nede olsa.Savaşları kazandıran en önemli etken...ben seviyorum kendimi kandırmayı...sizin kadar en az..
    Aşka uçma kanatların yanar. Sadi Şirazi
    Aşka uçmadıktan sonra kanatların neye yarar. Mevlana
    Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar. Yunus Emre

  3. #3
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    Psikolojik tüm savunma mekanizmalarında/yöntemlerinde temel neden olarak ego-nun dürtülerine karşın engel nedenler ile oluşan gerilmeye bağlı olarak geliştirilen pasif ve aktif düşünce ve davranış modelleri irdelenmiş görülmektedir. Tümündeki temel yaklaşımın bastırma savunmasında olduğu gibi bilinç ve bilinç-altı fenomenleri ön-planda tutulmuş ve açıklamalar buna göre yapılmıştır. Sosyalleşen insan türünün içinde bulunduğu toplumsal/ekonomik dizgelerinden bağsız olarak ele alınması örneklendirildiği gibi cinselliği ilkel bir dürtü, ağlamayı gerileme olarak değerlendirmek durumunda kalmıştır. Makalenin temel mantığına bakılacak olunursa, insan türüne ilişkin tüm dürtülerin ilkel olmadıkları sonucunu çıkartmak zor olmasa gerek. Oysa ki tüm dürtüler ilkeldirler ve fakat onların uygarlaştırılması ya da sosyalleştirilmeleri arasındaki temel farkı belirlemek gerekmektedir. Uygarlaşmanın sosyalleşme ile ilgili olmadığı ve doğru orantılı olmadıkları rahatlıkla söylenebilir. Bilinç ve öz-sosyal bilinç ayrımı yapılarak empirik bir sonucu değerlendirmek yerine bilinmeyen “bilinç-altı” ile savunma yöntemlerini açıklamak doğal olarak bu tür yanılgıları barındıracaktır.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  4. #4
    kuzeys
    Ziyaretçi

    Standart

    sevgili nejdet insanın ilkel duygularının uygarlaştırılmasına erdem sosyalleştirilmesinede ahlak diyebiliriz sanırım kabaca.. Bir bebeğin çığlık çığlığa ağlarken bir saniyede normale dönüp gülümsemesi saflık-gelişmemişlik-doğallık olarak adlandırabilir. Ve bu durum bebek için çok basit bir şey iken bir yetişkin için zor bir durum olup değişim için dakikalar ve sağlam replikler gerektirebilir. bilinç ve onun altı yaşadığımız kurumsal kurgusal dünyanın ürünü olup ego ve onun mekanizmaları bunun tepkimesi dışında bir şey değildir bence. Ego bir toplumun nesnel ve doktorinsel nitelikleri ile açıklanıp her topluma ve ulusa göre farklılık gösterir bence. Bazı dürtüler gibi doğuşsal bir şey olduğunu düşünmüyorum daha çok burç olayı gibi yaşamın içeriinde yaşarak öğrenildiğini ve kabullenilip kabullenilmediğini düşünüyorum. Üst insan bilinci ile varlıkları incelediğimizde türlü benzeşmeler ve kesişmeler bizi mutlak bir netlik ve doğallık içerisine soksada insan spinozanın yaklaşımı ile bir cehverdir. İşlenir..

  5. #5
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    sevgili Kuzeys,

    teşekür ediyorum ve fakat bir konuya muhalefet şerhi koymak istiyorum; uygarlaşma/modernite denilen yabancılaşma/yok sayma/yıkım/kan ve göz-yaşı nasıl erdemleşme ile örtüşüyor?!; bunu kabul edemiyeceğim. Uygarlaştıkça insanın kendinden/sosyallikten ve doğadan kopuşu ve içindeki yıkıcı gücün teknoloji ile buluşması onun utancını arttırmıştır ve insanlaşma bu utancını çıplaklığını savunabileceği güne kadar gidermekle insanlaşma sürecini doğal/sosyal çizgiye çekme şansını yakalayabilir/yakalamayabilir de...tercihi kendi türü yapacaktır.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  6. #6
    kuzeys
    Ziyaretçi

    Standart

    sevgili nejdet takdir edersin ki uygarlık sözcüğü en yalın medeniyet ile ifade edilirken bir medinet o toplumun tinsel ve doktorinsel yapısından fazlasını gerektirir. Ki biz bunu tüm farkındalıklarının farkında olarak beşeri ilişkiler içerisinde kültür olarak adlederiz. Erdem ise yaşam biçimini stilize eden kişioğlunun yada insansoyunun kentsoylu hegomanyaları yada tahakkümlerinin dışa vurumudur. Tanrısal bir lütuftan yada onurlandırılmadan söz etmiyorsak şayet..

    Kişinin kendi çıkarlarından vazgeçip başkasının yada başkalarının çıkarlarını düşünüğ gözardı etmeden kabullenmesi ve yaşama ulvi yahut kültürel imgeler ve değerler katması ve bunu süslemesi uygarlaşmanın ta göstergesidir.

    doğal ve doğal olan şey ve o şeyin ta kendisi hakkında başka bir başlıkta bir sohbetimizi hatırlıyorum.. o yüzden ben erdemin aynen ahlak gibi yapay olduğunu düşünüyorum. Utanç ise bilinen en içten acıklı yalandır diyeceğim.

    İnsan hayatının en kötü yanı telafisi olmayan ama özrü olan davranışlar içerisinde şekillenmesidir. Bir baba kızıyla yatar.. Bir ana kızını kıskanır, bir çocuk baba ve annene arasında büyür. Kromozomlar sapıtır. Çocuğun özrü engeli kadardır. Yinede biz diyemeyiz ki adam ve kızın erdemsizliği dışında bu olay ahlaksızdır diye..

    örfmüş,adetmiş töreymiş yasaymış.. suyunun suyu cılkı çıkan şeyler bunlar. öz kendi içinde daha farklı. sadom ve gomora nuh'tan daha meşhur.. kaygı ve korku dünyasında..

  7. #7
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    sevgili kuzeys,

    tersinden eleştiri yapıyorsan bunu anlayabilirim. formun çeperini zorlayacağız gibi; aştığımızdan dolayı arkadaşların alınmasını istemem. fakat, söz-sözü açıyor ve ilerliyoruz...

    "Kişinin kendi çıkarlarından vazgeçip başkasının yada başkalarının çıkarlarını düşünüğ gözardı etmeden kabullenmesi ve yaşama ulvi yahut kültürel imgeler ve değerler katması ve bunu süslemesi uygarlaşmanın ta göstergesidir." tanımına "uygarlaşma" demek istemiyorum; "insanlaşma" olarak katılacağım. mesela, birmilyon insanın yüz günde katledildiği Ruanda olayı öylesine bir olay mıdır? İnsanlaşma/uygarlaşma bu mudur diyebilir miyiz? örnekleri çoklaştırılabilecek bu ve benzeri olaylar/olgular sevincin kaynağı olabilir mi!!!??? sanmıyorum. öyle ise, bu tablo neyin kaynağıdır? ben iznin olursa buna utanç diyorum/yüz-karası....uygarlaşma oryentalist bir aldatmacadır; tekniğin insana sunulması değil, insanın/tüm canlının tekniğe sunulmasıdır; bugünkü insan toplulukları ile ilkel sayılan insan toplulukları karşılaştırıldıklarında çok uygarlaştığımız söylenecektir, bu tanım neye göre yapılmaktadır? Üçe kadar saymasını bilmeyen Afrika toplulukları çok mu geride sayılmalıdır? ki onlar ilkel denilen saldırganlığı bilmiyor ve yaşamıyorlar...çok ilginç değil mi? Ne ilginçtir ki, uzaya egemen olmaya çalışan uygar insan bir diğerini katletmekte tereddüt etmez iken o ilkel kabilede insanlar öldürülmüyor, egemenlik kurulmuyor, cinsler-arası eşitsizlik yaşanmıyor...uygarlık nedir? bu soruyu başka forumda tartışmalıyız. Uygarlık nedir?
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  8. #8
    Feylesof TeCe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    31 Aralık 2010
    Yer
    Sakarya & Bolu
    Yaş
    18
    Mesajlar
    833

    Standart

    En (Yine "en" kelimesini kullandım, sayın nejdet siz bu ifadeyi görmemezlikten görün.) iyi savunma mekanizması konuyu değiştirmektir ve siz kuzeys ve siz nejdet bunu başaramadınız ve kişisel bir münakaşaya girdiniz. Hemen dağılın...

  9. #9
    kuzeys
    Ziyaretçi

    Standart

    hakikaten uygarlık nedir;sevgili nejdet.. bunu nereden neye göre nasıl açıklayacağız. İnsan zihninin hangi yongasında yontulacağız. mehmet akif ersoyun dediği gibi medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.. tüm uygarlıklar tarihlerini kanla yazmış. Tanrı insanın ruh'unu nasıl bir suda vaftiz etmiş ise artık bize de öyle bir dünya kalmış. Biz insanlık ailesi olarak doğamız gereği yaşarken yok olan bir ırkız.ama yaşatma ve yaşama çabasında olan tuhaf bir ırkız. Ruhsal inanışlarımız objektif dünyanın önüne geçebiliyor.İnsanlar hayvanlar gibi sadece yemek su ve an ile yaşayabilecekler iken yaşamayı beceremiyorlar. Mutlaka hayatımızın bir anlamı imgesi değeri olacak.

    düşünsene dostum
    yaşama ve yaşatma bu bir insan için ne iken
    bir toplum için ne olabileceğini..

  10. #10
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    sevgili Talha.CAN, biz sevgili Kuzeys ile sıkı bir görüş-alışverişinde bulunur ve sıkı bir şekilde bir-diğerimizi eleştiririz ve fakat dağılmayız; çünkü, salt yanlışı aramak değil kaygımız, onun yerine yeniyi koymaktır, ezberi bozmaktır amacımız...

    sevgili kuzeys,
    bu uygarlık denilen şey/olgu, fenomen kim nereden uydurmuş ise almış başını gidiyor...ucu bucağı olmayan bir hedef ve ulaşılmaz bir ufuk çizgisi sanki; hem gidilecek ve hem de hiç bir zaman ulaşılamayacak bir ufuk gibi...bu bir paradigma olmasın?
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

Sayfa 1/2 12 SonSon

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0