2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: Mehmet Akif Ersoy

  1. #1
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart Mehmet Akif Ersoy



    Küfe

    Beş on gün oldu ki, mu'tâda inkıyâd ile ben
    Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.
    Bizim mahalle de İstanbul'un kenârı demek:
    Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmiyerek!
    Adım başında derin bir buhayre dalgalanır,
    Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır.
    Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,
    Selâmetin yolu insan için bu, başka değil!
    Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak,
    Önüm adaysa basıp, yok, denizse atlayarak,
    Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden,
    Lisân-ı hâl ile amma rükûa niyyet eden-
    O sâlhurde, harâb evlerin saçaklarına,
    Sığınmış öyle giderken, hemen ayaklarına
    Delîlimin koca bir şey takıldı... Baktım ki:
    Genişçe bir küfe yatmakta, hem epey eski.
    Bu bir hamal küfesiymiş... Aceb kimin? Derken;
    On üç yaşında kadar bir çocuk gelip öteden,
    Gerildi, tekmeyi indirdi öyle bir küfeye:
    Tekermeker küfe bîtâb düştü tâ öteye.
    -Benim babam senin altında öldü, sen hâlâ
    Kurumla yat sokağın ortasında böyle daha!
    O anda karşıki evden bir orta yaşlı kadın
    Göründü:
    -Oh benim oğlum, gel etme kırma sakın!
    Ne istedin küfeden yavrum?Ağzı yok, dili yok,
    Baban sekiz sene kullandı... Hem de derdi ki: "Çok
    Uğurlu bir küfedir, kalmadım hemen yüksüz... "
    Baban gidince demek kaldı âdetâ öksüz!
    Onunla besliyeceksin ananla kardeşini.
    Bebek misin daha öğrenmedin mi sen işini?"
    Dedim ki ben de:
    Ayol dinle annenin sözünü...
    Fakat çocuk bana haykırdı ekşitip yüzünü:
    -Sakallı, yok mu işin? Git, cehennem ol Şuradan!
    Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan?
    Benim içim yanıyor: Dağ kadar babam gitti...
    -Baban yerinde adamdan ne istedin şimdi?
    Adamcağız sana, bak hâl dilince söylerken...
    -Bırak hanım, o çocuktur, kusûra bakmam ben...
    Adın nedir senin, oğlum?
    -Hasan.
    -Hasan, dinle.
    Zararlı sen çıkacaksın bütün bu hiddetle.
    Benim de yandı içim anlayınca derdinizi...
    Fakat, baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.
    O, bunca yıl çalışıp alnının teriyle seni
    Nasıl büyüttü? Bugün, sen de kendi kardeşini,
    Yetim bırakmıyarak besleyip büyütmelisin.
    -Küfeyle öyle mi?
    -Hay hay! Neden bu söz lâkin?
    Kuzum, ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?
    Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.
    -Ne doğru söyledi! Öp oğlum amcanın elini...
    -Unuttun öyle mi? Bayramda komşunun gelini:
    "Hasan, dayım yatı mekteplerinde zâbittir;
    Senin de zihnin açık... Söylemiş olaydık bir...
    Koyardı mektebe... Dur söyleyim" demişti hani?
    Okutma sen de hamal yap bu yaşta şimdi beni!

    Söz anladım uzun, hem de pek uzun sürecek;
    Benimse vardı o gün birçok işlerim görecek;
    Bıraktım onları, saptım yokuşlu bir yoldan,
    Ne oldu şimdi aceb, kim bilir, zavallı Hasan?

    Bizim çocuk yaramaz, evde dinlenip durmaz;
    Geçende Fâtih'e çıktık ikindi üstü biraz.
    Kömürcüler kapısından girince biz, develer
    Kızın merâkını celbetti, dâima da eder:
    O yamrı yumru beden, upuzun boyun, o bacak,
    O arkasındaki püskül ki kuyruğu olacak!
    Hakîkaten görecek şey değil mi ya? Derken,
    Dönünce arkama, baktım: Beş on adım geriden,
    Belinde enlice bir şal, başında âbâni,
    Bir orta boylu, güler yüzlü pîr-i nûrânî;
    Yanında koskocaman bir küfeyle bir çocucak,
    Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:
    Çocuk, benim o sabah gördüğüm zavallı yetim...
    Şu var ki, yavrucağın hâli eskisinden elim:
    Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...
    Bir ince mintanın altında titriyor, donacak!
    Ayakta kundura yok, başta var mı fes? Ne gezer!
    Düğümlü alnının üstünde sâde bir çember.
    Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryad;
    Nazar değil o bakışlar, dümû-i istimdad.
    Bu bir ayaklı sefalet ki yalnayak, baş açık;
    On üç yaşında buruşmuş cebin-i safi, yazık!
    O anda mekteb-i rüşdiyyeden taburla çıkan
    Bir elliden mütecaviz çocuk ki, muntazaman
    Geçerken eylediler ihtiyarı vakfe-güzin...
    Hasan'la karşılaşırken bu sahne oldu hazin;
    Evet, bu yavruların hepsi, pür südud-i şebab,
    Eder dururdu birer aşiyan-ı nura şitab.
    Birazdan oynıyacak hepsi bunların, ne iyi!
    Fakat Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,
    -Ki ezmek istedi görmekle reh-güzarında-
    İlel'ebed çekecek dûş-i ıztırarında!
    O, yük değil, kaderin bir cezası ma'sûma...
    Yazık, günahı nedir, bilmeyen şu mahkuma!


    Gönülle Başbaşa

    Dudakları bir dal ateş, mercan gibi
    Bakışları masum bir heyecan gibi
    Yürürken titriyen o narin endamı
    Pembe bir gül açmış taze fidan gibi
    Fark edemiyorum gözle gördüğümü
    Saçlarında bağlı aşkın kör düğümü
    Bir tatlı rüya mı, bir canlı büyü mü?
    Elim dokunuyor, fakat yalan gibi...

    Azmine Sarıl

    Ye's öyle bir bataktır ki,
    Düşersen boğulursun
    Azmine sarıl sımsıkı
    Bak ne olursun

    Canan Yurdu

    Eyvah! sevgilininyurdu ıssız kalmış
    Ayak bastığı heryer kırgın bir mezar olmuş
    İçindeki ahenk uçmuş da
    Ses seda kalmamış yuvada
    Yer yer gömülü durur emeller
    Sanki kıyamet gününü beklerler...
    Ya rab! niye böyle bir yığın toprak
    Olmuş yatıyor o temiz saha?
    Ya rab! niçin o parıltı ortada yok?
    Ya rab! niçin uzayıp gitmekte bu gölge?
    Ya rab! sevgilinin yuvası üzerine
    Gerilmiş bu kat kat aydınlık perdesinin anlamı ne?


    İTİRAF

    Safahât'ımda, evet, şi'r arayan hiç bulamaz;
    Yalınız, bir yeri hakkında "hazin işte bu!" der.
    Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi var ya?
    Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  2. #2
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    Mahalle kavehanesi
    .............................. .............................. .......
    Çamurlu bir kapı, üstünde bir değirmi delik;
    Önünde tahta mı, toprak mı? sorma, pis bir eşik.
    Şu gördüğün yer için her ne söylesen câiz;
    Ahırla farkı: O yemliklidir, bu yemliksiz!
    Zemini yüz sene evvel döşenme malta imiş...
    "İmiş"le söylüyorum, çünkü anlamak uzun iş.
    O bir karış kirin altında hangi maden var?
    Tavan açık kuka renginde; sağlı sollu dıvar,
    Maun cilâsına batmış tütünlü nargileden;
    Duman ocak gibi çıkmakta çünkü her lüleden.
    Dikilmiş ortaya boynundan üstü az koyu al.
    Vücudu kapkara, leylek bacaklı bir mangal.
    Kenarda, peykelerin alt başında bir kirli
    Tomar sürükleniyor, bir yatak ki besbelli:
    Çekilmiş üstüne yağmurluğumsu bir pırtı,
    Zavallının güveden hep liyme liyme sırtı.
    Kurur bir örtünün üstünde yağlı bir mendil:
    Ki "ben tependen inersem" diyen hasır zembil

    Onun hizasına gelmez mi? Bir döner şöyle;
    Sicimle kulpuna ilmikli çifte mestiyle!
    Duvarda eski ocaklar kadar geniş bir oyuk,
    İçinde camlı dolap var ya, raflarında ne yok!
    Birinci katta sülük beslenen büyük kavanoz;
    Onun yanında kan almak için beş on boynuz.
    İkinci katta bütün kerpetenler, usturalar...
    Demek ki kahveci hem diş tabibi, hem perukâr,
    İnanmadınsa değildir tereddüdün sırası;
    Uzun lâkırdıya hâcet ne? İşte mosturası:
    Çekerken etli kemiklerle ayrılıp çeneden,
    Sonunda bir ipe, boy boy, onar onar dizilen
    Şu kazma dişleri sen mahya belledinse, değil;
    Birer mezâra işaret düşün ki her kandil!
    .............................. .............................. ...........
    Seyirciler mütefekkir, güzide bir tabaka;
    Düşünmelerdeki şiveyse büsbütün başka:
    Kiminde el, filân asla karışmıyorken işe,
    Kiminde durmadan işler benân-ı endîşe!
    Al işte: "Beyne burundan gerek" demiş de "hulûl"
    Tahharriyat-i amîkayla muttasıl meşgul!
    Mühendis olmalı mutlak şu ak sakallı adam!
    Zemine, daire şeklinde yaydı bir balgam:
    Abanmış olduğu bir yumru yumru değnekle,
    Mümâslar çizerek soktu belki yüz şekle!

    Mehmet akif ersoy
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

Members who have read this thread : 0

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0