Sayfa 1/2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Anarko-Kemalizm Nedir

  1. #1
    VATANSIZ
    Ziyaretçi

    Question Anarko-Kemalizm Nedir

    Internette gezinirken bir ifadeye rastladim `Anarko-kemalizm`! Daha once duymamistim, nedir ne degildir diye arastiriken soyle bir site buldum.

    Kod:
    http://www.ruhtipasi.com/images/6ok.htm
    Hatta biraz daha arastirinca bir feysbuk gruplari da oldugunu ogrendim.

    Kod:
    http://www.facebook.com/group.php?gid=50333791196&v=info
    Uzatmayayim, bu yeni Turk mucitler ozetle sunlari savunuyorlar:

    6 OK BİRLEŞTİ TEK OK OLDU

    ANARKOKEMALİZM.

    Bu ülkede atatürk'ü referans göstermeden herhangi bir ideoloji kurgulamanın anlamsızlığına vakıf olan her türk anarşistinin benimsiyeceği siyasal görüş anarko-kemalizmdir.

    Bugüne kadar vatan, millet aşkı ile dolu anarşist bünyeler çıkmadıysa bu anarşizmin büyük bir ayıbıdır.

    Devletçilik ilkesi ise tek başına ele alınmamalı. nasıl ki bir renk skalasını hızla çevirdiğimizde ortaya beyaz çıkıyorsa. altı oku birleştirmeye çalıştığımızda da ortaya kaos çıkar, anarşi çıkar.

    Dışarıdan gelen bütün düşünceler ülkemiz için tehlikeli ve zararlıdır. bu görüşlere kapılanlar onun bunun oyuncağı olur, şer odaklarının kontrolüne girer.

    Anarşizm gelecek ise onu da biz getiririz!
    Kemalistlerin her turlu sol degere yamanmaya bayildiklarini bilirdim fakat bu kadarini ben de ummuyordum.

    Hatta Jon Turklerin ideologlarından birisi olan Dr. Abdullah Cevdet bile zamanında anarşizmden heyecanlanmış bir zaat-i muhterem idi. Yani anlayacaginiz bu `ben yaptim oldu` kafasi kemalistlerde yeni birsey degil. Gunumuzde de elbette bu anlamda degerlerlendirilebilecek ornekler fazlasiyla mevcut ( Bkz: Yalcin Kucuk, Nihat Genc efendiler, ulusalcilar v.b )

    Mevzuyu biraz daha eseleyince bunlarin aralarinda toplumsal anarko-kemalistler ve bireysel anarko-kemalistler diye ikiye ayrildiklarini da ogrendim. Birincisi daha komunal bir dusunceye meylederken ikinci grup `bagimsizlik benim karakterimdir` vecizesinden(!) hareketle daha bireysel takiliyorlar. Hatta Ataturk Orman Ciftligini ornek gostererek `Ataturk aslinda bir ekolojistti` diyecek kadar tozutmakta da bir sakinca gormuyorlar.

    Vaziyetin ozeti asagi yukari bu.
    Konu Phi tarafından (01 Aralık 2009 Saat 19:33 ) değiştirilmiştir.

  2. #2

    Üyelik tarihi
    14 Haziran 2009
    Mesajlar
    230

    Standart

    bu konunun aynısını gezinirken khaos.info da da görmüştüm.. ordaki açan da sizdiniz sanırım

    çok güldüm yahu.. anarko-kemalizm.. yeni tatlar, yeni lezzetler arayışı içindeler.. komik.. trajikomik mi? yok yok direk komik ya bu
    belkilerle dolu bir hayat yaşıyoruz derken bile bir belki geliyor insanın aklına..

  3. #3
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    Tüm bu saçmalıkları Atatürkçü düşünce diye ortaya koymanız saygı sınırlarını aşmakta. Sınırları aşmanın da bir sınırı vardır... Sınırlar farkında olmadan aşılır ve biri sizi uyardığında eğer siz hala aşmaya devam ediyorsanız bu durumun hiçbir mazereti olamaz... Bu komplekstir.
    Bu kadar yoğunlaşmış bir komplekse kızacak kadar da merhametsiz değilim.
    Anlarım, sadece anlar ve tebessüm ederim ))

    Atatürkçü düşünce hiçbir zaman sizin sözünü ettiğiniz sol değerlere (ki ne olduğunu anlayamadım;Marks’tan ,Enver Hocaya kadar uzanan hangi değer) hiçbir zaman yaslanmamış olup tam tersine ülkemizde gerçek Marksistler ve antiemperyalistler her zaman Atatürk’e dayanmışlardır.
    Bu konuda M.Ali Aybar’ı ,Mihri Belli’yi,daha yakın zaman içinse Deniz Gezmiş’i,Mahir Çayan’ı okumanızı ve incelemenizi öneririm.

  4. #4

    Üyelik tarihi
    14 Haziran 2009
    Mesajlar
    230

    Standart

    mühendis ne yaptın ya.. hangi Marksist düşünce Atatürk'e dayanıyor.. böyle birşeyin olması mümkün değil.. Marksist düşünce Atatürkçü düşünceyle her alanda çelişmekte.. ikisinde de devrim var diye bu kadar çakıştığını düşünmek hiç doğru değil..
    belkilerle dolu bir hayat yaşıyoruz derken bile bir belki geliyor insanın aklına..

  5. #5
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    Sanırım gözünüzden kaçtı.
    Ben Marksizm demedim.
    Ülkemizdeki gerçek Marksistler ve antiemperyalistler demiştim.

  6. #6
    Laetna - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30 Temmuz 2008
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    372

    Standart

    Yok ya ben bu kadar gülmemiştim demeyeyim ama gerçektende güldüm sonuçta. İlk tavsiyemde o guruptakilere anaşizmin tarihcesini bir araştırsınlar demek olacak. Hangi anarşist görüş devletin var olmasını savunmuş ki?
    İnsan yenilince tükenmez,pes edince tükenir.

  7. #7

    Üyelik tarihi
    14 Haziran 2009
    Mesajlar
    230

    Standart

    "Sanırım gözünüzden kaçtı.
    Ben Marksizm demedim.
    Ülkemizdeki gerçek Marksistler ve antiemperyalistler demiştim."

    yani ülkemizdeki gerçek Marksistler ve antiemperyalistler Atatürkçü düşünceye dayanıyor.. işte buna anlam veremedim.. Marksizmin temelinde Atatürkçü düşünceyle uyuşacak noktalar çok az diyorum.. siz diyorsunuz Marksizm demedim.. Yahu gerçek Marksistler Atatürkçü düşünceye dayanıyorsa bu Marksizm nasıl oluyor..
    yazdığımızı okursak daha mantıklı olur..
    belkilerle dolu bir hayat yaşıyoruz derken bile bir belki geliyor insanın aklına..

  8. #8
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    Merhabalar,

    Uzun zamandır, aylaklıkla!
    Zamanı öldürmek gibi zorlu bir uğraşı içersinde olmam
    nedeniyle aranızda olamadım.
    Eh ….
    Kolayladım.
    Geldim .
    Geldim ama,

    Hoşca üstadım ,

    ‘’yani ülkemizdeki gerçek Marksistler ve antiemperyalistler Atatürkçü düşünceye dayanıyor.. işte buna anlam veremedim.. Marksizmin temelinde Atatürkçü düşünceyle uyuşacak noktalar çok az diyorum.. siz diyorsunuz Marksizm demedim.. Yahu gerçek Marksistler Atatürkçü düşünceye dayanıyorsa bu Marksizm nasıl oluyor..
    yazdığımızı okursak daha mantıklı olur.’’


    diye ( celallenerek ) sualler eylemiş.

    Acaba Nasreddin Hoca gibi;
    Bilenler bilmeyenlere anlatsın desem!

    Yırttım mı ?
    Yırtamadım mı?
    Kahveniz nasıl olsun üstadım?

    Hala mı !
    Bide kırk yıl hatırı var derler!

    Anladım,kaçış yok.

    Yok olmasına da!
    Şööle …,,,
    Sevgi ateşinde kaynatılıp gönül demliğinde demlenmiş
    bir bardak çay.
    Kabulümdür, duyrula.
    Ustaların eli tutulmazmış . ( değiştirdim) )

    Gelelim Hoşca üstadın suallerine;

    ‘’Bu konuda M.Ali Aybar’ı ,Mihri Belli’yi,daha yakın zaman içinse Deniz Gezmiş’i,Mahir Çayan’ı okumanızı ve incelemenizi öneririm.’’


    diye daha önceden cevap verdiğimi sanıyordum.Kabul görmemiş.

    O zaman;
    M:Ali Aybar’ın söylemlerinden örneklerle yola çıkmakta yarar görüyorum.

    'Ben İtilaf donanmasının gelişini, topları saraya çevrili Boğaza demir atışlarını gördüm, İstanbul'u zaptedişlerini gördüm; ...sizler çoğunuz o zaman henüz yoktunuz, dünyaya gelmemiştiniz, bilmeyebilirsiniz. Bense işgalin, istiklalini kaybetmenin ne demek olduğunu yaşadım biliyorum'.

    "Verdiğimiz savaşın adı: Bağımsızlık Savaşı, Kurtuluş savaşı idi. Kimden kurtulacaktık ? Kimlerden bağımsız olacaktık ? Emperyalizmden ve kapitalizmden. Bu açık açık söyleniyordu. Atatürk ayrıca, yaşamak, kurtulmak için çalışan, çalışmak zorunda olan emekçi bir halk olduğumuzu vurguladıktan sonra çalışmadan yaşamak isteyenlerin toplumumuzda yeri olmadığını söylüyor ve halkçılık toplumun düzenini emeğe dayandıran bir doktrindir diyordu."
    Aybar'a göre 1. Meclis çok çeşitli görüşten kişilerin (en kaba çizgiyle 1. ve 2. Gruplar) bir araya gelmeleri ile oluşmasına karşın temel ortak nokta tam bağımsızlıktır.
    Ve Aybar'a göre Mustafa Kemal bunu en iyi şu şekilde açıklamaktadır; "Alim, cahil, milletin bütün fertleri, hepsi belki işin içindeki güçleri iyice kavramadıkça bugün yalnız bir nokta etrafında toplanma ve sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta tam bağımsızlığın sağlanması ve sindirilmesidir.
    Tam bağımsızlık demek, elbette, politika, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık, tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlıktan yoksunluğu demektir.
    Biz bunu sağlamadan ve elde etmeden barışa ve esenliğe erişemeyeceğimiz kanısındayız."
    (13 Haziran 1921, Franklin Borulleri'le konuşma). 1922 yılı bütçe görüşmelerinde de : " Mali istiklalin korunması için birinci şart bütçenin iktisadi bünye ile mütenasip ve mütevazi olmasıdır.Binaenaleyh, bünye-i devleti yaşatmak için, dışarıya başvurmaksızın memleketin gelir kaynakları ile idare, çare ve tedbirlerini bulmak lazım ve mümkündür."


    "O günlerde hepimiz bağımsızlığı Türkiye Sosyalizminin vazgeçilmez temel ilkesi sayıyorduk. Türkiye'ye özgü Sosyalizm, Kurtuluş savaşımızın mirascısıydı. Marksizmin Kurtuluş savaşı Türkiye'sinin tarihsel gerçeklerine göre yorumuydu. Ulusal bağımsızlık bizim için Türkiye Sosyalizminin vazgeçilmez bir ögesiydi.", "...Geri kalmış bir ülke olan Türkiye'de komprodor kapitalizmi ilişkileri kökünden değiştirilmedikçe tam bağımsızlığa kavuşulması katiyyen mümkün değildir...İlk milli kurtuluş savaşını zafere götüren fakat insanca bir hayata gene de ulaşamayan işçiler, köylüler tüm emekçiler iyice anlamalıdır ki bu sefer sömürü düzeni tümden değişecektir." Bütün bunların becerilebilmesi içinde gerçek devrimci eylem demek olan kitleler içinde derinlemesine çalışma yapmak zorunludur. Eylem; "kitlelerin bilinçli siyasal bir güç olarak davranmalarını sağlayacak ön çabalarla, halk kitlelerinin bizzat etkin hale gelmesini sağlayan bir kavramdır."

    Mihri Belli ile devam edelim.

    ‘’Cumhuriyet emperyalizme, yani Cihan fînâns Kapitalizmine ve Saltanat'a, yani Osmanlı tefeci - bezirganlığına karşı savaşarak doğdu.

    Türkiye'de Cumhuriyet'in anlamını yücelten ve kutsallaştıran, Mustafa Kemal'in hiç hayale kapılmaksızın pek açık belirttiği, o her iki irtica cephesinde, her iki gericilik cephesinde başardığı savaştır.

    Bunu, bize en iyi özetleyen kişi, Cumhuriyet'in ölümsüz kurucusudur.Mustafa Kemal, Türkiye'yi yüzyıllardan beri iki büyük kahredici gücü, iki büyük lanetleme gücü ezdiğini haykırdığı gün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gönderesine ilk Cumhuriyet bayrağını çekmişti

    Bu İki kahredici, lanetleme, baş belası güç neydi?
    Mustafa Kemal'e göre birisi Emperyalizm, öteki Saltanat'tı.

    Emperyalizm neydi?
    Batıda, serbest rekabetçi tasını tarağını toparlamış ve iç çatışmalarını, dünyâ ölçüsünde kangrenleştirmiş olan, tekelci kapitalizmdi.

    Saltanat neydi?
    Kadim tefeci - bezirgan sermayenin her türlü gelişimi taşlaştırıp dondura koymuş olan derebeylik biçîmiydi.
    Bu iki güç birbirileriyle domuz topu olmuştu. Emperyalizmin yeryüzündeki egemenliğini sağlayan yerli avadanlık, geri ve sömürge ülkelerde emperyalizmin teslim aldığı irili ufaklı saltanatlardı.’’

    Türkiye’de Cumhuriyet, Mustafa Kemal'in ilk olarak gördüğü ve gösterdiği hedefe vardı mı?
    Daha açık soralım: Türkiye’de , Saltanatı kökünden devirip, emperyalizmi kökünden kazıdı mı?

    Marksistler,antiemperyalistler ,yurtseverler/vatanseverler, bu soruya kesin olarak hayır diyeceklerdir.

    Mihri Belli’nin ortaya koyduğu Milli Demokratik Devrim’i incelersek bu yarım kalmış savaş sonlandırılacaktı.

    Deniz Gezmiş’in ,Mahir Çayan’ın eylemlerde söylediklerini de inceleyebilirsiniz.



    Bilimsel sosyalizm

    Sanayi devriminden öncede kollektif yaşam özlemleri vardı, kimsenin kimseyi sömürmediği ve dünyanın mutlu aydınlık bir geleceğe sahip olması ile ilgili, üretenlerin ürettiklerini adilce kendi aralarında paylaştıkları, Teorik olan, felsefecilerin sürekli tarih boyunca gündeme getirdiği bu düşünceye Ütopik Sosyalizm yani içi boş dışı çok güzel olan bir hayal dünyası olarak ortaya konuyordu…
    Engels ve Marksın bunu bilimsel olarak Tarihsel Süreci ve yaşamsal süreci irdeleyerek bilimsel anlamda gerçekleşebilir ekonomik bir modele dönüştürmesi Bilimsel Soyalizmin doğmasını sağlamıştır, Bu doğuş Batının sanayi devrimini tamamlaması ve gelişimindeki liberal ekonominin karşısında anti tez olarak şekillenmiştir…
    Başlıca olmazsa olmazları ;


    -Üretim araçlarının Devletin olması.
    -Üretimin ihtiyaca göre yapılması
    -Kendi içerisinde demokratik bir işlev taşıması
    -Devletin üretimde dağılımı adil yapması
    -Devletin bu süreç içerisinde toplumu kültürel ve sosyal açıdan sınıfsız topluma hazırlaması…

    Ve bunların yaşama geçirilişi sürecinde de Proletarya denilen işçi sınıfının yönetime hakim olması koşulu.

    Sovyet devrimi herkesi şaşırtmıştır, Başta doktrinin oluşturucularını olmak üzere, ilk hareketin işçi sınıfının yoğunlaştığı sanayileşmiş ülkede (İngiltere) gerçekleşeceği tahlil edilirken Çarlık Rusya’sında gerçekleşmiştir…

    Bilimsel sosyalizmin doğuşundaki tarihsel ve diyalektik süreci (Engels, Bilimsel Sosyalizm ve Ütopik Sosyalizm’de Lenin İsviçre Ansiklopedisine yazdığı yazıda Marksizm’in üç kaynağını anlatır.)

    Nedir o üç kaynak: Alman felsefesi (Hegel ve Feurbach),
    İngiliz ekonomi politiği (Adam Smith, Ricardo),
    Fransız sosyalizmi (ütopik sosyalistler, Fourier’ler vb)


    Bu yüzden biz Marks’a, Engels’e ve Lenin’e “İngiliz Burjuva ekonomisti”, “Hegelci” veya “Feurbachçı” veya “Ütopik sosyalist” diyebilir miyiz?


    Aynı biçimde günümüz Rusya’sına bakarak Lenin değerlendirilebilir mi?
    Bu önermeyi;
    Günümüz Türkiye’sine bakarak Atatürk değerlendirilebilir mi?
    şeklinde de değiştirebiliriz.

    Siyasal yapılanma aşamalıdır, Ekonomik yapılanma ile birlikte gider,

    Madde Düşünce ilişkisi bunun temelidir, maddenin varlığı düşünceyi, düşüncede maddeyi geliştirir, sürekli bir devinim içerisinde,
    Sosyalizmin bilimselliği Madde Düşünce ikileminde yatar.
    Diyalektiktir, tarihsel ve materyal olarak…
    Engels bir şeyin doğruluğu yaşamın içerisinde örnekleme ile olgunluk kazandığını belirtir, Suya düşen bir taşın dalgalar yaratarak aşama aşama büyüyerek yok oluşu gibi, her yeni de bu süreci yaşar…

    Eskimeyecek yerini yenisine bırakmayacak hiçbir olgu yoktur…
    Bilimsel sosyalizm öğretisi her toplumun ancak kendi sorununu sağlıklı olarak çözebileceği, her sorunun çözümünün de kendi içindeki zorunlu aşamaları yaşayacağını söyler.
    Teori Tecrübelerin toplamıdır, yol göstericidir, yaşanmışlıkların toplamı teoride, deneyimde olamaz… Çünkü pratiğin muhakemesi ve sonuca bağlanması tecrübedir…
    Tarihsel birikimin yanlış tahlili veya yanlış alınacak tavır kişiyi veya örgütleri yanlışa hatta karşı mevzilere götürür…
    Maddenin gelişimine karşı durmak mümkün değildir.
    Bilimsel Sosyalizmin bir kitap olmaması gibi.


    1904 yılında Atatürk “Maddeyi tanımak için önce Sosyalist olmak gerekir” derken bunların farkında olmadığını düşünmek yanılgı olur sanırım.


    Atatürk’ün bu sözünü söylediğini söylemem Atatürk Sosyalistti demem demek değildir.(O dönemde genel olarak sosyalist=bilimsellik olarak algılanılmaktaydı)

    “Bu devir, ulusumuzun eylemli olarak ve değişmeden yok edilmesini, sermayedarların kendi çıkarlarına uygun bulduklarını sandıkları devirdir. Bu devri atlatıp ulusları söylemeye çağırmak için, yaşamaya haklı olduğumuzu ve hayatımızı elimizden almak için kendilerinin birçok hayatlarını feda etmek gerektiğini kanıtlayacağız..." (Atatürk, Tamim Telgraflar, 2.7.1920, S: 344)

    “İstiklalimizi emin bulundurabilmek için, heyet-i umumiyemizce heyet-i milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyet-i milliyece mücadeleyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız...” (M.Kemal Atatürk)

    “…Mali ve ticari gücü yüksek tüccar, sanayi yatırımı yapacak milli sermaye yoktur. İşveren ve işçi gibi modern sınıflar ortaya çıkmamıştır. Çıraklar da sayılsa ülkedeki tüm işçi sayısı, yirmi bini geçmemektedir. Aydın ve sanatkarlar çok azdır ve aydınların çoğunluğu halkın sorunlarından habersizdir. Büyük özveriyle düşmanı yenen ordunun gereksinimleri çoktur, her düzeyden komutanı geçim sıkıntısı içindedir. Halk büyük bir yoksulluk içindedir, eğitim düzeyi çok düşüktür. Gerçek bir halk hükümetinin kurulduğunu söylemek yalancılık olur.” (Atatürk)

    Bunları söyleyen Atatürk net bir biçimde kapitalizme, emperyalizme ve kapitalizmin en vahşi biçimi olarak tanımladığı liberalizme karşı olduğunu söyler .

    Uygulamalarında da Hiç bir zaman yerli, girişimcinin yaptığı ne olursa olsun, karşı çıkmaz iken destekte vermez.
    Bununla İlgili, Koç Başta olmak üzere Uçak montaj fabrikası kuran Nuri Demirağ ‘da dahil hiç bir açılışına gitmez.
    Bunlarla ilgili bunlarla birlikteliğini gösteren tek bir fotoğraf karesini bulamazsınız.
    Söylev ve Uygulaması ortadadır.


    Kurtuluş savaşı gerçekleşmiş, eğitimsiz, ekonomiden anlamayan, savaşta payeler almış bir yığın İttihatçı kadrosu ile birlikte çalışma zorunluluğu ile karşı karşıyadır.
    İsmet İnönü, Kazım Karabekir başta olmak üzere Celal Bayar , Sazaklar..vb..


    Bunlara Rağmen, Üretim için Eğitim ve Kolektif yaşam olan Kooperatifçilik kanalı ile yatırımları, Çalışanın işyerinin hissedarı olması prensibini söyler,
    Bunlara rağmen Devlet Sosyalizmini seslendirir.
    Ziraat bankasının yapılanması ve diğerleri bunlara örnektir...


    Gerçekleştirme istem biçimleri belki eleştirilebilir.

    Birçoklarının yanında ya da karşısında olan isimlerin, Atatürk’ün yapmak istediğinin sınıf kaynaşması olduğunu yazdığını görüyorum. (Haklı/haksız olabilirler.)

    O dönemleri yaşamadığım için (diyalektik olarak çok önemli ) sadece tahminler yürütüyor ve o günün farklı yazarlardan o yıllarda basılmış yayınları okuyarak aydınlanmaya çalışıyorum.


    Devletin Halk devleti olmasını o nedenle de Ekonomide Halkın katılımını organizeye çalışıyor ve söylendiği gibi, Devlet yaptığı yatırımları daha sonra oluşacak yerli sermayeye verecek diye bir düşünceye hiç bir zaman yer vermiyor.
    Tam tersi Devletin şahsın yerini almayacağını İzmir iktisat kongresinde söylerken, Piyasalarında başıboş kalamayacağını Devletin elinde olacağını belirtiyor.


    Marksizm ile Atatürkçü düşünce bana göre ;

    -Devletin bu süreç içerisinde toplumu ekonomik ve sosyal açıdan sınıfsız topluma hazırlaması ve bunların yaşama geçirilişi sürecinde de Proletarya denilen işçi sınıfının yönetime hâkim olması koşulu.


    işte burada ayrılıyor.Başka bir ayrım görmüyorum.

    Şimdi Atatürkçü olduğunu söyleyen insanların (İsmet İnönü’nün Celal Bayar’ın, Kazım Karabekir’in,Kenan Evren’in…vb ) O’nun ölümünden sonra gerçekleştirdikleri ile Atatürkçü düşünce ile nasıl bir bağlantısı olduğunun cevabını da sanırım vermiş oluyorum.


    Bu günler ; bilgi ve düşünceden korkanların, çıkarlarına çomak sokulacağının farkında olanların günü.
    Zor günlerden geçiyoruz,

    Doğrunun yeri, üretenlerin emek sarf edenlerin haklarının çaldırılmaması için bayrak açanların yanı olmalı.
    Böyle bir yer yoksa bayrağı kapıp bu doğrultuda yürümeli.
    Sayısal birliktelik güç değildir. İdeolojik örgütlü sayısallık asıl güçtür.
    Disiplinsiz ve sorumluluk duygusundan uzak kalabalık, ideolojisi bile olsa güç oluşturmaz…
    Emek temellerinde oldukça, bilgi birikimi eşliğinde oldukça, her hareket ilerici ve değerlidir.


    Saygılarımla,



  9. #9
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart


    '' Marksizm ile Atatürkçü düşünce bana göre ;


    -Devletin bu süreç içerisinde toplumu ekonomik ve sosyal açıdan sınıfsız topluma hazırlaması ve bunların yaşama geçirilişi sürecinde de Proletarya denilen işçi sınıfının yönetime hâkim olması koşulu.

    işte burada ayrılıyor.Başka bir ayrım görmüyorum. '


    Bunları söylerken temel olanın özgürlükler olduğunun altını çizmem gerektiğini belirtmek isterim.

  10. #10

    Üyelik tarihi
    14 Haziran 2009
    Mesajlar
    230

    Standart

    Mühendis alıntıladığın ve yorumladığın yazılara ve kalabalıklaştırdığın yazılara tek tek cevap verecek vaktim yok yalnız şunu söylemeliyim ki Mahir'in ve Türkiye siyasi tarihinin Marksist ideolojiye sahip devrimcilerinin eserlerini iyi analiz etmelisin.. oku oku diyorsun da okuyan bir insanın Kemalizm ve Marksizmin ayrımlarını ve Türkiye uygulamalrındaki farklılıkları görmemiş olması mümkün değil..

    Birincisi Marksizm içinde hiçbir milliyetçi görüşü barındırmaz.. Keza Marks'ın toplum öngörüsü 5 aşamlıdır.. İlkel toplum(Köle ve sahibi), Feodal toplum(Serfler ve Ağalar), Kapitalist Toplum(burjuvazi ve proleterya), Sosyalist Toplum(proleterya diktatörlüğü), Komünist Toplum(Sınıfsız TOplum).. Sosyalist toplum bir amaç değildir.. Devrim sonrası bir bilinçlenme sistemidir.. Bir geçiş aşaması oalrak öngörmüştür Marks bunu.. Tüm bu aşamalar Marks'ın Tarihsel diyalektik olarak nitelendirdiği Çatışma teorisinin sonucudur.. Sosyalizmde çatışma biter ve sonrasında devlet feshedilerek Komünal yaşama geçilir..

    Yani Marksist birisi için öncelikle içinde bulunduğumuz kapitalist sistemde hak mücadelesi esas alınır.. sonrasında ezilen sömürülen halk tabanından bir "sınıf bilinçlenmesi"yle sosyalist bir halk devrimi gelir.. sosyalizm geçiştir.. üretim faaliyetleri kapasiteler vs belirlenir ve insanlar devrimci ahlakı öğrenir.. Komüzim kaçınılmazdır..

    Yani Marksist bir insan sadece emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkarak küçük burjuvayı ve yerli yatırımcıyı desteklemez.. onun asıl amacı komünizmdir(sosyalizm de değil dikkatini çekerim).. .. sadece emperyalizme karşı savaşmak Marksist düşünce savunusu olsaydı bugün şeriat yönetimli İran da Marksist olmalıydı.. Hatta İngiltereyle savaşan bir Fransa yada ABDyle savaşan bir Almanya Marksist olabilir mi?? Kemalist düşünce içinde "GÜÇLÜ TÜRKİyE"Yİ barındırır.. Milliyetçiliği barındırır.. Denizlerin Emperyalizme karşı çıkmasıyla kemalist olmalarını burada bağdaştırıyorsunuz ve yanılıyorsunuz.. Evet Kemalist düşüncedekiler de emperyalimze karşıdır.. Fakat bu Marksist düşüncedeki gibi bir sistem benimsedikleri için değil, Milliyetçilik duygusuyla Türkiyeyi ve hatta Türk gücünü göstermek içindir..

    Siyaset Bilimini, ideolojilerin farklarını, ve neden bu ikisinin aynı olamayacağını ve hatta Mahir Çayan'ın (kendisi bir teorisyendir aynı zamanda) teorilerindeki burjuva ve küçük burjuva snıflarının resmi Kemalist ideolojide nasıl desteklendiğini anlattığı ve SOSYALİST DEVRİM' e olan inancı ve bu yoldaki mücadelesini, Türkiye'nin sosyal yapısından kaynaklı nasıl bir Marksisizm düşüncesi oluşturduğunu bol bol okuyarak öğrenmelisiniz..

    Kendine devrimci diyen herkes Marksist Devrimci olamaz.. Evet Atatürk de devrimcidir.. Ama asla Marksizmle karıştırılmamalıdır..

    Kendine sürekli aydın yakıştırmasını yapan totaliter, sermaye destekçisi ve aynı zamanda bugünün koşullarında işbirlikçi naralar atan sistem evcilleştiricisi sosyal demokrat Kemalist yazarların lafları teoride çok yavandır..

    Atatürk'ün söylemlerine gelince.. Atatürk'ün milliyetçi karakterini vurgulayan binlerce sözü vardır.. Zamanında bir arada tuıtmak için saltanatı koruyacağını da o söylemiştir.. Bunların hepsi taktikseldir.. Yani Atatürk'ün her sözünü nerede ne zamna ne amaçla söylediğini bilmeden yorumlamak mümkün değildir.. Cumhuriyetten beri Sovyet Rusya'yla hep içli dışlı olmak "zorunda" kalmıştır.. Çünkü şartlar onu gerektirmiştir..

    Bu tavırlar bile oportunist bir yaklaşımın örnekleridir.. Sosyalist olmak ne ala, Kemalist olmak da ne ala, fakat bu ikisini Marks temelinde birleştirmeye çalışmak komik kaçıyor..
    Konu HoŞÇa tarafından (07 Ocak 2010 Saat 00:45 ) değiştirilmiştir.
    belkilerle dolu bir hayat yaşıyoruz derken bile bir belki geliyor insanın aklına..

Sayfa 1/2 12 SonSon

Members who have read this thread : 3

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0