Kitaplarda bizleri düşündüren cümleleri burada paylaşarak tartışabiliriz.
Kitaplarda bizleri düşündüren cümleleri burada paylaşarak tartışabiliriz.
Söz uçar, yazı kalır...
"Sınırlı bir dünyada sınırsız büyümenin mümkün olduğuna inanan kişi, eğer deli değilse iktisatçıdır" Kenneth Boulding(*),
(*) Fikret Başkaya, Yeni Paradigmayı Oluşturmak, Maki Basın Yayın, 1.Basım Şubat 2011,S.112
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
Hatıralarımızı eskiten bizler değiliz, diye düşündü. Zaman bunun suçlusu. Zamanın hiç durmadığını panik içinde hissetti. Hatıralar ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, zamana karşı dayanıksızdılar. Gittikçe solan fotoğraflar gibiydiler. Önce, alabildiğine zayıflıyorlardı. Soluyorlar, belli belirsiz hatırlanır gibi oluyorlar, sonra da tamamen kayboluyorlardı. Önce ayrıntılar çıkıyordu akıldan. Hafızanın bir köşesine takılı kalmış bir cümlenin, ne zaman, kim tarafından, ne için ve nerede söylendiği unutuluyordu. O cümle de şekil değiştiriyordu sonra. Anılar zamanla birer leke oluyorlardı hafızanın içinde. Ne kadar zorlansa da belirginleşmeyen.
Kapak Kızı/Ayfer Tunç
kaynakların kıtlığı/sınırlı olmaları bir yana, zaman ögesine karşı direnmek diğer yana. kıt-kaynaklarla yetinmeyi zamansızlıklarda öğrenmek olanaklı görülmemektedir. zamanın yıpratamadığı şey/olgu var mıdır? mesela, ruhsal dünyada yaşanılanlar sevinçler/yıpranmışlıklar ya da korkunç yıkım ve acılar, gerçekte zaman ögesi tarafından silikleştirilebilir mi? hiç sanmıyorum
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
Çok sevdiğim ve üniversite yıllarında röportaj yaptığım Nazan Bekiroğlu'nun Mor Mürekkep ismli kitabından;
Bir "yazar" artık "yazmaz" olduysa,
Bilin ki, ya sahiden yaşıyordur.
Ya da sahiden ölüyordur.
Söz uçar, yazı kalır...
Parça bütüne kavuşacak ki, hasret dinsin...
Jurnal/Cemil Meriç
Söz uçar, yazı kalır...
ilginç bir anlatım;
ancak,
birinci şıkkı onaylarsak, yazarın peşinen ölü olduğunu benimsemiş oluruz;
ben, ikinci şıkkı onaylıyorum.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
"parça" ve "bütün"
hasreti dinen parça mı, bütün mü? yoksa her ikisi de?
bir terslik var.
iki ayrı parça olarak değerlendirdiğimizde, kavuşma hasreti kısmen giderecektir. ancak parça ve bütün söz konusu olduğunda bütün olanın parça olana karşı üstünlüğü olacağından tek yönlü bir hasret giderilmiş olacaktır.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
"Karıncanın Su İçtiği" /" Bir Ada Hikayesi" Yaşar Kemal
"Deniz o kadar durgun, o kadar durgundu ki karıncalar su içerdi. Azıcık sallansa deniz, alır götürürdü karıncayı."
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
Bazen bir sorunun çerçevesini belirleyiş şeklimizde o sorunu çözmemizi engelleyen bir varsayım bulunur. (Jeff Mauzy)