Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu

Go Back   Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu > Bilgi ve Tartışma > Genel Tartışma Alanı

User Tag List

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06.11.17, 13:39   #1
Gönüllü Felsefeci
 tazmanyayahnisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2017
Nereden:
Mesajlar: 61
Standart rekabet,yarış ve ahlak doğan göçmen

THOMAS HOBBES, REKABET, YARIŞ VE AHLAK
("Thomas Hobbes’un Toplum ve Ahlak Felsefesinin Temelleri Hakkında" başlıklı yazımdan)
Thomas Hobbes’tan modern insanlığın varoluş hali hakkında ne öğrenebiliriz? Hobbes, Leviathan’ın 17. bölümünde insan ile arı ve karınca gibi diğer canlılar arasında bir karşılaştırma yapar. Bu canlılar da insanlar gibi sosyal varlıklardır. Onlar da insanlar gibi her biri kendi yargısına ve hazına göre davranır. Diğer taraftan birbirlerine ortak yararları için en iyi şeyin ne olduğunu anlatacak bir dilleri yoktur. Fakat insanlarda birbirlerine karşı davranışlarında doğruyu ve yanlışı ayırt etmelerini sağlayacak akıl yetileri olmasına karşın, aralarındaki iletişimi ve karşılıklı anlaşmayı kolaylaştıracak son derece gelişkin dilleri ve retorik güçleri olsa da, bu canlılar gibi birbirleriyle sosyal varlıklar olarak yaşayamazlar. Hep birbirleriyle bir didişme, itişme-kakışma, birbirleriyle sürekli bir kavga ve savaş halindedirler. Bu nedenle Hobbes sorar: “bu nedenle belki birçok insan, insanlığın neden aynı şeyi yapamadığını bilmeyi arzular.” Gerçekten de herkesin kendisine ve başkalarına sıkça sorduğu ve bir türlü yanıtlayamadığı büyük sorulardan birisi budur. İnsanlar neden birbirleriyle sürekli bir kavga ve savaş halindedirler?
Bu soruya yanıt olarak Hobbes, bazen üç bazen de altı neden sıralar. Bunların başında insanlar arasında savaşa neden olan rekabet gelir. Diğerleri kendi başına neden olmaktan çok rekabetin birer sonucudur. Rekabet kavramı sıkça yarış kavramı ile karıştırılır ve bu nedenle eş anlamda kullanılır. Oysa bu iki kavram birbirine tamamıyla zıt ilkelerden hareket ederler, dolayısıyla karıştırılmaması gerekir. Yarış kavramı spordan alınıp, sosyal felsefeye ve ahlak felsefesine kazandırılan bir kavramdır. Yarış, Friedrich Nietzsche’nin sandığı gibi en üstünün değil, ama en iyinin yarışmacılar tarafından hep beraber ortaya çıkarılmasına hizmet eder –sporun ta başından beri amacı hep bu olmuştur. Herhangi bir yarışta, örneğin koşuda birinci olan sadece kendi başına iyi koştuğu için birinci olmaz aslında. Birinci olan ancak diğerleriyle ortak koştuğu ve ortak koşu anında oluşan diğer koşuculardan aldığı duygusal iti ve psikolojik destek sonucuyla da birinci olur. Zira koşucular teker teker, hedefe birinci olmak için koşarken aynı zamanda birbirlerini de beraber çekerler veya iterler de diyebiliriz. Kısacası yarışanlar birbirleriyle yarışırken, yarışanların her biri diğerlerini geçip birinci olmaya çalışırken aynı zamanda birbirleriyle işbirliği içindedirler. Birinci olan, yarış anında psikolojik durumun zihninde en iyi sentezi yapabildiği için de birinci olur, sadece iyi bir kondisyona sahip olduğu için değil. Hatta psikolojik durumu zihninde en iyi bir şekilde sentezleyebildiği için, on an için kondisyonu iyi olanların arasında en iyi kondisyona da sahip hale geldiği dahi ileri sürülebilir. Toplum ve siyaset felsefesinde bu betimlediğim yarış kavramının içeriğine Rousseau’nun sıkça yanlış anlaşılan “genel irade” (volanté général) kavramı denk gelir. Rekabet kavramı, spor müsabakalarında görülen herkesin birbirine sarılıp birbirini ve herkesin birinciyi ve diğer dereceye girenleri sevinç ve mutlulukla kucaklayıp kutladığı tablolarda görülen işbirliği ve beraber mutlu olama durumunu imleyen bir kavram değildir. Yarıştan farklı olarak rekabetçi bakış ve davranış, diğerini geçmeye çalışırken bile onu desteklemeyi, beraber ileri çekmeyi veya öne itmeyi amaçlayan bir ilkeye dayanmaz. Rekabet ilk bakışta yarış kavramıyla aynı ilkeden hareket eder gibidir. Fakat öyle değildir. Rekabet kavramının temelinde kıskançlık vardır. Yani yarış kavramının tam tersi içermelere sahiptir rekabet. Bu nedenle Hobbes, haklı olarak, rekabet kavramını betimlerken spor müsabakalarının sunduğu tabloları kullanmaz, tersine savaş ve muharebe meydanlarının yanık, yıkık ve dökük tablolarına neden olan karşılaşma anlarında görülen davranış hallerine başvurur. Yarışın erdemi dayanışma, dinamizm ve yapıcı olmaktır. Buna karşın savaşın erdemleri, Hobbes’un işaret ettiği gibi, hile, zor ve şiddettir, dolayısıyla yıkıcılıktır. Yarışta herkes kendisini diğerinin dolayısıyla kavrar. Eş deyişle diğerini tanıdığı için kendisini diğerinde tanır. Fakat rekabette diğerleri tarafından tanınmak için, kendi alanınızda önünüze çıkan herkesi her türlü yöntem, yol ve araca başvurarak yok etme çabası vardır. Bu iki kavramı siyaset alanından örnekleyerek açıklayacak olursak; yarış, özgürlük politikasına temel oluşturur, rekabet reel politikada işleyen bir ilkedir.
Peki, rekabetçi ilişkilerin insanın doğası bakımından sonucu nedir veya nelerdir? İnsanlar, örneğin yine arı ve karınca gibi diğer canlılarla kıyaslanacak olursa, bu canlılardan farklı olarak akıl, dile ve hitabet sanatı gibi yeteneklere sahip olan bir varlıktır. İnsanın bu yetileri onu diğer canlılarla karşılaştırıldığında aslında üstün kılması gereken yetiler ve güçlerdir. Fakat rekabet akıl, dil ve hitabet sanatı gibi yetilerin tersi amaçlar için kullanılmasına yol açar. Akıl kurnazlığa, dil yalancılığa ve hitabet sanatı lafazanlığa ve aldatmaya hizmet eder. Böylece rekabet insanı aslında kendisinden daha aşağıda olan canlılardan daha aşağıda kılar. Diğer canlılar ortak olan ile özel olan arasında ayrım yapmazlar. İnsanlar yapar. Bu ayrım herkesin kendisini birey olarak gerçekleştirmesi için işlevsel kılınabilir. Fakat bu, modern insan ilişkilerine hâkim olan rekabet nedeniyle tersine döner. Diğer canlılar da insanlar gibi ses çıkarırlar, ama insanlar gibi kendilerini anlatırken çok daha iyi ve kolay anlaşmalarını sağlayabilecek hitabet sanatına (“art of words”) sahip değildirler. Fakat insanlar arası ilişkilere hâkim olan ve onları birbirine yabancılaştıran ilkeler nedeniyle bu sanat iyiyi kötü, kötüyü iyi olarak göstermekten başka bir şeye yaramaz. Kısacası, insanı insan yapan tüm yetileri, aralarındaki ilişkilere hâkim rekabet nedeniyle tersi amaçlar için kullanılır olur ve insanı kendinden daha aşağıda olan canlılardan daha aşağıda kılar. Kısacası rekabet, insanı insanlıktan çıkaran bir ilişki biçimine neden olur.
Peki, rekabetin nedeni nedir? Rekabet insanın doğasından mı kaynaklanır yoksa rekabetçilik insanın toplum içinde geliştirdiği bir karakter özelliği midir? Thomas Hobbes rekabet ilkesinin insanının doğasında olduğunu ileri sürmekle neyi kastetmektedir?Doğan GÖÇMEN


_______________________
İnsan sevgisi,barış uzlaşı kültürü ve ahlak iste bir yahnide olması gerekenler
tazmanyayahnisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.11.17, 18:03   #2
Gönüllü Felsefeci
 elbiss - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2017
Nereden:
Mesajlar: 85
Standart

Hobbes sorar: “bu nedenle belki birçok insan, insanlığın neden aynı şeyi yapamadığını bilmeyi arzular.” Gerçekten de herkesin kendisine ve başkalarına sıkça sorduğu ve bir türlü yanıtlayamadığı büyük sorulardan birisi budur. İnsanlar neden birbirleriyle sürekli bir kavga ve savaş halindedirler?

İnsanlarda birer karıca ve arı misali gibidirler fakat insanların bir konuşma dili varken arıların ve karıncaların konuşma dili ise titresim veren antenleri ve duyularıdır...

İnsanların neden savaş içerisinde oldugunu tam manasıyla bulabilmek zordur lakin şöyle bir bakış açısıyla duruma netlik kazandırabiliriz...

Dünyada ki milyarlarca insan zamanını ve anını farklı yaşar bunun esas temel sebebi ise insanların yaşam çemberinde kendi halkalarında olduklarıdır.....

Yani her insanın kendine göre birer yaşam çemberi vardır ve bu yaşam çemberinde insan aldıkları ve almadıklarıyla zamanı ve anı yaşar insanlarda ki akıl ve mantık yürütme sanatı ne yazık ki istenildiğinde çıkara ve amaca göre saf dışı bırakılmakta ve devamında ötekileştirme ve ön yargı gibi temel kavramlarla iç savaş iç bünyede başlamada devamında ise dışa aktarımda anlaşmazlık ve uyumsuzluk baş göstermektedir...

Oysaki ortak bir dil akışı ve düşünce çözümüyle bir yol ve yordam sorunlara cevap bulabilir lakin çogunlukla sorunlara çözüm bulmak yerine sorunlara daha fazla sorun eklemekteyiz...sorunlar biriktikçe iç çatışma ve real çatışma boy göstermektedir oysaki sorunlara çözüm bulup çözümlerle yolumuzu ilerletsek ve sorunları biriktirmek yerine sorunları aza indirmeyeçalışsak belki iç çatışmayla başlayan ego ve tatminsizlik duygularını insanlık ve ALLAH kavramıyla ve yaşam biçimiyle daha nete kavuşturabiliriz lakin dünyada ki savaşı engeleyecek taö bir cevap degildir.....tam bir cevap bulabilmek için İNSAN ve İNSANLIK devamında ise Yaşam ve Dini yaşam kavramlarını genel manada iyi kavramaktan geçtiğine inanmaktayım....yani güzeli ne kadar fazla istediğimizle alakalı desek yanlış olmaz sanırım lakin uyuşmazlıkların en temel savaş nedeni bana göre çıkarların ters düştüğü noktada başladıgı ilk dilim ve anlar diyebilirim...

Rekabet ve Yarışın birbiriyle eş deger olmaması gerektiği inancını bende taşımaktayım yarış içerisinde olan bir insan aynı kulvarda eşit deger ve haklara sahiptir ...

Yarış içerisinde olan bir insanın birbiriyle sürüklenme eğilimi devamında kazananıjn musabakadan sonra belli oldugu bir sonuçtur....

Rekabeti ise art niyetli bir hakemin maçın gidişatını bozarak etki etmesine benzetebiliriz...Rekabette öncelik yoktur sadece kendi çıkarları ve dogruları vardır ve bu çıkarlar için her türlü girişim icrat iyi görünmektedir...

Oysaki rekabetin de güzel inceliklerini oluşurabildiğimizde eşit zemin hazırladıgımızda belkide süreci daha olumlu degiştirebiliriz lakin ahngi güçülü ülke pastasını paylaşabilir ki??..

Bu soru aklımıza geldiğinde yada hangi güçlü şirtket size pay verebilir ki ? sorusunu aklımıza getirdiğimizde aslında rekabet in ne kadar çetin ve zorlu ama gereklilikler içerisinde oldugunu görmekteyiz oysa ki yarış kavramında şartlar kurallar ve hedeflenen gaye bellidir sadece rekabeti bozmayacak art nıyetlı kötü bir hakem olmadıgı sürece maç seyrinde eşit ve adil bir şekilde ilerler diyebiliriz...

Peki, rekabetçi ilişkilerin insanın doğası bakımından sonucu nedir veya nelerdir?

İnsanların karınca misali olması hitabet yetilerin olması güzel olan olgulardır lakin insan rekabet içerisine girdiğinde ilk baş neyi yapmak istediğini ve neyi aşagıda bırakmak istedigini hedefler lakin karıncalarda birliktelik ve bütünlük esastır belki karıncalarda konuşma dili yok ama onları ileri götüren bir liderleri ve toplumda bir ara tutanda titreşim ve duyu özellikleri vardır...

İnsan rekabet etmeye başladıgında bir çok güzel özellikleri unutur sadece amaçladıgı gaye ve egoya ulaşmaya çalışır oysa ki en iyi kazanımın birlikte beraber olabildiğidir lakin rekabet ortamında kim pay vermek ister ki ?? işte bu soruya yanıt vermek çok zordur diye düşünüyorum...

Peki, rekabetin nedeni nedir? Rekabet insanın doğasından mı kaynaklanır yoksa rekabetçilik insanın toplum içinde geliştirdiği bir karakter özelliği midir? Thomas Hobbes rekabet ilkesinin insanının doğasında olduğunu ileri sürmekle neyi kastetmektedir?

Bana göre rekabetin temel sebebi doyumsuzluk ve aşırı hak sahibi olma isteğidir....Rekabet toplum içerisinde gelişen bir kavram degildir insanın dogasında olan nefis denilen doyumsuzluk ve istah kabartmasıdır diyebiliriz...

İnsan hep ister alsada gene ister bunu peygamberler zamanında peygamberlerin bir çok mucize göstermelerine ragmen halen mucize görmek istemeleridir...çünkü insan doyumsuzdur dogruyu görsede görmedim bir daha göster oysaki insanın burada ki temel amacı bana göre karşıdakini alt edip rekabet etmektir ve bunuda en iyi yapacağı yöntemle inkar etme yalancılık vb etmenlerle yapabilecek olmasıdır.....

Kendisi rekabet ederken arenada rakiplerinide kendisine yakınlaşmadan ezmek ister çünkü ezerken keyif alır ve haz duyar o yüzden rekabetmi yarış mı derseniz bence yarış hem adil hemde daha etken diyebiliriz...

Siyasette de yarış havasında başlar lakin rekabet en önde olandır ilk olmak adına diye düşünmekteyim o yüzden derler siyaset yapmak zordur diye ...

Böyle.


elbiss isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:50.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Webcrawler by Felsefe.Net
Felsefe.Net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz