2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: Sait Faik Abasıyanık

  1. #1
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart Sait Faik Abasıyanık

    ARKADAŞ

    Bugünlerde bir akşam,
    şehrin aynalı gazinosuna ve aynaların içine
    Selim-i salis gibi oturacağım.
    Önümde rakı, dışarda akşam. akıntı, kayıklar ve gelip geçen,
    Meyhanenin kapısından, iki elini gözüne siper edip bakan birisi
    Bu herif aşık, diyecek.
    Saçları perişan, dudakları mürekkepli,
    hali bencileyin serseri bir kızı
    Büyük bir sandal
    Akıntının içinden çekip
    Rakı kadehimle benim arama bırakacak.

    Diyeceğim:
    Bu akşam değil, bir başka akşam,
    seni alıp bir kocaman şehre götüreceğim,
    O şehirde toprak çoktan patlamıştır
    Yıkılmıştır bildiklerim
    Kocaman cepheleriyle borsalar, saraylar,
    kimbilir belki de mahkemeler, zindanlar..
    Masaldır artık
    Onların kahramanlığı, onların merhameti, onların fazileti.
    Ezanlar, mevlütler, harbler, taburlarla kahramanlar.
    Kafam alkolsüz, ellerim kelepçesiz,
    Seni bir akşamüstü, Sotiraki nin gazinosundan
    Rakı kadehimle benim aramdan alıp
    Altın akşamların sarı çocukların tırmandığı
    Kuşların öttüğü ve yemişlerin yendiği
    Hudutsuz ve çitsiz,
    Perisiz ve cinsiz,
    Kümessiz ve evsiz
    Hasılı numarasız
    Bir memlekete götüreceğim.

    İstasyondan iner inmez
    Seni metrolar başka beni başka tarafa götürsün. Zararı yok!
    Yalnız yine böyle kumral akşamüstleri
    Yapayalnız kaldığım kasım akşamları
    Buruşuk manton, dağınık saçların, mürekkepli ağzın ve hemşire çehrenle
    Ayaklarını bir sandalyeye dayayıp
    Bana iki satır birşey söyleyeceksin,
    Bugün ne yaptın, çalıştın mı?
    İstersen sonra kalkar, gezmeye gidersin
    Bensiz,
    Sen bilirsin...


    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  2. #2
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    O VE BEN

    Sana koşuyorum bir vapurun içinden
    Ölmemek, delirmemek için.
    Yaşamak; bütün adetlerden uzak
    Yaşamak.
    Hayır değil, değil sıcak
    Dudaklarının hatırası
    Değil saçlarının kokusu
    Hiçbiri değil.
    Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
    Ben onsuz edemem.
    Eli elimin içinde olmalı.
    Gözlerine bakmalıyım
    Sesini işitmeliyim
    Beraber yemek yemeliyiz
    Ara sıra gülmeliyiz.
    Yapamam, onsuz edemem
    Bana su, bana ekmek, bana zehir
    Bana tad, bana uyku
    Gibi gelen çirkin kızım
    Sensiz edemem.


    YEİS

    Akşam üstleri geliyor
    Tam insanlar işten çıkarken.
    Salkım salkım tramvaylardan
    Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor
    Namussuz, akşam üstleri geliyor.

    Neremden yakalıyor, bilmiyorum
    Ben tam sevmeye hazırlanırken
    On altı yaşındaki sevgilimi.
    Elini elimle tutmak
    Yirmi dört saatte bir
    Sıcak bir laf dinlemek isterken
    Rezil... Tam o saatlerde geliyor.


    ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ

    Çıplak heykeller yapmalıyım.
    Çırılçıplak heykeller
    Nefis rüyalarınız için
    Ey önünden geçen ak sakallı
    kasketli,
    Yırtık mintanından adaleleri
    gözüken
    Dilenci
    Sana önce
    Şiirlerin tadını
    Aşkların tadını
    Kitaplardan tattırmalıyım
    Resimlerden duyurmalıyım,
    resimlerden...

    Şu oğlan çocuğuna bak
    Fırça sallıyor
    Kokmuş manifaturacının ayağına
    Dörtyüzbin tekliğinden
    On kuruş verecek.

    Seni satmam çocuğum
    Dörtyüzbin tekliğe.
    Ne güzel kaşların var
    Ne güzel bileklerin
    Hele ne ellerin var, ne ellerin

    Söylemeliyim
    Yok
    Yok... meydanlarda
    bağırmalıyım,
    Bu küçük
    Güllerin buram buram tüttüğü
    Anadolu şehri kahvesinde
    Kiraz mevsiminin
    Sevişme vakti olduğunu.

    Resimler seyrettirmeli, şiirler
    okutturmalıyım.
    Baygınlık getiren şiirler.

    Kiraz mevsimi, kiraz
    Küfelerle dolu pazar.
    Zambaklar geçiriyor bir kadın.
    Bir kadın bir bakraç yoğurt
    götürüyor
    Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
    Belediye kahvesinde hakla o eski,
    o yalancı
    O biçimsiz bizans şarkısı.

    Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
    Nasıl etsem, nasıl yapsam da
    Meydanlarda bağırsam
    Sokak başlarında sazımı çalsam
    Anlatsam şu kiraz mevsiminin
    Para kazanmak mevsimi değil
    Sevişme vakti olduğunu...

    Bir kere duyursam hele
    güzelliğini, tadını,
    Sonra oturup hüngür hüngür
    ağlasam
    Boş geçirdiğim bağırmadığım
    sustuğum günlere
    Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı
    boyacı çocuğunun
    Oğlu bir şiir okusa
    Karacaoğlan'dan
    Orhan Veli'den
    Yunus'tan, Yunus'tan...


    MEKTUP

    I
    Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık
    Yağmurlu güvertedeki türküm
    Sana yaklaşmaya vesiledir
    Yoksa canım, seni unutmak için değil.
    Senden sonra ancak anlaşılır
    İnsanoğluna öğretilen yalanlar.
    Senden sonra anlaşılır ancak
    Boşluğu herşeyin.
    Seninle beraberdir dolu kadehler
    Şaraplar seninle aziz
    Cigaralar seninle tüter
    Ocaklar seninle yanar
    Yemekler seninle yenir.

    II

    Senden bahis açılmadıkça susmak isterim
    Senden bahis açılmaya vesiledir.
    Kınalıada, vapur, deniz, yunus
    Şimdiye kadar neden gökyüzü değildi
    Niye böyle oldu
    Neden kitapları severdim?
    Bu şehirde ikimiz birden nefes alıyoruz
    Yoksa neye yarardı bu garip şehir?
    Burada senin doğduğun bana malumdur
    Yoksa sever miydim minareleri
    Süleymaniye'yi?
    Sen gavur olduğun halde.



    KIRMIZI YEŞİL

    Kıyısına tuz ileten rüzgarı
    balıkların yüzdüğünü duyarım
    Dinlerim yosunların konuştuğunu
    midyelerin ağladığını.
    Aşkın bir kanadı vardır kırmızıdır
    delinir
    kan akar.
    Bir kanadı var
    zehir yeşili...
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

Members who have read this thread : 0

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0