Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu

Go Back   Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu > Bilgi ve Tartışma > Psikoloji

Etiketlenen üyelerin listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12.09.2011, 13:04   #21
 Beril - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Nereden:
Mesajlar: 236
Standart En kötü baba bile''Baba''mıdır Evet'' Baba''dır

[QUOTE=Beril;25587]Öncelikle teşekkürler konu seçimi gerçekten de harika! Kanımca Öz-Güven sorunu ancak bu yaklaşımda bir yere kadar olsa gerek...Çocuk ya da birey ya da ergen toplumun en küçük yapı taşı olan ailedeki varlığını kökleştirmek sağlamlaştırmak için dünyasında baş köşeye oturttuğu çocuksu deneyimleriyle sabitleştirdiği ve ya putlaştırdığı kişilikleri(ki kendisiyle nesnelleştirdiği bir anlamda sujesini) süreç içinde devirmek zorundalığı hisseder .Büyümenin formülü budur ki, dünyasında bu hissi de yaşadığı ortam empoze eder kendisine...Baba
bu noktada sağlam bir rakiptir kendisine ya da güçlü bir dost eli...Bu sevgi birbirini tüketen hastalıklı bağımlı kişilikler yaratacağı gibi
yepyeni ufuklara yelken açan ;varlığıyla ışık saçan kişilikleri de ortaya çıkarabilir.Evet Baba sadece bir olgu bir öz-güven sorunu. Kaldık ki nice deha kişilikler babasız büyümüş var olmayı başarabilmiştir. Sonuç olarak en kötü baba bile babadır


Beril isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 13.09.2011, 00:29   #22
Düşünür
 okur-yazar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Nereden:
Mesajlar: 2.159
Standart

[QUOTE=Beril;25588]
Beril Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Öncelikle teşekkürler konu seçimi gerçekten de harika! Kanımca Öz-Güven sorunu ancak bu yaklaşımda bir yere kadar olsa gerek...Çocuk ya da birey ya da ergen toplumun en küçük yapı taşı olan ailedeki varlığını kökleştirmek sağlamlaştırmak için dünyasında baş köşeye oturttuğu çocuksu deneyimleriyle sabitleştirdiği ve ya putlaştırdığı kişilikleri(ki kendisiyle nesnelleştirdiği bir anlamda sujesini) süreç içinde devirmek zorundalığı hisseder .Büyümenin formülü budur ki, dünyasında bu hissi de yaşadığı ortam empoze eder kendisine...Baba
bu noktada sağlam bir rakiptir kendisine ya da güçlü bir dost eli...Bu sevgi birbirini tüketen hastalıklı bağımlı kişilikler yaratacağı gibi
yepyeni ufuklara yelken açan ;varlığıyla ışık saçan kişilikleri de ortaya çıkarabilir.Evet Baba sadece bir olgu bir öz-güven sorunu. Kaldık ki nice deha kişilikler babasız büyümüş var olmayı başarabilmiştir. Sonuç olarak en kötü baba bile babadır
O zaman konu öz-güven ihtiyacını sağlamaya yarayan bir otorite/erkek örnek ile özdeşleşme ve daha sonra o örneği yenip kendi bağımsızlığını ilan etme meselesine geliyor ki biz buna erkek çocuk için babalık diyoruz. Özdeşleştiğimiz aynı zamanda ona benzediğimizdir ki aslında içimizde kiminle özdeşleşmiş isek onu baba olarak görürüz. Özdeşleşme dönemi şişirilmiş bir öz-güven dönemidir ve özdeşleşileni yenip bağımsız olmak ise hakiki öz-güvene varmaktır bir birey için. Biyolojik baba kavramından çok çok daha mühim bir kavram olduğuna inanıyorum bu bahsettiğimiz babalık kavramının. Bu kavrama dayanarak ise şöyle diyebiliriz iyi baba bireyin özdeşleşebildiği ve özdeşleştiği otorite/erkek/kişiliktir ve kötü baba ise bu rolü üstlenmeyen tüm yaşı geçmiş erkeklerdir yani kişi için bu babalık kavramı anlayışı ile özdeşleşmeyen tüm erkekler kötü babadır ve sadece iyi baba olan kişinin özdeşleştiği ve sonra yendiğidir. Evet, böylelikle buradan güzel tanımlar çıkardığımıza inanıyorum.


okur-yazar isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 13.09.2011, 01:01   #23
 Nejdet Evren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Nereden:
Mesajlar: 3.608
Standart

baba" fenomenini tartışırken insan/canlı/birey olgularını göz-ardı etmiş oluyoruz. otoritenin kişi üzerindeki etkileri ayıklanacak olursa çocuk ile temelde sevgi bağı üzerinde bir iletişim kurulması gerekecektir. bu nedenle "baba" denilen toplumsal yüklenim ona otoriter bir görev yükleyecektir. çocuklar kendileri ile iletişim kuran bireyler ile öznel yaklaşım içerisinde olabilirler. çocuk ile sürekli bir bağ içerisinde olan, iletişimi sürekli olan birey/ananın ve onunla sürekli iletişim içersinde olmaya çabalayan birey/babanın fonsiyonları öznel olarak da yaratılabilir. hem iletişimin öznel yapıları yönünden bunun biyolojik ana/baba olması da gerekmediği gibi, bu kadar dar tutulmasının da bir anlamı yoktur. çocuğun kendi kişiliği, içerisinde bulunduğu sosyal doku ile sürekli bir iletişim içersinde olmasını gerektirir. bunu temin edeceklerin ana/baba rolünü yüklenmiş olmalaır sadece bir aracılık olarak değerlendirildiğinde, ana/baba olguları çok farklı bir noktaya düşecektir.


_______________________
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökten acizdir.
Nejdet Evren isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 13.09.2011, 01:53   #24
Düşünür
 okur-yazar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Nereden:
Mesajlar: 2.159
Standart

Tabi benim yukarıda açıkladığım babalık fenomeninde eksik olan şeyler "sevgi" ve "iletişim" kavramlarıdır. Sn. Beril "babasızlık" ile bitirdiği cümlesine ben bu fenomeni babasızlık üzerine kurdum. Babasız olanların babalık kavramını hayatlarında nasıl kullandıklarını açıkladım. Bu tabi platonik aşka benzer bir şey çünkü burada baba olarak örnek alınan kişiden gelen bir sevgi yok, tek taraflı. Zaten bahsettiğimiz öz-güveni sağlayan şey babadan gelen sevgi değil mi?


okur-yazar isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 13.09.2011, 19:10   #25
 Feylesof TeCe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden:
Mesajlar: 983
Standart

nejdet Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
dip not: "en" yoktur ve fakat varsayalım ki olsun. o zaman şöyle demek gerekir. en iyi insan en iyi baba ya da anadır.
Siteden biri demişti ki: "Sitede gerçek felsefe yapan az sayıdadır. Nerede baside indirgecek konu var, herkes oradadır. Tanrı Var mı?, Yok Yok mu? Başörtüsü..."
Bence haklıydı. Sitede gerçekten ciddi başlıklar var ama gereken ilgiyi görmüyorlar. Aslında çoğu konu ciddi ama haddinden fazla baside indirgiyorsunuz.
Felsefenin temel disiplinlerine uysanız, söyledikleriniz/yazdıklarınız kendinizle çelişmese gayet hoş olur.
Öncelikle:
Baba nedir?
Babadan kastımız "Biyolojik baba mı, Duygusal Baba mı?"
Kötü nedir? & Kötülük nedir? ... VE BUNLARIN KRİTERİ NEDİR?
.
.
.
En kötü babayı kim belirledi?! (Evet, nejdet bey her zaman ki gibi en konusuna değinmiş; sağolsunlar...)


Feylesof TeCe isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 13.09.2011, 20:07   #26
 Nejdet Evren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Nereden:
Mesajlar: 3.608
Standart

her konu kendi başlığında tartışılacaktır. her konuyu her konunun başlığında tartışmaya kalkarsak çorba olur. felsefi tartışma konusundaki eleştirini dikkate aldığımda ise, sözünü ettiğin kişi -alıntıladıklarından tahmin etmeye çalıştım, yanılmıyorsam- kendi gibi düşünmeyenlere karşı küçük düşürücü söz ve saldırıları düşünce açıklaması sanmaktaydı. "Aslında çoğu konu ciddi ama haddinden fazla baside indirgiyorsunuz." şeklindeki belirlemeyi bu eleştiriye bağlı yaptığın için söz hakkı doğduğundan yanıt vermek gerektiği kanısındayım. Bunu yaparken de kendi adıma yanıt verebilirim. çünkü "siz" çoğulunu kullanmışsın. kendimce felsefe yapmaya çalışıyorum ve öğretiler beni sınırlandıramazlar. ezberciliğe karşı düşünceler açıklamaktan, paylaşmaktan ve tartışarak yeniyi bulmaya çalışmaktan keyif alıyorum.

Sen de sağol sevgili Talha.CAN

/
dip not düşmeyi unutmuşum. örneğin "bilinç-altı" yoktur.


_______________________
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökten acizdir.
Nejdet Evren isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.09.2011, 00:10   #27
 Beril - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Nereden:
Mesajlar: 236
Standart

[QUOTE=okur-yazar;25599]
Beril Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

O zaman konu öz-güven ihtiyacını sağlamaya yarayan bir otorite/erkek örnek ile özdeşleşme ve daha sonra o örneği yenip kendi bağımsızlığını ilan etme meselesine geliyor ki biz buna erkek çocuk için babalık diyoruz. Özdeşleştiğimiz aynı zamanda ona benzediğimizdir ki aslında içimizde kiminle özdeşleşmiş isek onu baba olarak görürüz. Özdeşleşme dönemi şişirilmiş bir öz-güven dönemidir ve özdeşleşileni yenip bağımsız olmak ise hakiki öz-güvene varmaktır bir birey için. Biyolojik baba kavramından çok çok daha mühim bir kavram olduğuna inanıyorum bu bahsettiğimiz babalık kavramının. Bu kavrama dayanarak ise şöyle diyebiliriz iyi baba bireyin özdeşleşebildiği ve özdeşleştiği otorite/erkek/kişiliktir ve kötü baba ise bu rolü üstlenmeyen tüm yaşı geçmiş erkeklerdir yani kişi için bu babalık kavramı anlayışı ile özdeşleşmeyen tüm erkekler kötü babadır ve sadece iyi baba olan kişinin özdeşleştiği ve sonra yendiğidir. Evet, böylelikle buradan güzel tanımlar çıkardığımıza inanıyorum.
Merhaba demek istiyorum öncelikle ....haklısınız güzel tanımlar çıkarmışsınız .Ancak olguyu o anda yaşayan bireyin hissettikleridir bu çözümledikleriniz.Beniim toplumumuzdaki naçizane görebildiğim bu olguyu siz daha da derinleştirmişsiniz.Haklısınız ''Baba'' kavramı ben de biyolojik baba olabilmenin ötesinde birşey...
Yaşamımda yürüyebildiğim ötelere de babamı götürür Baba yapabilirim.Sonuç itibariyle ''baba '' olgusu kendiliğinden bir başına oluşan bir olgu değildir emekle ......
Düşünsenize bir yaşamımızda uğruna hayat verilebilecek her duygu her olgu için böyle değil midir Emek verilir ve o şey olur.Ben yaşamımda bunu başardım çok mükemmel olmasa da babamı ''Büyüttüm'' O nun beni büyüttüğü gibi Bilmem anlatabildim mi?


Beril isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.09.2011, 05:00   #28
Düşünür
 okur-yazar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Nereden:
Mesajlar: 2.159
Standart

Merhaba.

Babamı "Büyüttüm", sözünüz çok hoşuma gitti;
Ve, O'nun beni büyüttüğü gibi, ile de sözünüzün devamını getirdiğiniz de daha da hoşuma gitti.

Büyütmek zaman ister. Büyümek ise zamansızlıktadır, anlıktır. "Büyümek" noktalarının bir dikey çizgi üzerindeki birleşimi=evrim, olgunlaşmak. Olgunlaşmak gibisi yok. Zamanla olgunlaştığımızı sanırız ama olgunlaşmamız an be an olur; anlar ise zamanı oluşturmaz çünkü zaman yataydır ama an dikey ve tek bir nokta, neyse... Delirmeden yani "ben" bizi terk etmeden, inşallah, velîleşiriz yani biz "ben"i terk ederiz... Umarım anlattıklarımızı okuyanlar biyolojik baba ile mecazların düz anlamlarını bu yazılara yamamaz... Ama daha anlatmadan bir şey söylemek istiyorum... "babamı ''Büyüttüm'' O nun beni büyüttüğü gibi" ibarenizin üstüne kendi zanlarımca zevkle uzun uzun yazılar yazıp gevezelik edebilirim fakat bu kısa ve öz yazının sihirinin bozulmasını istemiyorum... Daha önce düştüğüm hatalara düşüp sihirli şeyleri zanlarımca yorumlayarak işin sihirinin kaçmasını bu sefer istemiyorum... İyi geceler.


okur-yazar isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.09.2011, 05:12   #29
Düşünür
 okur-yazar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Nereden:
Mesajlar: 2.159
Standart

Zihin ve dışarıya doğru zihinden bakmak; dışarıdan zihne bakmak ve dışarıya zihnin yanılgılarından arınarak bakmak mes'elesi...

"Babamı 'Büyüttüm', O'nun beni büyüttüğü gibi."

Kötü baba kim peki?????
Kendimiziz değil mi?????

Bunu çözdüğümüz zaman o kötü baba olarak gördüğümüz/sandığımız biyolojik babamıza, ondan gelen değil kendimizden gelen, bir sevgi alt yapılı öz-güven ile yaklaşabileceğiz; maddî yaklaşım değil "anlayış" ile "maneviyat" ile yaklaşım; yaklaşabilinen kendimiz ile yaklaşabilmek; madem bir yere kendimizden yaklaşacağız, bundan önce kendimize yaklaşmalıyız.

Beril hanım, bu konuya olan yaklaşımız konunun boyutunu değiştirdi, size teşekkür ederim, bu forumda görmek istediğim "çıkışı"ı ilk siz yaptınız.

Esenlikler.


okur-yazar isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.09.2011, 21:58   #30
Düşünür
 okur-yazar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2011
Nereden:
Mesajlar: 2.159
Standart

Şimdi konuyu bulunduğu derin boyuttan çıkartalım.

Adolf Hitler'in Psikopatolojisi isimli bir başlık açmak istiyordum fakat çok zaman isteyen bir konu olduğu için açıkçası uğraşmak istemiyorum o yüzden sadece buraya buranın başlığına uyumlu olacak bir biçimde bu konuyu açmak istiyorum; II. Cihan Harbi sırasında, 1943 yılında ve henüz Hitler ölmemişken İngilizler tarafından propoganda amaçlı değil, Hitler'i tanımak amacıyla yazılan ve savaş esnasında değil 1970'lerde yayınlanan Hitler'in Psikopatolojisi isimli kitaptan destek alarak yazmaya başlıyorum;

Freud'un psikiyatriye, özellikle insan davranışının genel olarak anlaşılmasına ilk ve en büyük katkısı; çocuğun yaşamındaki ilk yılların, gelecekteki özyapısını belirlemesinde ne denli önemli olduğunu bulmuş olmasıdır.

Mein Kampf kitabında yazılmış olan "baba figürünün" aksine Adolf Hitler'in babası eşini, çocuklarını ve köpeğini bile döven alkolik bir babaydı. Bu koşullar altında çocuk, kendi davranışlarına yön verecek bir model bulamadığından, şaşırmış durumdadır. Bu durum çocuğun kendisini geliştirmesine engel olmakla kalmaz, içinde yaşadığı çevre için de çarpık bir görünüm yaratır. Dünya, Hitler'e son derece tehlikeli, belirsiz ve hak tanımaz görünmüş olmalı. Çocuk tepkileriyle başa çıkamayacağını anladığı bu dış dünyadan mümkün olduğunca kaçınmak, uzaklaşmak zorundaydı. Babası eve geldiğinde nasıl davranacağını kestiremediğinden güvensizlik duygusu gitgide artmıştı. Ona sevgi, destek ve güvenlik duygusu vermesi gereken kişi, bunların yerine kaygı, huzursuzluk ve belirsizlik hissi vermişti.

Adolf Hitler, çocukken yaşadığı bu yoksunluğu daha sonra da duymuş olmalıdır. Bunun bir belirtisi de saygı duyabileceği, öykünebileceği güçlü bir erkek tipini kendisine örnek olarak aramasıdır. Çocukluğunda tanıdığı erkekler önder rolü için doyurucu değildi onun özlemleri için. Bu amaçla öğretmenlerinden kimine saygı duymuş, ama gerek babasının kötü etkisi, gerekse bu öğretmenlerin tutarsızlıkları nedeniyle örnek arama girişimi başarısızlığa uğramıştı. Daha sonraları, bu gereksinimini karşılayacak tipleri tarihte aramaya kalktı. Sezar, Napolyon ve Büyük Frederik, bağlandığı tarihsel kişiliklerden kimileridir.

Askerlik yıllarında, yani I. Cihan Harbi döneminde Hitler, güçlü erkek önderlere, onu yönlendirecek ve koruyacak tiplere rastlamıştır. Ruhbilimsel açıdan bu yıllarda o, asker ocağını, her zaman aradığı ama bir türlü bulamadığı mutlu bir aile ocağı ülküsünün yerine koymuş, bu nedenle görevini isteyerek ve bağlılıkla sürdürmüştür.

Hitler tipindeki psikopatlarda, olgun bir kişiyi kendisine önder seçme durumu, bütün yetişme yılları boyunca sürer. Olgun bir yaşa geldiklerinde aradıkları, boyun eğecekleri kişilerin, onlar için her yönden yetkin olmaları, sözcüğün tam anlamıyla "üstün insan" olmaları gerekir. Bu nedenle kendilerinden yüksek kişilerle, kendilerine ülküsel örnek olabilecekleri umuduyla ilişki kurarlar. Bu kişilerde bir tek kusur ya da zayıflık belirtisi görmesinler, o zaman üzerine yerleştirdikleri kaidelerden alaşağı ederler. Hitler de yaşamını yetkin bir örnek aramakla geçirmiş, ama sonunda hep onların bir kusurlarını yakalayıp kendisinden üstün olmadıkları inancına varmıştır. Çocukluğunun ilk yıllarında gelen bu eğilimle, yıllar boyunca bu tür kişilerin unvan ya da adlarını eksiksiz söyleme sıkıntısına düşmüştür.
Çocukluğunda üzerine düşen babasının gölgesidir bu!

Bu arada Hitler'in yalnızca "Führer" unvanını seçmiş olmasını not etmek ilginç olacaktır. "Führer", almak istediği unvanların en büyüğüdür onun için. Yaşamını bu unvana yakışacak birini seçip örnek almak için harcamış, ama sonunda buna kendisinden başka yakışacak kimse olmadığı gerçeğini bulmuştur. Artık amacını, aralarında kendisi gibi bir kılavuz arayanların bulunduğu inancıyla milyonlar için gerçekleştirmesi gerekmektedir. Alman halkının bir "önder"e bu denli kolaylıkla boyun eğmeye istekli görünüşü, Almanların büyük bir bölümünün Hitler'in ruh durumunda olduğunu ve yalnız istekli olmakla kalmayıp, kendilerini bu göreve aday gösterenler konusunda pek titiz davrandıklarını da göstermektedir. Bunun toplumbilimsel bir yönü olduğunu ve kökeninin Alman aile yapısında, özellikle babanın iç ve dış dünya arasındaki ikili rolünde yattığını belirtelim. Bu ikilik, kuşkusuz, Hitler'in durumunda olduğu gibi açıkça göstermese bile, Hitler'in, başkalarının kolaylıkla anlayıp kabulleneceği bir gereksinimi dile getirdiği ortadadır.


okur-yazar isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
baba, bile, kotu, midir


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:35.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2018 DragonByte Technologies Ltd. Runs best on HiVelocity Hosting.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Webcrawler by Felsefe.Net
Felsefe.Net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz