Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu - vBulletin

Kullanıcı Tag Listesi

Dostoyevski (1821- 1881)

Tam adı Fiyador Mihayloviç Dostoyevski’dir. Babası, “Moskova Yoksullar Hastanesi”nde operatör doktor olarak görev yapan, maaşı düşük, ailesi kalabalık, sert ve asabi mizaçlı bir adamdı. Fakat diğer taraftan, işinde ve evinde prensipli, düzeni seven bir kimse idi. Çocuklarını en iyi okullara gönderiyor, özel öğretmenler tutuyor, kendisi de onlara Latince dersler veriyordu. Dostoyevski, özel öğretmenlerden Fransızca; babasından Latince öğrendi. On üç yaşındayken Moskova’nın en iyi yatılı


  1. Dostoyevski (1821- 1881)




    Tam adı Fiyador Mihayloviç Dostoyevski’dir. Babası, “Moskova Yoksullar Hastanesi”nde operatör doktor olarak görev yapan, maaşı düşük, ailesi kalabalık, sert ve asabi mizaçlı bir adamdı. Fakat diğer taraftan, işinde ve evinde prensipli, düzeni seven bir kimse idi. Çocuklarını en iyi okullara gönderiyor, özel öğretmenler tutuyor, kendisi de onlara Latince dersler veriyordu.
    Dostoyevski, özel öğretmenlerden Fransızca; babasından Latince öğrendi. On üç yaşındayken Moskova’nın en iyi yatılı okuluna verildi. On altı yaşına gelince- babasının zoru ile- Petersburg Mühendis Okulu’na kaydoldu. Aynı sene annesini kaybetti. Babası kendi toprak kölelerinden biri tarafından öldürüldüğü zaman, Dostoyevski, henüz on sekiz yaşını yeni bitirmişti.
    Polis kayıtlarında, babasının, on altı yaşında Katya isimli genç bir köle ile gizli ilişkisi bulunduğu; hatta bu kızdan bir de çocuğu olduğu yazılıdır. Öldürülme hadisesinin bu ilişkiyle sıkı sıkıya bağlı olduğu ve kızın amcası tarafından planlandığı tahmin edilmektedir.
    Bu aile dramı, yazarın sara illetine tutulmasına yol açmıştır. Dostoyevski, bütün olumsuz şartlara rağmen, 1843 yılında Mühendislik Okulu’nu bitirdi ve asteğmen rütbesiyle orduda görev aldı. Fakat onun ne orduda ne mühendislikte gözü vardı. Zaten, bu mesleği de babasının zoruyla seçmişti. Bir yıl sonra, ona hem mevki hem de iyi bir maaş sağlayacak olan mesleğinden istifa etti.
    Mühendislik okulundayken, Rus ve Fransız edebiyatının meşhur eserlerini okumuş; Puşkin, Gogol, Schilller, Balzac gibi isimlere hayran olmuştu. Hele Balzac’a sonsuz bir hayranlığı vardı. İlk edebiyat çalışması Balzac’tan tercümeler yapmak oldu.
    Dostoyevski’nin eserlerinde seçtiği karakterlerle Gogol’un bilhassa Petersburg Hikâyesi ile Ölü Canlar’daki karakterler arasında büyük benzerlikler vardır.
    Karamazov Kardeşler’i yazarken Schiller’in Haydutlar’ından bolca faydalanmıştır.
    İlk eseri İnsancıklar’dır. Genç Dostoyevski, bu romanı 1846 yılında yayınladığı zaman; okuyanlar Puşkin’in Menzil Amiri ile Gogol’un Kaput isimli eserlerinden faydalandığı kolayca keşfedebiliyorlardı. Fakat üslup ve konuyu işleyiş tarzı tamamen kendine özgü idi. Dostoyevski’yi okuyucuya ve tenkit yazarlarına da sevdiren bu özelliği oldu.
    İnsancıklar’dan sonra yazdığı Benzer(1846), Beyaz Geceler(1848) ve Netoçka Nezvasnova(1849) isimli hikâyeleri severek okundu.
    Eserlerinde adaletsizliğe, yoksulluğa, egoizme ve zulme karşı şiddetli bir isyan görülür ise de; hemen arkasında kadere teslimiyet ve Allah’tan af dileme vardır. Seçtiği kahramanlarda bu iki duygu daima ağır basar.
    Bütün Rus aydınları gibi Dostoyevski de Çarlık yönetimini tenkit eden yazılar yazıyor, gizli toplantılara katılıyor, ütopyacı sosyalist akımın etkisinden kurtulamıyordu. Ancak O, sosyalist felsefenin sadece ekonomik yönüyle ilgileniyor; ahlaki yönünü beğenmiyordu. Eserlerinde (Suç ve Ceza’da görüleceği gibi) sosyalizmin ahlak felsefesini alaycı bir üslupla tenkit etmekten geri kalmamıştır.
    Dostoyevski’nin bağlı olduğu grubun üyeleri, tamamen gençlerden teşekkül edilmişti. Son toplantılarında, meşhur tenkit yazarı Belinski’nin “Gogol’a Mektuplar” isimli risalesini okumuş; çok geçmeden tutuklanarak askeri mahkemeye sevk edilmişlerdi. Mahkeme büyük bir gizlilik altında tam sekiz ay sürdü.
    Bir sabah, mahpusları erkenden uyandırıp askeri arabalara bindirdiler. Arabaların etrafını saran atlı jandarmaların eşliğinde bir saat süren yolculuktan sonra, Samyonovski Garnizonu’na ait eğitim alanına geldiler. Alanın ortasında, yere çakılı üç kazık görünüyordu. Mahpusların etrafı silahlı askerler tarafından çembere alındı. Askeri komutan, mahkeme kararını okudu. Gençler idama mahkûm edilmişlerdi. Bu karar, hepsinin üzerinde şok etkisi yaptı.
    Mahkûmlara beyaz idam gömlekleri giydirildi. Son tuvaletlerini yapmalarına ve haç öpmelerine izin verildi. İlk posta olarak üç kişi seçildi ve götürülüp direklere bağlandı. İdam mangası, tüfeklerini doldurdu.
    Dostoyevski, ikinci gruba düşğü için ancak birkaç dakikalık ömrü kalmıştı. Birinci grubun işini bitirmek üzereyken, tüfekler doğrultulduğu sırada, “geri çekil” borusu çaldı. Askerler tüfeklerini indirdiler.
    Komutan, öne çıkarak Çar 1. Nikola’dan gelen emri okudu. İmparatorun gençlerin hayatını bağışladığı yazıyordu.
    Sonradan öğrenildiğine göre bu korkutucu mizanseni, bizzat Çar’ın kendisi hazırlamış. Niyeti, gençlere esaslı bir gözdağı vermekmiş
    Dostoyevski ve arkadaşları, idamdan kurtulmuş, fakat cezadan kurtulamamışlardı. Genç yazar, dört yılı kürek, beş yılı sürgün olmak üzere toplam dokuz yıla mahkûm edildi.
    Bir zamanlar, orduda “mühendis teğmen” rütbesiyle görev yaptığı halde; sürgün yıllarını er olarak tamamladı. Hapishane ve sürgün hayatı, Dostoyevski’ye çok acı tecrübeler kazandırdı. Gözlemlerini “Ölü Bir Evden Hatıralar” isimli eserinde değişik tipler seçerek dile getirdi. Bu romanda çizdiği portreler arasında en güçlüsü kuşkusuz ki Dağlı Ali’dir. Hapishanede kitap olarak sadece İncil’in bulundurulmasına izin verildiği için, elindeki biricik okuma aracı olan İncil’le Dağlı Ali’ye okuma-yazma öğretir. Ona, “İncil’den en çok hangi parçayı sevdin?” diye sorduğunda şu cevabı alır: “Kimseyi gücendirme, bağışla ve sev. Hatta bu kişi düşmanın olsa bile.”
    Bu cevap, Ali’nin ağzından, Dostoyevski’nin bizzat kendi görüşüdür…
    Sürgün cezasını tamamlayıp, 1860 yılında Petersburg’a döndü. Kardeşi Mihayli ile “Zaman” isimli bir dergi çıkarmaya başladı. Egemenlik hakkının sadece kendilerine ait olduğunu söyleyen soylu devlet adamlarını ve aydın sınıfını eleştirmekten çekinmedi. Toprak köleliğinin bir sınıf insanı diğerlerine düşman ettiğini her fırsatta dile getirdi. Komünistlerin ahlak felsefesini beğenmediği için, gereken ekonomik reformların Çar tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğine inanmış ve o dönemde hanedana bağlı kalmıştır.
    Ölü Bir Evden Hatıralar’dan sonra Ezilenler, Tatsız Bir Olay gibi eserleri kısa zamanda yayınladığı halde; borçtan bir türlü kurtulamadı. Alacaklıların sıkıştırması üzerine, Avrupa’ya kaçmak zorunda kaldı. Daha önce de iki defa aynı sebeple, Avrupa’ya kaçmıştı.
    Borçlarını ödeyip hapisten kurtulmak için, dergi çıkarmaktan vazgeçip kendisini tamamen roman çalışmalarına verdi. En güçlü eserlerinden olan Suç ve Ceza’yı 1866 yılında bitirip neşretti. Yine aynı sene içinde, bütün eserlerini üç ciltte toplayıp yayınladı. Bunlardan kazandığı para ile borçlarını ödediği gibi büyük bir üne kavuştu. 1878 yılında “Yurttan Notlar” isimli derginin sahibi, büyük bir telif ücreti ödeyerek, “Delikanlı” adlı romanının haklarını satın alınca; Dostoyevski elde ettiği parayla, “Yazarın Notları” isimli bir dergi çıkarmaya başladı.
    Başyapıtlarından biri olan Karamazov Kardeşler son eseri oldu.(1880) Puşkin’in jübilesi sırasında yaptığı konuşmada, aynı zamanda kendi jübilesini yaptığını nerden bilebilirdi?...

    Eserleri: İnsancıklar, Ev Sahibesi, Beyaz Geceler, Amcamın Rüyası, Netoçka Nezvasnova, Öteki, Ezilenler, Ölü Bir Evden Anılar, Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Kumarbaz, Budala, Ebedi Koca, Ecinniler, Delikanlı, Karamazov Kardeşler, Batı Çıkmazı: Puşkin Üzerine Bir Konuşma


    Kaynak: Antik Batı Klasikleri-
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 01-18-2011, 18:58

  2. 'Dostoyevski mum ışığında okurmuş. Lamba sevmezmiş. Çalışırken çok sigara içip arada sırada da koyu demli çay içermiş. Karmazov'un yaşadığı Staraya Rusya jentinden başşlayan ve monotonlukla devam eden bir yaşam. En sevdiği renk, denizin dalgaları. Kadın kahramanları hep o renkte giyisiler giyer.' (Zaman Zaman İçinde Günlükler)
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 03-11-2011, 16:54

  3. Dostoyevski'nin sanatı, ancak son derece ateşli mizaçlı insanları, sinirleri kendi kahramanlarının sinirleri gibi alabildiğine gergin olanları etkiler. Yalnızca son derede duyarlı, son derece tutkulu, ateşli kimseler onu anlayabilir, ona ulaşabilir.. (...) Bilinçli, şeytani bir haz duyarak, bizi fethedeceği anı geciktirir; iç sıkıntısını, insana acı veren o ağır havayı en şiddetli noktasına kadar vardırır ... demiş Stephan Zweig .
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 03-11-2011, 18:36

  4. Dostoyevski Okumak

    Beardayev, Dostoyevski yapıtlarını okuyanları Dostoyevski’ciler ve onu anlamayanlar olarak ayırır. Birinci grup Borges’in öykülerinde vurguladığı imgesi güçlü olan sözünü çağrıştırır. İmgesi güçlüden kasıt kitapta anlatılanları tam ve doğru anlamak değildir. Tam tersine anlatılanlardan kişinin kendinde yeni bir anlam ve kurgu oluşturabilmesi yani imgenin coşmasıdır. Tabii bunun imgesi güçlü herkes için geçerli olduğunu söylemek biraz güç olacaktır. Diğer taraftan kimi okurlar için Dostoyevski sürekli iç karatıcı bir ortamda hastalıklı ve olayların gelişimine müdahale edemeyen karakterleri barındıran, kasvetli sokaklarda ve evlerde geçen, anlamsız ve uzun diyalogları olan tam bir tımarhaneye düşmüşlük hissi uyandıran yapıtlar yazmıştır. Dostoyevki’nin okunma zamanını Herman Hesse şöyle açıklıyor:
    “Dostoyevski, ancak kendimizi berbat hissettiğimizde, acı çekebilme sınırımızın onuna varmışsak ve yaşamı bütünüyle alev alev yanan bir yara diye algılıyorsak, eğer artık yalnızca çaresizliği soluyorsak ve umutsuzluğun bin bir ölümünü yaşamışsak, işte ancak o zaman okumamız gereken bir yazardır. Ancak o zaman, yani acıdan yapayalnız kalmış, felce uğramış olarak yaşamaya baktığımızda, o vahşi ve güzel acımasızlığı içerisinde yaşamı artık anlayamaz olduğumuzda ve ondan hiçbir şey istemediğimizde, evet, ancak o zaman bu korkunç ve görkemli yazarın müziğine açığız demektir. Böyle bir durumda artık bir izleyici olmaktan, yalnızca okuduklarımızın tadına varıp onları değerlendirmekle yetinen kişiler olmaktan çıkmış, Dostoyevski’nin eserlerindeki o zavallı ve yoksul kardeşlerin arasına katılmışız demektir; o zaman biz de onların acılarını çekeriz, onlarla birlikte, soluk bile almaksızın, yaşamın anaforuna, ölümün sonrasız öğüten değirmenine bakışlarımızı dikip kalırız. Ve yine ancak o zaman Dostoyevski’nin müziğine, bizi, teselli etmek için söylediklerine, sevgisine kulak veririz; anca o zaman onun korkutucu, çoğu kez cehennemden farksız dünyasının anlamını kavrarız.” (Hesse, 1995: 11)
    Tabii okuyucunun hazır bulunuşluğunda bir yetersizlik varsa Dostoyevski ya yavan gelir ya da kişiyi kötü bir şekilde dağıtabilir. Dışardan hiç ilgi çekmeyen, dikiş tutturamamış ama bununla övünmeyen birisiyle tanışıp konuşurken size şunu demesi tuhaf gelmeyecektir: “Hayatımın hatası 16–17 yaşımda Dostoyevski okumak oldu”. Bununla birlikte Yeraltından Notları’na bakarak Dostoyevski’de yeraltı (isteseniz underground deyin çok albenili olur) yaşantısı aramak yersizdir. Dostoyevski’nin yeraltı tabiri kalabalıkların arasında görünen ama gerçekte ise dışlanmış kişinin psişik sürecidir. Yoksa Dostoyevski’nin dostları az-çok sosyal bir çevresi, yapmayı sevdiği şeyler vardır. (Aynı şekilde bu Kafka içinde geçerlidir) Bu yeraltının dışa vurumu çılgınlık, tuhaf bir giyim-kuşam ya da yasak olanın peşinden koşma olarak değil ‘yazı’ olarak ortaya çıkar. Çoğu kişi için Dostoyevski’nin günlük yaşamı çok alelade görünecektir. Geceye kadar odasında gezen etrafın sessizleşmesini bekleyen bu nedenle gecenin geç saatlerde işine koyulan yalnızlığı seven biridir. Kendi başına kalmayı sevmektedir. Cezaevinden çıktığında da istediği tek şey insanlardan uzak olmak ve tek başına kalabilmektir. Zaten Perov’un yaptığı tablosunda tek başına ama güçlü bir duruş halinde görünür ve bu tablonun anlatımı yine Perov tarafından yapılan Turgenyev tablosuna göre çok daha güçlüdür. Resimdeki kişi hakkında bilgi sahibi olmasak bile karanlık bir mekânda oturan bu yeşil paltolu dingin görünüşlü adamı birden kalkıp gidecekmiş gibi hissederiz. Oysa orada oturmaktadır. Ellerini dizlerinde bağlamış kendi içine yolculuğu çıkmıştır. Belki de içinde dönen süreç onu her an harekete geçebilecek bir şekilde durmaya itiyordur. Anna Dostoyevski anılarında bu tablonun hazırlanışını anlatırken etkisinin ipuçlarını da veriyor:
    “Aynı kış, [1871–72] Moskova resim galerisinin sahibi Tretyakov, kocamdan, Moskova’dan özellikle bu iş için gelen ünlü ressam Perov’a portresini yaptırmasını istemişti. Çalışmaya başlamadan önce ressam bir hafta boyunca her gün ziyaretimize geldi; her gelişinde kocamı farklı düşünsel ve ruhsal durumlarda buluyor, onunla konuşuyor, tartışmalar açıyor, bu sırada yazarın yüzündeki en belirleyici ifadeleri, özellikle kocamın sanat[ı] üzerine düşünürken yüzünün aldığı ifadeyi yakalamasını biliyordu. Denebilir ki Perov, Dostoyevski’nin yaratıcı anını yakalamayı ve portresinden yansıtmayı başarmıştır. Çalışma odasına girdiğimde, Fiyodor Mihayloviç’in yüzünde hep Perov’un portresindeki ifadeyi görmüşümdür: Sanki kendi içine bakar gibidir; o zaman hiçbir şey söylemeden çıkmışımdır. Düşüncelerinin içine öylesine gömülmüştür ki hiçbir şey görmez, işitmez, sanki odasına girildiğine inanmak istemez.”
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 03-12-2011, 19:29

  5. "Her insan ilk kez denize girdiği günü ya da ilkokula başladığı zamanı hatırlar. Bir de ilk Dostoyevski okuduğu zaman hatırladığı sarsıcı etki vardır."

    Borges
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 03-12-2011, 19:53

  6. Eserlerindn Özetler





    Karamazov Kardeşler

    Küçük bir Rus köyünde toprak sahibi olan Fedor Pavloviç Karamazov'un dehşetli, esrarengiz ölümü, kısa sürede yalnız yaşadığı beldenin değil bütün Rusya'nın ilgiyle takip ettiği bir dava haline gelir. Ölümden, toplumda hiç sevilmeyen, ömrünü ilkesizlikler üzerine kurmuş maktûlün büyük oğlu Dimitri Karamazov mesul tutulmaktadır...
    Ne var ki; insanın bilgiyle donatılmış aklı ve maddi deliller, hayatın girift ve akıl almaz oyunları karşısında çoğu zaman aciz kalmakta ve kader ağlarını örmektedir...
    Dostoyevski gibi güçlü bir düşünür ve edebiyatçının hayat, ölüm, aşk, erdem, para, fikir, sanat, felsefe ve ruh bilimine dair bir ömür heybesinde biriktirdiklerinin muazzam bir kurguyla birleşmesinden doğan Karamazov Kardeşler, dünya durdukça önemini kaybetmeyecek olay ve insan örgüsüyle, dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından olma özelliğini sonsuza dek koruyacaktır...

    İnsancıklar
    İnsancıklar'ın mekanı, pek çok Dostoyevski öyküsünde olduğu gibi yine Petersburg. Büyük ustanın, o güçlü üslubuyla anlattığı; sıradan, pek fazla dikkat çekici olmayan, fakir insanların dostluk ve sevgi öyküsü. ‘...Nedense, bahar insanda sıcak ve mutlu hisler uyandırıyor. Tabiatla birlikte insanın duyguları da canlanıyor. Ben ki, hayatta dikili ağacı olmayan zavallı bir ihtiyarım. Düşünebiliyor musun, ben bile hayal kurabiliyorum!


    Beyaz Geceler
    Beyaz Geceler' Petersburg'un dört beyaz gecesinde yaşanmış sade ve derin bir aşkın öyküsü. Sokakta tanışan hikayelerini paylaşan iki genç birbirlerini çok iyi anlarlar, çünkü farklı mekanlarda aynı duyarlılıkla benzer şeyler yaşamışlardır. İkisi de birbirlerinin hikayelerinin cazibesiyle sarsılırlar. Fakat ne yazık ki Nastenka'nın hayatına girmiş ve ruhunu kuşatmış bir aşk vardır. Öyle olduğu için gerçekte öyküsü olan ve öyküsüyle hayata galip gelen o olur. Muhatabı ise zaten bütün ömrünü yaşanmış o dört geceyle sınırlamaya razıdır...
    'Beyaz Geceler' Dostoyevski'nin zamanı, mekanı ve olay örgüsünü sınırlı tutularak kahramanların iç alemlerinde alabildiğine derinleştiği 'klasik' bir 'Dostoyevski romanı'.

    Yeraltından Notlar
    Hayatını yabaniliğe varan bir yalnızlık içersinde geçiren bir adamın öyküsü Yeraltından Notlar. Mantık denen şeye bir tekme atıp, tüm matematikçileri cehennemin dibine yollamak isteyen çelişkilerle dolu garip bir adamın 'Yeraltı' diye isimlendirdiği kendi münzeviliği, ya da kendi karanlık bilincine çekilerek olayları ve insanları değerlendiren zeki, ama ne yazık ki zavallı birinin... Belki de Dostoyevski'nin yazarlık yöntemini kavramada bir anahtar görevi gören Yeraltından Notlar, insanı, hem kişisel hem de ruhsal değişimi ve çelişkileriyle ele alan güçlü bir Dostoyevski klasiği.

    Kumarbaz
    General'in evinde özel öğretmen olan Alexis Ivanovitch, sevgilisini borçtan kurtarmak için girdiği kumarhanede, kazanmak ya da kaybetmekten daha önemli bir şeyi, içindeki kumarbaz ruhu fark eder. Ve bu farkedişin ardından rulet masaları başında yitirilen işin, aşkın hatta bizzat hayatın öyküsü başlar....
    İçi dünyamızın somut olmayan gerçekleri üzerinde yaptığı cesur tahlillerle dünya edebiyatına damgasını vuran Dostoyevski, sürgün yıllarının ardından kaleme aldığı Kumarbaz'da aşkın, ihtirasın ve paranın kurbanlarını resmediyor.


    Suç ve Ceza
    Kötülüğü ve kötülük sonucu insan vicdanın yaşadığı azapların her türlü hukuki cezadan daha etkin olduğunu anlatan, Dostoyevski’nin büyük eseri... Toplumdaki çarpık adalet anlayışını Raskolnikov karakteriyle irdeleyen Dostoyevski; kötülüğü ve kötülük sonucu insan vicdanının yaşadığı azapların her türlü hukuki cezadan daha etkin olduğunu ileri sürer. Raskolnikov'un öyküsü aslında biraz da her insan içinde var olan gizli bir yanının öyküsüdür.

    Ezilenler
    Timaş Dünya Klâsiği Serisi Dostoyevski'nin güçlü kaleminden çıkmış bu eserle daha da zenginleşti. Yazar Vanya, evliliğe bir adım kala, kendisini terk ederek bir prensin ardından giden nişanlısından ayrılmak zorunda kalır. Ve onunla dost olmaya karar verirler. Kısa sürede ayrılığın eşiğine gelen bu aşk öyküsünün yaralarını sarmaya çalışırken iz sürdüğü gerçekler, bir insanın değil, aslında insanlığın kaderinin öyküsünü çıkarır karşısına…
    Hayatını, insan ruhunu en ince ayrıntılarıyla irdelemeye adayan Dostoyevski, Ezilenler'de, kaldırım taşları üzerinde yaşanmış, ayrı bedenlere bürünmüş benzer kader öykülerini anlatıyor. Hayatın tâ içinde cereyan eden dudak ısırtıcı olayları…

    Amcanın Rüyası
    Dostoyevski gibi dev bir yazarın mutlaka okunması gereken romanı. “Amcanın Rüyası”; aykırı bir yazarın gözünde Rus aristokrasisinin gerçek yüzü. 19. yüzyıl Rusya’sının taşrasında bir kır köşkündeyiz. Akıl sağlığı pek yerinde olmayan ama soylu olduğu için çevredeki zengin ve aristokrat aileler tarafından saygıyla karşılanan bir prens. yeğeni ve genç kızlarını Prensle evlendirmek suretiyle soylular arasına girerek sosyeteye karışma hayallerin kuran bir dizi taşra kadının garip ve komik öyküsü “Amca’nın Rüyası”.
    Dostoyevski’nin sert ve kinayeli dili bu sefer Çarlık dönemi Rusya’sının kültürel yozlaşma içindeki Rus aristokratlarına yöneliyor. Fransız kültürüne özenti içindeki insanları en komik ve en zayıf halleriyle sergileyen Dostoyevski aynı zamanda güçlü bir aristokrasi eleştirisi sunuyor.


    Netoçka Nezvanova
    Netoçka Nezvanova, Dostoyevski'nin yazarlığının ilk döneminin ürünü. Yazarlığının son döneminde yazdığı ve her biri dünya klasiği kabul edilen romanlarındaki yalınlık ve içtenlik, Netoçka Nezvanova'da doruk noktasındadır. Dostoyevski, bu yalınlığı ve içtenliği yazarlığı boyunca korumuş, başarılarının diğer öğelerinin yanısıra bu ögede belirleyici olmuştur. İnsan ruhunun derinlikleriyle ilgilenen ilk yazar değil ama bu konuda yetke sayılan bir yazar olmasının kaynağı da bu ögedir. Bir şeye içtenlikle bakarsak doğru kavrarız. Bu doğru kavrayış, Dostoyevski'nin düşünsel ufku ve felsefi bilgileriyle yoğrulunca Netoçka Nezvanova'lar çıkıyor ortaya.


    Budala
    “Niyetim bütünüyle güzel bir insanı anlatmaktır.” Dostoyevski Budala’yı bu amaçla kaleme aldı ve peygamberimsi kahramanı Prens Mişkin’i böyle yarattı. Dostoyevski’nin en büyük dört romanından biri olan Budala, aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük aşk romanlarından biridir de. Bu dünyada iyi olmak mümkün müdür, yoksa bu biraz da budalalık mıdır? Bu başeserinde Dostoyevski’nin şeytani zekâsı iyilik ile kurnazlık, saflık ile günah, aşk ile inanç arasındaki tehlikeli bölgelere giriyor.
    “İnsanlık komedyasının olağanüstü zenginliğine rağmen, Dostoyevski’nin kişileri hep aynı düzeyde, alçakgönüllülük ve gurur düzeyinde toplanır ve sıralanırlar... Dostoyevski’nin kadın kahramanları, erkeklerden de fazla kararlıdırlar gururlu olmaya, onları gurur harekete geçirir hep.”


    Başkasını Karısı
    Ruhsal çözümleme, ünlü Rus yazarı "Dostoyevski"nin hemen hemen tüm yapıtlarının ana eksenini oluşturur. "Başkasının Karısı", Dostoyevski'nin "Kıskançlık" üzerine kurduğu ve onun, ruhsal çözemlenin ustası olduğunu kanıtlayan uzun öykülerinden biridir. Dostoyevski, kitabın ikinci uzun öyküsü olan "Dürüst Hırsız"da ise bir terziyle bir hırsızın insani dramını aktarıyor


    Ev Sahibesi
    Dostoyevski, Ordinov'un Katerina'ya tutkusunu konu ettiği "Ev Sahibesi" adlı bu uzun öyküsünde, yine insan kişiliklerinin özlerine iniyor. Dostoyevski'nin bu derinlemesine arayışı klasikleşen bir uzun öykü yaratıyor "Ev Sahibesi" ile. Aşk arayışı ile düşsellik arasındaki ilişkinin irdelendiği bu uzun öyküde insan'ı buluyoruz karşımızda.


    Ebedi Koca
    ...Öte yandan, böyle bir kadına uygun düşen ve bütün görevi bu kadına uygun düşmek olan bir koca tipi de vardı. Böyle bir kocanın asıl görevi 'ebedi koca' olmaktı, yani o hayatı boyunca kocadan başka bir şey değildi.
    'Böyle adamlar koca olmak için doğup büyürler, kendilerine özgü karakterleri olsa bile evlenir evlenmez karılarının tamamlayıcısı oluverirler. Bu tip bir kocanın en belirgin özelliği alnındaki madalyalardır.
    Boynuzlarının olmaması güneşin doğmaması demektir. Bu gerçekten habersizdirler, doğaları gereği habersiz olmak zorundadırlar


    Öteki
    Dostoyevski'nin gizem dolu bir romanı: Kahramanı memur Yakup Petroviç'in 'Olmasından korktuğu ve olacağını önseziyle anladığı şeylerin hepsi gözünün önünde bir bir gerçekleşiyordu...''Saçlarının başında dikleştiğini hissetti ve olduğu yerde kendini kaybetti. Yol arkadaşını tanımıştı: Bu adam kendisi, yani Yakov Petrovic Goladkin`den başkası değildi! Başka bir Goladkin olduğu halde tıpkı onun gibiydi, kısacası, her bakımdan onun eşiydi...' Bu güzel ve gizemli romanı Dostoyevski hayranları etkilenerek okuyacaklardır.


    Batı Çıkmazı Puşkin Üzerine Konuşma
    Puşkin üzerine konuşma Dostoyevski'nin 6 Haziran 1880'de Moskova'da Puşkin'in bir heykelinin açılışı münasebeti ile yaptığı konuşma metnini kapsamaktadır.
    Bu konuşmasında Puşkin'in çeşitli özellikleri üzerinde durarak onun Rus milleti için taşıdığı milli değeri ifade etmeye çalışan Dostoyevski, o yıllarda Rus aydınları arasında yaygın olan batıcılığa karşı milliyetçiliği destekler.
    Ona göre Rusya'nın kurtuluşu öncelikle kendi milli ve manevi değerlerine sahip çıkmak yolunda olacaktır. Halkına yabancılaşmış Rus aydını bu yoldu en büyük engeldir. Ünlü yazarın düşünceleri Türkiye ve benzeri ülkelerde de günümüze kadar süregelen batılılaşma hareketlerine açıklık getirmektedir


    Bir Yazarın Günlüğü
    Yirmi aralıkta karar verildiğini, Vatanperver dergisinin yayın yönetmenliğine getirildiğimi öğrendim. Ne var ki, bu büyük olay yani benim için büyük olan bu olay son derece sade bir biçimde olup bitti. Tam o gün, yirmi aralık günü Moskova haberleri dergisinde Çin İmparatorunun evlenme töreni üzerine bir yazı okumuştum; çok etkilemişti beni bu yazı. Görünüşte oldukça karışık olan bu parlak olay insanı şaşırtacak kadar sade bir biçimde olup bitiyordu; Bu törenin her şeyi en küçük ayrıntısına varıncaya dek, neredeyse iki yüz ciltlik törenler kitabında daha bin yıl öncesinden anlatılmış, belirlenmişti. Bu çok büyük olayla, Çin imparatorunun evlenmesi olayıyla, benim, derginin yayın yönetmenliğine getirilmem olayını karşılaştırınca, yurdumuzun kuruluşlarına karşı bir hoşnutsuzluk doldurdu içimi. Beni bu göreve böylesine kolay getirmelerine karşın, Vatanperver'i Çin'de yayınlamanın Prens Meşçerski ile benim için burada yayınlamaktan çok daha yararlı olacağını düşünmekten kendimi alamadım... (Kitabın İçinden)


    Delikanlı
    'Delikanlı' romanında evlilik dışı bir çocuğun, babasının sevgisini kazanmak amacıyla gittiği Petersburg'daki serüvenlerini anlatırken, diğer yandan Avrupa aydınının çöküşüyle Rusya'nın benzersiz ve yetkin kozmopolit yapısı arasındaki ikiliği temel alır.


    Ecinniler
    Varoluşçu felsefenin temel kaynaklarından biri kabul edilen ve birçok çağdaş dünya yazarını büyük ölçüde etkileyen Dostoyevski günümüzde en çok okunan 19. yüzyıl yazarları arasında ön sıralarda yer alır. İnsanın iç dünyasını, karmaşık yapısını, ikilemlerini olağanüstü bir açıklıkla yansıtan yazar modern roman anlayışı üzerinde yönlendirici bir rol oynamıştır. Patetik bir hava ve derin bir psikolojinin egemen olduğu yapıtları Dostoyevski'nin huzursuz, sinirli, aşırı duyarlı kişiliğinin izlerini taşır. Duygu ve ideolojinin büyük bir ustalıkla bağdaştırıldığı bir yapıt olan 'Ecinniler'de Dostoyevski nihilizmin, tanrısızlığın ve Batı düşüncesinin Rus devrimcileri üzerindeki olumsuz etkilerini sergilemiştir. (Arka Kapak)


    İlyuşa
    Ünlü Rus yazarı F.M. Dostoyevski'nin yalnız çocuklar için yazdığı özel bir kitabı yoktur. Ancak ünlü romanlarının bazılarında çocukları anlatan, çocuk öyküsü sayılabilecek bölümler vardır. Usta yazarın ünlü Karamazov Kardeşler romanından orjinalliği bozulmadan bölümler halinde alınarak düzenlenmiş bu öykü Çocuk Kitapları Klasikleri arasında seçkin yerini alacaktır. (Arka Kapak)


    Natoçka İle Katya
    Bu, hastalığımın ikinci ve son dönemiydi. Gözlerimi yeniden açtığımda üzerime eğilmiş bir çocuk yüzünü gördüm. Bu, benimle aynı yaşlarda bir kızdı. İlk yaptığım ona elimi uzatmak oldu. Ona ilk bakışımda nedense içime bir mutluluk, tatlı bir önsezi yayıldı. Bir an gözünüzün önüne en küçük bir kusuru olmayan, insanın gözünü kamaştıran, insanı heyecana düşüren, şaşkına çeviren, bakışlarınız onunla karşılaştığında karşısında Allah'a şükretmek isteğini duyacağınız, çok, ama çok güzel bir yüzü getirin. İşte bu, prensin kızı Katya'ydı. Moskova'dan yeni dönmüştü. Benim davranışıma gülümsedi. Duyduğum tatlı coşkudan zayıf sinirlerim gevşedi bir anda.
    (Kitabın İçinden)

    Tatsız Bir Olay
    Bazı yazarların ustalığı bir kitabıyla da anlaşılır. Dünyanın en büyük yazarlarından olan Dostoyevski, Tatsız Bir Olay adlı romanında bu ustalığı kanıtlar. Bu romanda Dostoyevski, liberalizm rüzgarlarına kapılan bir Rus soylusunun bir geceye sığan serüvenini alaycı bir tarzla anlatır. Tatsız Bir Olay'ı okuyun seveceksiniz. (Arka Kapak)



    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 03-12-2011, 20:08


Benzer Konular

  1. Dostoyevski Ezilenler EZİLENLER
    Konu Sahibi muratkarahan Forum Kitap
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 07-16-2012, 18:56
  2. Fyodor Dostoyevski - Yeraltindan Notlar
    Konu Sahibi Phi Forum Edebiyat
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 06-14-2011, 15:59
  3. Dostoyevski 'ye ait özlü sözler
    Konu Sahibi mavimor Forum D-E-F
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 01-18-2011, 19:00
  4. Dostoyevski ve Tarkovski
    Konu Sahibi Phi Forum Edebiyat
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 01-14-2011, 16:12
  5. hangi dostoyevski karakterisiniz?
    Konu Sahibi Heybe Forum Genel Tartışma Alanı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12-29-2009, 05:57

Bu Konu için Etiketler

Sosyal Linkler
Sistem Bilgileri

Powered by vBulletin® Copyright © 2014 vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

uyarılar
  • Forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.