10 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Melih Cevdet Anday

  1. #1
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart Melih Cevdet Anday

    ALATURKA

    Çık benim şair tabiatım, çık orta yere,
    Fakir güzelinden söyle,
    Hasret ateşinden çal,
    Çal, söyle benim derdimi sevdalı sesinle..

    Hep bilinen şarkılar gibi olsun,
    Hani dil-i biçareden,
    Sun da içsin yar elinden,
    Yani bilinen şarkılardan olsun.

    Yeni sözler arama, nafile
    Derdim yeni olsa, anlarım
    Gel hazırından söyle bu akşam
    Üzme yetişir, üzme firakınla harabım.

    Sonunda ah çekeriz derinden,
    Kim anlayacak sahiden olduğunu,
    Sen söyle yalnız
    Zülfündedir baht-ı siyahım bestesini,
    Dede'den...

    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  2. #2
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    YANYANA...

    Bu gürül gürül otların yanıbaşında
    Ağacın gölgesine değdi değecek
    Tam şeftalinin kokusu başlarken
    Öpüşmeye kıl kadar bitişik
    Akarsuyun burnunun dibinde

    Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence..


    YAĞMUR

    Birden serçelerle indi yağmur
    Hangisi serçe
    Hangisi yağmur


    YATAĞIM

    Ben ki her akşam yatağımda
    Onu düşünüyorum.
    Onu sevdiğim müddetçe
    Yatağımı da seveceğim....


    SEVİNCİN YARISI

    Kuşlar yağmur yağdırır da
    Yağmur güneşi vururdu ya
    Ben sana gelirdim

    Sevincin yarısı ağzımda
    Zambağa birikir sabahlar
    Ovalar atlara binerdi


    HER GECE BÖYLE DEĞİLİM

    Benim de öyle akşamlarım vardır.
    Kapıdan girince anama sarıldığım,
    Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim,
    Meyhaneye uğramadan çakır keyif,
    Düşmanım yok,
    Gündeliğim cebimde,
    Küfretmeden
    Öyle tasasız döndüğüm akşamlar..
    Benim de öyle akşamlarım vardır.

    Her gece böyle değilim.
    Kulesine koşuşunca deniz
    Cebimde geceden yıldızlar
    Arılarla ballarla kanımda

    Yüreğim avuç olurdu da
    Sonra çeşme de olurdu ya
    Mutsuz dönüşler ayında

    Ben sana gelirdim...


    Mezarlık

    Bir gün biz de bu parka geleceğiz
    Ahbap, arkadaş omuzunda,
    Ve dağlara, taşlara benzeyeceğiz
    Öyle sessiz, öyle manidar...

    Konuşmak yok artık bu yerde
    Yolculuk hevesi, avarelik yok
    Evine, toprağına bağlı herkes
    Muharebe derdi, para derdi yok...

    Yalnız yaşayanlar için midir, diyor, mezarlık,
    Toprak üstündeki her bitki,
    Yerin dibine doğru büyüyenler de var
    Hep yaşayanlar için mi?

    Belki de ağaçlardan yukarıya doğru
    Uzayan bir şey vardır mezarlardan
    Sonsuz hürriyete benzer bir şey,
    Öyle sessiz, öyle kocaman...

    Bir bu tesellisi kaldı mezarlığın
    Yoksa ölünün hali yaman...

    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  3. #3
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    YILDIZ

    Evren esrisin diye gövdende
    Tuttum elinle bir dünya dokudum
    Savatlı ayı taktım bileğine

    Bak yaz kıyısından limon çiçeği
    Yüklü kızarık gece yükseliyor
    Köpeklerin uyuduğu bahçemize

    Minderlerimizi ansı, nerdeyse
    Doğar o anasonlu yıldız
    Kırılmış dağın balkonundan.

    Uzanalım, kavağın ve beynimin
    Kum saatlarını duyuyor musun
    Tenle karışıyor, sürgünlerinle.


    Kaktüs bana bir ağıt söyle.
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  4. #4
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    GÜNEŞTE

    Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz
    Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana.
    Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk
    Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı.
    Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları.
    Bir araba geçti incelmiş yoldan
    El salladı biri, belki tanıdık,
    Belki değil, süreksizliğin eşanlamı.
    Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar
    Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı,
    Çünkü dardır saatler, sığmaz biraraya
    Dalgınlık, deniz ve sardunya.
    Rüzgâr alıp götürdü balıkçı teknelerini
    Uzaktaki kılıçlara, ki bilemeyiz
    Hangi derinlikte dölleyerek denizi
    Gidiyorlar öyle ağırbaşlı, doğuya.

    Ve ocaktan çorbanın kokusu geldi demin
    Burun deliğine kedinin ve köpeğin.
    Rafta kitaplar, mavi bir şişe ve gül
    Donmuş kalmışlar tek başlarına.
    Duvarda bir resim, resimde kalabalık
    Köy alanı, çocuklar, çember ve zaman.
    Breughel nasıl da toplamış bunca
    Ortaklığı ve uyumu biraraya,
    Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz.
    Güneşte her şey çözülür gider bir yana.



    Resim Breughel
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  5. #5
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    ANI Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil bu anılacak şey değil Apansız geliyor aklıma Nerdeyse gün doğacaktı Herkes gibi kalkacaktınız Belki daha uykunuz da vardı Geceniz geliyor aklıma Sevdiğim çiçek adları gibi Sevdiğim sokak adları gibi Butun sevdiklerimin adları gibi Adiniz geliyor aklıma Rahat döşeklerin utanması bundan Öpüşürken o dalgınlık bundan Tel orgunun deliğinde buluşan Parmaklarınız geliyor aklıma Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm Kahramanlıklar okudum tarihte Cağımıza yakışan vakur, sade Davranışınız geliyor aklıma Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil, unutulur şey değil Çaresiz geliyor aklıma.
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  6. #6
    Süreyya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    16 Nisan 2010
    Mesajlar
    463

    Standart

    Yağmurun Altında

    Yirminci yüzyılı yaşadım
    Ertelenmiş bir yüzyıldı bu
    Yıkık bir sur yazgımızın uydusu
    Bekletir ömrü yürüyen ayla birlikte
    Bırakmaz günün adını koyalım.

    Yanıtsız bir yaşamdı erdemimiz
    Herkes içindi ve kimse içindi
    Okunmamış bir yazı, umudu doyuran,
    Duaları düşünmek neye yarar
    Kurgular tutuşturdu bacalardan.

    Yirminci yüzyılı taşıdım
    Tedirginliğimizin zorbalığıdır sanrılar
    Ve tohumun beklenmedik gürültüsüyle
    Çıplak su gibi yinelenir zaman
    Gökyüzünde usumuzun dirliği

    Aklın başarısızlığa uğradığı içtenlik
    Bir şive gibidir insan, ey öldürülmüş insan
    Bilinmeyen bir hayvana özgü bir ses gibi
    Sabırsız testi, hep dolar gibi olan
    Her şeyin sese dönüşeceği bilinemez ki!

    Yirminci yüzyılı yaşadım
    Parlak suyunda boğulmuş sahipsiz
    İnsan yeryüzünde durur, bulutlar
    Bulutlar düşümüzde doludizgin
    Soylu bir çılgınlıktı gündemimiz.

    Ellerinde oyuk gözlü idoller
    Yüreğimin yalanını besler üç güzel
    Bir dağın tepesinde buldum üç güzeli
    Ama ses yok, sessizlik yok, önce erte yok.

    Yirminci yüzyılı taşıdım
    Golgotha' ya dirilemem ki,
    Taşlar arasında yabanıl erinç
    Ölümü diriltiyorduk hep
    Yaşam tabular arasında bir esinti.

    Mevsimler kurgularla oyaladı bizi
    Tarlaya bırakılmış bir at gibi
    Bağlı, yalnız ve özgür,
    Umudumuz sabrın tutamadığı ırmak
    Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi.

    Yirminci yüzyılı yaşadım
    Dingin karşıtlıkların adını bulmalı
    Sel gibi kuruyor yaşlılık, gençlik
    Sanki melekleri gördük uzun saçları
    Tanrının unutkan kuzgunu idik.

    Nasıl unuturum ey doğa
    Bana bir diyeceğin vardı, kalakaldım,
    Vaktim yetmedi, ölüm kalım,
    Bütün yüzyılları yaşadım
    Vaktim yetmedi anlamaya.

    Yirminci yüzyılı taşıdım
    Atalardan kalma huysuzluk
    Kuşku, yeryüzü deliliği,
    Kralımız doğuştan yarım
    Ama tanrımız Ara Ara idi.

    Yaşayamadım yirminci yüzyılı
    Kim yaşadı ki kendi yüzyılını
    Akarsuyun dilinden sezenimiz yok
    Orpheus 'dan sonra ben geldim
    Giz dönüp baktığımız yerde kaldı.

    Görüp de bilenimiz yok.

    Ah acımasızdır uykusuz soru
    Delice zeytin yerdi atamız Homeros
    Biz yemezdik, aşılı zeytindi bizimki
    Suskun arpa, uyur uyanık harlı toprak
    Ama yüzyılımız hamdı, delice idi.

    Yirminci yüzyılı yaşadık
    O çağa bu çağa gömüldük
    Bir şey var, susar, bakar durur
    Ölümün soluduğu denizle var olan
    Gökyüzünden başka çağ yoktur.

    Oysa ne çok geçmiş var, ne çok zaman
    Ne çok gelecek, ne az zaman
    Benzerlikle karşılaştık, susalım,
    Kapalı bir avuçtur sözcük
    Neden açıp da sormak ister insan?

    Sorup da dönenimiz yok.

    Hiçbir yüzyılı yaşamadım

    Tüy kuşun ruhudur, ses teni
    Hep anlar gibi oldum duvara vuran güneşi
    Nesne ve bilinç birdir, çağ atlattı beni
    Bir hoş bilmece içinde yaşadım.

    dingin ol ruhum, belki uzaklarda
    Bir yerde nicedir ilk dizeleri
    Yaratılıyor acıklı destanımızın
    Çağlar sonra hayranlıkla okunmak için
    Belki benzer umursamazlığımız kahramanlığa.

    Kalk dostum ormana gidelim
    Geyik sesleri içine çökelim
    Yeniden doğuş, kıvanç, uyum
    Kurgular bir yana, biz bir yana
    İlk kez düşünmeden görelim

    Martılar gibi yağmurun altında

  7. #7
    Süreyya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    16 Nisan 2010
    Mesajlar
    463

    Standart

    SES..

    Uyandım ki ses içinde kalmışım
    Yüzüm gözüm ağzım burnum ellerim

    Aralanan deniz kapısının sesi bu
    Silkelenen güneş tavuğunun sesi

    Diş rengindeki halatın gıcırdayan sesi
    Ağaç biçimindeki ses borusunun,

    Yarınki buğdayın, devinen kemiğin,
    Tarihsel bileğin, direncin sesi bu
    Oynaşan arabanın, kucaklaşan atların.

    Baktım güneşte soğumuş karanfil gibi mavi
    Bir yapı işçisinin kulağındaki kalem gibi güzel

    Yağmurda ıslanmış namlu gibi yeğin
    Serçe kanadı değmiş çamaşır ipi gibi esrik
    Okul bahçesinde dolaşan güvercinler gibi

    Kıyıda öpülen dudak, yağmurda öpülen dudak gibi

    Gölgelere sokulan yüksüz dakikalar gibi

    Kutsal oyuncaklar gibi.

  8. #8
    Süreyya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    16 Nisan 2010
    Mesajlar
    463

    Standart

    TOHUM


    Dörtnala haberci ilkyazdan
    Aşağıdan inceden beyazdan

    Dumanı tüten sıcak tohum

    Dolan kara toprağı dolan
    Ulaş yeryüzüne ak tohum

    Hay gücüne kurban olduğum
    Dağ taş dinlemezim hey aman
    ..........


  9. #9
    Aksiyom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Temmuz 2009
    Mesajlar
    611

    Standart

    ÖLÜM

    Maviyi anlarsın.
    Denizi anlarsın.
    Mavi denizi
    Zor anlarsın...

    Yedi parça oldu.
    Altısı uçtu.
    Birini aldı.
    Üzerinde 'oluş' yazıyordu..

  10. #10
    Aksiyom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Temmuz 2009
    Mesajlar
    611

    Standart

    ŞAŞIRTICI KARŞILAŞMA

    "Çok eskiden yaşadım bu ânı ben"
    Dersiniz şaşkınlık içinde.
    İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven
    Birden güneş vuran pencere,

    Ve tam sırasında tren düdüğü...
    İşte böyle gelmişti siz dünyada
    Değilken bir gün öğle üstü
    Bu renklerle bu sesler bir araya.

    Yaşamak anımsamak mıdır yoksa?
    Sanmam, biz de bir sestik belki
    Birileri için yıllar önceki
    Şaşırtıcı karşılaşmada


    Yedi parça oldu.
    Altısı uçtu.
    Birini aldı.
    Üzerinde 'oluş' yazıyordu..

Members who have read this thread : 5

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0